![]() |
Engin Taş
Acıyı Ağlamak
terim ağustos yağmuru gözlerim aşk bağdaşında senden bölünmüşüm ben ekinim kan olsa da biçeceğim doğumun klasik romantik desinler yaşamın ne çıkar ellerinde öleceğim Murat yıkar her yıl belleğimizi Seydan Köprüsü zamana karşı başımı taşlarda arayın Murat tokluğumuz kadar güzeldir herkesin kanı akar denize gün olur baş başa verir acıyı ağlarız |
Ağıt
yıkık şeyler yaşadık yaşamı tam soymadık sevda mukaddes yara yaramıza doymadık ezik sözcükler verdik yıkık bakışlar verdik yaşananların adını ikimiz de koymadık bu bizim ağıtımız hep usulca ağladık birbirimizin sesini insafsızca duymadık baharı dağda bıraktık çıkmadık sokaklara herkes kendini gömdü kimselere yaymadık belki zaman götürdü yeşil yüreğimizi maviye ant içmiştik mavilikten caymadık |
Al Götür Beni Buralardan
O zamanlar başkaydı gülmek Rüyasız kaldım bu kentte Her şey ıslak ve tuzlu Al götür beni buralardan Hepsi bıçak yarası biliyorum Bu var oluş var ya kendi başına Bu yok oluş var ya kendi başına Demir dövüyorum gözlerimde Yeşilim ezildi Al götür beni buralardan Umrumda her şey umrumda Kuşların uçuşu vuruluşu Çocuğun okuyuşu Yüreğim özlem vurgunu Vurgunun soluyuşu umrumda Kuşlar ağlıyor bu kentte Al götür beni buralardan Sigarayı hiç ıslatmadım Dilim seyrini bilir Ama ne bu söyler misin Şarap içerken ağlanmaz Bu uzaklık Oyunsuz kaldım bu kentte Al götür beni buralardan |
Bela
Masalsı bir güzelliktir özlemin Uyusam ayrı bela uyansam ayrı bela Gözlerin en koyu maviliğimdir Soyunsam ayrı bela giyinsem ayrı bela Düşmanı mı olurmuş güne hayran olmanın Isınsam ayrı bela üşüsem ayrı bela Sevdama tapıyorum ürettiğim her şeye Tapıncım ayrı bela inkarım ayrı bela |
Biliyor musun
biliyor musun kimi getirdilerse yanıma akıllı bir yanını gördüm ve sevişmedim neyi astılarsa boynuma nefesimle yaktım hiçbir şeyi taşımadım göğsümde senden başka biliyor musun azad kuşlarından oluşmuş bu ülke sevaba muhtaçlığım yok ama aşkına namluluğumdan doğruluyorum kafese ikimizin sesiyle açılıyor kilit biz kalıyoruz birbirimize kilitli biliyor musun her çocuk yeni bir iklimdir atardamarından fışkırıp hayatın kılcal damarından sızar toprağa ve sen sızarsın(yorsun) bileklerimden aşk kaybından öleceğim mutlaka biliyor musun bir kış gecesinde ve hücremdeyim aşksız bir zeminde ve çırılçıplak elektrik sıramı bekliyorum korkusuz ama seni veriyorlar parmakuçlarımdan polisler bile senin gibi soyamadılar beni biliyor musun korku bir okuldur adem’den beri düşleri kurşunlayan ve cesaret bir ırmak iki yürek/bakış arası ben nehir geliyorum vadine senin bir kobrayı almışım koynuma biliyor musun bir ejderha yuvası bilinçaltımız masal mavallarından gebe ve hafızamız tam talan devler periler diye yine de servi boylu bir yaşam akar umutlarımdan ve istemesen de yüzün kabem baktığım/döndüğüm her yerde biliyor musun dinimi sen diye yeniden giyiyorum dizimi bileğliyorum doruklarına yüreğim tay hızında kıvrak kırlangıç aşkına banıyorum kanatlarımı biliyor musun beni senden asacaklar biliyor musun kaç akşam oturup da meyhanelere yalnızlığımı vurdum tabanlarına basıp ayakkabılarımın yıldızları ve yılmazları ürküttüm etrafım sarıldı birden bire ama dost sözler duydum tüm ağızlardan ama sen yoktun ve kimseszliğim solumda oturuyordu biliyor musun ürke ürke büyümüş bu ülke kadar seviyorum seni bu ülke ki cami önlerinden alınıp büyütülmüş - ki bundandır mahzunluğu- ikizisin sen onun aşk önlerinde büyümüş her secde senin için biliyor musun ömründe bir yılana dokunmamış kurtla göz göze gelmemiş bir girdaba düşmemiş ve bir pınarın başında gece yarısı gökyüzüne bağdaş kurmamış ordular kuşatmış senden tenimi ama bir çoban ıslığıyla geçmişim aralarından biliyor musun umut bir dumandır közden beslenir umutsuzluk kül yangın yüreğim bir ana gibi besliyorum acımı ve aşkımı nabzım körüğe durmuş biliyor musun kaç kez yemin edip bozdum yemini kaç kez güneşte kurutup arzularımı ayazda anlattım arzuhalimi kaç kez inkar ettim gülü kanı kanılarımı ama aynı geçmişi taşıyoruz kırsak da bütün kalemleri biliyor musun sen fırat’ı bilmezsin kan taşır yüreğime çocukluğumu taşır kimse görmeden ayaz günlerimi alıp ergenliğimden kırkıma bırakır telaşlanırım çünkü geçmiş dediğimiz bıçaklı bellek gir kının/m/a yoksa damlayacağım biliyor musun ben üç yaşımda öğrendim hasretlik nedir on üçümde sıla özlemim örstü yirmi üçüm hücre dışına vurgun otuz üçüm benliğimin peşinde şimdi kırkımdayım ve sana hasretim biliyor musun hasrete bağışıklık kazanılmıyor biliyor musun bu göğün başıma yıkılacağını biliyordum biliyordum bu yerin yıkılacağını ve bu yılın başıma bu yalın ve yalım sohbetlerin biliyordum yangınları sevmediğini nesimi gerçeğim yoklar tenimi |
Bizim Ezgimiz
hadi bir deniz ısmarla gözlerine beni ısmarla bir akşamüstü zamansız bir çerçeveden geçiyorum hadi seni ısmarla bu akşamüstü biliyorsun ateşin hançerle dansını ölüm kör bir kuyuya seslenmek hayat öz sesine yaslanmaktır hadi bana beni ısmarla şu akşamüstü ben hala gülmeden büyüyorum gündüzün tenini kanatarak ve nar tanesi duyuyorum kahkahaları hadi sendeni ısmarla nü akşamüstü çelikten bir yüz taşıyorum çocukluğumdan tanrıdan bir gülümseme dudaklarımda ve içimde şaraptan süzülmüş bir yaşam hadi içbeni ısmarla su akşamüstü biliyorum yüzün çaydan geçenlerin türküsü seyrana çıkar kalemimde okyanus boyu ve yağmurdan alıyorum kokunu senin hadi bizdeni ısmarla her akşamüstü |
Bu Şehir
ağlama dost bu şehrin yıkılması ağlamaktandır ağlama dost sabrın suya düştüğü an doğan gün büyük olur yarına kurbanlar kesilir de o çocuğa yeni bir destan yazılır adına bu şehirde ağlama dost geçmişi yükledik yüreğimize güneşi gözlerde görmek isteriz elbet bırakmak değil niyetimiz günahımızı seni bilmem nasıl mutlu etmeli bu şehirde bu şehrin yıkılması ağlamaktandır |
Denize Götürün Beni
Dağ bile dememişim yormadım hiçkimseyi Farkında yaşamışım güzelliklerin Ağrılı sevdaları ağrısız yudumlayıp otuzuma vurmuşum Bir ömür kurmuşum maviliğe Denize götürün beni Deniz özlemimizdir |
Diojen Olurum
gözlerin fırtına tutuldum kaldım yürekler alevden ağıta yatmış kor oldum zor oldum eylem üstünde kavgada sevildim aşkta sevildim eylül her yıl yüreğimin burgusu kokusu kalmasın üstümde elin ana yordamında elin değme tenime değme geyşalığın(yapaylığın) sıkar canımı cümle nazın hevesimin şeytanı böyle dava yangın yalnızlık açar açarsın gözlerini uçurumlara diojen olurum varlığnda ben ayrılık sohbeti biraz közümdür biraz telaşlıyım yeni aşklara okunmuş bir kitap kalır içimde önlerine tenimi serdiğim kızlar bilirsin tükenmem arzularımda volkan koynum kıvamında doğurur güneşi kimseye sormamışım ben ben suyuma arınmamış ten katmam de köylüm doğu özümü neyleyim neyleyim zamansız söz demetini kendini tanrıya armağan götür nasılsa esaretin bitmeyecektir herkes kendin büyütse kimse ağlamaz ağlamaz nazlıcan eylül(ölüm) var diye sorulur bir zaman dil hesapları sevgiye adanmış ömrü unutma |
Dörtlükler
Yüreğimiz dağlarda namlulardan atılır Tetiği kızlarımızın da rahminde Kanlı bir sofradır yaşanan Mavilik ayaklarımıza kadar inmeli xx xx Dayanır dilimiz destanımıza Bir sözlük acılar yıkıcıdır hep Her şeyin başı dilana varmaktır Hep düğün olmalı türkü olmalı xx xx Acıdan gelmişim acı olmuşum Kimi yüreklere sancı olmuşum Bağlamış başımı olimpios'ta Aşağıya inmiş nevruz olmuşum xx xx xx Demlenir aşkımız yıllarımızda Ateşi azıcık kısmak da gerek Bir içimlik şiir olsun isterim Ömrümüz mavide morda yeşilde xx xx xx Yüreğimiz son yüzyılın kazanı Ateş beslenir arzular ısınır Kavgalar doğar insan değerinde Bundandır kavgamızın gururumuz olması Bu çağı damgalamak istiyorum xx xx xx Amacım her zaman gözlerin oldu Sevgiyi ve korkuyu buluyorum Gözlerin yaşamın ve ölümün ayırdı Sürekli kayboluyorum |
Geçtim
ban sana hep yağmurdum su gibi sudan geçtim sen bana hep uçurum çokça pusudan geçtim hasretine yanmaktan küle döndü yüreğim savruldum dağa taşa kahr-ı kısudan geçtim özleminle yaşamak vardı binlerce sene bir anlık vuslat için ben bengisudan geçtim kördüğümdü gördüğüm yollara baktığımda yine de varam diye belki bin sudan geçtim behlül gibi arayıp seni deli divane yunus gibi tam kırk yıl bir bilgesudan geçtim biledim yüreğimi aşkın ateş çarkında demiri çelik yapan o ince sudan geçtim bilemezsin sevgili taşa vurup gönlümü sana arınmak için bin akça sudan geçtim vazgeçem istediler yoluna tükenmekten tükendim çınar gibi daldan özsudan geçtim yok oldum ey dermanım ateşinde su gibi yine var olmak için tenden cansudan geçtim sen kendi mühürlü yüreğine tapınca ben azalmamak için bir engin sudan geçtim |
Gelecek Aşktır
Yoğrulmuşluğun gücünde süresiz Sen ki sevdalara yazılmışsın Umudu bayraklaştır umudu bayraklaştır Tükenir ürküntüler o anda Ötesi ele alınmış yürek parçası Örselenmiş özlemlerin aşkına Bugüne başkaldır Yılların yılların getirdiği ki bu Umarsız uykularda büyünmüş Ve ağız dolusu kinlerde yürünmüş Ve glatyatörler arenasından ses verir Hiroşima yedi metre karesine Yüz karası bir sayfa Ve yaşamın müsveddeliği O ki yüreğinde olan Aslı'nın sinesinde büyümüştür O aslı ki alev alev saçlarıyla Tarihi yalamıştır Tanrı kıskançlığının bağrında Yine aşkın ateşi kazanmıştır Gelecek aşktır aşktır Bu bir erdem güzelliği Tarihin ufuklarını süsler Kavgacıların ellerinde Ve o kahramanlar güneşle doğar meydanlara Onlar kavgada bir kurşun Kavga onalarda dünya olur |
Gerçek
erkenden ölmüş bir yarin cenazesi ve heveskar kıyametler doğurmuşuz susayınca ovaları yüreğimizin oğulu fırat’a can gelini hicran verip üzümden ibaret yosma ömrümüz sözden ve gözden bir mengenededir mevsim usulca kavramış ruhlarımızı bilir kan damarda değil amaçlardadır umut duldada gözü kara bir servi haziran sancısını bilmeden büyür en yavuz oğlumuz fırat’a esir tarla olgunluk kırkımda düşer başıma |
Hasretin Tarihçesi
gözlerimi bağladım gülüşlerin üstüne sabırdan sigara sardım sancılarıma yokluğunda ağladım ateşlerin üstüne yangından yağmurlar yaptım yaralarıma günahı seninle sevdim özümü aklayarak tenime terleyen tenine taptım son gecenin hüznünü gözümde saklayarak aşina acizliğimi aşkınla aştım gözlerimi çevirdim güneşin batışına gelmedin gül-tanem gönlüme gömdüm hasretini bağladım kalbimin atışına denize derinden deliye döndüm günleri çektim ipe ürkerek sensizlikten bir bela benzeri baktım benime nihayet közlenerek sudaki bensizlikten külledim kendimi kendi kendime |
Modern Aşk
bırak beni kendi halime avazıma saklanmış yüzünde vuruyorum kendimi her bakışında aşk yaklaşıyorum kıyıya varlığın darlığın olmasın diye gözlerimi giyiyorum saçlarına yağıyorum tarama beni göğermiş yaralar gibidir aşkım kundurasız *******de ölüyorum yüreğim bir ayağı kesilmiş masa kendimi öğütüyorum her gece sende düşlerimden asılıyorum yangın dediğimiz yürek iflası ve rehin bir kahkaha sığıntılı gönüllere kalem kırıyorum fil tebessümü bir tango bu yaşam bakışlarımdan hörgüçler taşıyor orangutan oluyorsun banka önlerinde beni tımarhaneden mezardan ara kahrımdan kopup ve koşup gidiyorum kendimden bir bıçak kenarına |
Ortak Belgesel
biz döşümüz hançerde ve kurşunda mevlam kayıra büyüdük topraktan bitip yalnızca fırat’a ağlayarak ve tanrı’ya bel bağlayarak yürüdük aşa aşkın kurşuna dizildiği aşın taşlardan süzüldüğü yerlerden geçtik örs-çekiç arasında acıya karşı kaya sevince karşı tutmayan mayaydı yüreğimiz gözümüz gezde sözümüz bizde özümüz gizde mahpus kaldık ayakta biz ruhumuz üşüyerek yaşadık mevsimleri yangınlara düşerek dağlara küserek ve nehirlerde ölerek öğrendik hayatı anamız toprak anaydı kendine ve kana beleyen ve beşiğimiz başucundan yazılı önce kanın sonra dinin sonra işin davandır bağrımız közde sesimiz tizde yaramız tuzda mahpus kaldık ayakta biz her gece öldük binlerce kere ve yıldız saydık yılan sabrıyla çıktık sabaha susmanın ve susarak ölmenin erdemiyle hep ruhumuz emanet bedenimiz kiraydı ve sevgi üstüne her şey çıraydı allah’tan ve çocuklarımız olurdu önce yerin altına sonra üstüne ait usulca ve sabırla gömerdik onları yüreğimiz alazda suskunluğumuz avazda hayatımız arazda mahpus kaldık ayakta biz sabır sağdık doğadan nimet yerine baharı bekledik yılın yarısı yağmur duasına çıktık her haziran’da bereket bekledik tüm kutsallardan ve her kasım’da sırtımızı kara dayayıp umut kestik allah’tan gözlerimizle ısındık zemherilerde mart’ta ateş yaktık kawa adına ve her şeyin inadına türküler söyledik ağız dolusu efsaneler anlattık kilim dokurken aklımız yazda tenimiz ayazda sırtımız buzda mahpus kaldık ayakta biz denizi gurbet ellerde gördük buram buram memleket kokusunu yosun kokusuyla harmanlayarak arşimet’e inandık yandan çarklı ada vapurlarıyla ve newton’u sevdik demir kuşlarla hayata susadım güzele adım adım demeyi bildik yaban ellerde gönlümüz hazda elimiz sazda canımız tezde mahpus kaldık ayakta biz bizi inşadan önce ev yaptık ele harcını terimizle kararak emeğimizden ve hakkımızdan kaçarak ve sonra meydanlar tanıdık slogan dolu iş bıraktık gelecek için aşsız düşsüz kaldık duvar diplerinde hep yüzümüz kara döndük memlekete toprağı hasım belleyip yeniden vurduk sırtına aşımız azda günümüz güzde kalbimiz biz’de mahpus kaldık ayakta biz kendimizi biçtik kıtlıklarda ekin yerine aşiretin suçunu üstlenip hapis yattık on ikimizde ve başımızda bin bir bela dağa çıktık yeni efsanelere kahraman olmak için eşkıyalık ettik onur duyarak candarmaya meydan okuduk ve ay ışığının lütfunda sofralar kurduk pınar başlarına azığımız bezde tüfeğimiz dizde ömrümüz genizde kaldık ayakta biz okulu asıp mc’ye hayır afişleri astık orta ikide fırından sıcak ekmek camiden ayakkabı çaldık yatağa paltoyla girdik tezek bitince sınıfta kaldık ve ihtilalle tanıştık bir eylül günü bütün kitapları yaktık ve adresleri resimleri bütün isimleri unuttuk ve herkesçe yargılanıp hükümler giydik idama acımız gözde sancımız özde hıncımız filizde mahpus kaldık ayakta biz ocağımız yangın yeri olmasın diye nöbeti askere gitmeden önce bildik eğilip kulak verdik yere saplı hançere gölgelere kurşun sıktık bir yılan gibi akıp iz sürdük karanlıklarda gözümüzü karartıp adam vurduk adam olmak adına amansız takiplerde yitirdik gençliğimizi kimimiz izde kimimiz mevzide kimimiz mazide mahpus kaldık ayakta biz her daim avrupa’ya taşındık işçi ve siyasi kimliğimizle hasretle yanmış yüreğimizle geçtik mültecilik narından arafta kaldık tekmil adımızı yitirdik doğu-batı arası ve çatal kazık yere geçmez halimizle yeni senaryolar yazdık ülkeye dair yeni yenilgiler yaşadık gönlümüz acizde yolumuz hacizde solumuz tacizde mahpus kaldık ayakta biz sırtımız hançerde ve kurşunda öldük |
Safari
gözlerinde safariye çıkmışım deniz yaylam olur dudaklarında bakar bakaır yamacıma cerenler bakar kurt sürürsü kurnaz sürüsü payanda yüreğim çarmıhta benim döşüme dönmüşüm sabahlarımda arkaik sevdalar çekmez gönlümü aşkın aşkın olmuş aşkın gökyüzü sinsidir bu yaşam arapsaçıdır çakılı karalık insan yüzüne döner yüzün puta kabeye daim döner hüzün döner sevinç türküsü akınca kurşunum durunca deniz yakınca sevdayım aşkım bilirsin çözülsün telaşlar taşlar ne varsa cemre bir bakıştır bahar öyküsü |
Sen Sus
Sus Sen sus Sözlerin içimde pınar yatağı Gözlerin içimde pınarbaşı su ışıltıları Sen sus Varsın uğuldasın rüzgar hıçkırarak Havlasın kara köpek gecenin derinliğine Dövsün deniz kıyılar ağlasın Dışı onlar benliğimin Sen içimin bağırtısı Ben ağlamayayım nisan bulutu gibi Sen sus Öyle ıslak bakma gözlerime Konuşma ellerinle Ağrılı göğüslerini dövme Yatırma içindeki acıyı dizlerine Bebek diye Beleme dilindeki sancıyı Herkesten her şeyden gel Her şeyinle her şeyinle sus Bir dakika bir dakika Islak bakma gözlerime Ezik kalmasın sözlerin dudaklarında |
Sesizliğim
sen her şeyden önce ateşe inanmadın gözlerini söndürüp ayaklarımda her akşam sesini alıp gittin kıyıysam akmalısın seyrimde can çekişen dalgalar dolu yüzün bırak bırak biliyorum rengini bir sabah göğe yükselmiş sevincim bir ses duymuşum her akşam yine ipteyim sokulur derin gözlerin rüyama ağıtsız günler başlar sonra gülüşler yine yavaşlar sen borcusun bana tanrının kader değil gülüşümüz yalnızca maviliğe vurgunuz bu çiçek sende açmayacak yüreğine bak benim hiç olmazsa sessizliğim var |
Sevgili
bu kentten sürüyorlar beni sevgili sevdamın keskin yanını kuşandım diye ve herkesten çok yandım diye denize bu tenden sürüyorlar beni gözümden vuruyorlar beni sevgili ecelin dinsel yanından arındım diye ve herkesten erken uyandım diye aşka özümden vuruyorlar beni sazımdan kırıyorlar beni sevgili “ kılıcımız belimizde kirmani” dedim diye ve herkesten önce çıktım diye dağlara dizimden kırıyorlar beni gel bana saklan diyorsun ama sözümden biliyorlar beni sevgili uğruna asılmayı göze aldım diye ve herkesten çok kaldım diye ateşte közümden biliyorlar beni |
Sınırda Yaşamak
kulağımda çanlar kalbinin ritmiyle çalmaya başlar göğsüne uzaklığın kahrıdır bu içimde düğünler de kurulsa yararsız bu ömrüme örselenmişliğim aynada dalgalı bir bayrak gibi duruyor ne kadar da ihtiyacım var moliere kahkahasına biliyor musun bütün oyunları unuttum sürekli ebe olmak sürekli acın kadar büyük sınırda yaşamak çıldırsam mı diye soruyorum kendime |
Sürülmüş Yüreğim
biz ölürüz insan kutuplarında ay donar yaz sürülmüş yüreğim hicrete hançerdir bakışlarımız farkımız yaprağın toprağın canı mavzerimiz (k) aşımızdır yok şükür yaz sürülmüş yüreğim başımız mavide ******* oltadayım azar azar gül beni yaz sürülmüş yüreğim dersim kaştır gözlerimin kudreti herkes kendine peygamber |
Tarihçe
bizimkiler doğuştan vejetaryendi artık her öğün televizyon yiyoruz annem peştamalını sandığa kaldırmış babam alışamamış balkon sohbetlerine ninemin walkmanla flörtü yeni ilk öpülüyor kulaklarından dedemden sonra ve halay’ı videodan çekiyoruz kaç yıldır doğayı saksılardan içimize toprak dedemi otuz yıl önce çağırdı o zaman körfez ısmarlıyorduk sevdiklerimize ve badem ve yemiş ve izmir üzümü şimdi çekirdekli bir hayat dişlerimizde aldatmayı ilk öğreten istanbul büyüyoruz gurbet ceplerimizde dönüyor sılaya ve seferberlik sevinci fötr şapkayla almanya’ dan kardeşlerimiz geliyor tanrı yine seçimlere bizimle giriyor bizimle korkuyor aşktan düşten düşünceden sonra biraz bekçi biraz muhbir oluyoruz uçkuruna ve urganına düşkün düne neşterden kaçıyoruz çığlık çığlığa şimdi kasap computer astronot olacağız çatalı sola bıçağı sağa enterlemeli hurdadan sayılıyoruz restaurantlarda git sokak çocuklarından düş getir huzur evlerinden hatıra topla ve korkularını kat ve korktuklarını hayat güzel bir gülümsemedir nihayet |
Yabancı
dilimin ucunda çizdim içimden geçenleri kendimde denediğim kırmızı bir kalemle çünkü bir yabancının mezarı önce ve her daim kendi yüreğidir ve yabancı yüreğinin yangınından beslenir gözünde konaklayan her yolcunun bakışıyla yaktığı çünkü bir yabancının yüreği önce ve her daim hancıdır ve hancı hatıra mahzenidir işten aştan ve aşktan demli ve beter kanar yolcularından çünkü bir yabancının uykuları önce ve her daim sancıdır hanın duvarlarını gezinerek büyür yabancı ‘ yarimi el almış harem diyorlar maraşlı şeyh oğlu satılmışım ben’ le büyütüp uğurlar hasretine yandığı yolcularını ki onlar bir daha geri dönmezler ve böylece bir yabancının günleri önce ve her daim acıdır ve savunmaz kendini yabancı ebedi gurbetinde dağlı prometeus gibi yaşar çünkü bir yabancının içindeki her yolcu önce ve her daim bir talancıdır önce ve her daim bir yalancıdır |
Yangın Yarası
bu günler sırma günler elmas günlerdir gün doğar sevda karası gözüm karası anasın sevdama büyüğümsün aşkı bilirsin uzaklığın karakış uzaklığın yangın yarası bu yokluk kartal yokluk olimpiostur zincirim gül kırmızısı karanfil kırmızısı belasın gözüme sevgilimsin beni bilirsin yokluğun canımda dağ yokluğun diş sızısı bu gözler çılgın gözler deniz gözlerdir yüreğim köz arası sevda sarası ceylansın cerensin koşmayı bilirsin ayrılığın dalda kan ayrılığın zıpkın yarası bu yerler yavan yerler yalan yerlerdir ömrüm çayda çıra sevda duası şahinim uğruna atmacayım ölmeyi bilirim susuşun afat kanatta susuşun idam sırası |
Yaşam Yeniden
rüyalarıma benziyorsun çıkaramıyorum ama sen sıcak bir deniz koyuyorsun kadehime sesini ve nefesini koyuyorsun hayat dalga ritminde akıyor yüzünü ve hüznünü koyuyorsun sonra sonra ben kendimi koyuyorum sözlerinin altına (imza/n oluyorum) ve birden kınından sıyırıp çatal bir kılıç gibi gözlerini koyuyorsun önüme şarap gibi damlıyorum(kayboluyorum) en sonunda hep sonunda sen sonunda tutulduğum ve tutunduğum kara’m oluyorsun bulduğum ve bulunduğum rüyalarıma benziyorsun biliyorum hayatı genzinden yakalayıp bakir bir şiddet koyuyorsun avuçlarıma cehennemden(yangından) çıkmış gibi içiyorum o an görüyorum örsten çıkmış geçmişini koyduğunu örselenmiş dünlerimin yanına iki rüzgar gibi konaklıyoruz bir yangının koynunda hem köze hem öze dönüyoruz ve birden çift su verilmiş çelik gibi iniyorum en sonunda hep sonunda sen sonunda mavzer oluyorsun tutulduğum ve tutunduğum öldüğüm rüyalarımsın eminim |
Yeni Sevgili
Umudumuz yaratabilmişsek vardır Ağlamak geleceğemizi yememeli Ölüm ötesindedir aşkın Her gün yeni bir aşk yaratmalı Her gün yeni bir sevgiliyle yatmalı |
İhtimal
İhtimal yakında kendimi vuracağım Öyle gece yarılarına tutsakça değil Bir öğle üzeri ezan ortası Gözlerimi dayayıp tam gözlerine Yüreğimin tetiğini çekeceğim İhtimal dudaklarım kuşatılacak Sen serumu dilimde kendimden geçeceğim Gözlerim kapalı benliğim açık Ağustos sıcağı ve susuzluğumla Yaşamak için tüm benliğini içeceğim |
İki Ömür
ben ömrümde iki rüzgar tanıdım biri meltem saçında konaklayan biri nefesin yüzümü ısıtan ve ömrümde iki yağmurda kaldım biri gökyüzünden yağdı başıma biri gözlerinden avuçlarıma sen ömründe iki mevsim yarattın biri ayrılığın iplere çekildiğim biri aşkın gönlümü emzirdiğim ben ömrümde iki ömür (hayat) yaşadım biri susuşundu köze düştüğüm biri gülüşün bize dönüştüğüm ve ömrümde iki uyku uyudum biri kabusumdu kandan kırmızı biri kurtuluşum tatlı bir sızı sen ömründe iki nehir tanıdın biri girdabı kendimin gidişin biri umarı ömrümün gelişin ben ömrümde iki şehir tanıdım biri aşkımızdı berrak bir sudan biri kopuşumuz yaman pusudan |
İnançsız Değilim
yaşadığımız günler kaldı senden geriye tanrıya duamız kahkahalarımızdı sadece inançsız değilim elbet sana tapıyorum ya işte |
Özgeçmiş
ege’de kan kustum değil umrumda kan kustum doğu’da dillerden döndüm her şeyini melhem saydım gönlüme bir sözün dokunur yaralarıma gözünde bir balık ağlarda kalmış zıpkınsın dost değil gelen dost değil karadeniz hırçın yanım sus artık karasu muş’undur gözümden akar benim gözyaşlarım kar sularıdır girit’ten akmıştır okul öpüşüm milat neyin kahrı bilinmez gözüme bakamam suya bakamam her ömrün filizi vardır kırağı yemiş susamışım sakarya’nın saçına bir de osmaneli sevdalarına yalnızca bir mektup geçmişten gelen evren biraz darbe biraz derdimdir eşsizdir sızının gelişi şimdi beni ben vurmuşum şimdi(sonra) sırtımdan kahvemi gözünde/n içmek isterim intiharsa intihar aşkı(nı/mı) emziriyorum gözlerimi giymişim şaman danslarında kendimi kimseye yüklememişim ben suyuma arınmamış ten katmam mavzer dediğimiz yürektir dostum kendine çekersin bazen ele çekersin demirden akarız ustalıktan hep soyun su yun berivanı karşıla bilsen ikicanlı yaşam ömrümde vurulmuşum yar rahmine mavi sözler çizerim ağrımdan ölecek yar her sevda rüzgar sürgüle gözünü kimse görmasin çam yaprağı bakışımız yüreğimizde her yaz otuzuma yaklaşıyorum yar nar içindeyse unutulmuyor denizler tanrıyı öptüğüm yerdir |
Özlem
sırtın bıçak sırtı düşlerimde mor bir aşka çoğalıyorum al beni kendine ve kendime büyüt nü çiziyorum gökyüzünü kara kalem çalışıyor bulutlar hadi bana ıslan yağmur terleyelim bitmemiş bir şiirin son dizesiyim ve alıp gelmişim başımı taşlardan yalnızlık yalnızca yalın bir kılıç yüzümü ecel terleriyle yıkıyorum bana gözlerimden asıl beni gözlerimden kurtar ama olmuyor yar ben bu aşkı kan kovası yüreğimde yontuyorum sen bu aşkı kan kovası yüreğinden yontuyorsun |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:51 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.