![]() |
Melih Cevdet Anday
ANI.
Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil bu anılacak şey değil Apansız geliyor aklıma Nerdeyse gün doğacaktı Herkes gibi kalkacaktınız Belki daha uykunuz da vardı Geceniz geliyor aklıma Sevdiğim çiçek adları gibi Sevdiğim sokak adları gibi Butun sevdiklerimin adları gibi Adiniz geliyor aklıma Rahat döşeklerin utanması bundan Öpüşürken o dalgınlık bundan Tel orgunun deliğinde buluşan Parmaklarınız geliyor aklıma Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm Kahramanlıklar okudum tarihte Cağımıza yakışan vakur, sade Davranışınız geliyor aklıma Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil, unutulur şey değil Çaresiz geliyor aklıma |
APARTMAN
Dün iki katlıydı, Bugün üç katlı Derken Dört katlı, beş katlı, altı katlı Yükseliyor efendim yükseliyor, Memleket yükseliyor |
ATATÜRK ÜN BİR SAATİ VARDI
Atatürk'ün bir sözü vardı Yediveren gül gibi açardı Atatürk'ün bir atı vardı Etilerden beri yaşardı Atatürk'ün bir resmi vardı Buğday tarlası gibi ağardı Atatürk'ün bir saati vardı Durmadı. |
BEN DOĞMADAN ÖNCE
Denizlerden gel Durup bakmak için gel Dönüp gitmek için gel Güvercin göğsü gibi, Sevincim, ağarmış sevincim benim. Ha aşkın dikeni, ha ölümün dikeni Elimde bildik ağustos böceği Kızgın bir ekvator hayvanı gibi. Tarlalardan gel Bir koşup bir durarak Peşinde bir çift arı Toz içinde bir güneş, Sevincim, kocamış sevincim benim. Ve bütün savaşımlara katıldım Gözlerimdeki cesetlerdi ağırlığım Bakırla turunç ağacından bir karışım. Tahta bir köprüden gel Bize benzer akarsu bazen Küçük bir andır sonsuzluk Ben doğmadan önceki mevsim, Sevincim benim, kutsanmış sevincim. |
BOLLUK
Yonca pazar günü toplanır, insan pazartesi Peygamber çiçeği bilmeden ölür Omaholar çiçek koparmaz gece Çünkü bolluğu ölüler getirir bize Suda boğulmuş martı ölümsüzdür Ve yaşlandım, buzlu camın havailiği gibi Savaşan yalnızlığın gökyüzü kış Sabah yumuşak karla yükseldikçe Artık ölüm tümden yeşermezmişcesine Belleğin eşiği yunmuş yıkanmış Deniz sen her zaman kusursuz düşündürdün Çok eskidenmiş gibi ölüyorum Tanımadığım otlarla içiçe Çünkü bolluğu ölüler getirir bize Ama bir şey daha var, biliyorum |
BU KIRLANGIÇLAR GİTMEMİŞLER MİYDİ?
Giden gelen yok. Bir titreşimdir bu. Duragan fulyanın üstünde arı Bir diyapozon gibi titremekte. Kırlangıç Tarihsizdir. Belleğim sarsılıp duruyor denizde. Martı bir uçta kanat, bir uçta ses. Ya sabah, ya öğle. Gemici ve bulut, Güneş ve yağmur kıl payı bir dengede. Dolu bir boşluğu doldurup boşaltmak işimiz. Ölülerle, *******le, sümbüllerle. |
BİR İLKBAHAR ŞİİRİNE BAŞLANGIÇ
Hava ne kadar güzel öğretmenim Yollar ağaçlar kuşlar ne kadar güzel Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim. Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar Hepsi hepsi ortada öğretmenim. Ne olur bizde gidelim Burda kalsın iğneli karafatmalar Burda kalsın kitaplar Kollarından bacaklarından gerilmiş kurbağalar Burda kalsın hepsi Bomboş kalsın evler okullar Hapishaneler, hastahaneler... |
BİZDEN SONRA
Haydi burda öl dediler bana Ölmek istemiyorum demedim Demedim ama Şimdi bilmek istiyorum Toprak gene bizim zamanımızdaki gibi mi sürülecek? Tezgah başında çalışırken Gene denizde,güneşte mi kalacak adamın aklı? Biz nasıl olsa öldük. Artık ne çiçek koklamak. Ne de ötekine berikine içerleyip Rakıya sarılmak var bizim için? Hiç hiçbir şey kalmadı. Bari bizden sonra ne olacağını bilsek... |
ÇOK GÜZEL ŞEY
Yaşamak güzel şey doğrusu üstelik hava da güzelse hele gücün kuvvetin yerindeyse elin ekmek tutmuşsa birde hele tertemizse gönlün hele kar gibiyse alnın yani kendinden korkmuyorsan kimseden korkmuyorsan dünyada iyi günler bekliyorsan hele iyi günlere inanıyorsan üstelik hava da güzelse Yaşamak güzel şey, Çok güzel şey doğrusu! |
DÜZENLİ DÜNYA
Bayılırım şu düzenli dünyaya Kışı, yazı, baharı, güzü, gecesi gündüzü sırayla Ağaçların kökü içerde Dalların başı yukarda İnsanların aklı başında Beş parmak yerli yerinde Baş, işaret, orta, yüzük ve serçe Diyelimki kalksada serçe, orta parmağa doğru yürüse Ne haddine Yahut akasyanın biri başını toprağa daldırdığı gibi bir gezintiye çıksa Merhaba kestane merhaba çam Esselamunaleyküm ve aleykümselam Kimsin nesin nerelisin derken Laf açılırmı bizim akasyanın kökünden Bir uğultudur başlar rüzgarda Kökü dışarda, Kökü dışarda Bayılırım şu düzenli dünyaya Kışı, yazı, baharı.güzü.gecesi, gündüzü sırayla Ağaçların kökü içerde Dalların başı yukarda İnsanların aklı başında Altta ölüler Üstte diriler Gel keyfim gel |
DÖNECEĞİM
Dağıtır saçlarını ve yalvarıp uzaktan Mavi bir iklim gibi çağırır beni sesin, Tertemiz göklerinde dal dal erguvan açan Rüyalarıma ışık ve özlem serpmektesin. Bir mayıs sabahını yaşayacak böcekler Çılgın karanfillerle dolacak yeşil saksın, Ve sen bir fidan gibi yeşermiş olacaksın, Serin, çakıl yollarda kuşlar birikeceklere. |
FOTOĞRAF
Dört kişi parkta çektirmişiz, Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi... Anlaşılan sonbahar Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli Yapraksız arkamızdaki ağaçlar... Babası daha ölmemiş Oktay'ın, Ben bıyıksızım, Orhan, Süleyman efendiyi tanımamış. Ama ben hiç böyle mahzun olmadım; Ölümü hatırlatan ne var bu resimde? Oysa hayattayız hepimiz. |
GELİNLİK KIZIN ÖLÜMÜ
sela verilirken kalktık kahveden , cumaydı,yılın en beklemiş günü, yemeni gibi üstünde tabutun, gölge veren ağaçsız bir gökyüzü. kızın babası yanımızda,boyu nuzun, zayıf,ağzında mırıltılar, on köylü,iki subay bir tezkereci er, sıralandık ahşap mescidin avlusunda, namaz kılmadı adam,ağlamıyordu da, alnı bir uzun sabrın kabaran gelgiti, sürgün duvarı bekleyişin, dünyaya çok yakın bir gece gibi, aldık cenazeyi sarsmadan,iğreti ve hafif,gözlerimiz yerde, kayıp bir tayın izini süreriz sanki, kapılarda başları çatkılı kadınlar, sallanıyorlardı sisli giysilerinde, yüklüğe saklanmış çevreler gibi soluk, bölünmüş gibi yılın en katı ekmeği, imece sofrasında hıçkırığın, kim bilir kaç ölümden kalma saçı gibi, susmuştu çekirgelerin kabuğu, toprak kumruları güneşin, ve köpeklerin yediği kemiksiz sabah, susmuştu göğün sarnıcı,boş, cemaat yürüyordu kablumbağa gibi, mezalığa doğru yüzyılda, sarı sabırların yanından,acelesiz, ayrık otu yolmaya gidiyor sanırsın, davul vurmaya,ay tutulmuş, tarladaki yarılmış toprağı görmeye, susuzluğun kirli rengini,ayıbını, dağa taşa vurmuş açlığı, dayanan dayanır,yağsız bulgular ve ahlat, gençleri alır ölüm ilk ağızda, sabah yıldızının uğrağı, böğürtlensiz mezarlığa vardığımızda, bir melek lale sümbül dikiyordu, lalelerden birini aldı adam, girdi kızının mezarına, sarıldı,öptü,bıraktı laleyi sonra, kefenin üstüne,uykusuz. yedi çocuğu gömülüymüş,söylediler, bizi aç bırakan bu toprak açlıktan ölenlerle beslenir dediler, dönüşün bir kişi omuzladı tabutu, toz toprak içinde vardık kahveye, yaşlı adam doğru çeşmeye gitti, elini yüzünü yıkadı konuşarak kendi kendine duasız,bir tanrı gibi. |
GÜNEŞTE
Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz Güneşte çözülür ve kayarlar bir yana. Mısırlar güçlükle büyürken yağmursuzluk Kaygılandırır dilsiz bahçıvanı. Sessiz kuşlar, bir keçi, ağır iğde ağaçları. Bir araba geçti incelmiş yoldan El salladı biri, belki tanıdık, Belki değil, süreksizliğin eşanlamı. Ve denizin yorgun çağındaydı çocuklar Çığlıkları titretir balkondaki sarmaşığı, Çünkü dardır saatler, sığmaz biraraya Dalgınlık, deniz ve sardunya. Rüzgâr alıp götürdü balıkçı teknelerini Uzaktaki kılıçlara, ki bilemeyiz Hangi derinlikte dölleyerek denizi Gidiyorlar öyle ağırbaşlı, doğuya. Ve ocaktan çorbanın kokusu geldi demin Burun deliğine kedinin ve köpeğin. Rafta kitaplar, mavi bir şişe ve gül Donmuş kalmışlar tek başlarına. Duvarda bir resim, resimde kalabalık Köy alanı, çocuklar, çember ve zaman. Breughel nasıl da toplamış bunca Ortaklığı ve uyumu biraraya, Çünkü saatler dardır, sığdırılmaz. Güneşte her şey çözülür gider bir yana. |
GÖRÜNÜ
Şaşırdım, dümdüzdü görünü, Cansız bir kağıdın üstünde gibi, Ardı yok, ne pürtük, ne oylum, Ağaç değil mi bu, duvar, yağmur değil mi? Ters yüz ettim, başaşağı getirdim, Elimle dokundum sonra, bilmiyorum ki, Hem yaşıyordum, hem yaşamıyordum, Yeşil gibi, dikey gibi, ses gibi. |
HAZİNELER İÇİNDESİN
Mehmet Hazineler içindesin Bu toprağın altında ne var ne yok Kömür bakır altın demir Hepsi senin, hepsi senindir Çıkar çıkarabildiğin kadar Ne çıkarırsan Hepsi benimdir. |
HER GECE BÖYLE DEĞİLİM
Benim de öyle akşamlarım vardır. Kapıdan girince anama sarıldığım, Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim, Meyhaneye uğramadan çakır keyif, Düşmanım yok, Gündeliğim cebimde, Küfretmeden Öyle tasasız döndüğüm akşamlar.. Benim de öyle akşamlarım vardır. Her gece böyle değilim. |
ISLIK ÇALMAK
Balıklar için deniz lazım, Sevişmek için işsiz olmak Ve *******i yatakta Duymamak için tabanların sızısını Zengin olmak lazım. Halbuki ıslık çalmak için Birşey lazım değil. |
KEDİLER
Çocuklar uyanır geceleyin Bir şey ararlar karanlıkta Uyanır kadınlar geceleyin Yüzük takarlar karanlıkta Geceleyin kediler uyanır Bize bakarlar karanlıkta |
Lale
Lale Ellerimle soydum seni Taç yaprakların açması gibi Nar gibi diş dişti tazeliğin. Ah şakıyan ormanı solukların, Öpüşün, bakışın yüreği, Soran diri sessizliğinde. Bağladım seni dişlerimle Doymak bilmez ipek böceği gibi, Ay gibi yarıktı kırmızılığın. İki dilim lâle döşekte. |
LİRİSM
Lirism her şeyden önce lirism Maddeden tarihten İsa’da önce Soldan önce, sağdan önce Aç karnına bolca lirism Lirism kaş göz Lirism sağduyu Kimi yerde istakoz Kimi yerde fasulyenin suyu Ne ilahi şeydir o lirism Kimine cepken cepken cepken Kimine kimine kimine yelek Ah ben lirismi pek severim Mesela şu çorbanın Tuzu biberi iyi Yağı ala çok ala Peki hani lirismi Lirism Sulukule Lirism Büyükada Lirism sudan ucuz Lirism aslan ağzında |
NETİCE
Niçin senelerce bütün kuşlara Mavi denize ve mavi göğe Hep şiir yazmak için baktım? Hâlâ hatırlıyorum o günü Uzun bir hastalıktan kalkmıştım Yalnız ilk bakışımda camdan Deniz denizdi, bir defaya mahsus... Yarım metreyi aşan bu kol Nasıl tutar gemi direklerini uzaktaki Ve güzelim çakılları derinliklerde... Kuş her isteyene türküsünü söyler Ağaç şairin gidemeyeceği yerde Gök onu sevenlere kaçmış... |
OLSUN DA GÖR
O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör Seyreyle gulu bülbülü Çifter aylar gökyüzünde Her gece ayin on dördü Kuşlar geçecek damların üstünden Kuşlar konacak dallara Kanat seslerini duyup uyanırlarsa Gene kuşlarla uyusun çocuklar Olanı biteni anlatma Hiç görmediğim şey bu Kurdun gözü yılmış sürüden Elmanın yarısı soğuk yarısı sıcak Gülü bitkilere dolanmış salkım Güneşten yağmur boşanacak Yetsin demir cağının beyliği Yeni bir gün başlıyor demek Yeryüzünde korkusuz yasamak İki milyar kişiye bir dünya İki milyar kişiye iki milyar ekmek Yazık olur bu duş yari kalırsa Barış günü insan hakki yenirse Köroğlu'nun sözü dinlenmelidir Sivas ilinin Banaz köyünden Pir Sultan Abdal dirilmelidir Ah günüm yetse görmeye seni Seni övmeye gücüm yetse Barış cağı altın cağ Son ozanı ben olayım bu özlemin Bu özlem bitse O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör Seyreyle deli ozanı Bastan basa sevda bastan basa tutku Dili baldan tatlı |
RAHATI KAÇAN AĞAÇ
Tanıdığım bir ağaç var Etlik bağlarına yakın Saadetin adını bile duymamış Tanrının işine bakın. Geceyi gündüzü biliyor Dört mevsimi, rüzgarı, karı Ay ışığına bayılıyor Ama kötülemiyor karanlığı. Ona bir kitap vereceğim Rahatını kaçırmak için Bir öğrenegörsün aşkı Ağacı o vakit seyredin |
SALYANGOZ
İşçi geliyor ağaç budamaya, O ne tafra, o ne krallık, Bir omuzunda balta, ötekinde ıslık, Yer değiştiriyor kuşlar dallarda. Kente dönen çılgın mızıkacılar, Çiçek tozu içinde tunç bir davul, Borular arı gibi parlıyor güneşte. At da sallanıyor, sevinç de, Sokağa dökülen sesin demeti. Kadın çıkmış salyangoz toplamaya, Etekliğinde yılın beşinci mevsimi, Bakıyor gürültüsüyle memelerinin. Ve ağzında nar çiçeğiyle Çocuk gider tayı sevmeye. Yüreği tedirgin eden bilgelik. |
SENİ DÜŞÜNÜYORUM..
Çocukluğunu düşünüyorum Emilia Deniz boyundaki ıssız yolu sabahleyin Hani saçların, atkın uçuşurdu rüzgarda Kokusunu duyuyorum bembeyaz gömleğinin Seni kucağıma alıyorum Emilia Ben büyüttüm seni, ben yetiştirdim Bugüne bu sevdaya Toprağım ekmeğim kitabım şiirim Sen ne varsa iyiden doğrudan yana Gözümün nuru, başımın tacı, efendim |
SES..
Uyandım ki ses içinde kalmışım Yüzüm gözüm ağzım burnum ellerim Aralanan deniz kapısının sesi bu Silkelenen güneş tavuğunun sesi Diş rengindeki halatın gıcırdayan sesi Ağaç biçimindeki ses borusunun, Yarınki buğdayın, devinen kemiğin, Tarihsel bileğin, direncin sesi bu Oynaşan arabanın, kucaklaşan atların. Baktım güneşte soğumuş karanfil gibi mavi Bir yapı işçisinin kulağındaki kalem gibi güzel Yağmurda ıslanmış namlu gibi yeğin Serçe kanadı değmiş çamaşır ipi gibi esrik Okul bahçesinde dolaşan güvercinler gibi Kıyıda öpülen dudak, yağmurda öpülen dudak gibi Gölgelere sokulan yüksüz dakikalar gibi Kutsal oyuncaklar gibi. |
SEVİNCİN YARISI
Kuşlar yağmur yağdırır da Yağmur güneşi vururdu ya Ben sana gelirdim Sevincin yarısı ağzımda Zambağa birikir sabahlar Ovalar atlara binerdi Kulesine koşuşunca deniz Cebimde geceden yıldızlar Arılarla ballarla kanımda Yüreğim avuç olurdu da Sonra çeşme de olurdu ya Mutsuz dönüşler ayında Ben sana gelirdim |
SOKAĞA ÇIKIYORUM
Sokağa bir diyalog gibi çıkıyorum Umrunda değilim gecenin. Gece Yarınki gecedir ve tanrıdır Tanrının umrunda değilim.. Kimileyin seviyorum. (Sevmek kuşların Bir an boş bıraktıkları ağaçtır) Ve yalnızlığın kırmızı yapraklara Çalan büyüsünü duyuyorum: Ey cesaret Hep dolu tut bardağımı. Sevgi ve umut Birdir, yalnızlık ve cesaret bir. |
SONA ERDİ HERŞEY
Kazıdın bir taşa adını Taş ölünceye dek Kimse ölmeyecek Havada ayak izleri var Ölüm burada tükeniyor Kar da tükeniyor Sonsuzluğa gidiyor kuşlar Gizemliydi ay ve yeryüzü Sevideki korkunç bakışma |
TAŞ
Bir yanımca sen, bir yanımca Horatius’un sevdiği akasyalar, Taş bir kabartmadan alınma Ayrıntı gibiyiz, eski ustalar Yanyana koymuş başımızı, Bedenimizi göstermiş karşıdan. Balıklı bahçeler, ay kovanları.... Çekiçle kazınmış yer-zaman. Ve kimi gün düşünürüm de Zamandan düşle arınmış bu taşı Götüremez kederin arabası. Avutur beni bu düşünce. |
TEK BAŞINA
Ölürken çocuklarımı unuttum Küçük deniz kirpikleriyle sabah Denedim bütün sabahları. Sana sürgünümün şarabını bıraktım al Mumlarını güzelliğin ve hiçliğin Bir de kaygumun soluk ellerini. Denedim bütün ölümleri Ama görmedim büyülü ağaç Ezilmiş sevdaların giysileri. Sana ayrılığın yayını bıraktım al Bir de adını bilmediğim gökyüzünü Lamalar gibi koşar bozkırda. Oysa ölümsüzlük şuracıkta,kar Güneşi gibi doldurmuş odayı,basit, Anlamsız ve tek başına. Ayaklarım hayvan,üstüm başım bitki Denedim bütün vakitleri al Başka türlü geçmeyen bir vakitti. |
TELGRAFHANE
Uyuyamayacaksın Memleketinin hali Seni seslerle uyandıracak Oturup yazacaksın Çünkü sen artık o eski sen değilsin Sen simdi issiz bir telgrafhane gibisin, Durmadan sesler alacak Sesler vereceksin Uyuyamayacaksın Düzelmeden memleketinin hali Düzelmeden dünyanın hali Gözüne uyku girmez ki Uyumayacaksın Bir sis cani gibi gecenin içinde Ta gün ışıyıncaya kadar Vakur metin sade Çalacaksın. |
YAĞMUR
Birden serçelerle indi yağmur Hangisi serçe Hangisi yağmur |
YALAN..
Ben güzel günlerin şairiyim Saadetten alıyorum ilhamımı Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum Mahpuslara affı umumiden... Çocuklara müjdeler veriyorum Babası cephede kalan çocuklara... Fakat güç oluyor bu işler Güç oluyor yalan söylemek... |
YANYANA...
Bu gürül gürül otların yanıbaşında Ağacın gölgesine değdi değecek Tam şeftalinin kokusu başlarken Öpüşmeye kıl kadar bitişik Akarsuyun burnunun dibinde Bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence.. |
YATAĞIM.
Ben ki her akşam yatağımda Onu düşünüyorum. Onu sevdiğim müddetçe Yatağımı da seveceğim.... |
YAZ SONU ŞİİRLERİ
Dün gece yağmur yağdı kente, Sonra sabah, güneşte ayıklanmış, Bir kahvede düşünüyorum, Sen geleceksin ya, dalgınlık Kopuverdi bir daldan, sallanarak Geçen bayrak açmış bir bulut, Sonra ikindi ve akşam, bakarsın, Uyurken bir daha o yağmur. 2 Fal çıktı. Köpükler içinde kaldı deniz, Tepeleme çiçek dolu bir sandal. Eylülün eskil çadırına giriyoruz, İşte, büyücü martının bozgun çağrısı, Uyurgezer yosunları delirten poyraz, Odalara sığınan ürkü yaprakları, İşte, çırpınan bir kavağın Yanlızlık sanrısı dolaşıyor bahçede. 3 Melez yapraklar, sararması yasaklanmış, Bitimsiz bir zamanın cansıkıntısında, Hatmi alı ışıklarla karıştırılan Huysuz kuşların dağıttığı rüzgar. Başka bir yüzyılın rengi bu, İlkel bir oymağın kurban sunağı, Bunamış bir papağan gibi dilsiz, Eski günler düşünde bir gökyüzü. 4 Karanlığın kuştüyleri doluştu Eşzaman balkona. Hüzün çekilmez. Tanıdığım bütün mumları yakın, Ölülerin bilinciyle arınmış. Ve geleceği onaramıyorum, O bizim sayvan çocukluğumuzdu, Yaşanır yalnız bu aylak güzlerde Gelecekten geçmişe doğru. 5 Yaz sonu durdurur sokakta, Tenha bir duvardan sarkıp, nereye böyle, Düşünsene, orda kimse yok, yalnız akşam, Telaşla düşer öne, hadi gitme, Bak işte boşalmış perde, yağmur bu, Rüzgar çıktı,düşünsene, fırtına, dolu, Lambalar yanacak nerdeyse, saat O saat değil, düşünsene. 6 Önce küçük rüzgarlar uyanırdı Dört perili kestanelikte, Güneşin ipeğini çözerdi bir tavus, Ama gerçekdışıydı sabah, Doğallığını yitirmiş bir ölüm gibi, Umarsız karşıla ikisini de. Ey perdenin önünde oynanan Dörtleme, Sen zaman değilsin, döne dur! 7 Küçük bir inanç yeter bana, Ve güze inanabilirdim, Ama biter mevsim,öteki başlar, Saf değil doğa, oyalandım Ama kanmadım, bana ne isli yağmurdan, Çinko sesinden, hem güvenemem ağaca, Düşünemem oluklardan akıp gideni, De ki, benim zamanım başka. 8 Günler kısaldı, mevsimlerde, Ve yıl, bir öğrencinin okul defterinde, Dört sayfa resim, öyle yarım yamalak ki, Doğa gibi, bir bakıyorsun kar yağıyor, Elimle bir anda dönüyorum ilkyaza, Bahçe yenilensin dursun kendini, Telepinu değilim, ölüp dirilemem, Okul defterinde bırakın beni. |
YAŞADIM. ..
Yaşadım Yıldızlar şahidimdir Erik ağaçları şahidimdir Yaşadım avuçlarımın gücü yettiği kadar Dağları meyvaları kadınları İncir dallarına yürüyen su Yonca tarlasından gelen nefes Yollar ve türküler şahidimdir |
YENİ BAŞTAN
Tam üç ay hasta yattım, kendimi bilmeden ve şehrin sokaklarını, tavlada dübeş kapısını unuttum. sevdiğim kızın yüzünü. şimdi ne güzel, yeni baştan yürümeye ve sevmeye başlamak! |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 04:47 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.