www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Komik Yazı Ve Hikayeler (https://www.cakal.net/showthread.php?t=82687)

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:38 PM

Komik Yazı Ve Hikayeler
 
GERÇEK DOSTLUK BÖYLE OLUR

Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok
beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir.

Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir
ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider
ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır.

Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi olmadığını
öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte
yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç
düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine
uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl
bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona uygun bir
kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler
sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi
kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz da
geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir .
Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek
isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; Eskiden çok
sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha
fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya;
Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı.
İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi.
Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını
istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat kadınıydı)
Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu
şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş
istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim.
Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek
üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz.

Dostlukla ve Sevgiyle kalın.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:38 PM

Eğer günün birinde "Artık işimden bıktım, nefret ediyorum"
şeklinde bir ruh haline düşerseniz şunu yapın :

Akşam işten eve dönerken bir eczaneye uğrayın, ve Johnson & Johnson marka bir MAKAT TERMOMETRESİ satın alın. Eve vardığınızda tuüm kapıları üstünüze kilitleyin, perdeleri kapatın, üstünüzü değistirip rahat bir şeyler giyin ve yatağa uzanın...

Hah.. Bu arada cep ve ev telefonlarınızı kapatın ki;
bu terapi sırasında sizi kimse rahatsız etmesin...

Termometreyi ambalajindan çıkarıp başucunuza koyun, kırılmasın...
Akabinde kutunun içindeki prospektüsü açıp okumaya başlayın, orada küçük harflerle yazılı bölümde aşağıdaki ifadenin var olduğunu göreceksiniz :

"Johnson & Johnson fabrikasında üretilen her makat termometresinin kalitesi denenerek kontrol edilmistir" ! ! ! ...

Sonra gözlerinizi kapatıp aşağıdaki cümleyi en az beş defa
içinizden söyleyin :

"ŞÜKÜRLER OLSUN Ki ; JOHNSON & JOHNSON FABRiKASINDA KALiTE KONTROL ELEMANI OLARAK çALIşMIYORUM..." ....

Unutmayalim ki, her zaman DAHA KÖTÜ işi olan birileri vardır.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:38 PM

Aslerlik Anısı

Sayili gundur gecer. SIk disini. beterin beteri var unutma.
Ben askerligimi ankara etimesgutta pek kisa donem olarak (6 ay) yaparken ve cuma gununden evci cukarken bile mutlu degildim. Ama allahin sopasi yok ki.

Birgun bize kurtulus dizisinde rol alacagimiz soylendi. Konu memleket meselesi olunca tabii, sahsi cikarlarimizi bir yana birakip senaryoyu okumadan kabul ettik teklifi.

Sahnelerin polatlida cekilecegini soylediklerinde icime biraz kurt dusmedi degil. Polatli topcu okuluna bir geldik ki, belene kampindan farksiz bir yer. 2000 kisiyi cole saldilar ve cadirlarinizi kurun dediler. Ertesi gun bir kismimizi kuvay-i milliye bir kismimiza yunan ve diger gavur askeri kiyafetlerini dagittilar. Tabii bizim kuvay-i milliye kiyafetleri yirtik pirtik. Ayni kiyafetle cekim yapip, yatip kalkip yasiyoruz. Sabah bir matara su veriyorlar ve bir matara suyla her turlu :))) ihtiyacimizi karsiliyoruz.

Saat 08:00 de otobuslerle sete gidiyoruz. Set dediysem yanlis analasilmasin YildizTepe. Sakarya meydan muharebesinin gectigi yer. Rivayete gore (resmi tarihte boyle bir bilgi yok) tepe daha once bizimmis. Bizimkiler yeterince startejik gormeyip birakmislar ve Yunanlilar aldiktan sonra da caymislar ve tepeyi geri almak icin taaruza gecmisler.

Savasmak pis bir is. insanin ustu basi batiyor. tepenin basinda bir komutan. Asagidan pire gibi gorunuyor ve asagida biz yani 2000 asker. Komutan megafonla hucum diye bagiriyor ve biz Allah Allah nidalariyla gavurun ustune yildirimlar gibi cakiyoruz.

Tabii bu sirada birilerinin olmesi gerekiyor ve herkes daha az kosmak icin olmek istiyor. Ölume talep cok olunca komutan (cakmak cakmak bir tegmen-ruh hastasi) bu isi siraya soktu. Bu sefer kim olecek diyince herkes elini kaldiriyor. Ama bizim bir kisa donem var. Her defasinda siyatik, dalak sismesi, kroner kalp yetmezligi gibi hastaliklar bahane ederek olmek istiyor ve adamin tum saydigim ve sayamadigim hastaliklari icin raporu var. Komutan kim olecek diyince herif her defasinda bir rapor ibraz ediyor ve olme hakki kazaniyor. En sonunda komutan ulan ne bicim herifisin be, sen zaten olusun oglum? diyerek ona her cekimde olme hakki tanidi.

Bir keresinde de ben olmeye hak kazandim. ve olme yerim de yunan siperine 5 metre kala. Yaklasik 300 metre tirmanmamiz gerekiyor yani. neyse hucum emriini aldik ve allah allah allah... Tirmanmaya basladik, tabii ben savasmayali yillar olmus biraz hamlasmisiz. nefes kesiliyor. Buffaloda top kosturmaya benzemiyor. Benim olme mekanima daha cok var ve benim gozum karardi ve artik bacagim cekmedi. Ben erken olmeye karar verdim. ve yandim allah diyerek goge yukseldim, silahimla havada bir yay gibi gerildim ve koca bir dag gibi devrildim ve en yuce kata erme serefine nail oldum. Buraya kadar olayin butun hamasi yonu bir anda traji-komik bir hal aldi.

Tabii olduk ve devrildik ama Yildiztepe dik bir tepe hafiften. Ölduk ama basladik yuvarlanmaya. Her taraf tas kaya cakil. oramiz buramiz yirtiliyor. Zaten elbise dedigin caput parcasi. Yirtiklardan filan don paca geziyoruz. Ben bir taraftan yuvarlanirken bir taraftan tutunmaya calisiyorum . Tufek bir tarafa, matara ve diger techizatlarim bir tarafa, ben bir tarafa yuvarlanip duruyoruz. Durmak mumkun degil. Guya olduk rol icabi ama can tatli tabii. Velhasil olsen bir turlu olmesen bir turlu.

Ertesi gun biz yunanli olduk. ve temmuz sicaginda bize kaşe elbiseleri giydirdiler. Uzun donemlerden biri tutturdu ben yunanli olmam diye. Abi ben yunanli olursam koye donemem, anamin babamin yuzune nasil bakarim? diyor. Olum ulan rol icabi bisey olmaz dedikse de dinletemedik ve herif istimaya cikmadi. Tabii bizim bolukten biri yunan olmayi kabul etmeyip cekimlere katilmadigi icin ceza yedik.

Bu ara tuvaletleri cukur acip bez paravanlarla insaa ettik. Gece bir ruzgar cikiyor, colun ortasinda comelmis yuzlerce ay parcasi ortaligi aydinlatiyor.

Yunanli oldugumuz gun yine yayilmisiz ortaya hucum emri bekliyoruz. Hucum emri geldi ve basladik taaruza bu sefer gavur olarak. Ve bizim boluk salak gibi yine allah allah nidalariyla saldiriyor. Tepeden yakin cekim de yaptiklari icin son derece dikkatli olmak gerekiyor. Aksi taktirde cekim tekrar ediliyor ve bir cekimin hazirligi 3 saat filan suruyor. Ulan dedim ?manyakmisiniz olum biz yunanliyiz ne allah allahi?. Demez olaydim.


cekim devam ederken bizim boluk durdu. Oradan biri peki ne diyecegiz diye ortaya son derece kritik bir soru atti. Boluk konuyu tartismaya basladi. Bu arada arkadan yuzlerce at yanimizdan gok gurultusu halinde geciyor. ortalikta bombalar patliyor. Gurultuyu ve arbedeyi anlatamam. Diger yunan bolukleri de yanimizdan allah allah diye geciyorlar ve gecerken bizim boluge bakip ulan bunlar ne yapiyo savasin ortasinda diye anlamsiz anlamsiz bakiyorlar.

Olum birakin tartismayi hic birsey demenize gerek yok kosun yeter diyorum ama bomba sesleri ve at kisnemelerinin arasinda beni pek sallayan yok. Dallamanin teki bir dakika diye kukredi, ben buldum "makarios" diye bagiralim dedi. Bu olaganustu fikir de bir sure tartisilmaya deger goruldu ve sonuc tahmin ettiginiz gibi sahne yeniden cekildi. Cunku yukaridaki kameralar bizi ayna gibi cekmisler. Savasin ortasinda bir grup yunanli ve hararetli bir sekilde tartisiyor.

Bu arada mayinlarin daha iyi patlamasi icin at pisligi koyuyorlarmis ve bunu kimseye soylemediler. Daha ilk cekimde basladik kosmaya ve yanimizda sagimizda solumuzda bombalar patliyor. Ortalik bir anda bok gibi kokmaya basladi ve gokten basimiza at boku yagiyor. Ensemizden at boku oldugu gibi iceri. herkes durdu ve uyuz gibi elini sirtina sokup basladi kasinmaya. Sonuc yine tahmin ettiginiz gibi. cekim sil bastan...

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:39 PM

Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokagının neredeyse tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur bir tugla yıgınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı. Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.

Günlerden bir gün genç kızın arkadaşları zatürreye yakalandı. Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken o da yatagında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu...

Geriye dogru sayıyordu;'Oniki' dedi, biraz sonra da 'on bir'; arkasından 'on', sonra 'dokuz'; daha sonra, hemen birbiri ardına 'sekiz' ve 'yedi'. Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?

Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki tugla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş, yaşlı mı yaşlı bir asma, tugla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.

Dönüp arkadaşına 'Neyin var?' diye sordu. Hasta kız fısıltı halinde 'altı' dedi. 'Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce nerdeyse yüz tane vardı. Saymaktan başım agrıyordu. Ama şimdi kolaylaştı. İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi.' 'Beş tane ne?' diye sordu arkadaşı. 'Yapraklar, asmanın yaprakları. Sonuncusu da düşünce, bende mutlaka gidecegim. Hissediyorum bunu.'

Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü. Fakat o; 'İşte bir tane daha gidiyor. Hayır, çorba falan istemiyorum. Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştügünü görmek istiyorum.. Ondan sonra bende gidecegim.' diyerek cevap verdi.

Genç kız uykuya daldıgında arkadaşı da alt kattaki yaşlı ressama ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı ressama. Yukarı çıktıgında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yagan yagmur ve şiddetli esen rüzgardan sonra, bir asma yapragı hala yerinde duruyordu.

Sapına yakın tarafları hala koyu yeşil kalmakla birlikte, testere agzı gibi tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş olan yaprak, yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yigitçe asılmış duruyordu.

'Bu sonuncusu' dedi hasta kız. 'Geceleyim mutlaka düşer diye düşünmüştüm. Rüzgarı duydum. Bu gün düşecektir, o düştügü an ben de ölecegim.' Agır agır geçen gün sona erdiginde onlar, alacakaranlıkta bile, asma yapragının duvarın önünde sapına tutunmakta oldugunu görebiliyordu.

Derken şiddetli yagmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır aydınlanmaz, genç kıza hemen perdenin açılmasını istedi. ASma yapragı hala yerindeydi. Genç kız, yattıgı yerden uzun uzun yapragı seyretti. Sonra arkadaşına seslendi; 'Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan oldugumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yapragı orada tuttu.

Ölümü istemek günahtır. Şimdi bana biraz çorba verebilirsin' dedi. Akşam üstü gelen doktor ayrılırken; şimdi bir alt kattaki hastaya bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.

Yaşlı adam çok agır bir durumda, kurtulma umudu yok ama daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor' dedi.

Ertesi gün doktor;'Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız' dedi.

O gün ögleden sonra arkadaşı, iyice iyileşmiş oaln arkadaşına alt kattaki yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş.

Hastalandıgı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken bulmuş. Papuçları, elbisesi baştan aşagı sırılsıklam, her yanı buz gibi bir haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktıgına akıl sır erdirememişti kimse. Sonra, hala yanık duran gemici feneri, yerinden sürüklene sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve saga sola saçılmış bir kaç fırça bulmuşlar. O zaman o son yapragın sırrı da çözüldü. Rüzgar estigi zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şahaseriydi. Yaşlı ressam, son yapragın düştügü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı...

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:39 PM

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.

Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.

Hemen bir not yazdı, yolladı. Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.

Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Aksam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe basında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.

Fakir adam öyle ama öyle minnettar oldu ki. İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titresen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.

Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle
bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı.

Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar. Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk
bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:39 PM

YENI DOGMUS BEBEGIN GUNLUGU...
1. gün
böylesi kötü bir başlangıç beklemiyordum. oha hortumumu bile kesmişler! meme diye, süt diye birşey varmış. nerden nasıl bulunur bu ya? hayattan daha 1. günden soğutacaklar beni.

2. gün
meme buldum ama bundan süt gelmiyor, emiyorum allah emiyorum, tık yok, süt başka yerde mi? neyse biraz daha emdim geldi, fazla abanınca meme sahibi kişilik bağırdı, ne bağrıyosun açım ben! çok yalnızım be gunluk. hayır bişi değil içerdeyken de yalnızdım ama yediğim önümde yemediğim arkamdaydı en azından, bak yine aklıma geldi, hortumu bile kestiler yaa!

uykum geldi yine. zzzzz!

3. gün
memeyi sevdim, bu dünyadaki tek dostlarım bu iki meme. iyi ki varsınız.

4. gün
bugün bir sürü olaylar oldu, gürültü yaptılar, başka biryerlere gittik galiba. memeden ayrılınca bağrıyorum geri geliyor, sonra uyuyorum, uyanıyorum bir bakıyorum meme yok, neyse ama tekrar bağrınca geri geliyor nasılsa. s.çmak da zevkliymiş be, eskiden yapamıyordum.

5. gün
bugün 15 kez kaka yaptım, rekorumu geliştirmeliyim. dikkat ettim de her yaptığımda temizliyorlar, bunu sevdim. dikkatimi çeken bir noktada şu ki, amma koca kafalıyım be arkadaş, ağır mı ağır tutamıyorum şerefsizim, pat o yana, pat bu yana, dikkat etseler bari de çatlatmasak daha ilk günden.

6. gün
avucuma ne verseler hemen tutuyorum, tik gibi birşey, maalesef farkettiler, herkes parmağını veriyor avucuma, mecburen tutuyorum, alemin maymunu oldum iyi mi?

bu arada ne çok uyuyorum ya arkadaş, atamadım şu yorgunluğu, daha çok süt içeyim en iyisi. hayır içtikçe de yoruluyorum o da ayrı, nerde o eski günler, hortumdan geliyordu ne güzel, şimdi em allah em, bak yine aklıma geldi, şerefsizler kesti hortumu yaa.

7. gün
bugün solaryuma girdim, sarılık mı ne ondanmış. yine uykum geldi.

8. gün
biraz daha iyi hissetim kendimi, daha çok süt içiyorum artık. kaka yapma işini de tam alt açma anına denk getiriyorum ki etraf pislensin, eziyet olsun. naapayım ama alt açıkken daha rahat roketleyebiliyorum. kaka yaparken başka birşey daha yapıyorum galiba, anlamaya çalışacağım bakalım.

9. gün
çok fena hıçkırık tutuyor, geçsin diye nefesimi tutayım dedim onu da beceremedim, neyse ki süt içince geçiyor. bu süt her derde devaymış, bugün bunu gördüm.

10. gün
sütten başka birşeyler verdiler, var ya, yeter artık be, tam alışıyordum yine dayadılar başka birşey, hayret bişi ya, vitaminmiyiş neymiş.

bu arada memelerin arasından dün gördüğüm lavuk gündüzleri piyasada yok akşamları geliyor sadece, hadi bakalım hayırlısı.

11. gün
al işte, başladı yine bir arıza. sütten sonra çok feci karnım ağrıyor, böyle gaz gibi bişi, eğilip bükülüyorum, binbir şekile giriyorum çıkaracağım diye. sırtımı falan sıvazlayın bari be kardeşim.

12. gün
bütün gün gazdan kıvrandım arkadaş ya, bela oldu başıma, yaygarayı bastım ben de. uyutmadım, diktim bunları da hazır asker. sonra bir saldım ki evlere şenlik, akabinde uyudum hemen gerisini hatırlamıyorum.

13. gün
annemin suratına s.çtım. tamam utandım biraz da insan bebeği g.tünden öper mi yaa. ayıp oldu di mi? naapıyım abi, neyse fazla kızmadı herhalde.

14. gün
anneme kırmızı renkli birşeyler içiriyorlar, o zaman süt daha bi randımanlı oluyor sanki, böyle tadı da hoşuma gidiyor, şu memelere bir rating aleti taksalar da hangisini sevip hangisini sevmediğimi söyleyebilsem.

15. gün
topuktan kan alıp duruyorlar, metin olayım çok ağlamayayım diyorum ama canım yandı be arkadaş, hayır ondan sonra da hemen süt verince sakinliyorum, kızgınlığım geçiyor, ağız tadıyla asabiyet yaptırmıyorlar, şu memelere karşı biraz daha dikbaşlı durabilsem.

16. gün
şu memeleri çok sevdiğimi bir kez daha anladım, çok seviyorum onları, onlardan ayrılınca içimi bir huzursuzluk kaplıyor, en iyisi onlardan uzaklaştığım anda yaygarayı basayım ben. bugün benden biraz büyük biri geldi yanıma, sevme amaçlı olsa gerek bir geçirdi başım dönüyo hala. sonradan öğrendim kuzenmiş, neyse yazdım kenara intikam alınacak.

17. gün
etrafı daha net seçer oldum, ama el ve ayak koordinasyonu hala zayıf, memeyi kavrayabiliyorum ancak. bir de bu eller ve ayaklar bana mı ait tam olarak emin değilim, sallıyorum öyle, zevkli birşey. yüze ve gözlere dikkat etmem lazım ama, tırnaklar tehlikeli. diğer yandan annem bugün onları kesmeye çalıştı ama huysuzluk ettim, etmeseydim daha iyi olacaktı galiba, bak çizdik tam gözün altını yine.

18. gün
elime torbalar taktılar, kafaya çarpınca artık acıtmıyor, yara bere de yapmıyor. sanırım onlar da beni seviyor, iyiliğimi düşünüyorlar. aslında hala çıktığım yeri özlüyorum, geri girme imkanım olmaz mı acaba?

19. gun
nihayet o adamin neden eve sadece ak$amlari geldigini anladim megerse bana ve anneme bakmak icin gunduz cali$iyomu$.. aferin gozume girdi $imdi bak!..

20. gün
tabii ya, annemin karnındayken de duyuyordum o adamın sesini sık sık.
ona da ilgi alaka gösterdim, bağırdığımda bazen o alıyor beni kucağına, meme vardır diye saldırdım ama vermedi. bir ara meme açıkken kıstırdım ama emme olayından bir randıman alabilmiş değilim, meme yüzeyi bayağı bir farklı.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:39 PM

19.Yüzyılda Mora'da doğup büyüyen ve divanındaki bir şiirden Moralı Süleyman adlı bir şeyhin müridi olduğu anlaşilan Sümbülzade Vehbi, hece ve aruz vezniyle yazdığı şiirlerle tanınır.Vehbi, divan edebiyatı türlerinden "rücu" şiirleriyle ün yapmıştır."Rücu", mesajın ilk satırında tahmin edilenden çok farklı olduğunu ikinci satırda anlatan bir sanat tarzıydı.
Rivayete göre, padişahın "bana öyle bir beyit söyle ki, ilk satırın "cellat!"diye bağırırken, ikinci satırın sonunda sana bir kese altın vereyim"emri üzerine Sümbülzade Vehbi'nin hazırladığı divan edebiyatının en güzel ve en eğlenceli rücu orneğini aşağıda bulacaksınız

Sözlük

Rücu:Dönmek(sözünden dönmek)
Bezm:Toplantı
Zer:Altın
Drahsan:Süslü
Nevcivan:Genç kiş
Dest:Ayak
Sahtiyan:Kuzu derisi
Nagihan:Aniden
Saduman:Mutlu, sevinçli


*****************

Bezm-i hamam edelim, sürtüşürem ben sana,
Kese ile sabunu, rahat etsin cism-ü can

******************

Lal-u şarap içirem ve ıslatup geçirem,
Parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahsan

******************

Eyil eyil sokayım, iki tutam az mıdır ?
Lale ile sümbülü kakülüne nevcivan

*****************

Diz çökerek önüne ilik ilik akıtam,
Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan

*****************

Salınarak giderken,ardından ben sokayım,
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

*****************
Kulaklarından tutup dibime kadar sokam,
Sahtiyandan çizmeyi, olasın yola revan

****************

Öyle bir sokayım ki kalmasın dışarda hiç
Düşmanın bağrına hançerimi nagihan

***************

Herkese vermektesin, birde bana versen,
Avuç avuç altını, olsun kulun saduman

***************

Eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
Yeterki sen kulundan lokum iste her zaman

***************

Sen her sabah gelesin, ben Vehbi'ye veresin,
Esselamü aleyküm ve aleykümselam

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:40 PM

İnternet'de dolaşan bir başka mail daha, Türklere özgü hastalıklar

1-Kardan adama tekme atma veya bozmaya çalışma hastalığı,

2-Yeni atılmış betona basma ve isim yazma hastalığı,

3-Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, bıyık ve gözlük yapma hastalığı,

4-En iyi arabayı ben kullanıyorum zannetme hastalığı,

5-Kar topunun içine buz veya taş koyma hastalığı,

6-Cep telefonu kullanımının yasak olduğu ortamlarda illede görüşme yapma hastalığı,

7-Belediyenin duraklara koyduğu saatlerin yelkovan ve akrebini sökme hastalığı,

8-Kumsalda Deve güreşi yapma hastalığı,

9-Şahin model arabayı, Doğan görünümlü yapma hastalığı,

10-Ağaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim baş harfi kazıma hastaligi,

11-Derslerini çalışıp sınıfını geçenleri inek sanma hastalığı,

12-Mesleğimizdeki ünvanımızı ingilizce olarak söyleme hastalığı,

13-Tiki olan insanların tikleri ile uğraşma hastalığı,

14-İskambil kağıtlarından kule yapan birinin kulesini bozmaya çalisma hastalığı,

15-Cep telefonu ile bağıra bağıra konuşma hastalığı,

16-Reklam için duvarlara veya panolara yapıştırılan afişleri yırtma
hastalığı,

17-Tuvalet duvarlarını defter sanma hastalığı,

18-Otobüs duraklarına "Ateşli sevişirim beni ara" yazma hastalığı,

19-Trafikte bizi geçen bir aracı mutlaka yakalayıp onu geçmeyi ilke sayma rahatsızlığı,

20-Sinyal verir vermez şerit degiştirip, kazaya sebebiyet verdiğimizde sinyal verdik görmüyon mu deme hastalığı,

21-Ara yollardan ana yola çıkacak araca yol vermeme hastalığı,

22-Ünlü birini gördüğümüzde, ne kadar yakınımızda olursa olsun, ona el sallama hastalığı,

23-Ünlü birini gördüğümüzde onunla fotoğraf çektirip çok samimiyiz havası verme hastalığı,

24-Yaşamadığımız bir deneyimi yada olayı yaşamış gibi anlatıp ona kendimizi inandirma hastalığı,

25-Otobüs durağa yanaştığında illede ön kapıdan inmeye çalışma hastalığı,

26-Otobüs koltuklarını yırtma ve üzerlerine acayip acayip yazılar yazma hastalığı,

27-Minibüs şoförüyseniz beğenmeseniz bile mutlaka kral fm dinleme
hastalığı,

28-Trafikte kirmizi isikta dururken, yesil isik yanar yanmaz kornaya basma hastaligi,

29-Trafikte kirmizi isikta dururken burun karistirma hastaligi,

30-Kimsenin herhangi bir konu hakkinda bilgisi olmadigini anladigimiz anda o konu hakkinda atip tutma hastaligi,

31-Elektrik,su,dogalgaz,vergi,trafik cezasi vb.. faturalari son gününde ödeme hastaligi,

32-Kar yagdiginda eve bolca ekmek alma hastaligi,

33-Grup halinde bir meydana konan güvercinlerin üzerine kosup onlari kaçirmaya çalisma hastaligi,

34-Evli olanlarin bekarlara sakin ha evlenme demesi hastaligi,

35-Ayni filme giden insanlarin filmden çiktiktan sonra filmi birbirlerine anlatmalari hastaligi,

36-18 yasina geldigi gün bara gitme hastaligi,

37-Eline silah geçen birinin hemen o silahla saka yapma ihtiyaci duymasi hastaligi,

38-Arabayla yolda giderken tanidik birini görünce arabayi sakadan onun üzerine dogru sürme hastaligi,

39-Takim elbise giyince elini cebe sokma hastaligi,

40-Tuttugu takim galip gelince havaya silah atma hastaligi,

41-Meslek arkadaslarina mesleki sakalar yapma hastaligi..

42-Şehirler arası yollardaki levhaları hedef tahtası olarak kullanıp
tabanca ile kevgire çevirme hastalığı

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:40 PM

Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi.Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi.

İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyecegini söyledi.

Yarışma günü, insanlar akın ettiler.

Bazıları en güzel arabalarını,
bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti.

Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.

Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerinde hepsi aynı şikayette bulundu:

Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlastırıyordu.

Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzatti:

"Yolculugum sırasında, yolu tıkayan tas ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı."

Kral gülümseyerek cevap verdi:

"O altınlar sana ait delikanlı."

"Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı."

"Evet" dedi kral. "Bu altınları sen kazandin, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir ! "

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:40 PM

Herkesin (haksız bir şekilde) kullandığı bir ifadedir "Angut".
Birisi bir salaklık yapınca, bi laftan anlamayınca, böle boş boş
bakınca hemen "Angut'musun" der günümüzün insanı.. .

Angut'un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir ton "Angut!" var ülkemizde.. Angut kuşu'nun eşi öldüğü zaman (yanına o anda başka bir
yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi) gözlerini bir dakika bile
eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun baş ucunda
bekler...

İşte bu canlının yaptığı en büyük"Angut"luk budur.. Ayrıca bu olay
bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen birşey
değildir.. Çok ürkek bir hayvan olmalarına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elini uzatsanız dahi oradan kaçmaz..

Hani derler ya "Angut gibi bakmasana lan".. keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine..

Bundan sonra bazılarına "Angut" demeden önce bir kere daha
düşünün.. Bir "Angut" bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde...

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:41 PM

Sevgili torunum Yilmaz,
(Bizim yasadigimiz donemde cocuklara dedelerinin adini koymak gibi adet vardı bu aliskanlik hala suruyorsa, bu isimde bir torunum olabilir ama ben bu gelenegin bitmis olmasini umarim, zira sirf dedesinin adi Şuayip diye hayati kayan yavrucaklar var.)

Sana bu mektubu iki bin yilindan yaziyorum. Gazeteden istediler. Sen simdi gazete nedir, diye sorarsin! Biz bu yillarda haberi kagitlara yazip dagitiyoruz. Kabul ediyorum, cok zor ve cok ilkel bir yontem ama o kadarda kotu durumda degiliz canim, gecen gun deden buyuk bir fiyakayla internette chat yapti.

Henuz geyik muhebbetinde kullaniyoruz bilgisayari ama olsun. Ayrica ben senin yasindayken buyuk buyuk dedemin bana yazdigi mektup iki ton agirligindaydi! Magaranin duvarina kazimis,
getiren arkadas az kalsin gocuk altinda kaliyordu. Yani beterin beteri var Yilmaz'cigim.

Aslinda bu mektubu sana biraz da ozur dilemek icin yaziyorum. Benden once yasamis cok akilli ve huzunlu bir Kizilderili'nin soyledigi "bu dunya bize atalarimizdan kalmadi, cocuklarimizdan odunc aldik" sozunu anlamasina anladik, hatta bir suru kartpostal da
yaptik, cok guzel grafik tasarimlarla yazdik bu akilli adamin lafini ama yine de herseyi berbat ettik. Enerji lazimdi ve tepemizde gunes bazen on saat cayircayir donerdi ama biz kendimizi bir golgeye atip nukleer salakliklarla ugrasirdik. Yani su anda okul arkadaslarinin bazilarinin uc tane kulagi varsa bunda hepimizin sucu var.

Ama sen benim torunum olduguna gore mutlaka yapmiyorsundur ama sakin o cocuga "kulagini ac da beni iyi dinle" turdunden kulak memesi kivaminda sakalar yapma. (Mektubun bu acikli bolumunun aynisi buyuk buyuk dedemin bana yazdigi mektupta da vardi
maalesef. Umarim senin yazacagin mektup da boyle bir bolum olmaz.)

Evet iklimi de degistirdik. Kitaplarda ya da bilgi kaynagi olarak ne kullaniyorsaniz iste onda yazanlar dogrudur. Bir ara dort mevsim vardi. Mesela bunlardan bir tanesinin adi bahardi ki inanamazsin butun insanlarda hatta hayvanlarda bile asik olma ihtiyaci uyandirirdi.

Tabi bu durum kimi kazalara da yol acmiyor degildi ama yine de omrun en guzel mevsimiydi. Sonra yaz... O muhtesem kamasma... Ama hala anlamiyorum ayni yerde hem iseyip hem nasil yuzdugumuzu.

Sevgili Yilmaz , iki bin yilina gelene kadar cok aptalca seylerle mucizevi isleri birarada yapmis insanogullarindan sadece birisi olarak ve buyuk deden olma sifatiyla sana soylemek istedigim sudur: Ben bilimkurgu sevmem.

Bizde gelecegi duslerken abartma adeti vardir. Inanmazsin benim cocuklugumda Uzay 1999 diye bir televizyon dizisi vardi
ve orada anlatilanlar gercek olsaydi benim gecen sene Jupiter'deki yazligima tasinmam gerekiyordu ama su anda en buyuk numaramiz yukariya binlerce uydu gondermis olmamizdir. Antenin hallicesi iste...

Ben yuz yil sonra isinlanmayi bile becerse insan, insan kalacaktir diye dusunurum.(Isinlanma bizim bilimkurgucularin buldugu bir laf, alay edeceksin onlarla, et)

Sevgili Yilmaz, ucan arabalara bile binsen, onur her insana lazimdir. Onurunu ve asik olma yetenegini asla kaybetme. Buyuk deden bunlara dikkat ederdi. Gozlerinden operim. Haa bu arada 2071 yilinda saniyorum buyuk bir tantanayla Turkler'in Anadolu'ya girisinin bininci yili kutlanmistir. Merak ettim Malazgirt'in yolu da yapildi mi?

Deden Yilmaz Erdogan

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:41 PM

Bir helpdesk kardeşimizin bir başka helpdesk in başına gelenlerin hikayesi:

Mesaj: "Tüketici hakları konusunda Müşteri her zaman haklı mı? sorusunu irdelerken çeşitli çlkelerdeki mahkemelik olayları arastırmışlar ve buldukları belgelerden birisi. Olay gerçek...

WordPerfect (Bilmeyenler için yazıyorum, bilgisayarı -elektrikli- daktilo gibi yapan bir programın yapımcısı)... Bu şirketin müşteriye yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşmasını okuyacaksınız: Bu konusma sonrası WordPerfect görevlisi işinden kovuluyor. Kovulan görevli WordPerfecti kendisini "Gerekçesiz" işten çıkardığı için mahkemeye veriyor. İste bu konuşmanın deşifresi.

-WordPerfect yardım hattı, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim.
-WordPerfect`te bir sorun oldu.
-Nasıl bir sorun?
-Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti.
-Gitti mi?
-Yokoldu!
-Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
-Hiç bir şey.
-Hiç bir şey mi?
-Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
-Hala WordPerfect programında mısınız yoksa programdan çiktınız mı?
-Bunu nereden bileyim.
-Ekranda bir "C" harfi görüyormusunuz?
-Bir "hece" mi..
-Boşverin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı?
-Söyledim ya hiç bir şey yazmıyor.
-Monitor üstünde yanan bir lamba var mı?
-Monitör ne?
-Ekranı olan yer, televizyon gibi.. Çalıştığını gösteren küçük bir lamba var mı?
-Bilmiyorum.
-Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
-Evet.
-Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı mı bana söyleyin.
-Bağlı.
-Harika. Monitörun arkasına bakınca baglı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
-Görmedim.
-Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonunda bağlı olması lazım.
-Evet buldum.
-Tamam, şimdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı diye bakın.
-Kabloya ulaşamıyorum.
-Ulasmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
-Olmuyor.
-Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız...
-Eğilmek dert değil, karanlık oldugu için bakamıyorum.
-Karanlık?
-Ofisin işıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.
-Ofisin ışıklarını yakın.
-Yanmaz.
-Neden?
-Elektrikler kesik.
-Elektrikler mi kesik. Tanrım..! (kisa bir sessizlik) Bilgisayarın kutusu, kitapları herşeyi duruyor mu?
-Evet dolapta.
-Şimdi bilgisayarı sökün, aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınz dükkana iade edin.
-Durum bu kadar kötu mü?
-Korkarim öyle!
-Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
-"Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım" diyeceksiniz. işte böyle, kolay gelsin....."

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:41 PM

Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan çocuklar, büyüklerin değil kendi kafalarının, çocuk dünyalarının tanımladığı, büyük bir güven duyup, büyük bir umutla bağlandıkları "çocukların tanrısı"na bir dolu mektup yazmışlar.

Eric Marshall ve Stuart Hample adlarında iki yazar da bu mektuplar arasında uzun bir çalışma yapıp bazılarını kitaplaştırmışlar. Çoğu inanılmaz saflık ve ciddiyet içinde. Ama yine de ister istemez gülümsetiyor insanı. (Lütfen bunları sadece küçük çocukların yazdığını unutmayın, kesinlikle dini herhangi bir yön aramaya çalışmayın.)

- Sevgili tanrı, geçen hafta Newyork'a gittiğimizde Sen Patrick Kilisesini gördüm. Bayağı güzel bir evde oturuyorsun (Frank).

- Sevgili tanrı. Eğer ben tanrı olsaydım, bu kadar iyi olmazdım. Bunu aklından çıkarma (Michelle).

- Canım tanrı. Kucaklaşmayı sen mi buldun? Çok güzel bir şey (Brenda).

- Sevgili tanrım niçin hiç TV'ye çıkmıyorsun? (Kim).

- Sevgili tanrı öğretmen günlerin önce kısaldığını, sonra uzadığını söyledi. Artık bir karar vermelisin (Mindy).

- Sevgili tanrı. Eğer öldükten sonra yaşayacaksak, niye öldürüyorsun?

- Sevgili tanrı sen zengin misin, yoksa sadece ünlü mü? (Steven).

- Sevgili tanrı bu soğuklar ne işe yarar? (Rodaw).

- Sevgili tanrı yeni öyküler yazamaz mısın? Yazdıklarının hepsini okuyup, bitirdik ve yeniden başa döndük (Terry).

- Sevgili tanrı yağmur yağdığında ne kadar süreceğini nereden biliyorsun? Kitabını okudum ve beğendim. O kadar fikirler nereden aklına geldi? (John).

- Doktor olmak istiyorum. Ama o aklına gelen nedenden değil (Fred).

- Niçin daha sonra yeni hayvanlar bulup göndermedin? Hâlâ eskileri ortada dönüp dolaşıyorlar (Johny).

- Şu her gün ezip durduğum karıncaların umarım sence bir önemi yoktur (Alis).

- Gönderdiğin bebeği geri almazsan, odamı temizlemem (Joy).

- Kiliseye sözüm yok, ama kuşkusuz daha iyi müzikler yazabilirsin. Umarım yazdıklarıma kırılmazsın (Dostun Barry).

- Eğer hiç kimse bilmeyecekse, iyi olmanın ne yararı var? (Mark).

- Sevgili tanrı hıncımı aldım, teşekkürler (Raymond).

- Ne olur beni kuş yap. Söz veririm senden uzun süre bişi istemiycem (Lee).

- Bi kere kar yağdırdın okul kapandı. Bi daha yapsana (Guy)

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:42 PM

Fransa McDonald's personel danışmanlığını yapan DHR firmasına yapılan ''gerçek'' bir iş başvurusu.
1) Adınız Soyadınız: Herve JANCQUEUR
2) Yaşınız: 28
3) Şirketimizdeki hangi pozisyon için başvuruyorsunuz?
Mümkünse yatay bir pozisyon için. Eğer daha ciddi bir cevap istiyorsanız, ne iş olsa yaparım. Şart öne sürebilecek durumda olsaydım, burada olmazdım.
4) Düşündüğünüz ücret:
Yıllık 800 bin Frank maaş artı şirketin yüzde 3 hissesi Eğer bu mümkün değilse, siz bir ücret önerin, ben size evet yahut hayır diyeyim.
5) Eğitiminiz:
Var!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
6) Son İşiniz: Sadist bir şefin deneme tahtası olmak.
7) Son ücretiniz:
Hak ettiğimin çok altında.
8) Önemli başarılarınız:
Arakladığım kalemlerden muhteşem bir koleksiyonum var; evde sergiliyorum.
9) İşten ayrılma sebebiniz:
Bak soru 6.
10) Size ulaşabileceğimiz saatler:
Fark etmez.
11) Çalışmak istediğiniz saatler:
Pazartesi, salı ve perşembe 13.00�15.00 arası.
12) Öne çıkan özellikleriniz var mı?
Olduğunu söyleyenler var . Ama bunu bir fast-food'da değil de, daha romantik bir yerde konuşsak......
13) Şimdiki işvereninizle görüşebilir miyiz?
İşverenim olsa burada olmazdım dedim ya....
14) Fizik durumunuz 20 kilogramdan fazla taşımanıza engel mi?
Belli olmaz, ne taşıdığıma bağlı...
15) Otomobiliniz var mı?
Evet, ama soru yanlış sorulmuş. ''Çalışır durumda bir otomobiliniz var mı?'' diye orsaydınız, cevabım farklı olurdu.
16) Daha önce bir yarışma veya bir madalya kazandınız mı?
Madalyam yok ama lotoda iki kere 3 tutturdum.
17) Sigara içiyor musunuz?
Otlanacak bir enayi bulabilirsem.
18) Beş yıl sonra ne yapmayı hayal ediyorsunuz?
Bana tapan, zengin bir fotomodelle Bahama Adaları'nda yaşamayı. Bir yolunu biliyorsanız bunu beş yıl beklemeden de yapabilirim. 19) Yukarıdaki bilgilerin doğruluğunu taahhüt ediyor musunuz?
Hayır, ama sıkıyorsa aksini iddia edin. 20) Sizi bu başvuruyu yapmaya iten gerçek sebep nedir?
Birbiriyle tutarsız iki cevabım var:
* İnsan sevgisi, hümanizm ve tüketicilerin iyi beslenmesine katkıda bulunma arzum.
* Gırtlağıma kadar borca batmış olmam..
Sonuç: Herve Jancqueur işe alındı.. 1980'li Yıllar

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:42 PM

30 #49818 Zeytinbey Jun 04 10:45:00 2004, Subject: kampuscell

muhtemelen okumussunuzdur ama okumamis olanlar vardir mutlaka..

19 MayIsta 1 Gun boyunca cekilen SMS ler bedava idi.

Bu bedavalIk icinde kampuscellciler arasInda dolasan mesajlar. :))


-el mesaju nafileten minel keyful alemel kampusu insallah,biukril turkceline alel bayramul genclikiyye fi amelul cazibeten
Gonderen:ARAPCELL

-SayIn abonemiz bugun de bedava sanIp attIgInIz tum mesajlarIn kontorleri sizden soke soke alInacaktIr.Vay ben duymadIm,yok ben bilmiyordum demeyin.(SurprizCell)

-Yavru maymun annesine sorar:Anne biz neden bu kadar cirkiniz annesi der ki ah yavrum sen bu mesajI okuyanI gorsen halimize sukredersin.

-Bok yaz bosluk bile bIrakmadan 222'ye gonder bedava mesajIn bokunu cIkar

-Gunumuz toplumunda homoseksuellik oldukca normal ama tamamiyle kabullenilmis degil buna destek vermeliyiz!sende benim gibi yap,bu mesajI bir i*neye gonder

-Siz sutlac kadar tatlI,lahmacun kadar sIcak,cig kofte gibi yakIcI, dolma gibi cekici,bulgur pilavI gibi asil,asure gibi karIsIk ve icli kofte gibi mukemmelsiniz.

-Surun! Olunceye kadar surun ailende surunsun yedi sulalende surunsun hep surunun olunceye kadar surunun.Surun kolanyalarI...

-yarIn tum yurt genelinde ogle namazIna muteakip turkcell icin sukur namazI kIlInacaktIr, tum kampuscelllileri bekliyoruz...

-ellerin semaya gonullerin duaya uzandIgI ve kampuscellliler icin tum mesajlarIn bedava oldugu bu mubarek 19 mayIs genclik ve spor bayramInI kutlarIm...

-gelecek ramazan, kurban, cocuk, genclik bayramInI, kandillerini, dogum gununu, babalar gununu, dunya aids gununu, trabzonsporun kurulus yIldonumunu, ampulun, telefonun icadInI... falanI flanI simdiden kutlarIm...

-HABERCELL - parmak felcinden hastahaneye kaldIrIlan bini askIn ogrenciye mesaj sendromu tanIsI kondu, turkcellden acIklama bekleniyor...

-saat 23.45 itibariyle 2349 tane mesaj attIgInIzI tespit edilmis ve ne kadar belesci oldugunuz anlasIlmIstIr, aboneliginiz iptal edismitir, turkcell abone merkezi...

-KAMPUSCELL - gencler size bi iyilik yapalIm dedik a.. koydunuz yeter artIk mesaj cekmeyin bugunun yarInIda var intikamcell cok yakInda turkcell de...

-2266 - sayIn kampuscell abonemiz, isin .okunu cIkardInIz bi daha yaparsak iki olsun, ayIp vallahi yaptIgInIz...

-TURKCELL MUSTERi HiZMETLERi - sayIn abonelerimiz kIsa surede bu uygulamanIn ... koydugunuz icin uygulama sona erecektir, bayram diye zktiniz sebekeyi...

-TURKCELL - sayIn abonemiz bedava mesajlarda gormemislik sInIrInI asmIs bulunuyorsunuz, bundan sonraki her mesajInIz icin 8 kontor dusecektir, saygIlar...

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:43 PM

Sesini duydugunuz anda avuclariniz terlemeye kalbiniz deli gibi carpmaya ba$liyorsa...
Bu a$k degil HO$LANMAKtir

Ellerinizi ondan cekemiyor surekli dokunmak sarilmak istiyorsaniz..
Bu a$k degil ARZULAMAKtir

Yaninizda bir tek o oldugu icin onu istiyorsaniz....
Bu a$k degil YALNIZLIKtir

Herkes onunla olmanizi bekledigi icin onunlaysaniz...
Bu a$k degil SADAKATtir

Size sicak, yakin davrandigi icin onunlaysaniz...
Bu a$k degil KENDINE GUVENSIZLIKtir

Uzulmesini istemediginiz icin onunlaysaniz...
Bu a$k degil ACIMAKtir

Ona deger verdiginiz icin hatalarini ho$goruyorsaniz..
Bu a$k degil ARKADA$LIKtir

Butun gun ondan ba$ka hicbir$ey du$unmediginizi soyluyorsaniz..
Bu a$k degil KOCA BIR YALANdir

Onun iyiligi icin kendinizden cok $ey feda edebiliyorsaniz...
Bu a$k degil YARDIMSEVERLIKtir

O uzgunken sizin de kalbiniz aciyorsa...
I$te bu A$Ktir

Tarif edemediginiz bir cekim yuzunden ondan bir turlu kopamadiginizi
du$unuyorsaniz..
I$te bu A$Ktir

O herkese guclu gorunmesine ragmen icindeki zayifligi hissedebiliyorsaniz..
I$te bu A$Ktir

Ba$kalarini da cekici bulmaniza ragmen hic pi$manlik duymadan onunla kalmaya devam edebiliyorsaniz..
I$te bu A$Ktir

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:43 PM

Yönetim dersleri 1:

Bir gün bir tavşan, ağaç dalında boş boş oturan baykuşa sordu:
-Senin gibi bütün gün boş boş oturabilir miyim?
-Tabii, neden olmasın.
Tavşan da öyle yaptı. Birdenbire bir kaplan ortaya çıktı ve tavşanı yedi!

Boş boş oturmak için çok çok yüksekte oturuyor olmanız gerek...

---------------------- o ----------------------

Yönetim dersleri 2:

Hindi: Şu ağacın en üst dalına çıkmak istiyorum ama hiç gücüm yok..
İnek: Neden benim dışkımdan biraz yemiyorsun? Onlar besin
deposudur.

Hindi bir parça dışkı yedi ve gerçekten bunun İlk dallara
ulaşacak kadar enerji verdiğini farketti.

Ertesi gün biraz daha yedi ve ikinci dala ulaştı Birkaç gün sonra ağacın en üstüne çıkmayı başardı. Aniden bir çiftçi ağacın tepesindeki hindiyi farketti ve onu vurdu.

(Afedersiniz)
Mok yemek sizi en üste çıkartabilir.
Ama orda kalmanızı sağlayamaz...

---------------------- o ----------------------

Yönetim dersleri 3:
Vücut ilk kez bina edildiğinde hangi organın müdür olacağı tartışması başlamış. Beyin, vücudun bütün işlevlerinin kendisine bağlı olduğunu, o olmazsa vücudun yaşayamayacağını söylemiş. Ağız, yemek yemezse vücudun açlıktan öleceğini söylemiş.

Eller, dışarıdaki bütün işi yapanın kendisi olduğunu söylemiş. Birden Döt ortaya atlamış ve müdürün o olması gerektiğini söylemiş.

Bütün organlar ona gülmüş. Buna kızan döt faaliyetlerini durdurmuş.
Bir gün, iki gün derken organlar artık dayanamamışlar. Ve döt müdür olmuş.

Müdür olmak için beyne sahip olmanız gerekmiyor. Herhangi bir döt bunu yapabilir.

---------------------- o ----------------------

Yönetim dersleri 4:

Küçük bir kuş kışı geçirmek üzere güneye gidiyordu.. Hava çok
soğuktu ve kuş donarak yere düştü. Yerde öylece yatarken bir inek geldi ve üzerine bir parça dışkı bıraktı. Donmak üzere olan kuş dışkının sıcaklığıyla ısındı.

Çok mutlu oldu, neşe içinde şarkı söylemeye başladı. Ordan geçmekte olan bir kedi kuşun sesini duydu. Onun nerde olduğunu keşfetmekte geçikmedi. Kuşu dışkıdan sıyırdı ve yedi!

1. Üzerinize mok atan herkes düşmanınız değildir!
2. Sizi moktan kurtaran herkes dostunuz değildir!
3. Mokun içine düştüyseniz çenenizi kapalı tutun!

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:43 PM

Dünya nüfusunu, mevcut halkların nispetlerini muhafaza ederek,
100 kişilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy şöyle olacaktı:
57 Asyalı,
21 Avrupalı,
14 Amerikalı (Kuzey,Orta,Güney) ve
8 Afrikalı.

Bunların 52'si kadın, 48'i erkek olacaktı.
30 beyaz, 70 beyaz olmayan,
30 Hristiyan, 70 Hristiyan olmayan,
89 heteroseksüel, 11 homoseksüel.

6 kişi, bütün servetin % 59'una sahip olacaktı ve bunların hepsi ABD kökenli olacaktı.

80 kişi kötü evlerde yaşayacaktı,

70 kişi okuma-yazma bilmeyecekti,
biri ölmek üzere, biri de doğmak üzere olacaktı.
1 kişi bilgisayar sahibi,
1 kişi de (evet, sadece 1 kişi) üniversite mezunu olacaktı.


Şimdi şunları göz önünde bulundurun:



Eğer bu sabah hastalıklı değil de sağlıklı uyanmış iseniz, bir hafta
sonrasını göremeyecek olan bir milyon insandan daha şanslısınız.



Bir harp tehlikesi ile, işkence görmek ihtimali ile,aç kalma Korkusu ile
karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.



Buzdolabınızda yiyeceğiniz, üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların %
75'inden daha zenginsiniz.

Bankada ve cüzdanınızda para varsa,dünyanın en imtiyazlı%8'iarasındasınız.

Birisi sizi düşündü ve bunu gönderdi,ve çünkü okuma yazmabilmeyen 2 milyar kişiden biri değilsiniz.

Paraya ihtiyacın yokmuş gibi çalış.
Kimse seni üzememiş gibi sev.
Kimse seni seyretmiyormuş gibi danset.
Kimse seni dinlemiyormuş gibi şarkı söyle.
Bu mesajı dostlarına gönder.
Göndermezsen hiçbir şey olmaz.
Gönderirsen, belki bunu okuyan birisi gülümser....
....
Veya...
....
Veya sen gene her zaman yaptığın gibi nereye olduğunu bilmeden,kan ter içinde koşmaya ve hayattan şikayet etmeye devam et!

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:43 PM

Bir varmış....

Uzun yıllar önce tüm insani duyguların yaşamakta olan bir ada varmış.
İyimserlik,üzüntü,bilgi,gurur....
Ve diğer duygular gibi sevgi de.
*****
Günlerden birgün bütün duygulara adanın batacağı bildirilmiş...
Bunun üzerine herkes gemisini hazırlayıp adayı terketmiş.
*********
Sadece sevgi son ana kadar beklemek istemiş.
Ada batmadan önce sevgi yardım istemiş.
**************
Önünden lüx bir gemiyle geçmekte olan zenginliğe sormuş:
"Beni götürebilir misiniz?"
"Yapamam.Gemim altın ve gümüşlerle dolu.Sana yer yok!"
********************
Sonra önünden şahane bir gemiyle geçmekte olan gurura sormuş:
"Benim götürür müsün?"
Gurur:"Seni götüremem.Gemim kusursuz.Benim mükemmel gemimi bozabilirsin!"
****************************
Sonra yanından geçmekte olan üzüntüye sormuş:
"Üzüntü lütfen beni götür"
"Ah sevgi!O kadar üzüntülüyüm ki, yalnız kalmalıyım.
************************************
Sonra yanından neşe geçmiş.
Fakat halinden o kadar memnunmuş ki,sevginin kendisine seslendiğini bile duymamış...
*******************************************
Aniden bir ses:"Gel sevgi seni götüreyim"demiş.
Bu konuşan kişi yaşlı bir duyguymuş.
Sevgi o kadar mutlu ve müteşekkir kalmış ki, ismini sormayı dahi unutmuş...
*************************************************
Kurtulduğu zaman herşeyi bilen bilgiye sormuş:
Bana yardım eden kişi kimdi?
Bilgi "zaman" demiş.
************************************************** *****
Sevgi:Neden bana yardım etti?
Bilgi:"Sadece zaman sevginin hayatta önemli olduğunu anladığı için!!!"
************************
Nice insanlar vardır,zengin.
Ne yazık ki,zenginliği ve bencilliği yüzünden dostları olmaz.
Ancak ölüm vakti gelirken aklına gelir,
Sevginin hayatta önemli birşey olduğu.
Nice insanlar vardır,geniş evlerde,büyük otomobillerde yaşar.
Ne yazık ki geriye kalan bir avuç topraktır.
****************************************
Bu sayfayı bir dostuna gönder.
Gönder ki,
Onların senin için ne kadar önemli olduğunu anlasınlar.
Tüm dostlarına gönder.
Göndermiş olduklarına da gönder.
Sana geri geldiğinde çevrendeki arkadaşlarının gerçek arkadaş olduğunu anlarsın.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:44 PM

Bir aceminin Azerbaycan maceraları

Aşağıdaki yazıyı kimin yazdığı meçhul ama gayet ilginç...
(editor notu : maillistlerde dolaşan bir metindir. burda da olsun istedim.)

Azerbaycan'ın adını işyerinde telaffuz etmeye başladığımızda yani 1992-1993 yıllarında, orası bizim için kapalı bir kutuydu. Azerbaycan, çok çok eski olan Rus cihazlarından oluşan haberleşme ağını yenilemeye, köylerine, kasabalarına telefon hizmeti götürmeye çalışıyordu. Tabii dünyaya pencerelerini açtıktan sonra da ilk iş olarak; dil, kültür, din birliği olan kardeş ülke Türkiye'den yardım istemişlerdi. Bizler de Türkiye'nin en önemli iki telekomünikasyon şirketinden biri olarak güzel projeler yapmak için kolları sıvadık.

İlk defa Direktörümüzün Azerbaycan ile telefon konuşmasına şahit olduğumda şok oldum. Konuştuğu kişi dönemin Haberleşme Bakan Yardımcısı' ydı ve bizim patron, hiçbir samimiyeti olmamasına rağmen "sen" diye hitap ediyordu. Azerice'de "siz" kavramı yoktu. Görüştüğünüz kişi Bakan da olsa "sen" diye konuşabiliyordunuz. Birinci dersimizi aldık.

Karşılıklı görüşmeler için Bakü' ye gittik. Havaalanında dakika bir, gol bir hatamı yaptım. Üniformalı birini göstererek, Azerice'de benden daha tecrübeli bir arkadaşıma "bu adam subay mı?" diye sordum. Arkadaş: "sus, adamı peşimize mi takacaksın, burada subay bekar demek" dedi. Bizdeki "subay" ne demek söylemedi.

Bizi karşılayan Azeri arkadaş, arabaya binerken kendisinin dalda (arkada) gideceğini benim de kabaga (öne) oturmamı söyledi. Otelin önüne gelince şoför; "abla sen burada düş, ben arabayı saklayıp gelirim" dedi. Yani ben ineceğim, o da park edip gelecek. Sonra düşmenin inmek yerine her yerde kullanıldığını "merdiveni boşver, gel asansörle düşelim" dediklerinde daha iyi kavradım. Ama bunu bilmeyen arkadaşlarımız Azerbaycan Havayolları ile yaptıkları bir uçuş sonunda, Bakü' ye beş dakika içinde düşecekleri anonsu ile hayatlarını film şeridi gibi bir-iki saniye izleme fırsatını bulmuşlar. Bir diğerimiz de Bakü' ye telefon edip montaj ekibimizin varıp varmadığını öğrenmek istemiş, telefondaki Azeri: "uçak Bakü üzerinde fırlandı, fırlandı, Sumqayit' e düştü" demesiyle feryat figan ortalığı birbirine katmıştı. Anladık ki uçak Bakü' ye inememiş, bir iki tur atıp, başka bir şehre inmiş.

Azeriler çok misafirperver. Herhangi bir ikramı reddetmek çok ayıp. Sizi ağırlamak için paralanıyorlar. Altı saat boyunca yemek yenilebiliyor. Bizi o dönemin gözde bir lokantasına götürdüler. Adı Gülistan. Ordan burdan konuşulurken, çok değerli bir şairlerinin başka bir ülkede rahmetli olduğunu ve sümüklerini Bakü'ye getirmeye çalıştıklarını söylediler. Biz yine anlamsız anlamsız bakınca, sümüğün kemik anlamına geldiği ve Türkçe sümüğün karşılığının da "burun suyu" olduğu anlaşıldı. Sonra bana sümüklü et (pirzola) sipariş edildi. Şu anda Bakü'deki Migros yani ???????? Store'un camlarında "sümüklü et şu kadar, sümüksüz et bu kadar" ilanlarını görmek mümkün. Bu arada garson yanımıza yaklaştı ve yan masadaki adamların arkadaşımızı Sefer Bey'e okşattıklarını söyledi. Tabii okşanmaya maruz kalmış arkadaş da kolay kolay okşanacak bir tip değil. Bıyıklı ve iri cüsseli olan arkadaşımız acayip bozulup, "kim okşatmış beni, bu da ne demek" şeklinde horozlandı. Okşatmanın - benzetmek olduğunu zar zor anlayarak rahatladık. Rus kızların dansları ve "Ada Vapuru Yandan Çarklı" şarkısı eşliğinde yemeğimizi bitirdik. Ertesi gün seherde bizi otelin kabağından aparacaklarını söylediler. Yani sabah, otelin önünden alınacaktık.

Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses acayip rağbet görüyordu. Bir de o zamanlar Cuma akşamları TRT'de yayınlanan "Bir Başka Gece" programı çok seviliyordu. Hatta Cuma *******ine denk gelen düğünlere "Bir Başka Gece" programı süresince ara veriliyor, düğün ahalisi TV salonuna geçerek hep birlikte programı seyrediyordu. Sonra düğüne bırakılan yerden devam ediliyordu. Daha da enteresanı önemli bir iş toplantısının ortasında üst-makamın ofisinin (genelde her ofiste irice bir TV var) kapısı tık tık çalınıyor, departmandaki sekreterler sessizce kenara diziliyor ve sabah saatlerinde verilen Brezilya dizisi hep birlikte seyrediliyordu. Tabii bizim toplantı devam ediyordu etmesine ama Azeri yöneticisinin gözleri de sık sık televizyona kayıyordu. En zevklisi Azerbaycan-Türkiye futbol maçını Azeri televizyonundan, Azeri spikerin anlatımıyla seyretmek: Türk Milli Yığma Komandoları. Türkiye Milli Takımı anlamında. "Türk kapıcısı (kaleci) topu gapı aralığından depti, yirmibirinci dakka olmasına rağmen maç heç heç (0-0) devam etmekte" gibi sevimli cümlelere rastlıyorsunuz. Ya da bir Amerikan filmini Azeri dublaj ile seyretme şansını yakaladıysanız Robert Redford'un "men yahsiyem, istemirem. Sen nicesin?" şeklinde konuşmasına gülmekten kırılıyorsunuz. (Bu arada Arap ülkelerinden birinde iş için bulunan arkadaşım bir filmde: R. Hudson'a barmenin ne içeceğini sorduğunu ve onun da elhamdüllah oruçluyam dediğini söyledi. İnanamadım, yazmış da olabilir). Bu arada bizler de onları Türkiye'ye davet ettik. Hatta bir yöneticinin eşi rahatsızlandı ve doktora götürmek görevi bana düştü. Amerikan Hastanesi'nden randevu aldık. Kadın; "oynaklarım, sümüklerim, kıçım ağrıyor, derman yuttum geçmedi" dedi. Doktorda Hakan Şükür bakışları oluştu. Yani "eklemleri, kemikleri ve bacakları ağrıyor ve ilaç almasına rağmen geçmiyor" dedim. Neyse tahliler filan, derman bulundu.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:44 PM

Dünyanın kimi ülkelerinde ama bilakis de Amerika ve Avrupa'nın bazı ülkelerinde siyah tenli insanlara argo niyetine RENKLİ diye hitab edilir. Hani tenleri kara olduğundan "renkli" insanlar yani.

Bunun üzerine Afrikanın küçük bir köyünde, küçük bir toprak evin duvarında şöyle bir yazı okunur. (Elimden geldiğince bizim dile çeviriyorum)

Ben doğarım, siyah
Büyürüm, siyah
Soğukta, siyah
Sıcak ta, siyah
Ölürüm, siyah

Sen doğarsın, pembe
Büyürsün, beyaz
Soğukta, mavi
Sıcak ta, kırmızı
Ve ölürsüz, boz

Bir de utanmadan bana renkli dersin.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:44 PM

amerikan: hey dostum burda bir problem mi var ?
turk: noluyo lan burda ?

amerikan: nasil gidiyor mike
turk: nabiyon lan

amerikan: korkarim seni oldurecegim
turk: salavat getir lan

amerikan: oov dostum hic cool olmamissin
turk: bu ne lan d.tume benzemissin

amerikan: hey steve , neden kendine bir icki koymuyosun
turk: la suleyman , kap iki bira gel bakim hemen

amerikan: lanet olsun sana christine !
turk: allah belani versin nurcan !

amerikan: tanri askina brad kes sesini artik.
turk: allahim sabir ver, sus lan yeter

amerikan: aman tanrim simdi napicaz.
turk: ha t*ktir mictik.

amerikan: help me please..
turk: baksana lan !!

amerikan: ne derler bilirsin jack , hayat beklenmedik suprizlerle doludur
turk: valla oglum bi soz var hani , kaderde varsa duzulmek neye yarar uzulmek

amerikan 1 : dante nin bu kitabini okudun mu micheal
amerikan 2 : aaa evet , gercekten edebi degeri olan bir calisma

turk 1 : abi da vinci sifresini okudum super
turk 2 : lan birak ! iyice entel dantel oldun basimiza

amerikan: hey jery gel pizza ye dostum..
turk: jery gel lan buraya mis gibi menemen yaptik

amerikan: fbi.. bir kac soru sorabilirmiyim?
turk: polisim ben nerdeydin lan dun esek?

amerikan: (ses cikarmadan el i$aretiyle) sen oraya sen buraya sessiz olun
turk: daliyoruz haydaaaaaaaaa !!!

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:44 PM

Çok uzun sure araba kullandıktan sonra küçük bir kasabada ihtiyaç
molası vermiştim. Şirin sevecen bir yere benziyordu.

Dinlenme tesisinin tuvaletine girdim tüm tuvaletler dolu gibi
görünüyordu. Sonunda sonlara doğru bir tuvalet bulup oturmuştum tam keyifle tuvaletimi yapacakken yan tuvaletten selam naber diye bir ses duydum.

Tuvalette böyle konuşmaların olmayacağını düşünürken birden bire
ağzımdan iyilik senden naber lafı çıkıvermişti bile. Yandaki ses ee
neler yapıyorsun dedi.

Ben de doğuya doğru gidiyorum dedim biraz şaşkındım bu tuhaf
diyalogdan dolayı. Taaki yandaki adamın aşkım ben telefonu kapatıyorum yan tuvaletteki geri zekalı benim sana sorduklarıma cevap veriyor dediğini duyana kadar ...

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:45 PM

SİGARA

- Sigara, sokak kadını gibidir.
Sebepleri:
Her köşe başında bulabilirsiniz.
Genellikle keyif için değil, ihtiyaçtan veya bağımlılıktan içilir.
İçtikten sonra izmariti atar gidersiniz. Kimse arkasına bakmaz.
Her sigarayı sadece bir kere içebilirsiniz.
Yerlileri ucuz, yabancıları pahalıdır.
Yabancılarının daha güzel olduğu söylenir. Ama arkadaş ısmarladıysa yerli yabancı farketmez.
Tek içimlik olduğu için her nefes önemlidir.
İçinize çekmediğiniz durumlarda bile kendi kendine yanıp biter. Ulan ben bundan bişey anlamadım paraya yazık oldu dersiniz. Sonra bi tane daha yakarsınız.


NARGİLE

- Nargile, genelev kadını gibidir. Sebepleri:

Sokak ortasında içilmez, belirli mekanları vardır.
Mekan ne kadar iyise çeşit o kadar çoktur.
Mekana girer oturursunuz, nargile ayağınıza gelir. İçtikten sonra alıp götürürler. Sizin zahmet etmenize gerek olmaz.
Aynı nargileyi defalarca kullanabilirsiniz. Ancak bir dahaki sefere kadar, (ağızlık değişse bile) başkalarının o nargileyi kullandığını bilmek rahatsızlık verir.
Sigaraya göre içmesi daha uzun sürer. Ama çok abartırsanız mekanın sahibi "hadi kardeşim kalk da yeni müşteri gelsin artık" der gibisinden pis pis bakar.
Acemiler için ilk seferi kafa döndürücüdür. Adamı fena çarpar.

PİPO

- Pipo ev kadını gibidir. Sebepleri:

Sakin kafayla, evde rahat rahat içilmesi gereklidir. Sokakta veya işyerinde içilen bişey değildir.
Sizden başka kimse o pipoya elleyemez, içemez.
Yeni alınan bi pipo öyle hemen pofur pofur içilmez. Ahşabın açılması, iç bölümün ateşle kavrulması gerekir. En azından 10-15 içimden sonra düzgün bir şekilde yanar hale gelir. O zaman bile keyifli bir içim için 5-6 ay geçmesi gerekir.
Pipo hergün hergün içilen birşey değildir. Bir kere kullandıktan sonra bir iki gün dinlendirmek gerekir. Hergün içmeye kalkarsanız ağzınızda acı bir tat bırakır. (içerdeki katran+nikotin karışımı kurumadığından)
İçmeden önce hazırlaması uzun sürer.
Tütünü düzgün bir şekilde yerleştirmek ve yaktıktan sonra közün düzgün bir şekilde oluşması için tecrübe kazanmak gerekir.
Her piponun ayrı karakteri vardır. Birinde yaptıklarınız öbüründe işe yaramayabilir.
Yaktıktan sonra da çile bitmez. Ateşin sönmemesi için ateş arada bir alınan düzenli nefeslerle devamlı körüklenmelidir. Söndüğü zaman tekrar yakılabilir ancak ağızda nahoş bir tat bırakır. Eğer sönmüşse o gün için içmeyi boşvermeniz ağız tadı açısından daha mantıklı olacaktır.
Sigara veya nargile gibi her nefes içeri çekilmez. Bir ateşe (ateşi canlı tutmak için) bir bana şeklinde içmek gerekir. Duruma göre iki (veya üç) ateşe bir bana da olabilir.
İçip bitirdikten sonra da çile bitmez. Güzelce temizlemeli ve baş köşeye kaldırılmalıdır. Yetirince nezaket göstermez, iyice temizlemezseniz, intikamını bir sonraki içiminizi zehir ederek alacaktır.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:45 PM

Sevgili günlük, Bu sabah Hürriyet´in Kelebek ekinde sigarayı bırakmanın vücuda yaptığı olumlu etkileri anlatan bir haber okudum. Bu tarz haberlerden oldum olası tiksinmeme rağmen nedense coşup sigarayı bırakmaya karar verdim. Kararım kesin, sigarayı bırakıyorum. Bu kararımın vücuduma etkilerini gösteren tabloyu başucuma astım. İçimin zehirden temizlenmesini tabloya bakarak daha rahat hissedeceğim. Şimdi masanın üzerindeki dolu sigara paketini buruşturup çöpe sallıyor ve sağlıklı gürbüz bir kişi olma yolundaki ilk adımımı atıyorum.

SEKİZİNCİ SAAT

Sevgili günlük,
Tabloya göre sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra tansiyon ve nabız normale dönüyormuş. İnanır mısın, bunu hissediyorum sanırım. Tamam, tansiyon ve nabzımın bundan sekiz saat önceki halinde de anormallik hissetmemiştim,ama normale dönmesi iyi bir şey herhalde. Coşkumu paylaşmak için Teoman´ı aradım, sigarayı bırakmama "geçici Ubeyd Korbey sendromu" adını taktı. "Oğlum" dedim, "bak tam sekiz saattir sigara içmiyorum, tansiyonum ve nabzım cillop gibi oldu".
Bunu söyleyince kendi nabzının ve tansiyonunun da harika olduğunu söyledi, meğer sekiz saattir uyuyormuş. Yavşak işte, ben ne diyorum o ne diyor. Yalnız laf aramızda, kafama takıldı gerçekten, demek ki günde sekiz saat uyuyan bir sigara tiryakisinin tansiyonu ve nabzı da günde bir kere normalleşiyor. E peki, tansiyon ve nabız günde üç kez normale dönemeyeceğine göre benim kazancım ne bu işten? Demek ki, savaşı erken bırakmayacaksın. Yoksa Teoman itinden ne farkım kalır? Onun tansiyonu da normal, benimki de.... Neyse, bakıcaz....

ONUNCU SAAT

Sevgili günlük,
Sigarayı bırakırken başlangıcın çok zor geçtiğini duymuştum. Hiç de değilmiş. Az önce yemek yedim, iştahım açılmış, yemeklerin tadını daha iyi aldım. Yıllardır ilk kez yemeğin üzerine sigara içmeyeceğim.

ON BİRİNCİ SAAT

Acaba azaltarak mı bıraksam? Sadece yemeklerden sonra içsem mesela? Yok yok, dayanmam lazım. Kuruyemişçiye gidip kabak çekirdeği alayım, oyalanırım.

ON ÜÇÜNCÜ SAAT

İki saattir aralıksız kabak çekirdeği yiyorum. Ve bir de yıldıran dejavu: "abi bu çekirdeğe elini sürünce bırakamıyorsun."

ON DÖRDÜNCÜ SAAT

Kabak çekirdeğini bırakınca yemekten sonrakine benzer bir sigara içme isteği uyandı. Çöpe attığım sigara paketini ararken telefon çaldı, Teomanmış. "Sağlığında yeni düzelmeler var mı?" diye sorup kahkaha attı .Vay ayı vaaay, sigarayla mücadelemde başarısız olmamı bekliyor demekki. Bu beni sinirlendirmekten çok kamçıladı. Ulan Teoman, görüşürüz bakalım. İlk işim sigara paketinin olduğu çöp torbasını evden atmak

ON YEDİNCİ SAAT

Sevgili günlük,
Kendimden utanıyorum. Az önce kapıdaki çöp torbasını geri almaya karar verdim, kapıcı götürmüş. Kararsızım, sigarayı bırakanların sinirli olmaya başladığı ve kilo aldığı söyleniyor. Şişman ve sinirli biri olup Hüseyin´e benzemeyeyim sakın?

YİRMİ DÖRDÜNCÜ SAAT

Sevgili günlük,
Biliyor musun, sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra kalp krizi riski yüzde 25 azalıyormuş. Fena değil ha, ne dersin? Teoman´ı aradım az önce, sana en fazla 15 gün veriyorum dedi. Kalp krizi riskinin azalmasından sözettim, güldü. Gül bakalım Teoman efendi, gül... Gidip kabak çekirdeği alayım.

İKİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Dün çok kötü geçti. Kuruyemişçiye gidip bir kilo kabak çekirdeği aldım. Gazeteleri çıkmadan okusaydım keşke, Hıncal Uluç köşesinin yarısını "kabak çekirdeğinin cinsel güce katkıları"na ayırmış. Allahım, ya kuruyemişçi de okumuşsa yazıyı? Ulan yüz gram al çık, bir kilo niye alıyorsun? Bundansonra o dükkanın önünden geçemem.

ÜÇÜNCÜ GÜN

Sevgili günlük,
Çok güzel bir gündeyiz. Sigarayı bırakmamın üzerinden 72 saat geçti, yani sinir uçlarım bugünden itibaren yenilenmeye başlıyor. Daha da güzeli, sevgilim geliyor. Bugün biraz sinirli gibiyim, kızın yanında arıza yapmasam bari...

DÖRDÜNCÜ GÜN

Sevgili günlük,
Dün ne güzel başlamıştı hatırlarsın, ama korktuğum başıma geldi ve sevgilimle kavga ettim. Her şey iyi başlamıştı halbuki. Bir ara dışarı çıktık, ben sosisli sandviç almak istedim, hanımefendi karşı çıktı. Neymiş, yürüyerek yemek yenilmezmiş. Durduk yerde kavga çıktı. Sonunda dayanamayıp karşıdaki lokantaya gittim ve patlıcan musakka söyledim. Garson tabağı getirir getirmez hatunun yanına koştum ve "yürüyerek yemek öyle yenmez böyle yenir" diyerek elimde tabak yürümeye başladım. Bir yandan da musakkayı yemeye çalışıyorum. Kız kaçmaya başladı, ben de peşinden koşuyorum. Bir ara ağzımdan köpükler çıktığını farkedince durakladım. Elimdeki tabağı çöpe atıp eve döndüm. Sevgilimin telesekreterine not bıraktım, umarım arar.

BEŞİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Bu sabah İstikbal´den çek-yat gelecekti, öğlene kadar bekledim, ne gelen var ne giden. Birden sinirlerim tepeme çıktı, elimde odunla beklemeye başladım. Hayır, niye sözünde durmuyorsun kardeşim? Sabah dediysen sabah getir. Adamlar saat üçte geldiler, ben odunla kapıya çıkınca tedirgin olup kaçtılar. İstikbal´i arayıp siparişi iptal ettim, Seray´ı var Mobella´sı var canım, banane yani...

ALTINCI GÜN

Sevgili günlük,
Sevgilim aradı, bana çok kızgın olduğunu söyleyip bir çuval zır zır yaptı. zaten ona moralim bozuk, bir de Teoman gelip karşımda fosur fosur sigara imesin mi? Dumanı suratıma üflediğinde çaktırmamaya çalışarak içime çekmeye çalıştım. Ulan özlemişim be...

YEDİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Kabul etmem gerekir ki bugün çok sinirliydim. Gevşemek için televizyonu açıp belgesel izlemeye başladım. Discovery Channel´da Timsah Avcısı diye bir lavuk var, 10 dakika dayanamadım herife. Eline bir yılan almış, yılan çıtır çıtır ısırıyor, bu gevrek gevrek gülüyor. Neymiş, yılan zehirsizmiş.Ya arkadaşım, zehirsiz diye ne bu yani? National Geographic´I açıyorum, zürafalar var, daha iyi. Ama zürafalardan, Mary ve ailesi diye söz ediliyor. Allah belanızı versin hepinizin. Süt içip uyumaya karar veriyorum, süt şişesinin üzerine "lütfen çalkalayınız" yazmışlar. Çal-ka-la-mı-yo-rum. Mecbur muyum lan sizin şişenizi temizlemeye. Para almasını biliyorsunuz eşşoğlueşşekler sizi be! Akşam arkadaşlarla bira içmeye gittik. Buinsanlarne kadar anlayışsız var ya günlük, aklın oynar.Ulan zaten sigarasız bira içiyorum, beynim sulanmış, hala üzerime geliyorlar. Masada ideolojik hadise çıktı, dışarı kadar uzadı. Tartışma sorun değildi de "sigarayı bıraktığındanberi kilo aldın lan kocagöt" deyince dayanamayıp kafa attım Teoman´a. Yapmasam iyiydi.

SEKİZİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Teoman arayıp bir daha benimle görüşmek istemediğini söyledi. Çok umurumdaydı lavuk. Gereken cevabı verdim zaten. Bu arada, gazetede okudum yine. Sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden bahsediyordu. Azaltarak bırakma ve marka değiştirerek bırakma maddeleri ilgimi çekti. Acaba? Ama yok yok, bu kadar dayandım, gerisini getirmek lazım.

DOKUZUNCU GÜN

Sevgili günlük,
Sana ne zamandır sevgili günlük diye seslenmediğimi farkettim. Oysa sen bu dünyada beni anlayan tek varlıksın, tek dostumsun. Bugün ne oldu biliyormusun, sevgilim beni terketti. Alçak kadın, Manyaklaştığımı söyleyip ayrıldı benden. Bu arada kabak çekirdeğinin bokunu çıkardım, her tarafımda sivilce çıktı.

ONUNCU GÜN

Sevgili günlük,
İki gün önce, sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden sözetmiştim. Ben iki yöntemi birleştirip hem marka değiştirdim hem de azalttım. Günde üç tane yemeklerden sonra Parliement içiyorum. O kadar zaman sonra ilk içilen sigaranın bir güzel kafası var, şaşırırısın.

ON BİRİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Kendime bir iyilik yapıp sigarayı beşe çıkardım. Ha üç, ha beş. Eskiden günde bir paket içiyordum, şimdi beş tane içiyorum. Yine kazançlıyım yani...

ON İKİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Bugün gazetede Amerika´da yapılan bir araştırmayla ilgili haber okudum. Habere göre günde 10 taneye kadar sigaranın çok fazla zararı yokmuş. Üstelik sigaranın markasını değiştirmekten falan da bahsedilmiyordu. Madem öyle günde 10 tane Camel içebilirim.

ON ÜÇÜNCÜ GÜN

Sevgili günlük,
Sevgilimi ve Teoman´ı arayıp özür diledim. Sevgilim, bir süre daha görüşmek istemediğini söyledi. Ağzımdan köpükler çıkarken koşturduğum sahneyi unutamıyormuş. Haklı kız, bir şey söyleyemedim. Teoman aramızda geçen hadiseyi sigaraya yordu, ona göre yavaş yavaş sigara içmeye başlayınca beynim tekrar faaliyete geçmiş. Neyse barıştık ve yarın akşam buluşmaya karar verdik.

ON DÖRDÜNCÜ GÜN

Sevgili günlük,
Teoman´la ocakbaşına gittik. İçtiğim sigaraları saymadım. Teoman´ın da dediği gibi, sigaranın zararlarını bilerek içiyorum, kime ne? Sana da soruyorum günlük, sana ne?

ON BEŞİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Püfür püfür içiyorum sigaraları. Bir de, "sigaraya tekrar başlayınca ne olur" tablosu yapmaya başladım. Sevgilim de bir daha sigarayı bırakmayacağım sözünü verince geri döndü. Elveda günlük, bir daha işim olmaz seninle.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:45 PM

Babası bir gün çabuk sinirlenen çocuğuna biraz çivi ve bir tahta verip:"Bak yavrum , sinirlenip çevrene zarar vereceğini anladığın an, sinirini yenip bu tahtaya çivi çakacaksın "dedi.

Çocuk ilk gün otuz çivi çaktı. Zaman geçtikçe çaktığı çivilerin sayısıda azalıyordu. Daha sonra ise hiç çivi çakmamayı öğrendi. Bunun üzerine babası; "Kendini tutabildiğin her gün bir çiviyi sökeceksin,"dedi.

En son çivi söküldüğünde tahtda pek çok çivi izi vardı. Babası, "Bak çocuğum "dedi. "Bu tahta artık eskisi gibi olamayacak. Sinirlendiğin ve kırıp geçirdiğin her an karşındakilerde böyle gönül yaraları oluşur. Ne kadar tamir etmeye çalışsanda dil yarası iyileşmez.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:45 PM

Malumunuz Başıbüyük isimli bir semtimiz var. İşte bu güzide semtimize yapılan dolmuş seferinde yaşanan,semt sakinleri için normalleşmiş olsa da biz acemiler için dumura uğratan bir diyalog...

Dolmuştaki son koltuğa kim oturacak diye beklerken yaşlı bir bayan kapıdan şöföre sesleniyor:
-Kaptan,başı büyük mü(!)
-Evet abla
-Hemen kalkar mı?
-Sen bin hemen kalkar(!)
:))

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:46 PM

Kizilay civarinda vitrinlere bakarken gusel bi bayan, ki
fistik gibi denebilir. Mini etegiyle, mini mini yanima geldi, o da
vitrine bakiyo.

E tabi biz de goz ucuyla suzduk. O sira vatanin degerli abilerinden biri bakmayi fazla abartmis olacak ki;

bayan,
"Ne bakiyosun okuzun trene baktigi gibi?" diye bagirdi.

Hazir cevap abi sakadanak yerlestirdi cevabi:

"Trene onden mi yoksa arkadan mi binsem diye bakiyorum."

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:46 PM

ASK ARITMETIGI
akilli erkek + akilli kadin = ask
akilli erkek + aptal kadin = iliski
aptal erkek + akilli kadin = evlilik
aptal erkek + aptal kadin = hamilelik

OFIS ARITMETIGI
akilli patron + akilli eleman = kar
akilli patron + aptal eleman = uretim
aptal patron + akilli eleman = terfi
aptal patron + aptal eleman = fazla mesai

ALISVERIS ARITMETIGI
Bir erkek kendisine gerekli olan urunu almak icin 1 liralik urune 2 lira oder.
Bir kadin kendisine gerekmeyen urunu almak icin 2 liralik urune 1 lira oder.

GENEL GEÇER FORMULLER VE ISTATISTIKI VERILER
Bir kadinin gelecek endisesi evlenene kadar surer.
Bir erkegin gelecek endisesi evlenince baslar.
Basarili bir erkek esinin harcayabileceginden daha fazla geliri olandir.
Basarili bir kadin boyle bir erkegi evlilige ikna edebilendir.

MUTLULUK
Bir erkekle mutlu olabilmek icin onu cok iyi anlamak ve az sevmek gerekir.
Bir kadinla mutlu olabilmek icin onu cok sevmek ve anlamaya calismamak gerekir.

UZUN YASAM
Evli erkekler bekar erkeklerden daha uzun yasar ama daha erken olmek isterler.

DEGISIM ORANI
Bir kadin kocasinin degisecegi inanciyla evlenir ama erkek degismez.
Bir erkek karisinin degismeyecegi inanciyla evlenir ama kadin degisir.

TARTISMA TEKNIKLERI
Kadin bir tartismada her zaman son sozu soyler. Bu sozden sonra erkegin soyleyecegi hersey yeni bir tartisma konusudur.

"EVLEN ARTIK" VIDIVIDISI NASIL KESILIR
Her dugunde yaniniza gelip sizi minciklayarak "Artik sira sende" diyen yasli akrabalara, cenazelerde aynisini yaparsiniz bir daha evlilik lafini agizlarina almazlar.

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:47 PM

Bir Ingiliz ailesi yaz tatillerini geçirmek üzere Almanya'ya gitmisti. Bir gezinti sirasinda çok güzel bir kir evinde kaldilar. Gelecek tatillerini böyle bir evde geçirmek istediler. Evin bir papaza ait oldugunu ögrendiler ve içini de gördükten sonra hemen gelecek tatil için anlasma imzaladilar. Ingiltere'ye döndükten sonra birden evin hanimi, ziyaretler sirasinda WC'ye rastlamadiklarini hatirladi. Merakini yenmek için papaza bir mektup yazdi:

"Sayin Bayim, ben sizin kir evinizi kiralayan bayanim. WC'nin nerede bulundugunu acaba bana yazabilir misiniz? Saygilarimla."

Mektubu alan papaz, WC'nin ne anlama geldigini anlayamamis, Almanya'daki Anglican Kilisesinin "White Chapel" sözcügünün bas harfleri oldugunu sanmisti. Ayrintili bir mektupla yanit verdi:

"Sayin Bayan;
Basvurunuzun yüce bir duyguyla ilgili olmasindan dolayi memnunluk duydum. Ilgilendiginiz yerin evden 12 km. uzakliginda bulundugunu bildirmeyi seref sayiyorum. Oraya sik sik giden birisi olarak bunun biraz zorluk yaratacagini bildirmek istiyorum. Sik sik gitme durumunda, isteyenler yemegini de beraberinde götürebilirler. Oraya bisikletle, araba ile, ya da yürüyerek gidilebilir.

Ancak oturacak bir yer bulabilmek ve baskalarini rahatsiz etmemek için biraz erken gitmekte yarar vardir. Söz konusu yerde soguk hava düzeni bulunmakta ve çok hos bir etki yapmaktadir. Çocuklar büyüklerinin yaninda oturmakta ve hazir bulunan herkes birlikte sarki söylemektedir. Giriste size bir kagit parçasi veriyoruz. Geç kalanlar yanindakinin kagidini kullanabilirler.

Ayni kagidin birkaç kez kullanilmasina olanak vermek için çikista herkes kullandigi kagidi iade eder. Faaliyetlerin ürünleri yoksullara dagitilmak üzere toplanmaktadir. Öte yandan yapilanlarin disaridan da duyulabilmesi için içeride gelismis bir hoparlör sistemi bulunmaktadir.

Müdavimlerin çesitli pozisyonlarda disaridan da izlenebilmelerini saglamak amaciyla özel cam bölmeler vardir. Verdigim bilgilerin açik ve yeterli oldugu düsüncesi ve bu kadar önem verdiginiz yerde sik sik bulusabilmek umuduyla en içten saygilarimi sunarim."

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:47 PM

Okuduğum en güzel eleman arama ilanlarindan biri

ARANIYOR !...

Paylaşmanın kendini azaltmak olmadığını,
Diğer çalışanların öcü olmadığını,
Yüzyüze konuşmanın arkasından konuşmaktan daha etkili olduğunu,
"Günaydın !" demenin borç para vermek olmadığını,
"Lütfen !" demenin utanılacak bir şey olmadığını,
Yönetici olmanın emir vermek olmadığını,
İşyerinde şark mırıldanmanın suç olmadığını,
Astları ile aynı asansöre binmenin asansörü düşürmeyeceğini,
Saygının el pençe divan durmak olmadığını,
Geç gelenler listesinin erken gelmeyi sağlasa bile başarıyı arttırmayacağını,
Bol bol toplantı yapıp fırça atmanın yöneticilik olmadığını,
Kahkahalar ile gülmenin laubalilik demek olmadığını,
Saygı duyulacak iş, saygı duyulmayacak iş diye bir ayırımın olmadığını,
Yöneticiye duymak istediğini söylemenin iyilik olmadığını,
Eğitimin dinlenme olmadığını,
Iletişim kurmanın sadece konuşmak olmadığını,
"Özür dilerim !" kelimesinin yasak olmadığını,
Yaşamda sevinçler kadar hüzünlerin de olduğunu,
Mutluluk maskelerinin satılmadığını bilen
Kendisi ve bütün dünya ile barışık olan,
Ve bunları tüm çevresine anlatıp aşılayacak kişiler

ARANMAKTADIR..

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:47 PM

Bu kesinlikle bir fıkra değildir.Yaşanmış gerçek bir hikayedir...

Bir tır şöförü yolunda ilerlerken bir üst geçide yaklaşıyor. Böyle yerlere yaklaşırken belli bir mesafe kala o yerin yerden yüksekliği yazar. Bizim ki de yaklaşmakta olduğu üst geçidin yüksekliğini okuyor ama kullandığı tırın yüksekliğini bilmediği için ve bunlarla uğraşamayacak kadar acelesi olduğu için herhalde geçerim diyerekten yoluna devam ediyor.

Daha sonra tabi beklenen oluyor ve tır üst geçidin tam altından geçerken sıkışıyor. Olayı görenler hemen polise haber veriyorlar.

Olay yerine gelen polis aracından bir polis inip tır şöförünün yanına gidiyor ve şu soruyu soruyor: "Ne oldu birader.Tırın üst geçide mi takıldı?"

Böyle soru mu olur lan diye düşünen tır şöförü bütün fırlamalığıyla cevap veriyor:

"Yok be abi ne takılması. Üst geçidi götürüyordum da benzinim bitti!"

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:47 PM

SERHAN:slm naber millet hişş!kimse yok mu
MEHMET:ben varım serhan nasılsın
SERHAN:ya iyi kardeş napalım işte
MEHMET:valla ben de iyiyim işte bi chate girdik kimse yok
SERHAN:ben varım ya kardeş ikimiz konuşalım
MEHMET:sağol nerden
SERHAN:istanbul sen
MEHMET:ben de istanbul
SERHAN:ee iş okul ne yapıyorsun
MEHMET:okul sen
SERHAN:iyi iyi ben de okul
MEHMET:lisedemi okuyon ben lisedeyim
SERHAN:bende lise bu sene öss ye gircem işte
MEHMET:bende kardeş
SERHAN:kardeş senin sohbetine de doyum olmuyo az konuş be lise sondun dimi
MEHMET:hee derslere çalışıp duruyoz işte başka bişey yok
SERHAN:zaten bu öss insanın sinirini bozuyo dimi
MEHMET:ben de sıkıntıdan kurtulmak için buraya girdim
SERHAN:bende
MEHMET:sen nerden mezun olmuştun
SERHAN:ben lise son dedim ya kardeş sen salakmısın
MEHMET:pardon ya kardeş biraz güneşte kalmışımda özür herhalde başıma güneş geçti
SERHAN:önemli degil kardeş
MEHMET:kız buldunmu bari
SERHAN:yok yaw nerde sen
MEHMET:ben buldum istersen sana satem ha ha ha
SERHAN:yok sağol parayla saadet olmaz
MEHMET:şaka yapmıştım zaten
SERHAN:zaten ben farkına varmıştım
MEHMET:sizin sınıfta güzel kız yok mu
SERHAN:olmaz mı hepsi çok güzel
MEHMET:en güzeli hangisi
SERHAN:en güzeli aylin ben de ona aşığım
MEHMET:aylinmi bizim sınıfta da var aylin isimli güzel bir kız başka kimler var
SERHAN:selen var birde
MEHMET:tesadüfe bak bizde de selen var başka başka
SERHAN:bi de buket var
MEHMET:yok artık olum sen hangi okuldasın
SERHAN:kadıköy anadolu lisesi
MEHMET:hangi sınıf
SERHAN:ya napcan
MEHMET:söle sen
SERHAN:11/b
MEHMET:ana!
SERHAN:noldu yaw niye şaşırdın
MEHMET:olum sen benim sınıftasın adın ne len senin
SERHAN:adım serdar
MEHMET:olum serdar ben ahmet len tanımadınmı sıra arkadaşın len tüh senin kalıbına ulan yanındaki arkadaşını tanımıyon be ne işin var len bu odada olum biz senle beraber cafeye gelmedik mi
SERHAN:evet geldik
MEHMET:arkamda oturmuyon mu
SERHAN:evet oturuyom
MEHMET:olum benle niye konuşuyon
SERHAN:sen başlattın len
MEHMET:hadi len bundan sonra aynı sırada oturmucem senle
SERHAN:ben de senle oturmucem
MEHMET:ulan kızlara sarkıntılık yaptığını sigara içtiğini annene sölücem gör bak
SERHAN:ben de senin içki içtiğini sölücem görürsün
MEHMET:hadi yaw!bende senin paralarını nereye harcadığını sölücem
SERHAN:ulan bende senin terbiyesiz yerlere gittiğini sölücem görürsün
MEHMET:hadi yaw!sen en iyisi söleme kardeş bak ben seni çok severim
SERHAN:yok sölücem
MEHMET:dur ya ben sölemicem
SERHAN:cidden sölemicenmi
MEHMET:valla sölemicem
SERHAN:iyi o zaman ben de sölemicem
MEHMET:iyi anlaştık canım arkadaşım
SERHAN:iyi çıkalım ders başlayacak söz ama sölemicen dimi
MEHMET:olum söz dedik ya 5 yıllık arkadaşına güvenmiyonmu
SERHAN:iyi hadi çıkalım
MEHMET:bye
SERHAN:bye

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:48 PM

İki Soru İki Cevap

Zamanın birinde ünlü bir bilgeye iki soru sormuşlar.
Birincisi ; “İnsanoğlunun seni en çok şaşırtan davranışları nedir?”

Bilge tek tek sıralamış :
Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler...

Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler...

Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.
Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar...

Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...

Sıra gelmiş ikinci soruya ; "Peki sen ne öneriyorsun?"

Bilge yine sıralamış;
”Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır…”

”Önemli olan; hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.”

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:48 PM

TURK USULÜ BASARI FORMULU
Ise Baslamadan Once........................... INSALLAH
Ise Baslarken......................................... BISMILLAH
Sasirirsak........................................ ......ALLAH ALLAH
kendimize Guvenirsek........................... EVELALLAH
Azmedersek........................................ ...ALIMALLAH
Isten vazgecersek.................................. EYVALLAH
Sonuna Kadar Gitmek Istersek.............. YA ALLAH
Canimizi Sikarlarsa.................................FESUPHA NALLAH
Ise Cosku ve Heyecanla Sarilinca......... ALLAH,ALLLAH,ALLAH
Isi Basariyla Bitirince..............................MASALLAH
Eger Isi Basaramazsak...........................HAY ALLAH.....:)))

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:48 PM

Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın dört eşi varmış.



Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, her şeyin en güzelini, en iyisini ona verirmiş.


Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır,üzerine titrermiş.


Kral ikinci eşini de severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş.



Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven,sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral bu eşini hiç sevmez ve onunla hiç ilgilenmezmiş.



Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış.

Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yalnız kalmaktan çok korktuğu için, eşlerinden hangisinin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek

istemiş.



En çok sevdiği dördüncü eşine, "Ölüm yolculuğunda bana eşlik etmek ister misin?" diye

sorduğunda, aldığı yanıt kalbine bir bıçak gibi saplanan, kısa ve net, "Mümkün değil!" olmuş.

"Hayatim boyunca seni sevdim, sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin?" sorusunu üçüncü eşi, "Hayır, hayat çok güzel. Sen ölünce ben yeniden evleneceğim." diye yanıtlamış ve kral bir kez daha yıkılmış.



"Her sorunumda, her zaman yanımda olan, bana yardim eden sendin. Bu sorunumda da bana yardımcı olur musun?" sorusuna karşı, ikinci esinden, "Bu sorunun için bir şey yapamam. Olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım." karşılığını almış.



Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin sesiyle irkilmiş:

"Nereye gidersen git, seninle olurum, seni takip ederim."



"Ah!" diye inlemiş kral; "Keşke bir şansım daha olsaydı..."

=============================================

Aslında gerçek Yaşamda hepimiz dört eşliyiz...



Dördüncü eşimiz "vücudumuz"! Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım, öldüğümüzde bizi terk edecektir.



Üçüncü eşimiz "sahip olduğumuz servet ve statümüz"! Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır.



İkinci eşimiz "ailemiz ve dostlarımız"! Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey, bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır.


Ve birinci eş... "ruhumuz"!

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:48 PM

1.Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer.
İstediğin yemeği sipariş edersin sonra yanındakinin istediği yemeği
görüp:
-"Keşke onu isteseydim"
dersin.
2.Bir davette bir hanım arkadaşına sorar:
-"Alyansını yanlış parmağına takmıyor musun?"
Diğer hanım cevap verir:
-"Evet yanlış adamla evliyimde ondan"
3.Bir adam evlenene kadar eksik sayılır evlenince tam bitmiş olur.
4.Bir genç babasına sorar:
-"Baba evlenmek kaça malolur?"
Baba cevap verir:
-"Bilmiyorum oğlum,ben hala ödüyorum."
5.Adam anlatıyormus:
-"Evlenene kadar mutluluğun ne olduğunu bilmezdi, sonra da geç oldu."
6.Yeni evlenmiş bir adam mutlu ise nedenini hemen anlarız.
On yıllık bir adam mutlu ise nedenini merak ederiz!
7.Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler,
İkinci yılında kadın konuşur adam dinler,
üçüncü yılında her ikiside konuşur,komşular dinler.
8.Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır:
-"Seninle evlendiğimde tam bir aptalmışım."
Adam cevap verir:
-"Evet çok aşıktım farkedemedim."
9.Bir adam gazeteye ilan vermis:
-"Eş arıyorum"
Ertesi gün yüzlerce mektup almış.
Hepsi aynı şeyi söylüyormuş
-"Benimkini alabilirsin."
10.Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz:
Ya arabası yenidir,ya da karısı!

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:50 PM

ERKEKLERIN KADINLARI MUTLU ETME SIRLARI!

1.Saçlarini oksa
2. Yücelt
3. Simart
4. Gözlerinin
içine bak,
5. Gelecege ait planlar yap,
6. Dil dök
7. Yalvar
8. Destek ol
9.Yemege götür
10.Akmerkeze götür
11. Tekneye bindir
12. Güldür
13. Zeka oyunlari yap
14.Müzik dinlet
15. Tesvik et
16. Teskin et
17. Affet
18.Hayran kal
19.Banyosunu hazirla
20. Güven ver
21. Kapiyi tut
22.Asansörde kat dügmesine bas
23. Arabasinin kapisini aç
24. Isit
25. Saril
26.Öp
27. Ona hasta ol
28. Kulagina fisilda
29. Ayaklarina masaj yap
30.Televizyonun kumandasini ona ver
31. Konsere götür
32. Onu her yerde ve her zaman bekle
33. Tanriçan yap
34. Onunla birlikte rejim yap
35. Onunla birlikte spor yap
36. O uyumadan uyuma
37. O uyanmadan uyanma
38. Ne istedigini önceden anla
39.Günde yedi kez özür dile
40. Sürekli onu dinle
41.Arkadaslarina katlan
42.Yorgani çekince ses etme
43. Yorgani titretme
44. Sporaraba al
45. Saat al
46. Yüzük al
47. Küpe al
48. Maçin sesini kis
49. Tras ol
50. Saç seklini degistir
51. Kareli gömlek giy
52. Serbest piyasa kurallarini unut
53 Köpegi gezdir
54. Yemin et
55. Dayan
56. Katlan

KADINLARIN ERKEKLERI MUTLU ETME SIRRI
1. Soyun yeter!

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:50 PM

Adamın biri hastalanıyor. O gün canı, işe gitmek istemiyor.İçinden Allah'a şöyle bir dua edeceği tutuyor:Allah'ım, her gün işe gidip 8 uzun saat boyunca evim ve eşimin rahatı için çalışıyorum. Eşim ise sadece oturuyor. Ne olur, bir gün benim yerime geçip, ne kadar zor bir hayat yaşadığımı görmesini sağla.

Hikaye bu ya, birdenbire adamın dileği yerine geliyor. Ertesi sabah , karısının bedeninde uyanıyor. Hemen yataktan fırlıyor. Eşinin kahvaltısını hazırlıyor. Çocuklarını uyandırıyor. Elbiselerini hazırlıyor. Onların da kahvaltılarını yaptırıyor. Beslenme çantalarını hazırlıyor. Çocukları okula götürüyor.

Eve dönüyor. Evi toparlıyor. Yıkanacak bulaşıkları ve çamaşırları hallediyor. Temizleyiciye götürülecek olanları eline alıp telefon faturasını ödemek için bankaya gidip sıraya giriyor. Faturayı ödedikten ve temizlikçiye uğradıktan sonra, akşam yemeği için alışverişe gidiyor. Eli kolu dolu bir vaziyette eve dönüyor. Bu arada öğlen oluyor.

Evi süpürmeye başlıyor. Eşyaların tozunu alıyor. Mutfağı siliyor. Çocuklarının okuldan gelince yiyeceği keki pişiriyor. Eee artık çocukları okuldan alma zamanı da geliyor. Yolda onlarla sohbet ediyor. Okulda olanlar konusunda akıl fikir veriyor. Eve geldiklerinde derslerini kontrol edip, çalışma masalarına oturmalarını sağlıyor. Süt ve kek getiriyor.

Bu arada yıkadığı çamaşırları ütülemesi gerekiyor. Ütü bittiğinde ancak akşam yemeğini hazırlayacak kadar vaktinin kaldığını fark ediyor. Hemen patatesleri soymaya başlıyor. Salataları yıkıyor. Pilav için pirinci ıslatıyor. Etleri çıkartıp, fırın için hazırlıyor.

Kocası eve geldiğinde, onu sofraya tabakları yerleştirirken buluyor. Akşam yemeğinden sonra, önce eşinin kahvesini pişiriyor. Masayı topluyor ve bulaşıkları hallediyor. Eşinin ve çocuklarının ertesi gün giyeceği kıyafetleri kontrol ettikten sonra çocukları yatırıyor. Onlara hikaye okuyor.

Televizyon seyretmeye ve biraz da gazete okumaya salona dönüyor ki, eşi onu yatak odasına çağırıyor. Ne de olsa , adamcağız bütün gün onlar için çalışıp, yoruldu, şimdi rahatlaması ve gevşemesi gerekiyor. Bu da zaten onun görevi.

Ertesi sabah uyandığında hemen Allah'a yalvarmaya başlıyor :Allah'ım özür dilerim. Ben ne dediğimi bilmiyormuşum. Karımın hayatını rahat zannetmekle ne halt ettiğimi şimdi anladım. Lütfen beni eski halime döndür.

Allah cevap veriyor : Evet, dersini aldığını görüyorum.
"Herşeyi değiştireceğim ama maalesef 9 ay beklemek zorundasın çünkü dün gece hamile kaldın"

GooD aNd EvıL 08-20-2007 09:50 PM

Merhabalar...
Muzur user ile Forum yoneticisinin arasinda gecen hayali diyaloglar

Forum yoneticisi: Arkadasim bu konu daha once verilmisti. Forumu aramadan niye konu aciyorsun.
user: arama emrim yoktu arayamadim ehuehueheu
Forum yoneticisi: Banned !

user: Haci bak hele
Forum yoneticisi: Evet
user: Hani derler ya , film yildizi olmanin yolu rejisorun yatak odasindan gecer diye.Forumlarda yonetici olmak icin buna benzer bir uygulama yok degil mi ehuehuehuehu
Forum yoneticisi: Banned !

user: Hocam actigim konuyu kilitlemissin ya
Forum yoneticisi: ee
user: Bizim bir arkadas icerde kalmis , ustune kilitlemissin konuyu, bi aç da cikiversin ehuehuehu
Forum yoneticisi: Banned !

user: Haci program isteklerimizi burada mi yapiyoruz.
Forum yoneticisi: evet
user: O zaman siradaki program sevip de kavusamayanlara gitsin ehuehuehu
Forum yoneticisi: Banned !

Forum yoneticisi: Arkadasim konuyla alakasiz basliklar acmayin demedik mi!
user: Biz forumla alakasiz yoneticilere karisiyok mu ehueheuehu
Forum yoneticisi: Banned !

User: Haci sen ne is yapiyon ?
Forum yoneticisi: Bir Forumda ust duzey yoneticiyim.
User: oldu


User: Bir zamanlar hor gorup de banladigin , repsiz ama gururlu bir user vardi ya
Forum yoneticisi: ee ?
User: Yok yani abi bani artik kaldir da foruma girelim diyiciydim



User: Abi forum yoneticisi forumda ne yapar?
Forum yoneticisi: Yanlis yere acilmis konulari tasir, kurallara aykiri mesajlari siler vs..
User: Getir gotur isleri yani, hani ofislerde calisan ofisboylar gibi , baska bir deyisle forumboy da diyebilir miyiz?
Forum yoneticisi: Banned !


Forum yoneticisi: Arkadasim bu konu daha once açılmıştı !
User: Konu çok fazla rağbet görünce bi tane de biz açalım dedik ehuehuehu
Forum yoneticisi: Banned!

User: Hocam bi dakika bakar mısın ?
Forum yoneticisi: Ne var lan üser
User: Hocam windows bölümünde bir soru sormuştum.Kimse cevaplamamış.Çok acil hocam ya bi cevaplasan diyordum.
Forum yoneticisi: Ben anlamaz windowzdan kurban
User: ee iyi de sen windows bölümünde moderatorsun
Forum yoneticisi: ha o mu? Admin bizin halaoğlu oli.Sağolsun bizi kırmadı, beni de moderator mu ne diyin, işte ondan şeyyettirdi
User: Hönk !

User: Haci ben avatar olarak babamin resmini koysam olur mu?
Forum yoneticisi: Bana ne kardesim ya , istersen git dedenin resmini koy! Hatta gel benim yerime sen yonetici ol, ben intihar etmeye gidiyom!

User: Haci bizim bi arkadas foruma uye oluyor.Hani kayit olurken referans yazilan bir bolum var ya
Forum yoneticisi: ee?
User: Oraya belediye meclisinde encumen uyesi olan dayimin ismini yazsam olur mu diye soruyor
Forum yoneticisi: jilet verin lan banaaaaaaaa!!!!


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:44 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.