![]() |
Leylâ İle Mecnûn
Leylâ İle Mecnûn
Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla'nın annesi öğrenir. Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla' yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar. Mecnun' un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla'yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla' yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun' u çölde bulur. Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ' yı tanımaz. Babası Mecnûn' u iyileşmesi için Kâbe' ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder: "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni." Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar. Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir. Bir zaman sonra âilesi, Leylâ' yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm' ı vuslatından uzak tutmayı başarır. Mecnûn, çölde, Leylâ' nın evlendiğini arkadaşı Zeyd' den işitince çok üzülür. Leylâ' ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn' a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder. Bir müddet sonra Mecnûn' un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner. Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn' u çölde aramaya başlar. Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ'nın maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn' u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz. Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer. Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ' nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler; "Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez Cânânsuz cihân gerekmez." Der, kabri kucaklayarak ölür. Bir müddet sonra Mecnûn' un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki: "Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ' dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular." |
AŞktan Haber Var !
önce kalbini verdi, sonra kalbini çaldı;
1989'da 11 yaşındaki bir İspanyol çocuk geçirdiği kazadan sonra komaya girdi. Ailesi kalp ve akciğerini bağışladı. Organlar, iki çocuğun hayatını kurtarmak için İngiltere'ye gönderildi. Bu çocuklar 14 yaşındaki Robert Wyne ile 15 yaşındaki İsveçli Jenny Pauilind' di. İngiltere' de aynı hastanede yatıyor ve organ naklini bekliyorlardı. Akciğer Robert'e, kalp ise Jenny' nakledilecekti. http://www.kalbiminsehri.com/images/rose.gif Ameliyatı yapacak olan ekip, Robert' e sadece akciğerini değil kalbini de nakletmeye karar verdi. Böylece vücudun organları kabul etmesi kolaylaşacaktı. İspanyol kalbi ve akciğeri Robert'e başarıyla nakledildi. Robert'in kalbi ise Jenny'ye nakledildi. İki çocukta hayata dönmüştü. Robert ve jenny'nin aileleri hastane koridorlarında tesadüfen tanıştı. Birbirlerinin adreslerini aldılar. Ve 11 yıl sonra bu iki aile İrlanda'da bir araya geldi. Artık Robert 25 , Jenny 26 yaşındaydı. Ve Robert yıllar önce kalbini verdiği Jenny'ye görür görmez aşık oldu. Yıllar önce kalplerini birleştiren bu iki genç bu kez büyük bir aşkla birleşmişti. 15'lik sevgilisi için bir ay dolapta bekledi; ABD'li asker Jeffrey S.Martin (26), chat yaparken 15 yaşında bir kızla tanıştı. Aylar süren chatten sonra Martin kızı görmeye karar verdi. Birliğinden firar edip, kızın Ohio Mount Vernon daki evine gitti. Anne ve babasına görünmeden gizlice eve giren Martin , genç kızın elbise dolabında 1 ay boyunca yedi, içti, uyudu. Evde kaldığı süre içinde kızla cinsel yakınlık kuran asker,sevgilisinin çıplak fotoğraflarını çekti. Martin'in foyası, kızın annesinin işi gitmeyişiyle ortaya çıktı. Kızının bluzlarını yerleştirmek için dolabın kapısını açan anne Martin'i yakaladı. Martin hakkında küçük bir kıza cinsel taciz suçundan 9,5 yıl hapis cezası istendi. |
Terk Edİlmek De Var
İlişkiler biter ve terk edilirsiniz bu dünyanın sonu değil. Hayat devam ediyor. Üstelik yalnız olmanın bir sürü avantajı var. İşte size silkinip kendinize gelmeniz için birkaç ipucu...
Aylarınızı hatta yıllarınızı harcadığınız sevgiliniz sizi terk edip gitti. Şimdi aşkın acı çağı başladı. Peki bu acıyı nereye kadar yaşayacaksınız? Hayatınızın bundan sonraki bölümünü sadece onu düşünerek geri dönmesi için dua ederek geçirmek istiyorsanız buyurun yapın. Yok eğer hayatın insana her zaman seçenekler sunduğuna inanıyorsanız o zaman gözlerinizdeki yaşı silip bir an önce yaşama dönmelisiniz. Kabullenin Artık İlk yapmanız gereken şey, giden sevgilinin asla geri dönmeyeceğini kabul etmek ve yaşamınızı buna göre yönlendirmek. Bu fikri bir kez kabullendiniz mi yolun yarısını geçmişsiniz demektir. Ama sizi bu fikirden uzaklaştıracak her şeyi bertaraf etmelisiniz. Önce , onunla birlikte çektirdiğiniz fotoğrafları da yırtın atın ya da kıyamıyorsanız öyle bir yere saklayın ki siz bile bulamayasınız. Sadece fotoğraflar değil tabii verdiği hediyelerde her gördüğünüzde size onu hatırlatacaktır. O hediyeleri bir kenara kaldırın. Onunla gittiğiniz yerlere gitmemeniz gerekiyor. Bir zamanlar birlikte hoş anlar geçirdiğiniz o mekanlar sizi eğlendireceği yerde üzer. Yani onu hatırlatacak her şeyden uzak durmalısınız. Böylece yeni hayatınıza ilk adımları attığınız günlerde cesaretinizin silinmesini engellersiniz. Yalnızlığın Keyfi Artık yalnızsınız dilediğiniz her şeyi kimseye hesap vermeden yapma özgürlüğünüz var. Bu ne büyük bir şans düşünsenize... Dilediğiniz filmi görebilirsiniz. Canınız istediği zaman istediğiniz yere gide bilirsimiz. Örneğin sabah kahvaltıyı küçük bir çay bahçesinde yaparken gazete ve dergilerinizi ' bırak artık o gazetesi benimle ilgilen' diyen biri olmadan rahatlıkla okuyabilirsiniz. Uzun yürüyüşlere çıkar, yarım bıraktığımız spor faaliyetlerinizi sürdürebilirsiniz. Sevgilinizin hoşlandığı ama sizin yapmaktan çok zevk alıp da yapmaktan vazgeçtiğiniz her şeyi yeniden hayatınıza yerleştirme imkanınız var artık. http://www.kalbiminsehri.com/images/askca/cicekgul.gif Yeni Arkadaşlar Sevgiliz varken ihmal ettiğiniz eski arkadaşlarınız size bir telefon kadar yakın. Onlarla buluşmanızı engelleyecek hiçbir şey kalmadı. Ama dikkat etmeniz gereken bir nokta var. Arkadaşlarınızla eski sevgilinizi ya da ilişkinizin bitme nedenlerini hiç konuşmayın. Bu, tekrar başa dönmekten başka hiçbir işe yaramaz. Onlarla günü keyifli geçirecek aktiviteler de bulunun. Oyunlar oynayın, gitmediğiniz yerlere gidin kısacası gününüzü gün edin. Artık yalnız olduğunuza göre yeni insanlar tanımak, yeni arkadaşlar edinmek için engel yok. Yeni bir insan hayatınızda yepyeni bir ufuk açabilir. Ama bir hataya düşmemeniz gerekiyor. Her yeni tanıştığınız kişi sizi yalnızlıktan kurtaracak potansiyel sevgili adayı olarak görmeyin. Böyle bir durumda hayal kırıklığına uğrama şansınız büyüktür. Yeni bir aşka hazır değilsiniz daha. Bu yüzden bırakın bu yeni insanlar sizin arkadaşınız olsun. Zaman içinde aranızdaki elektriklenme onunla bir aşk yaşayıp yaşamayacağınızı gösterecektir. Ama daha baştan ' Aşık olmalıyım diye ' diye bir fikre kapılırsanız. O elektriği yakalayamadığınızda hep aynı şey olur. Keşke eski sevgilim dönse demeye başlarsınız. Öç almaya Kalkmayın Sevgiliniz terk etti diye kızgınsınız. Ağladınız, bağırdınız çağırdığınız ama yatışmadınız. Aklınızda çok tehlikeli bir düşünce var: Öç almak. Onun en yakın arkadaşlarınızdan birini gözünüze kestiriyorsunuz. Sonra da baştan çıkartmak için bütün kozlarınızı kullanıyorsunuz. Başarıyorsunuz da... Peki sonra? Her açıdan zararlı çıkacak olan sizsiniz. Birincisi döneceği varsa da artık onun kankasının sevgilisi olduğunuz için dönemeyecektir. İkincisi sizi gerçekten sevmediği için terk ettiyse umurun da bile olmayacaktır. Ve siz hiç hazır olmadığınız halde zorla bir ilişki sürdürmeye çalışacaksınız. Üçüncüsü, bir insanı sırf egolarınızı tatmin etmek için kullanmış olacaksınız. İyisi mi böyle bir şeye kalkışmayın. Peki Ya Dönerse Siz yeni bir yaşam kurmaya çalışırken var sayalım ki döndü. Böyle bir durumda tercih tamamen sizin. Bunu yaşamın size hazırladığı bir sürpriz olarak alıp onunla ilişkinizi kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Yok yeni hayatınızda ona yer yoksa bunu da yüzüne açık açık söyleyebilirsiniz. |
Adresini bilsem...
Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum.
Mektup cebimde. Cebim yüregime yakin. Yüregim sende. Sen yüregime yakin. Öyleyse mektup sende. Bu kadar içimdesin iste. |
Ask ayakkabidir.
Bedenin yükünü ayaklar tasir,ruhun yükünü yürekler.. bütün agirliginizi ve yorgunlugunuzu kaldiran ayaklariniz için rahatligi ve sikligi bir arada barindiran ayakkabiyi seçersiniz.
Içinizin acilarini,sikintilarini,kirginliklarini ve hayallerini yüklenen yüreginiz için de huzur verici ve "güzel" bir ask ararsiniz. Zaten asklar da ayakkabilar gibidir... Bazilari çamur yagmur,toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava"kosullarina dayaniklidir. Bazilari ise ummadiginiz kadar kisa zamanda çabucak "yamulur"ilk yagmurlu havada "alti açilir" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup"gider. Asklari da ayakkabilar kadar "itinayla"seçmezseniz,tipki ayaginizda oldugu gibi yüreginizde NASIR olusabilir. Dar gelen bir ayakkabiyi sadece tarzini begendiginiz için "zamanla açilir"diyen saticiya inanarak alirsaniz,zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" baslar. Ruhunuzu daraltan bir ask içinde yalnizca fiziksel begeniye kapilip"zamanla düzelir" diyenlere kanarsaniz, yine zamanla içinizdeki olumlu duygularin "çarpildigini" görebilirsiniz. Asik olabileceginiz insan türü,tipki ayakkabilar kadar degisik stillerde,farkli kalitelerde ve sayisiz "renktedir".... Aski bir çesit serüven olarak"spor"gibi yasayanlar, aynen "spor ayakkabi"gibi dikkat çekici ve rahat kisileri bulurlar. Tersine askta tutucu ve istikrarli olmayi benimseyenler "klasik ayakkabi"gibi muhafazakar çizgiler tasiyanlara tutulurlar. Dekolte ayakkabilar gibi sadece cinsellik ve eglence zevkleriyle ateslenen asklar vardir. "Bez"ayakkabilar gibi kisa ömürlü "tatil asklari"ise hemen herkesin kisisel tarihinde mevcuttur. "Marka"ayakkabi alir gibi,sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan"asiklar görürsünüz. Kati plastikten "yagmur çizmesi"edinir gibi mantik süzgecinden geçirip "ise yarar" biçimde yasamak isteyenleri de bilirsiniz. Ayrica ne tuhaf ki,psikolojik testlerde "zaafi"olup evine sayisiz çesitte ayakkabilar yigan insanlarin ayni zamanda "degisik" türde asklara da zaafi oldugu söylenir. Evet,ask "ayakkabidir". Aynen ayakkabiniza bakim yapmayip "hor"kullandigniz zaman kolayca eskittiginiz gibi, askiniza da dikkatli davranmayip özen göstermediginiz zaman kisa sürede "eskitirsiniz". Ve nasil ki"delik"bir ayakkabiyi tamir ettirdiginizde yalnizca"bir miktar"ömrünü uzatmis olursaniz;"delik"bir aski onarmaya kalkistiginizda da "asla eskisi gibi olmayacaktir"! CAN DÜNDAR |
yoksun
Üzerime devirip dağ gibi hüzünleri
Böyle çekip gitmek var mıydı ? Var mıydı böyle bitirmek ? Hani söz vermiştik birbirimize ? Kaç zaman geçti aradan Sen yoksun ! Sana sığındığım geceler Alevleri gökyüzünde Bir kumsal ateşiydi günahları yaktığımız . Ve kan rengi şarapla yıkanmış Bir hasret şimdi göğsümüze taktığımız . Bilirim dönmeyeceksin artık ! Uzun zaman oldu Belki çoktan unuttun . Adın kaldı soğuk duvarlarında odamın Sigara paketlerinde şiirlerin Resimlerin bana gülen , Cüzdanımda saç telin . Bir veda o geceden aklımda kalan Kekremsi bir tat Bir med cezir yüreğimde Ben vurgun yemiş bir yaralı Gemiler bana taşır bütün aşk yorgunlarını Sen yoksun ... Hayatımın ilkbaharında tanısaydım seni Yasak umutlara ve acılara inat Buruk bir şarap tadında olsaydı sevdamız Yıllandıkça güzelleşen Ve sen şiirler okusaydın geceleri Saçlarımı okşarken . Ellerimi tutsaydın ansızın Yüreğim eriseydi gözlerinde Yansaydım ateşinden . Sen ağlasaydın mutluluktan Ben ölseydim Yalnızca beni sevdiğini bilseydim . Seviyorum deseydin Bi kere söyleseydin Yanmazdım Yanmazdım böyle çekip gitmeseydin ... Bir veda o geceden aklımda kalan Bir günah, belki yasak Yanımda olsan şimdi, hiç konuşmasak Ağlasak bin kere pişman olsak Sonra yine bozsak yeminleri Sarılsak sımsıkı Öylece kalsak ... Gittin ... Kimbilir kaç deli sevda sığdırdın yüreğine Işığa üşüşen pervaneler gibi sardılar seni Körkütük aşkların ortasına düştün Yalanların pençesine . Belki birgün, bir gece Dar bir vakitte belki Hiç beklemezken seni gelirsin diye Ben hâlâ burdayım Sen yoksun ! Lanet olsun ... |
iyi bir aşıkmısınız...
Sevgiliniz tarafından sürekli eleştiriliyorsunuz. Ona aşkınızı gösteremiyorsunuz. Suçlu siz misiniz yoksa karşınızdaki mi?
Siz iyi bir sevgili olduğunuzu iddia etseniz de sevgiliniz sizin o kadar da iyi olduğunuzu düşünmüyor. İşte size aşkta iyi ya da kötü olduğunuzu gösterecek bazı ipuçları: 1. Sevgilinizin evine doğru yürüyorsunuz. Oraya varmak için iki yol var. Biri kısa yol ama çok kalabalık ve kasvetli. Diğeri uzun, ama yürürken harika manzaralar ve hoş şeyler görebileceğiniz bir yol. Bu iki yoldan hangisini seçeceksiniz? Cevap: Burada yol sizin aşk hakkındaki tutumunuzu gösteriyor. Kısa yolu seçtiyseniz çabuk ve kolay aşık oluyorsunuz. Uzun yolu seçtiyseniz aşkı ağırdan alıyor ve kendinizi kolay kaptırmıyorsunuz. 2. Yol üzerinde iki gül ağacı görüyorsunuz. Birinde kırmızı güller, birinde beyaz güller var. Sevgilinize iki ağaçtan topladığınız yirmi tane gül götüreceksiniz. hangi ağaçtan kaçar adet gül toplarsınız? (Yirmi tanesi aynı renk de olabilir, ikisinin karışımı da olabilir. Kaçar tane aldığınızı aklınızda tutun. Cevap: Kırmızı güllerin sayısı ilişkinizde ne kadar verici olduğunuzu gösteriyor. Beyaz güllerin sayısı ise ne kadar alıcı olduğunuzu. Mesela 18 kırmızı gül ve iki beyaz gül topladıysanız, siz yüzde 90 vermeye ve karşılığında yüzde 10 almaya razı oluyorsunuz. 3. Sonunda eve varıyorsunuz. Aileden biri kapıyı açıyor. Sevgilinizi onların seslenip çağırmasını mı beklersiniz, yoksa içeri girip kendiniz mi yanına gidersiniz? Cevap: Bu soru ilişkide sorunlara karşı nasıl davrandığınızı gösteriyor. Sevgilinizi aileden birisinin çağırmasını istediyseniz, siz sorunların üzerine gitmiyor, onların bir şekilde kendiliğinde çözülmesini bekliyorsunuz. Sevgilinizin yanına kendiniz gittiyseniz, sorunların üzerine gidip çözene kadar mücadele etmeyi seçiyorsunuz. 4. Sevgilinizin odasına girdiniz. Ama içeride kimse yok. Gülleri bırakacaksınız. Pencere kenarına mı? Yatağın üzerine mi? Cevap: Gülleri bıraktığınız yer sevgilinizle ne kadar çok görüşmek istediğinizi gösteriyor. Yatağa bırakılan güller ona doyamadığınızı, pencere kenarına bırakılan güller ise araya mesafe koymaya çalıştığınızı gösterir. 5. Birlikte güzel bir akşamın ardından gece onların evinde kalacaksınız ve yatma zamanı geldi. İkiniz ayrı odalarda uyumaya gidiyorsunuz. Sabah olunca, ona bakmak için odasına gidiyorsunuz. Peki sizce uyuyor mu? Uyanmış mı? Cevap: Onu uykuda mı uyanık mı tahmin ettiğiniz, ona karşı tavrınızı gösteriyor. Sevgilinizi uykuda tahmin ettiyseniz, onu olduğu gibi kabul ediyorsunuz. Uyanmış tahmin ediyorsanız, onun değişmesini istiyorsunuz demektir. 6. Şimdi eve dönme vakti. Geri dönerken, bu sefer kısa ve kasvetli yolu mu seçeceksiniz uzun ve hoş manzaralı yolu mu? Cevap: Ve geri dönüşte nasıl bir yol seçtiğiniz, aşkı ne kadar uzun yaşadığınızı gösteriyor. Kısa ve kasvetli yolu seçtiyseniz, aşktan çabuk bıkıyorsunuz. Uzun ve hoş manzaralı yolu seçtiyseniz aşkı doya doya ve uzun süreli yaşıyorsunuz demektir. |
Gece Olunca Başlar Benim Cehennemim
Gece Olunca Başlar Benim Cehennemim
-------------------------------------------------------------------------------- Gece olunca başlar benim cehennemim. Gün gider ve sensizliğim gelir. Uyku uzak bir adadır ve ben hiç yüzme bilmem. Beynimin hatırlama özelliği sabaha kadar çalışır. Sana dair anılarımı geceye yayarım. Yüz ekleyemediğim bir ses dolaşır beynimde. Sabaha doğru anlarım senin sesindir o. Gözleri açık görülen bir rüyasındır. Tüm gece bir hayal bulutu gibi dolaşırsın odamda. Yağmur olup yağmazsın sabaha kadar. Gecenin her dakikasını bilirim ben. Gökyüzünün her saati, her rengi ezberimdedir. Mevsimler değişir, gecelerim değişmez benim. Sen aklımda oldukça uyku hep uzak bir adadır, sensizlikle birlikte gelir cehennemim. Saat kavramı yoktur sensiz gecelerde. Önemli olan sana kaç olduğu ve seni kaç geçtiğidir. “Bir hastanın sabahı beklemesi gibi beklerim” sabahı. Önce gözlerim hisseder sensizliği... Dünyanın en güzel görüntüsünün görüş açısı içinde olmadığını anladığı an, sensizliğin hüznü çöker göz kapaklarıma. Göz kapaklarım hüzünle ağırlaşır, yavaş yavaş kısılır ama kapanmaz, kapanamaz. Sonra ellerim anlar, ellerimin soğukluğunu odanın sıcaklığı ısıtmaya başlayınca sensizliğim tescillenmiş olur. Kalbim ise en ağır ve en yoğun yaşayandır sensizliği... Bir bulutun yağmur damlalarını biriktirmesi gibi biriktiririm seni içimde. Kalbin, kalbim olur sabaha doğru. Uyuduğunu, uyandığını hissederim. Kalbin olurum ama kalbinin duvarları kalındır kıramam, kalbinin duvarları yüksektir aşamam. Biçare kalırım sabahın sessiz soğukluğunda. “Siyah, hiçbir yerde senin gözlerindeki kadar suçsuz, senin gözlerindeki kadar aydınlık ve gözlerindeki kadar temiz olmadı” kelimeler gelir ağzımın ucuna, kalemimi bulur, gözlüğümü takar defterimi ararım. Kelimeler uyutmaz, sabah yaklaşır... “Hadi gel, yorganım ol, yastığım ol, uykum ol gel, sensiz sabah olmuyor anla bunu ve gel...” son kelimelerimdir deftere düştüğüm, gece biter gün başlar sana yaklaştıkta cehennemim gider, cennetim gelir benim... ************ Kimseye belli etmiyorum savaşımı. yokluğunla savaşmak görünmeyen bir düşmana kılıç sallamak gibi...yoruluyorum, düşüyorum, tekrar kalkıyorum ama sensizliği yenmeyi başaramıyorum. Hüzün işgalinde yüregim, çünkü sen yoksun,seni düşünmek var. yoklugun canımı öyle acıtıyorki, parça parça oluyor yüreğim. kalbimin parçalarını toplamaya çalışıyorum yerden. içimde kopan fırtınaları söyleyemiyorum. sessizleşiyorum. saatlerce bakıyorum seni götüren yollara... kimseye belli etmiyorum savaşımı. yokluğunla savaşmak görünmeyen bir düşmana kılıç sallamak gibi... yoruluyorum, düşüyorum, tekrar kalkıyorum ama sensizliği yenmeyi bşaramıyorum. enbüyük korkum bu sensizlik, korkularıyla yüzleşen insanalardan olamıyorum. çünkü sensiz olmayı yediremiyorum kendime. birkez kabullensem sanki o an çıkıp gidecekmişsin gibi gelir yüreğimden. oysa yanımda, hep yüreğimde taşıyorum seni. orada olduğunu bilmek yaşama, hayata tutunma gücü veriyor.korkularımla yüzleştimim anda o gücü kaybetmekten çekiniyorum. gece uykularım kaçıyor. yanlızlığa isyan ederek dört duvar odayı sabaha kadar adımlıyorum. bakamadığım aynalar kırılıyor. binlerce parçası bedenime saplanıyor. bir sigara, bir sigara daha...dudaklarımda küfür lezzeti... dumanı savuştururken tavana sensizlik üzerime çığ gibi yıkılıyor. sonra hayaller gelip çörekleniyor üzerime. sen, sen ve yine sen gözlerimi kapatıp dalıyorum sonsuz senli günlere, seni öperken soluğum kesiliyor. nefes alamıyorum sanki. sonra şiddetli bir yağmu başlıyor. sanki gökyüzü her damlasıyla sana olan sevgimi haykırıyor. seni seviyorum seni seviyorum, seni çok seviyorum diye. bir hayalden bir hayale geçerken sabahı karşılıyorum. güneş penceremden içeri girerek gecenin kasvetini getiriyor. hayaller bir sonraki geceye kadar çekiliyor odamdan, gözlerimden. hayaller gözlerimden çekiliyor diye kızma sakın! ! ! çünkü benim günüm hep seninle başlayıp seninle bitiyor... |
Bunlar da hayvanların aşkı
Bunlar da hayvanların aşkıııııııııııı:puah:
http://resim.kanka.net/resimler/-6855867.jpg http://resim.kanka.net/resimler/-998545.jpg http://resim.kanka.net/resimler/-14279058.jpg http://resim.kanka.net/resimler/-71239811.jpg http://resim.kanka.net/resimler/-75735035.jpg http://resim.kanka.net/resimler/-27401085.jpg http://resim.kanka.net/resimler/-34138404.jpg http://resim.kanka.net/resimler/-79433343.jpg alıntı |
Bir Sürü Delikanlıya Dostça Öğütler
tibet'e git
deveye bin incili oku ayakkabılarını maviye boya sakal bırak kağıttan bir kanoyla dolaş dünyayı the saturday evening post'a abone ol çiğnerken sadece sol tarafını kullan ağzının tek bacaklı bi kadınla evlen ve düz bir usturayla traş ol ve kadının koluna adını kazı benzinle fırçala dişlerini bütün gün uyu ve gece ağaçlara tırman keşiş ol viski ile bira iç kafanı suyun altında tut ve keman çal pembe mum ışığında göbek at köpeğini öldür belediye başkanlığına aday ol bir varilin içinde yaşa baltayla kafanı yar yağmurda lale ek AMA ŞİİR YAZMA! CHARLES BUKOVSKİ |
yeni karışık slaytlar bölüm 1
|
yeni karışık slaytlar bölüm 2
|
İstanbul'da Bİr Sonbahar
Yüreğim ağlıyor yine bu gün
Yine bir sonbahar akşamı Dört bir yanda keder, elem Hüzün mevsimi geldi yine gönlümün Neden dökülür sanki sonbaharda yapraklar Toplayıp yığın tüm yapraklarını İstanbul’un Ne kadar uğraşsanız nafile Dökülen o yapraklar gibi Gözpınarlarımdan akan her damla yaş Büyür, büyürde; sele dönüşür O yapraklarıda katarda önüne götürür Bilinmeyen o ıssızlara, kör tenhalara Sonra ansızın takılır kalır Birşeylerin aklımın köşesine takılıp kaldığı gibi Tarifi yok öyle bir mevsimki sonbahar Geceleri bitmek bilmez uzar, uzar,uzar Sabahın ilk ışıkları vurduğundaysa Bütün gizemiyle damların , bacaların üzerine Yıpratan bir gece daha biter Ecel bir basamak daha yakındır şimdi |
Sevda Sokağı
ben sevdanin oturdugu sokakta oturuyorum
geceler hic bitmiyor ben hic uyumuyorum gecenin efkari iniyor perde perde sevdanin hayali vuruyor arada bir icime ben sevdanin oturdugu sokakta oturuyorum hani su perdelerinde mavi kus resimleri olan ali bakkalin hemen yaninda 17 numara o kirgin hayatin tam ortasinda hani duvarlarinda hala yazilar olan o sokakta biri gurbetin ,biri ihanetin, biride seni boyle sevmenin hikayesi sevdanin cami bana bakiyor ben cama ve bak sen su seren cama pencere onunde menekseler ,hatmiler bide gece sefasi ,bide haytaligi adamin abi bide sevdanin hayali vuruyor arada icime iyi oluyor diyorum bu sana iyi oluyor arada bir arkadaşlar geliyor lafliyoruz ordan burdan anlarsinya guzel abim ic cebimde bir umut doguyor bide nerden bulduysam resmi sevdanin resimde sevda inadina guluyor sevdam gayri resmi bilmekteyim gelki benim abim birazda ustumuzde macera guzel duruyor yani yakisiyor adama yakisikli bir sevda hayat haybeye vurmuyor yuzumuze belasini hayat sokagimizda bir kehribar tesbih gibi dokuyor tanelerini takir takir yuzumuze ben sevdanin oturdugu sokakta oturuyorum geceler hic bitmiyor ben hic uyumuyorum agzimda fiyakali bir islik zulamda agir yarasi sevdanin ali bakkalin ciragi metin anliyor halinden insanin metin nedir senin niyetin kap bakalim abine bi taze ekmek biraz zeytin bu aksam yine odamda efkar var anlarsinya metin adamin halinden adam anlar İbrahim Sadri |
Firtinaya Kapilmiş Aşk
Firtinaya Kapilmiş Bir Balikci Takasi Gibi
Hayatin Denizinde Savrulurken Tamam Herşey Bitti Derken Sen Ciktin Karşima... Son Umudumu Hayallerimin Ucuna Bağlayip Hayatin Denizine Atmak üzereyken Sen çiktin Karşima... Küçükte Olsa Yüreğinden Bir Parça Ayirip Liman Yaptin Bana Bir Gün Bu Limandan Zorunlu Demir Aldiğimda Küregimin Birini Birakacagim Sana... |
Bİr Kİmyacinin AŞk Mektubu
Ey benim demir gibi sert,
civa gibi ağırbaşlı azot gibi yakıcı, klor gibi çekici, sevgi konusunda soygaz kadar kararlı ve metaller gibi tel levha haline girebilen ve elektriği ileten organik sevgilim; çatal karam çingenem, nikel krozem... Herşeyim. Bu mektubu özlemin ve sevginle bir üst enerji seviyesine uyarıldığım gecede yazıyorum. Şuanda senden başka hiçbir şey düşünemeyen kararsız ara ürünüm ben. Yazdığım bu mektup, temel düzeye dönerken yaptığım ışımanın psikonorotik bir yansımadır. Anladın de mi ? Sabit bir kütlesi ve eylemsizliği olan, hatta uzayda belli bir hacim kaplayan sevgilim; nasılsın? İyi misin? Hava nasıl oralarda üşüyor musun? Beni sorarsan normal sayılırım. Basıncı bir atmosfer civarında etraf bir labaratuvar kadar kuru ve nemsiz zemin futbol oynamaya müsait. Seni özlüyorum. Seni, öğrencisini sözlüye kaldırmak için sabırsızlanan öğretmenin sabırsızlığıyla bekliyorum. Geçen ki mektubunda yakında geleceğini söylemişsin. O günleri iple çekiyorum. Aradan geçen süre Dt ve aramızdaki mesafeye Dl dersek, geleceğin zaman; Dt/Dl= ½{h.Ö . dW¼} bulacağımı söylediler, şu an bunu çözmekle meşgulum. Hala çözemedim. Kırmızı turnusolu maviye çeviren bazik sevgilim! Derslerin nasıl? Benimkiler çok iyi. Fakat maddi durum dersler kadar iyi değil. Cebimdeki paranın limiti sıfıra yaklaşıyor. Züğürtlükten doğru dürüst bir şey yiyemiyorum. Şöyle derişik derişik asite hasret kaldım. Anlayacağın ne yapacağımı şaşırdım. Yukarı tükürsem sakal, aşağı tükürsem bıyık, yere tükürsem ayıp. The inside of the canım! Seni her geçen gün artan ivmeyle seviyorum. Sevgimin sayısal büyüklüğü karşısında Avagadro sayısının büyüklüğü halt etmiş. En büyük arzum sevgimizin limitinin sonsuza gitmesi. Ey güldüğü zaman masum öğrencilere , kızdığı zaman hocaya, sakinleştiği zaman futbol topuna, şarkı söylerken çalar saate, ders çalışırken ineğe, bağırdığı zaman Hitlere canı sıkılınca bitlere, uyuduğu zaman Klopatra'ya, uyandığı zaman kediye, çok yediğinde Demirel'e, az yediğinde İnönü'ye, konuşurken Çillere, maç yaparken Möller'e, koştuğu zaman ata, yüzdüğü zaman yata, deneylerde asetata ve cümlelerde bir ismin önüne geldiğinde sıfata benzeyen benim çok fonksiyonlu sevgilim. Ey eğik başlı, tükenmez kalem kaşlı, tek gözlü, çift bant ekolayzırlı, anten kulaklı, elma yanaklı, armut burunlu, altın dişli, önden çekişli, geniş iç hacimli, beş vitesli, saçları boya, gözleri kara, Şunu unutmamalısın ki!... Ben seni hep sevdim ve seveceğimde. Sevgi konusunda sana karşı hep ekzotermiğim. İkimiz bir tuzun bazıyla asidiyiz. HOŞ ÇAKAL. Bu arada herkese selamlar. Büyüklerin protonlarından, küçüklerin nötronlarından öperim. SENİ SEVİYORUM... |
annesiz geçireceğim ilk gün başlıyordu. Canımın yarısının olmadığı...
ANNESİZ BİR GÜNE UYANMAK
Gece çökünce, uzun beyaz florasanlar ile aydınlatılan koridorlarda, üzerlerine ilaç kokuları sinmiş hasta yakınları, korku, umut ve endişeyle beraber, geceyi sırtlayıp sabaha taşırlardı. Hastanenin ikinci katında bulunan yoğun-bakım odasındaki sessizlik, karanlığı bile kıskandırmaya yeterdi. Azrail`in sık sık uğradığı bu yerde, umut zincirlerine sarılmış yaşamlar; insanca bir çaba ile sürdürülürdü. Belki anneme bir faydası olur düşüncesiyle, görevlilerin izin verdiği kadar bu odanın önünde beklerdim. Beni terk etmesine izin vermediğim umudumla... Salı gününü çarşamba gününe bağlayan gece de, yoğun-bakım odasındaki hareketlilik gözüme çarptı. Ses avına çıkmış kulaklarımla, tüm olup biteni anlayabilmek için yaklaştığımda, görevlilerin her zaman yaptıkları gibi yaşam savaşını kaybeden birini, sarıp sarmalayıp, zemin katta bulunan morg odasına götürmek üzere çabaladıklarını gördüm. Ölen kişinin annem olabileceği korkusu, yüreğime oturdu. Üzerine bastığım mermer zemin sanki ayaklarımın altından çekildi, dengem bozuldu ve vücudumun her yeri titremeye başladı. Kendimi biraz olsun toparladıktan sonra görevlilere ; ''bu kez kim?'' diye soracakken, birgün önce hastanenin kantininde çay içip, sohbet ettiğimiz hemşirenin dost elini sırtımda hissettim. yanımda duran yaşlıca bir beye "amca!'' dedi. "Bir haftalık yaşam mücadelesi sona erdi. Dayanılmaz acılar çekiyordu. Ölüm belki de kurtuluşu oldu.'' Hemşirenin söyledikleri beni rahatlatmıştı ama her gün birilerinin ölmesi, sıranın anneme de gelebileceği korkusunu üzerimden atmama yetmemişti. Yine de tüm olumsuz düşünceleri beynimin duvarlarından kazımak üzere, hemşireye teşekkür edip yanından ayrıldım. Hastanenin karşısında bulunan cami minaresinden yükselen ezan sesi; insanları sabah namazına davet ederken, İstanbul sisli bir sonbahar sabahına uyanıyordu. Saatler 10.30`u gösterdiğinde, yoğun-bakım odasının sorumlu doktoru, bir sonraki günün getireceklerine kendimizi hazırlamamız gerektiğini söylüyordu. Annemin beyninde oluşan ödem, yaşama şansını neredeyse sıfıra indirmişti. Günlerdir hastanede uykusuz, sağa-sola koşturan bedenim, doktorun söyledikleri karşısında direncini iyice yitirdi. Göz kapaklarım kendiliğinden kapandı. Eve kiminle geldiğimi, üzerimdekileri çıkartıp, yatağa nasıl uzandığımı hatırlamıyorum. Derin bir uykudan sıçrayarak uyandığımda, kardeşimin -''Hastaneye gitmemiz gerek!'' feryadının yankısı, hastaneye gitmek üzere bindiğimiz taksinin içerisinde bile sürüyordu. Hastaneye geldiğimde, annemin parmak uçlarından kayan yaşam yıldızı, veda için bekliyordu. Henüz ısısını kaybetmemiş yanağına bir öpücük kondurduktan sonra, hıçkıra hıçkıra ağlayarak, morg odasından dışarıya çıktım. Adımlarım beni, günlerdir annemi bize bağışlaması için dua ettiğim caminin avlusuna götürdü. Kulağıma fısıldanan, nereden ve kimden geldiğini bilmediğim ''Takdir İlahi'' sözcüğü, beni ne kadar teselli edebilirdi ki? Aynı gün, ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazından sonra, annemi son yolculuğuna uğurladım. Ertesi günü, İstanbul yine bir sonbahar sabahına uyanırken, annesiz geçireceğim ilk gün başlıyordu. Canımın yarısının olmadığı... alıntıdır... |
Yilbasi hediyesi
Tam bir dolar seksen yedi senti vardı. O kadar, ne bir sent eksik, ne bir sent fazla!.. Bunun da altmış senti penniden ibaret ufaklıktı. Bu pennileri teker teker bakkal, kasap, manavla çekişe çekişe pazarlık ederek ve her defasında satıcıların cimrilik isnatları karşısında utancından kıpkırmızı kesilerek biriktirmişti. Della paraları üç defa saydı. Bir dolar seksen yedi sent, o kadar! Halbuki ertesi gün Yılbaşı'ydı.
Kendini odadaki partal divanın üzerine atıp hıçkıra hıçkıra ağlamaktan başka çare yoktu. Della da böyle yaptı. Della'nın evi, haftada sekiz dolara tutulmuş mobilyalı bir apartman! Tasvire değer bir hali yok. Tam bir fakirhane! Aşağıda antrede, içine tek bir zarf sığdırmaya imkan olmayan bir mektup kutusu ile ölümlü bir elin asla çaldıramayacağı bir zil vardı. Kapıda da "Mr. James Dillingham Young" ismini taşıyan bir kart asılı idi. Mr. James Dillingham eve geldiği vakit size evvelce Della diye takdim ettiğimiz karısı kendisine "Jim" diye hitap eder, boynuna sarılarak onu bağrına basardı. Gözyaşları dindikten sonra Della eline bir ponpon alarak yüzünü pudraladı. Pencerede durarak apartmanın o kasvetli arka avlusundaki bulut rengi bir parmaklık üzerinde yürüyen bulut rengi kediyi aptal aptal seyretti. Ertesi günü Yılbaşı'ydı. Jim'e bir hediye alabilecek yalnız bir dolar seksen yedi senti vardı. Bu pennileri aylardan beri birer birer biriktirmişti. Halbuki şimdi hiçbir işe yaramadıklarını görüyordu. Haftada yirmi dolara pek bir şey yapmaya imkan yoktu. Masraf umduğundan fazlaya çıkıyordu. Zaten her zaman öyle olur!.. Şimdi Jim'e hediye alacak yalnız bir dolar seksen yedi senti vardı. Sevgili Jim'ine güzel bir şey almak hususunda hülyalar kurarak bir çok mesut anlar yaşamıştı. Güzel, nadir, parlak bir şey, Jim'e ait olmak şerefi ile az çok mütenasip bir hediye. Pencereden uzaklaşarak kendini aynanın önüne attı. Gözleri pırıl pırıl yanıyordu, ama yirmi saniye içinde rengi uçuvermişti. Saçlarını çözerek omuzlarının üzerine döktü. James Dillingham Young Ailesi'nin iftihar ettikleri iki şeyleri vardı. Birisi Jim'in babasından intikal eden ve aslında büyük babasına ait olan altın saat, diğeri ise Della'nın saçları idi. Apartmanın hava deliğinin karşı tarafında Saba Melikesi otursaydı Della, kraliçenin mücevherlerini kıymetten düşürmek kastiyle, o güzel saçlarını pencereden dışarı sarkıtırdı. Hazreti Süleyman apartmanın kapıcısı olsa ve bütün servetini, elmaslarını, bodrumda bulundursaydı, Jim ihtiyarı kıskandırıp hasetle sakalını kaşıttırmak için önünden her geçişinde cebindeki saati çekip bakar gibi yaparak gösterirdi. Della'nın saçları altın renkli bir çağlayan gibi parlayarak ve dalgalanarak dizlerine kadar döküldü ve bir elbise gibi vücudunu örttü. Bununla beraber Della, saçlarının uzun müddet böyle kalmasına müsaade etmedi. Sinirli ellerle hemen topladı. Bir aralık bir an için durdu. Tereddüt eder gibi oldu. Yerdeki kırmızı tüyleri dökük halıya bir iki damla gözyaşı aktı. Della, gözlerinin yaşı kurumadan kahverengi ceketini kapıp aynı renkteki şapkasını başına geçirdiği gibi, eteklerini savurarak kapıdan fırladı. Merdivenleri inip sokağa çıktı. "Mm. Sofronie. Her nevi saç levazımı" ibaresini taşıyan bir tabelanın önünde durdu. Bir hamlede kendini yukarıda buldu. İriyarı, süt beyaz, soğuk bir kadın olan Madam Sofronie'ye nefes nefese: - Saçlarımı alır mısınız? diye sordu. Madam: - Saç alırım ama şapkanı çıkar da bir bakalım, cevabını verdi. Della altın renkli, çağlayana benzeyen saçlarını döküverdi. Madam, saçları pişkin bir alıcı eli ile bir yokladıktan sonra. - Yirmi dolar, dedi. Della: - Peki. Derhal, cevabını verdi. Ondan sonraki iki saati pembe bir bulut üstünde uçar gibi sevinçle nasıl geçirdiğini bilmiyordu. Edebiyat bertaraf, Jim için istediği hediyeyi bulmak arzusu ile dükkanların altını üstüne getiriyordu. Nihayet bulabildi. Hasseten Jim için yapılmış bir şey? Dükkan dükkan gezmiş, hiçbirinde buna benzer bir şey görmemişti. Platin bir saat zinciri. Kıymeti, fazla gösterişli süslerde değil, deseninin sadeliğinde ve kibarlığında idi. Bütün iyi şeyler böyle olmalıdır. Zincir Jim'in o emsalsiz saatine layık derecede güzeldi. Della ilk nazarda kararını verdi. Zincir tıpkı Jim gibi idi. Gösterişsiz, fakat kıymetli. Kocasını da, zinciri de aynı şekilde tarif etmek mümkündü, yirmibir dolar verdi. Bu zinciri taktıktan sonra Jim artık, saatine nerede olsa bakabilir, daha doğrusu bakmaya heveslenebilirdi. Halbuki, şimdi o emsalsiz saate, bir kayışa asılı olduğundan hep gizleyerek bakıyordu. Eve avdet ettikten sonra Della'nın sarhoşluğu biraz geçti. Aklı başına gelerek ihtiyatlı hareket etmeyi düşündü. Saç maşalarını çıkartarak hava gazını yaktı. Ve aşkla cömertliğin birleşmesinden doğan tahribatı tamire koyuldu. Sayın dostlar, burun kıvırıp geçmeyin. Bu her zaman muazzam bir iştir. Müthiş bir iş!. Kırk dakika zarfında saçları mektep kaçağı bir çocuk kafası gibi kıvrım kıvrım olmuştu. Della aynadaki aksini tenkitçi bir nazarla uzun uzadıya dikkatle seyretti. Kendi kendine: - Jim bu halimi görüp de beni ilk bakışta öldürmezse iyi. Tiyatro kızlarına benzetecek ama ne yapayım. Bir dolar seksen yedi sentle ne alınabilirdi ki, dedi. Yedi buçukta kahve pişirilmişti. Tava da sobanın arkasına yerleştirilerek ısıtılmış olan pirzolaları kızartmak üzere hazırlanmıştı. Jim, hiç geç kalmazdı. Della zinciri avucuna alarak kapının yanındaki masanın başına oturdu. Kocasının, merdivenlerin ilk basamağındaki ayak seslerini duyunca bembeyaz oldu. Gündelik, en basit şeyleri için dua etmeyi adet etmişti. - Büyük Allahım! Yalvarırım sana, ne olur, saçlarımı beğendir, diye mırıldandı. Jim kapıyı açtı ve içeri girip arkasından kapadı. Zayıf ve pek ciddi bir hali vardı. Zavallı henüz yirmi iki yaşında, aile yükü taşıyordu. Yeni bir pardesüye ihtiyacı vardı, ellerinde eldiven yoktu. Odaya koku almış bir av köpeği gibi etrafına kayıtsız bir halde bakınarak girdi. Gözleri Della'ya dikilmişti. Della bu dik nazarların manasını anlamayarak korktu. Bu nazarlar ne hayret, ne hiddet, ne dehşet, ne beğenmemezlik, yani genç kadının hazırlandığı hislerden hiçbirini ifade etmiyordu. Jim, yüzünde o garip ifade ile nazarlarını karısına dikmiş sadece bakıyordu. Della masanın yanından kıvrılarak yaklaştı. - Jim, şekerim ne olursun öyle bakma, diye yalvardı. Saçımı kesip sattım.Yılbaşı'nı sana hediye almadan geçiremezdim, ölürdüm. Ne olacak yine büyür. Affediyorsun değil mi? Ne yapayım başka çarem yoktu. Saçlarım çabuk büyür. Unutalım bunu, haydi Jim, şekerim. Yeni yılın kutlu olsun de de barışalım. Ne güzel ne hoş bir hediye aldığımı tasavvur edemezsin, dedi. Jim zihnini yoracak kadar düşünüp taşındığı halde bir türlü anlayamamış gibi yavaş yavaş: - Saçını mı kestin, dedi. Della: - Kesip sattım. Bu halimi beğenmedin mi? Eskisi kadar sevmedin mi? Saçsız da yine aynı insan değil miyim, diye yalvardı. Jim etrafına şaşkın şaşkın baktı. Nihayet aptallaşmış gibi: - Saçımı kestim mi dedin, diye cevap verdi. Della: - Evet, kesip sattım diyorum, diye izah etti. Yavrucuğum bu akşam Yılbaşı! Beni mazur gör, affet. Senin uğruna gitti, deyip ciddi bir tatlılıkla: - Saçlarımın tellerini saymak belki mümkündür ama sana olan sevgimi ölçmek imkansızdır. Şekerim, pirzolaları ateşe koyalım mı? diye sordu. Jim, daldığı rüyadan uyanır gibi oldu. Della'cığını kollarına aldı, pardesünün cebinden bir paket çıkararak masanın üstüne attı. - Dellacığım, aldanıyorsun. Saçını nasıl kesersen kes, hiç fark etmez. Sana olan sevgimde hiç değişiklik yapmaz. Paketi açarsan birdenbire neden afalladığımı anlarsın, dedi. Della beyaz parmakları ile kağıdı yırtarak ipleri kopararak paketi açtı. Açmasıyle feryadı basması bir oldu. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Paketten Della'nın Broodway'de bir vitrinde görüp uzun müddettir arzuladığı taraklar çıkmıştı. Kaplumbağa kabuğundan yapılmış elmas kenarlı o güzel taraklar işte önündeydi. Renkleri de saçlarına ne kadar uyuyordu. Pahalı olduklarını bildiğinden hiç ümide kapılmadan beğenmiş ve arzulamıştı. Hiç beklemediği olmuştu. Ama ne çare ki pek tamah ettiği bu canım tarakları süsleyecek lüleler gitmişti. Della nihayet kendini toplayarak kocasının getirdiği hediyeleri bağrına bastı. Gülümseyerek kocasına baktı. - Şekerim, saçım pek çabuk uzar, deyip tüyleri tutuşan bir kedi gibi yerinden fırlayarak: - Ay unutuyordum, diye bağırdı. Jim alınan güzel hediyeyi görmemişti. Della avucunu açarak sevinçle kocasına uzattı. Bu kıymetli, fakat donuk maden genç kadının ruhundaki ateşin aksi ile parlar gibi oldu. - Şekerim, güzel değil mi? Bütün şehri altüst ettikten sonra bulabildim. Saatini ver bakalım nasıl yakışacak, dedi. Jim, Della'nın dediğini yapacak yerde kendini sedire attı. Ellerini başının arkasına koyarak gülmeye başladı. - Della sevgilim, hediyelerimizi bir kenara koyup bir müddet saklayalım. Bugünkü halimize uygun değil. Biraz fazla. Tarakları almak için saati sattım. Pirzolaları koy bakalım ateşe, dedi. |
İtiraf Edebilsem
Bir itiraf edebilsem
Seni ne çok sevdiğimi Bir Söyleyebilsem Sana karşı içimden geçenleri Bir akıta bilsem nehir gibi denizlere Sana olan duygularımı Bir dile getirebilsem Kalbimin sana hissettiklerini Bir görebilsen sen de keşke Senin uğruna nelerden vazgeçtiğimi |
Kalbimdesin
Kalbime dokunduğunda
Hislerimdesin Gel diye ağladığımda Gözlerimdesin Yastığı başıma koyduğumda Düşlerimdesin Ama en önemlisi bebeğim En önemlisi Her zaman kalbimdesin |
Anneme Şiir
Çoğul düşler diyarındaydım
Dün gece anne Sen yoğun bakım ünitesinde Cihazlara bağlı gidip gelirken Ölümle yaşam arası mücadele verirken Ben neler yaşadım bilemezsin Bilemezsin anneciğim Soğuk hastane odasında ölümle burun buruna Çiçeklenmişken bahar dalları yeşermişken umutlar Ben vedaya henüz hazır değilmişim anneciğim Umut ağacına sarılmış gönlüm Dallarına tutunmuş düşüncelerim Geçmişle gelecek arası mekik dokurken Asla bugünü yaşamıyordum anne Gözlerim, sıcacık beni tutan büyüten Korumaya çalışan ellerinde takılıydı Neler neler yaşadım ben anlatamam Sen anlayabilir misin bilmiyorum anneciğim Biliyorsun ben hemen ağlayamam Dün gece de ağlayamadım İçim kan ağlasa da gözlerimden yaş akmaz Ne zamanki normale dönüp odana getirdiler Verilen ilaçların tesirinden gözlerini yarı aralayıp Çimen yeşili her zaman çok beğendiğim gözlerinle Bana bakıp yanıma yat üstünü ört deyinceye kadar Unuttun mu ben de artık anneyim anne Bir anne için çocukları hep çocuk mu kalıyor Sahi öylemi anne söyler misin hala çocuklarını mı düşünüyorsun Hiç şüphem yok öyle yapıyorsun anne İşte o an için için gözyaşlarımı içime akıttım Damla damla boncuk boncuk herkesten sakladığım gözyaşlarımı Bunu biliyor musun anneciğim bilmeni de istemedim Kendin için değil bizim için yaşamak istediğini yeniden anladım Sabah gözünü açar açmaz ben iyiyim sen yorgunsun Hasta olmayasın dedin anne neden kendini hiç düşünmezsin Oysa ben hiç bu kadar iyi olmamıştım sen yeniden hayata dönmüştün anne Hala gözlerimi üretken olan ellerinden sevecen gözlerinde ayıramıyorum Sen yorulmadan mı bizi büyütürken hiç gül benzin solmadı mı Bunları sana söylemek istedim oysa hiç konuşamadım Söyleyemediğim duygularımı hiç olmazsa yazıyorum Okyanusların gel gitleri gibi duygu seli duygu fırtınası içerisinde Sana neler anlatabilirdim neler söylemek isterdim bir bilsen Duygular neden gizlenir neden aramızda sırlar olur bilemedim anne Sen çiçekleri bitkileri ağaçları çok seversin bilirim Ama şunu biliyorum ki papatyalara aşıksın bana benzettiğin için İncileri de seversin oysa güzel kuğu boynuna asla takmadın onları Bizi incilere benzettip hep gurur duyduğun için seversin Gözlerin nemlendi kaçırıyorsun yine benden Merak etme ağlayabilirsin anne ben biliyorum ki Ağlarken de gülerken de bizim için atıyor tekleyen kalbin Duygularını neden saklıyorsun anne ben başucunda bu şiiri yazarken Sen yine daldın ilaçların tesirinden güzel gözlerini kapattın Ne olur anne bir daha kapatma aç gözlerini tut ellerimi Çoğul düşler diyarına yolculuğum bitecek birazdan Ama sana olan sevgim ihtiyacım hiç bitmeyecek Bitmeyecek canım anneciğim |
Seninle Ama Yapayanliz..
Seninle Ama Yapayanliz..
Artik eskisi gibi guzel degil gunler Gunes hep depe ardindan dogup Depe ardindan batiyor Urkek isiltisi karanlik dunyami Aydinlatmaya yetmiyor.. Eskiden denizler maviydi Coskun martilarin Soyledigi turkulerle uzaklara dalardim Simdi ise hapis gibiyim anilarda Boz bulanik denizin Terkedilmis sahilinde yuruyorum Seninle ama yapayanliz.. Eski rus pazarindan gecti yolum Sanki yabanci bir ulkeden Gelmis bir turist gibi hissettim kendimi Herseye yakin okadar da uzak Oysaki.. Seninle saatlerce dolasirdik buralari Begendigin elbiseyi overdin bana Alsammi almasammi deyip Illaki benim evet dememi beklerdin Ah o gunler Simdi elim cebimde basim onumde Bir yere bakmadan gidiyorum Seninle ama yapayanliz.. Dun gece resmini buldum Eski buzdolabinin altindaki halinin Altina saklamistim onu Hic aklima gelmezdi Resmine yeniden bakacagim Hic bir seye bukadar sevinmemistim Buruk bir huzun coksede ustume Seni yeniden gormek cok guzeldi Gozlerin, yuzun oyle guzelsinki Bagrima bastim resmini Guldum agladim yalvardim Kayboldum anilarda SENSIZ SESSIZ YAPAYANLIZ.. |
Bu Sevda...,
BU SEVDA
Bu sevda Birdenbire saran içimizi Bu narin bu sımsıcak Bu umutsuz Sevda Gün gibi güzel Ve kabaran deniz gibi Çalkantılı Bu sevda O kadar gerçek O kadar güzel O kadar mutlu O kadar sevinçli Ve karanlıkta korkudan titreyen bir çocuk gibi Gülünç Ve gecenin ortasında sakin bir adam gibi Kendinden emin Başkalarının yüreğine korku salan Benizlerini solduran Dillerini çözen bu sevda Gözetlediğimiz için gözetlenen Yaraladığımız Ayaklar altına aldığımız İnkar ettiğimiz unuttuğumuz için Kovalanmış yaralanmış ayaklar altına alınmış İnkar edilmiş unutulmuş Bu kocaman sevda Gene dipdiri Gene güneşli Senin sevdandır bu Benim sevdamdır Hep var olan Durmadan yenilenen Ve değişmeyendir Bir bitki kadar gerçek, bir kuş kadar ürkek Yaz güneşi kadar diri ve sıcaktır İkimiz de gidebiliriz Sonra dönüp Derin uykulara dalabiliriz Acı çekebiliriz uyanınca İhtiyarlayabiliriz Sonra tekrar dalabiliriz uykuya Ölümü düşleyebiliriz Oysa Başucumuzda Gülerek bakıyor bize Durmadan tazelenen bu sevda Ayak diriyor yaşamakta Arzu kadar diri Bellek kadar zalim Pişmanlık kadar budala Hatırlamak kadar tatlı Mermer gibi soğuk Gün gibi güzel Bir çocuk gibi narin Bize bakıyor gülümseyerek Ve hiçbir şey söylemeksizin Konuşuyor bizimle Ve ben ürpererek dinliyorum onu Bağırıyorum Senin için Kendim için Bağırıyorum bizim için Gitme kal Dur orda Ayrılma yerinden Kal orda Kımıldama Gitme Biz ki sevmiştik birbirimizi Unuttuk seni Bari sen unutma bizi Bir sen varsın yeryüzünde bizim için Terk etme bizi Buz bağlamasın yüreklerimiz Ne kadar uzakta Ve nerde olursan ol Duyur bize kendini Bir çalı dibinde Hatıralar ormanında Birdenbire çıkıver karşımıza Uzat elini bize Ve kurtar bizi. Jacques PRÉVERT |
Ayrılık(mutlaka okuyun
Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi.
Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti, aslında bunda geç bile kalmıştı. Bitmeli dedi içinden her gün; bu tatsız uyanış bitmeli... İçinde bir muhakeme başlamıştı, kendi kendine söyleniyordu: "Ona da haksızlık etmek istemiyorum belki hatalı olan benim.... Bulunmaz Hint kumaşı değilim ya, görünüş olarak, hımmm, yakışıklı çocuk denilecek biri hiç değilim.... Ama yaptım, çok çalıştım bitmesin diye, kendimle, mantığımla çok kavga ettim, olmadı...." Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekile giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi. İstanbul soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi : "bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor onlar bile ağlıyor halimize." Birkaç saatlik yolculuktan sonra Kadıköy iskelesine geldi. Her zamanki gibi yine ilk kendisi gelmişti buluşma yerine. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü, şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Karşılama faslından sonra Beşiktaş'a gitme kararı aldılar, yolculuk sırasında hiç konuşmadılar; genç adam güneşin yokluğunda grileşen denize bakıyordu. Genç kız, arkadaşının bu durgunluğuna anlam verememişti, öyle ya nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarını çaldığını. "Üşüdüm" dedi genç kız. Bu, yolculuk boyunca edilen tek laftı. Beşiktaş'a geldiklerinde bir cafe de oturdular, genç kız anlamıştı kendisine bir şey söylenmek istendiğinin... - "Bana bir şey mi söylemek istiyorsun" dedi, genç adamın gözlerine bakarak. Genç adam gözlerini kaçırarak - "Evet" şeklinde başını salladı. Genç kız daha da heyecanlanmıştı. Biraz da sinirlenerek - "Söyle öyleyse ne diye bekliyorsun." Genç adam içini çektikten sonra - "Sence biz nereye kadar gideceğiz, daha doğrusu biz iyi bir ikiliyiz" - "Bunları sorma gereğini neden duydun." dedi genç kız. Genç adam söze başladı : - "Bak canım bundan birkaç ay önce akşam saat 11:00 civarıydı sanırım, hatırladın mı? Genç kız - "Evet hatırladım" dedi, ama genç adam genç kızın sözünü bitirmesini beklemeden - "O akşam seni düşünüyordum, diğer akşamlarda olduğu gibi, senin için bir şiir yazmıştım. Onu o an sana okumak istemiştim, sana telefon açtığımda şiirimi bile dinlemeden "şimdi sırası mı canım ya, senin de işin gücün yok mu ?" demiştin bana. Biliyor musun o an bir kaç yumruk yedikten sonra kroki durumuna düşen bir boksör gibi olmuştum. Sessiz kalıp özür dileyerek telefonu kapatmıştım. Daha sonra bu şiiri benden hiç istememiştin. Ve bunun gibi bir çok defa tartışmamız oldu. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meral'in bana "sen şanslısın, Nalan sana bakar" sözüne karşılık sinirli bir edayla "aaaa, bana ne, işim yok da sana bakacağım, annen baksın." demiştin bunu da hatırladın mı?" Genç kız tekrar "evet" dedikten sonra şaşkın şaşkın - "Evet ama bunları neden hatırlatıyorsun bilmiyorum. Biliyorsun benim kişiliğim böyle, duygusallığı sevmiyorum . Ve hasta bakıcı gibi göründüğümü de kimse söyleyemez." Genç adam güldü - "Evet canım, bak burada haklısın, sen zaten olmak istesen bile bu kalbi taşıdığın müddetçe hasta bakıcı, hemşire falan olamazsın." Genç adam devam etti "bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin, hiç, hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin ama sen seni seven insanları mutlu etmeyi de sevmiyorsun, halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah, akşam, gece, yani seni andığım her saat tatlı sözcük mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben ak ile kara gibiyiz" Genç kız anlamıştı, - "Yani ne istiyorsun, benden şair olmamı mı?" Genç adam tekrar gülümsedi içinden dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşünüyordu. - "Hayır dedi şair olmanı istemiyorum zaten olamazsın da; yalnız biz ayrılmalıyız, ayrılırsak ikimiz içinde en hayırlısı bu olacak." Genç kız şaşırmıştı, - "Neden ama, ben seni seviyorum, senin de beni sevdiğini sanıyordum." Genç adam iç çekerek - "Hayır canım, sen esas beni sevdiğini sanıyorsun, eğer beni sevseydin şimdi burada başka şeyler konuşuyor olurduk." Genç kızın gözleri yaşarmıştı, Genç adam cebinden çıkardığı mendili uzattı, genç kız göz yaşlarını silerek kesik bir sesle - "Sen bilirsin, umarım beni başka biri için bırakmıyorsundur." Genç adam - "Nasıl böyle bir şeyi düşünürsün, senden başka olmadı ve uzun süre de olacağını sanmıyorum." Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada artık iki yabancı gibi duruyorlardı. İstanbul yağmurlarla yıkanırken yağmura iki sevgilinin umutları da karışıyordu. Birkaç dakika sesiz oturduktan sonra genç kız - "Kalkalım istersen" dedi. Genç adam - "Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin. Genç kız - "Tamam, o zaman sana mutluluklar dilerim" diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu genç adam - "Arkadaş olarak beraberiz, ama sen istersen tabi" dedi. Genç kız - "Evet" anlamında başını salladı ayrılırken son kez sarıldılar birbirlerine. Genç kız uzaklaşırken, genç adam masada dondu kaldı. Vakit öğleni bulurken yağan yağmur yerini güneşe bırakmıştı, ama genç adam titriyordu. Onu titreten açan güneşe rağmen esen rüzgar mıydı, yoksa kalbindeki ayrılık acısı mıydı. Saatlerce dolaştı devamlı kendini sorguluyordu. Hatayı baştan yaptım diyordu, ama yaşadığı güzel günlerde olmuştu."Allah'ım" dedi "Allah'ım güç ver bana". Dostlarını düşündü onların dediklerini düşündü. Arkadaşları sizler birbirine zıt insanlarsınız yol yakınken dönün bu yoldan dememiş miydiler. Tabi ya doğru olanı yapmıştı. Saatler geçtiğinde artık güneş yerini yıldızlara bırakmıştı, eve döndüğünde yürümekten bitap duruma düşmüştü. Kendisini karşılayan annesine hiçbir şey söylemeden kendi odasına gitti. Gece bir türlü bitmek bilmiyordu anıların ağırlığı altında eziliyordu genç adam, ama sabah erken kalkıp ajansa gidecekti, bunun için uyuması gerekiyordu. Birkaç saat sonra genç adam uykuya dalmayı başarmıştı ve sabah 7'de saatin zırlamasıyla uyandı genç adam. Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 tane cevapsız arama vardı. Genç adam yorgun olduğu için duymamıştı telefonunun sesini. Cevapsız arama ve mesaj canımcım'dan gelmişti, canımcım onun Nalan'a taktığı isimdi, heyacanla mesajı açtı mesajda şunlar yazıyordu... "Sadece, onları sevmeyi sevdim. Hepsini onlarsız yaşadım da, bir seni sensiz yaşayamıyorum Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum. Sana yemin güzel gözlüm, bir tek seni sevdim. Ve seni severek öleceğim, ELVEDA BIRTANEM......." Evet, genç adam şaşırmıştı, mesajın geliş saatine baktı, sabahın beşini gösteriyordu. Güldü, kahkahalar atarak güldü, onu tanıdığı ve arkadaş olduğu günden beri ilk defa bir şiir alıyordu ve ilk defa bu saatte aranıyordu.... Heyecanla hızlı arama yaptı, çalan telefonu yabancı bir ses açtı. Genç adam - "Nalan ile görüşebilir miyim" dedi. Fakat karşıdaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu; -"Ben onun annesiyim yavrum, canım kızım bu sabah intihar etti. Gece odasında birilerini arayıp durdu, sabah odasının ışığını sönmemiş görünce merak ederek odasına girdim, ama yavrum kendini asmıştı." Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki katını çekiyordu şimdi. Olduğu yere yığılıp kaldı...... Birkaç ay sonra... İki doktor konuşur. Doktorlardan biri diğerine karşıdaki hastanın durumunu soruyor .... - aaa o mu, üç ay önce getirdiler, elindeki cep telefonunu hiç bırakmıyor, kendisi yüzünden bir genç kız intihar etmiş, o günden sonra o cep telefonu her zaman elinde devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim o uyurken gönderdiği numarayı aradım hayret ki numara 3 ay önce iptal edilmiş, ve gelen mesajlarda bir şiir: "Sadece onları sevmeyi sevdim Hepsini onlarsız yaşadım da Bir seni sensiz yaşayamıyorum. Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum. Sana yemin güzel gözlüm, bir tek seni sevdim. Ve seni severek öleceğim, ELVEDA BİRTANEM......." mesajı vardı. |
Bizi Kendilerine Hep Yabancı, Hep Aykırı Gördüler.,
Bizi Kendilerine Hep Yabancı, Hep Aykırı Gördüler.,
Kapım önce açılıyor, sonra kapanıyor...Merdivenlerden inişini, ayakseslerini duyuyorum. Yüreğindeki sıkıntıyı, o ürkek yorgunluğunu, birazdan kentin o karanlık akıntısına bırakacağın ruhunun telaşlı sancısını duyuyorum buradan. Bizi gözeten o büyü hızla eksiliyor hayatımızdan. Artık aşkımız bizi korumuyor, sevgili, biliyorsun. Eksik, kaçak, korkak yaşıyoruz kimbilir ne zamandır, birbirimizden gizlice... Aşklar sahiplerine, onların yazgılarına, öykülerine benzer sevgili. Bizim de aşkımız ürkek, yaralanmış çocukluğumuz gibiydi: Hoyratlıklardan, kabalıklardan,duygusuz dalgınlıklardan sonsuz alınganlıklara kapılıp hep arka odalara çekilen... Bu hayat, bize nasıl acımasız ve hoyrat davrandıysa biz de kendimize ve aşkımıza öyle davrandık sevgili. Birbirimize yaptıklarımızı nasılsa bir gün unuturuz, unutulur sandık. Zamanın bağışlayıcı olduğunu ve her şeyi yoluna koyacağına inandık. Ne çok yanılmışız! Meğer zaman aşkların en acımasız tanığıymış. Ömür gibi, insanın aşkına gösterdiği hoyratlığı da sınırlıymış. Meğer o aşk, hayatımızın tek kristaliymiş sevgili. Şimdi seslerimizi örten tesellisiz hüzünlerden, sıkıntılı kaygılardan, bizi zehirleyen kuşkularımızdan anlıyoruz bunu, gidişin bir vedaysa, ve artık hazırsak o büyük ayrılığa; yeni bir hayat kurana dek, eminim yine de birbirimizden, üzerine acılarımızın gölgesi vuran tarihimizden, paylaştığımız o kutsal sırdan güç alacağız. Biliyorum, şimdi benden çok uzakta, bir başka şehirde de olsan, sen de benim gibi haksızlıklara öfkeyle karşı koyacaksın. Yaşlı, düşkün insanlarla, kimsesiz çocuklarla paylaşacaksın elindeki avucundaki son parayı... Kendileri gibi olmayanları..aşağılamak isteyenlere sen de benim gibi karşı koyacak, belki de öfkelenip onların bulunduğu yeri lanetli bir protestoyla terkedeceksin. Biliyorum, sen de benim gibi, insanların savaşlardan uzak ,barış içinde yaşamalarını sağlamak için ne kadar hayalci ve ne kadar sonucu umutsuz da olsa bir takım etkinliklere katılacak, çocuksu ve en çok da hüzünlü dernek binalarında, ne yapmalı, nasıl yapmalı diye kendini hırpalayacaksın. Sen de benim gibi hep o saatlerde, göğsüne bastırdığın bir kitapla unutulmuş bir tren istasyonuna, ya da terkedilmiş bir kıyı kahvesine gidip, insanların birbirlerine bu denli duyarsız ve aşklarına karşı bu denli hoyrat olmalarının sebebini ıstıraplarını yitirdiklerine bağlayacaksın. Sımsıcak, kor gibi olan ve hayata çırılçıplak dokunmalarını sağlayacak olan ıstıraplarını... Biliyorum, birisinden çok etkilensen, o insan seni yaralı çocukluğu, yazgısı ve öyküsüyle içini acıtsa, bu acının o coşkulu hüznünü daha da derinden hissedebilmek için bir süre sonra sen de benim gibi içinden “o şimdi gitse ve ben onu özlesem” diyeceksin... Birisi sana, kimi insanlar neden intihar eder diye sorduğunda,eminim senin de hemen aklına ikimizin de günlerce unutamadığı o film gelecek hemen: Hani sevdiği adama duyduğu o yoğun, o tutkulu aşkın bir gün biteceğinden korkup, böyle bir şeyi yaşamamak için, kendini sulara atan kadını ve sevdiği adamı anlatan o şiir ve keder yüklü film.... Biliyorum, çok uzaklarda da olsan, tıpkı benim seni düşündüğüm gibi sen de beni düşüneceksin. Korkularımı, sancılarımı, o yarım kalan arzularımı, yenilgilerimi... Bu zorba, bu adaletsiz sistemde ayakta kalabilmek, iyi, kötü işimi sürdürebilmek, karnımı doyurabilmek için katlandıklarımı, susup içime attıklarımı... Gidişin bir vedaysa, artık hazırsak o büyük ayrılığa ve bizi birbirimize bağlayan, ama yine de altında kaldığımız anılardan yorulmuş olsak da, yine de geriye bir tek şey kalacak sevgili, bir tek o garip, o tuhaf sır: Bu ülkedeki insanların çoğunluğu, ikimizi de kendilerinden saymadılar. Ne yapsak, ne etsek bizi hep yabancı ve aykırı gördüler. İşte sana bu yüzden azınlık ve aykırı bir duyguyla yeniden ve hep tekrar tekrar aşık olmak isterdim.. ( Alıntı ) |
Ayrılık Hikayesi
arkadaşlar çok uzun ama emin olun okumaya değer ben böle şeyleri fazla okumam ve göndermem ama değer okumanızı hakketten tavsiye ederim
AYRILIK HİKAYESİ Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi. Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti, aslında bunda geç bile kalmıştı. Bitmeli dedi içinden her gün; bu tatsız uyanış bitmeli... İçinde bir muhakeme başlamıştı, kendi kendine söyleniyordu: "Ona da haksızlık etmek istemiyorum belki hatalı olan benim.... Bulunmaz Hint kumaşı değilim ya, görünüş olarak, hımmm, yakışıklı çocuk denilecek biri hiç değilim.... Ama yaptım, çok çalıştım bitmesin diye, kendimle, mantığımla çok kavga ettim, olmadı...." Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekile giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi. İstanbul soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi : "bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor onlar bile ağlıyor halimize." Birkaç saatlik yolculuktan sonra Kadıköy iskelesine geldi. Her zamanki gibi yine ilk kendisi gelmişti buluşma yerine. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü, şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Karşılama faslından sonra Beşiktaş'a gitme kararı aldılar, yolculuk sırasında hiç konuşmadılar; genç adam güneşin yokluğunda grileşen denize bakıyordu. Genç kız, arkadaşının bu durgunluğuna anlam verememişti, öyle ya nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarını çaldığını. "Üşüdüm" dedi genç kız. Bu, yolculuk boyunca edilen tek laftı. Beşiktaş'a geldiklerinde bir cafe de oturdular, genç kız anlamıştı kendisine bir şey söylenmek istendiğinin... - "Bana bir şey mi söylemek istiyorsun" dedi, genç adamın gözlerine bakarak. Genç adam gözlerini kaçırarak - "Evet" şeklinde başını salladı. Genç kız daha da heyecanlanmıştı. Biraz da sinirlenerek - "Söyle öyleyse ne diye bekliyorsun." Genç adam içini çektikten sonra - "Sence biz nereye kadar gideceğiz, daha doğrusu biz iyi bir ikiliyiz" - "Bunları sorma gereğini neden duydun." dedi genç kız. Genç adam söze başladı : - "Bak canım bundan birkaç ay önce akşam saat 11:00 civarıydı sanırım, hatırladın mı? Genç kız - "Evet hatırladım" dedi, ama genç adam genç kızın sözünü bitirmesini beklemeden - "O akşam seni düşünüyordum, diğer akşamlarda olduğu gibi, senin için bir şiir yazmıştım. Onu o an sana okumak istemiştim, sana telefon açtığımda şiirimi bile dinlemeden "şimdi sırası mı canım ya, senin de işin gücün yok mu ?" demiştin bana. Biliyor musun o an bir kaç yumruk yedikten sonra kroki durumuna düşen bir boksör gibi olmuştum. Sessiz kalıp özür dileyerek telefonu kapatmıştım. Daha sonra bu şiiri benden hiç istememiştin. Ve bunun gibi bir çok defa tartışmamız oldu. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meral'in bana "sen şanslısın, Nalan sana bakar" sözüne karşılık sinirli bir edayla "aaaa, bana ne, işim yok da sana bakacağım, annen baksın." demiştin bunu da hatırladın mı?" Genç kız tekrar "evet" dedikten sonra şaşkın şaşkın - "Evet ama bunları neden hatırlatıyorsun bilmiyorum. Biliyorsun benim kişiliğim böyle, duygusallığı sevmiyorum . Ve hasta bakıcı gibi göründüğümü de kimse söyleyemez." Genç adam güldü - "Evet canım, bak burada haklısın, sen zaten olmak istesen bile bu kalbi taşıdığın müddetçe hasta bakıcı, hemşire falan olamazsın." Genç adam devam etti "bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin, hiç, hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin ama sen seni seven insanları mutlu etmeyi de sevmiyorsun, halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah, akşam, gece, yani seni andığım her saat tatlı sözcük mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben ak ile kara gibiyiz" Genç kız anlamıştı, - "Yani ne istiyorsun, benden şair olmamı mı?" Genç adam tekrar gülümsedi içinden dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşünüyordu. - "Hayır dedi şair olmanı istemiyorum zaten olamazsın da; yalnız biz ayrılmalıyız, ayrılırsak ikimiz içinde en hayırlısı bu olacak." Genç kız şaşırmıştı, - "Neden ama, ben seni seviyorum, senin de beni sevdiğini sanıyordum." Genç adam iç çekerek - "Hayır canım, sen esas beni sevdiğini sanıyorsun, eğer beni sevseydin şimdi burada başka şeyler konuşuyor olurduk." Genç kızın gözleri yaşarmıştı, Genç adam cebinden çıkardığı mendili uzattı, genç kız göz yaşlarını silerek kesik bir sesle - "Sen bilirsin, umarım beni başka biri için bırakmıyorsundur." Genç adam - "Nasıl böyle bir şeyi düşünürsün, senden başka olmadı ve uzun süre de olacağını sanmıyorum." Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada artık iki yabancı gibi duruyorlardı. İstanbul yağmurlarla yıkanırken yağmura iki sevgilinin umutları da karışıyordu. Birkaç dakika sesiz oturduktan sonra genç kız - "Kalkalım istersen" dedi. Genç adam - "Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin. Genç kız - "Tamam, o zaman sana mutluluklar dilerim" diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu genç adam - "Arkadaş olarak beraberiz, ama sen istersen tabi" dedi. Genç kız - "Evet" anlamında başını salladı ayrılırken son kez sarıldılar birbirlerine. Genç kız uzaklaşırken, genç adam masada dondu kaldı. Vakit öğleni bulurken yağan yağmur yerini güneşe bırakmıştı, ama genç adam titriyordu. Onu titreten açan güneşe rağmen esen rüzgar mıydı, yoksa kalbindeki ayrılık acısı mıydı. Saatlerce dolaştı devamlı kendini sorguluyordu. Hatayı baştan yaptım diyordu, ama yaşadığı güzel günlerde olmuştu."Allah'ım" dedi "Allah'ım güç ver bana". Dostlarını düşündü onların dediklerini düşündü. Arkadaşları sizler birbirine zıt insanlarsınız yol yakınken dönün bu yoldan dememiş miydiler. Tabi ya doğru olanı yapmıştı. Saatler geçtiğinde artık güneş yerini yıldızlara bırakmıştı, eve döndüğünde yürümekten bitap duruma düşmüştü. Kendisini karşılayan annesine hiçbir şey söylemeden kendi odasına gitti. Gece bir türlü bitmek bilmiyordu anıların ağırlığı altında eziliyordu genç adam, ama sabah erken kalkıp ajansa gidecekti, bunun için uyuması gerekiyordu. Birkaç saat sonra genç adam uykuya dalmayı başarmıştı ve sabah 7'de saatin zırlamasıyla uyandı genç adam. Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 tane cevapsız arama vardı. Genç adam yorgun olduğu için duymamıştı telefonunun sesini. Cevapsız arama ve mesaj canımcım'dan gelmişti, canımcım onun Nalan'a taktığı isimdi, heyacanla mesajı açtı mesajda şunlar yazıyordu... "Sadece, onları sevmeyi sevdim. Hepsini onlarsız yaşadım da, bir seni sensiz yaşayamıyorum Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum. Sana yemin güzel gözlüm, bir tek seni sevdim. Ve seni severek öleceğim, ELVEDA BIRTANEM......." Evet, genç adam şaşırmıştı, mesajın geliş saatine baktı, sabahın beşini gösteriyordu. Güldü, kahkahalar atarak güldü, onu tanıdığı ve arkadaş olduğu günden beri ilk defa bir şiir alıyordu ve ilk defa bu saatte aranıyordu.... Heyecanla hızlı arama yaptı, çalan telefonu yabancı bir ses açtı. Genç adam - "Nalan ile görüşebilir miyim" dedi. Fakat karşıdaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu; - "Ben onun annesiyim yavrum, canım kızım bu sabah intihar etti. Gece odasında birilerini arayıp durdu, sabah odasının ışığını sönmemiş görünce merak ederek odasına girdim, ama yavrum kendini asmıştı." Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki katını çekiyordu şimdi. Olduğu yere yığılıp kaldı...... Birkaç ay sonra... İki doktor konuşur. Doktorlardan biri diğerine karşıdaki hastanın durumunu soruyor .... - aaa o mu, üç ay önce getirdiler, elindeki cep telefonunu hiç bırakmıyor, kendisi yüzünden bir genç kız intihar etmiş, o günden sonra o cep telefonu her zaman elinde devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim o uyurken gönderdiği numarayı aradım hayret ki numara 3 ay önce iptal edilmiş, ve gelen mesajlarda bir şiir: "Sadece onları sevmeyi sevdim Hepsini onlarsız yaşadım da Bir seni sensiz yaşayamıyorum. Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum. Sana yemin güzel gözlüm, bir tek seni sevdim. Ve seni severek öleceğim, ELVEDA BİRTANEM......." mesajı vardı. Bu adam duygusal mı bilmem ama benim anladığım kadarıyla şiiri yazan çok duygusal biriymiş, çookk.. |
AŞk Nedİr? Bİlİyomusunuz?
NEDİR AŞK DENİLEN ŞEY?
Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister. Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatıntekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbetteAşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz Niçin aşk?Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler? Tek başına aşkı tanımlamak herşeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır ! Aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.Dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı. Nedir şu aşk...? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir. Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakIığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradanIığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yasanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun dogrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur. Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya calışmanız,bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu... Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. Biliyor musunuz, hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteligin içinde gerçek ve doğru olan tek guzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksızlık etmeyelim. |
Leyla İle Mecnun .....!!!!
LEYLA İLE MECNUN
Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla'nın annesi öğrenir. Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla' yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar. Mecnun' un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla'yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla' yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun' u çölde bulur. Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ' yı tanımaz. Babası Mecnûn' u iyileşmesi için Kâbe' ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder: "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni." Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar. Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir. Bir zaman sonra âilesi, Leylâ' yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm' ı vuslatından uzak tutmayı başarır. Mecnûn, çölde, Leylâ' nın evlendiğini arkadaşı Zeyd' den işitince çok üzülür. Leylâ' ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn' a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder. Bir müddet sonra Mecnûn' un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner. Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn' u çölde aramaya başlar. Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ'nın maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn' u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz. Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer. Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ' nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler; "Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez Cânânsuz cihân gerekmez." Der, kabri kucaklayarak ölür. Bir müddet sonra Mecnûn' un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki: "Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ' dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, Aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular." LEYLA ve MECNUN Ey Rabbim! Aşk belasıyla beni tanıştır Beni bir an bile olsa; aşk belasından ayırma! Detlilerden yardımını uzak tutma. Yani beni daha çok belalara müptela eyle! Ben var oldukça, beladan, isteğimi uzaklaştırma! Ben belayı isterim, çünkü bela da beni ister. Sevgi belasıyla ağırbaşlılığımı gevşetme! Ta ki dostlar beni kınayıp vefasız demesinler! Gidip geldikçe, sevgilimin güzelliğini arttır, Sevgilimin derdine beni daha çok mübtela et. Ben nerede, mevki ve itibar kazanma nerede? Bana yoksulluk ve yokluk ulaşma kabiliyeti ver Senden ayrıyken, bedenimi öyle zayıf kıl ki, Bahar yeli beni sana kavuştursun. Fuzûlî' nin nasibi gibi beni gururlandırıp, Ey Rabbim, asla beni bana bağlı kılma! Sonunda yar, ağlayıp inlememize acıdı ve Bugün hüzünler evimize ayak bastı. Gözyaşı yağmurum, demek, öyle tesir etti ki, Gül bahçemizde taze bir gül dalı düşürdü. Ah ateşinin bizi yaktığı, Ayrılık gecesini aydınlatan meş' aleden bellidir. Eğer ağlayan gözümüzde uyku olsaydı, Bu kavuşma uyku halinde görülen bir rüya demek mümkün olurdu. Gördüğümüz bir hayal mi? Yoksa sevgilinin yanımıza geleceği aklımıza bile gelmezdi. Ey can ve gönül! Sevgili, misafirimiz oldu! Neyimiz varsa, misafirimizin ayaklarına dökelim. Ey Fuzûlî! Sevgilinin kasdı, canımızı almakmış. Gel.. Güzel uğruna can vermeyi kendimize bir borç bilelim. __________________ |
İlİŞkİler Ve AŞklar ...!!!
İnsanlar arasında ilk aşk, Adem ile Havva arasında başladı. Adem, Havva'ya öyle bir tutkuyla bağlandı ki, şeytanın Havva'yı kandırdığını; yasak meyve olan elmayı yiyerek cennetten kovulacağını ve bir daha birebir Tanrı ile konuşamayacağını anlayamadı. Havva'nın kışkırtmaları sonucunda yasak meyveyi yedi ve ikisi birlikte cennetten kovularak dünyaya sürüldü.
Yaratılmışlar arasındaki ilk aşk budur, tarihte sürgüne uğramış ilk aşk ta budur. Dünyaya ayak bastıklarından sonra çocukları oldu, büyüdüler. Bu çocuklarından Habil ile Kabil' e birer eş bulup evlendirdiler. Evlenmesine evlendirdiler ama, tarihte ilk aşk isyanı Kabil' den başladı ve annesiyle babasına kafa tuttu, "Habil' in karısı güzel; benim ki neden çirkin?" diyerek ortalığı birbirine kattı. Bu arada şeytan da cennetten kovulmuş ve durmadan Kabil' i kışkırtıyor, içinden de, " Siz insansınız, siz üstün yaratıksınız ha, ben size gösteririm benden üstün olmak, Tanrı ile aramı açmak ne imiş!"diyordu. Kışkırtılan Kabil, durmadan Habil'in eşini taciz ediyordu, işi o kadar ileri götürüyordu ki, anne ve babasına hakaretler yağdırıyor, kavga etmek için bahaneler arıyordu. Bir gün Habil'in karısını taciz ettiğinde, Habil kardeşinin hakaretlerine dayanamayarak kavga etmiş ve bu kavga sonunda Kabil, Habil'i öldürmüştü. Bu olay insanlığın ilk kanlı ve ölümle biten ilk aşk cinayetidir. Bugün bütün çektiklerimizin temelinde, Havva'nın Adem' i kandırması yatmaktadır. Aksi takdirde, hala insanlar cennette yaşıyor olacaklardı ve bugün çekilen acıların hiçbiri çekilmeyecekti... Eğer insanlar bugün bile aşk cinayetleri işliyorlarsa, Kabil' i örnek aldıklarındandır. Bütün bunlar şeytanın üstün başarısıdır. Daha sonraları, çok güzel bir insan olan Yusuf'un başına aşk yüzünden gelmeyen kalmadı. Mısır kraliçesi Yusuf' a aşık olur, bu dedikodular üzerine kraliçe, Mısır'ın kalburüstü insanlarının eşlerini, sadece kadınları saraya davet eder. Ellerine birer elma ile birer bıçak verdirir ve onlar elmalarını soymaya başlarken Yusuf'a seslenir ve içeri girmesini söyler. Yusuf içeri girince, elmayı soyan kadınların elinden bıçak kayar ve avuçları enine olmak üzere boydan boya kesilir. Avuçlarınızın içine lütfen bakın, gördüğünüz derin çizgiler o bıçakların izleridir ve onların cerimesini de biz çekmekte ve bu izi avuçlarımızda taşımaktayız. Bir gün güzel kadınlarla evli, maddi durumu iyi olan insanların çok mutlu olduklarını gören ve diğer güzel olmayan kadınlarla evli ve fakir olan insanlar Tanrı'ya topluca şikayete giderler. Derler ki, " Yüce Tanrımız, onlar hep güzel kadınlarla evliler, hepsi zengin, çocukları güzel giyiniyor, güzel yaşıyorlar; onlara neden çok akıl verdin, neden bizim aklımız kıt?" Tanrı, bütün akıllara emir verir; akıllar başlardan dışarı çıkar ve yere dizilirler. Tanrı der ki, herkes beğendiği aklı alsın, herkes gider yine kendi aklını alır. İşte o gün bugündür, kimse akıl danışmaz, herkes kendi aklını beğenir ve sil baştan en başa dönülür, ta ilk insanların ilk aşklarına, ilk cinayetlerine, sevgisizliklerine, aşklarına dönerler ve milyonlarca yılın sadece tekrarını yaparlar. Gelelim günümüzün ilişkilerine ve aşklarına; günümüzde hep görürüz aşkları, işte basından örnekler : Adam, eşini başkasıyla yakalar, cinnet geçirir ve ikisini birlikte, yada sadece eşini öldürür. Kadın, dostu olan eşini gece uyurken bıçaklayarak öldürür. Sevdiği adamla birlikte yaşamak için evli kadın, gece uyuyan eşini dostuyla birlikte öldürür. Eşi evi terk edince, adam intihar eder. Üç çocukla ortada kalan kadın eşinin dostuyla kaçtığını söyler. Eşini başka erkeklere peşkeş çeken koca yakalandı. Eşini döverek zorla pavyona satan koca yakalandı. Eşi tarafından terk edilen kadın, çocuklarının uyuduğu bir sırada cinnet geçirerek evi yaktı, kendisi de feci şekilde can verdi. Karı koca başka bir evde, başka bir karı kocayla birlikte alem yaparken komşuların şikayeti üzerine gözaltına alındı. Bütün bunlar, son bir kaç gün içerisinde okuduğumuz gazetelerden başlıklar... Bu örnekleri çoğaltmak, değişik şekillerde anlatmak mümkündür. Ancak görülmektedir ki sevgi dolu, mutlu bir aile olmak çok zordur. Evlenmiş olmak için evlenenlerin, yada evlenmeyi bir güvence sananların, nikahta keramet vardır diyenlerin ettikleridir bunlar. Bu ilişkilerin dışında sevgi ve saygıya dayanan aşklar yok mudur, mutlaka vardır; ancak çok azdır. Bizim anlattığımız geniş bir kitledir, halktır. Evlenmeyi, bir cinsel dürtülerin giderileceği yer, bir güvence, çocuklarım olur, gün olur severim, durumu iyi, bana bakar şeklinde algılamamalıdır. Bu nedenledir ki, ekonomik özgürlüğünüzü elde etmeden, birbirinizi çok, ama pek çok sevmeden, çok iyi anlaşacağınıza inanmadan asla evlenmeyiniz! Öyle bir yaşam kurunuz ki, bu ömür boyu süren bir aşk olsun; yuvanızda huzur, mutluluk, sevgi, saygı, karşılıklı güven, özveri, dayanışma, iyi ve kötü günde sahiplenme olsun; bunların birisi bile asla eksik olmasın! Hepinize gönül dolusu mutluluklar, ömür boyu sürecek; aşklar diliyorum!... |
yıldızlar
Bazen yıldızları süpürürsün farkında olmadan,
Güneş kucağındadır bilemezsin, Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür, Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın, Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın, Uçar gider, koşsan da tutamazsın... W. Shakespeare Bazen de sen bilirsin, anlarsın koca bir sevda yaşadığını; ama o bilmez. Kimi zaman da bilmek istemez, farkında olsa da her şeyin. Her insan gibi onun da hoşuna gider beğenilmek, bir yandan bilmezden gelirken çaktırmadan keyfini sürmek... Ah o oyunları yok mu… Kafası karışık bir çocuk gibi mırın kırın edip oyunbozanlık etmeleri. Ağlamaklı üzgün halleri ile sanki ne yapacağını, ne diyeceğini gerçekten de bilemiyormuş gibi. Sonra o dalgın bakışları… Kayıpların ardından bakakalır gibi. Sanırsın ki aşk acısı çeken o, acı çektiren de sensin. Seni göremiyorum der mesela; ama seni görmek istemeyen odur zaten her şeyden önce. Farkında olmadan vaatler vermeye başlar, sonra da birer birer inkâr eder hepsini. Durup dururken en tatlı en cana yakın halini takınıp yanı başına gelir. Arada bir parmak bal çalıp gönlünü hoş tutar aklı sıra. Mutlu mesutsunuzdur bir süreliğine. Her şey harikadır. Sonra durup dururken kayıplara karışır. Başladığınız yere dönersiniz bir anda, hazırlıksız. İçten içe bunun bir yere varmayacağını bilsen de, onun için güzel şeyler düşünmekten vazgeçmezsin. Onunla ilgili her ayrıntıyı yazmışsındır bir kere beynine, unutamazsın doğum gününü, sevdiği içkiyi, tuttuğu takımı. Sana hiç mi hiç değer vermeyen birine bu kadar bağlanmış olmak, onu her şeyin üstünde tutmak iyice alt üst eder seni. Ama bir anda silip de atamazsın; kendinle çelişmek, yanlış bir seçim yaptığını kabul etmek istemezsin. Abartıp onu mutlu edecek güzellikler bile yaptığın olur. Fazla göze batmayacak şeyler. Ama biraz durup düşününce senin ona olan sevgini fark etmemeye olanak yoktur. Tabii hepsi boşunadır. Ama bazen onun bir gülüşüne bile tav olursun. Ah sen... Sen de çok iyi bilirsin ki onun aklı gönlü rotası - her ne ise o işte - başka yerdedir. Sende değil. Ama kolay kabul edemez bünyen bunu. Varını yoğunu ortaya koyup her şeyi göze aldıktan sonra onun uğruna… pat diye bırakamaz ki. Bu yüzden belki de aklından çıkmaz o sima, yıllar sonra bile. Bazen yıldızlar dökülür ellerine, gözlerini alamazsın. Bir bakarsın yüreği seninkine değer - inanamazsın. Öyle bir ışık vurur ki yüzüne, sonsuzluk sanırsın, Ama apansız bırakıp gider seni sonsuzda, unutamazsın. |
Sende Şİmİd Herkez Gİbİsİn..
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor,
Onlardan kalbime sevda geçmiyor, Ben yordum ruhumu, biraz da sen yor, Çünkü bence şimdi herkes gibisin. Yolunu beklerken daha dün gece, Kaçıyorum bugün senden gizlice, Kalbime baktım da işte iyice, Anladım ki sen de herkes gibisin. Büsbütün unuttum seni eminim, Maziye karıştı şimdi yeminim, Kalbimde senin için yok bile kinim, Bence sen de şimdi herkes gibisin... |
Bu KaÇinci GİdİŞİn?
Bu kaçıncı günü gidişinin?Ya da kaç mevsim geçti üzerinden karlı hüzünlerin?Bir kar tanesi gibi toprağa düştüğün günün üzerinden geçen kaçıncı yağmur?
Çocukluğumun gözlerimi bağladığı,karlı bir ocak sabahıydı senin gidişin...Yalancı tesellilerin beşiğinde ağlayarak uyandığım sabahın üzerinden geçen bu kaçıncı sabah,bilmiyorum..Hiçbir ay üşütmedi beni bu kadar..Hiçbir mevsim bu kadar ağır hissettirmedi yokluğunu bu şehirde.. Yıllandıkça yakar oldun içimi.Gidişinin üzerinden geçen yıllar kadar çok oldu gözyaşlarım.Yokluğunu hissetmek bu kadar acıyken,seni hatırlamak ne denli yakıcı olur yüreğim için,bilmiyorsun.. Giderken ardında bıraktığın küçük kız büyüdü artık.İstemese de büyüdü..'Neden?'le başlayan sorular sormuyor artık.Bir şeyi kabullenmek çok da zor olmuyor onun için.Tıpkı gidişini kabullnenmenin verdiği acı gibi acıtmıyor yüreğini birisini uğurlamak..'Vardır her şeyin bir nedeni..'deyip devam ediyor yürümeye.ama senin nedenini hala soramıyor kendine bile.yürürken ayağı takılıyor belki,sendeliyor,düşüyor,canı acıyor..'O olsaydı elimden tutar,kaldırırdı beni..'diye soruyor kendineama cevabını bulamıyor..soru cümlelerini düz cümlelerde kullanmasının üzerinden 1 yıl geçti..ne çok şeyi öğrettin ona ve ne çok şeyi unutturdun ona giderken..Keşke çocukluğuna sığınarak seni de hatırlamamayı öğrenebilseydi.Bir tek bunu öğretmeyi unuttun giderken... Dedim ya,yılandıkça yakar oldun içimi.Yıllar geçtikçe daha çok hissedilir oldu yokluğun..Canım daha çok yanıyor artık aklıma düştüğünde..seni kaybedişimin üzerinde geçen ilk kış bu.Neden kışı hiç sevmediğimi sordun mu kendinebana?..Gidişinle kışı yüreğimde yaşadım ben.Yüreğime çığlar düştü her sessiz çığlığımda..Kardan adamlarım hep ağladı benim..Yüreğimin kaygan,buzlu yollarında ne yaralar aldım ben,beni burada bir başıma bıraktığında.. Çok fazla anımız olmadı,bir yıla çok şey sığdıramadık belki de..Oysa bir çikolata kağıdında saklıydı özlemlerim,gülüşlerim..Şimdi görünce yüreğimi ağlatn bir çikolata kağıdında saklıydı her şey.Yaşadıklarımız ve yaşayamadıklarımız...Değişen sadece zaman.. Bir sonraki kışım nasıl geçecek,bilmiyorum..Bildiğim önümde baharların olduğu.Ama yüreğimdeki karlar erimedi daha..Saçaklarımdaki buzlar çözülmedi..Geç kalmış bir soru şimdi dudaklarımda:'Gitme!'deseydim,elinden tutsaydım ya da,gider miydin yine?... Biliyorum,her şeye rağmen yine giderdin.Gittin de..Vedasız,apansız gidişin şimdi çocukluğumdan hatıra..Kızgınlığım sana değil,kendime..Sensizlikte seni yaşamaya dayanamıyor çocuk yüreğim..Yüreğim isyanlarda..Ama ne sen dönebilirsin gittiğin yerden,ne de ben iklim sürebilirim senin topraklarında..Sonu olmayan bir özlem ve bir parça hüzün şimdi payımıza düşen.. Seni çok özledim... tutuldu mu dilin çagırmaz oldu?yüregim yıllarca avunmaz oldu.beni benden alan alıp çalan yakan deli gözlerin kimbilir kimlerle eglendi durdu |
Senİ İÇİmden Terk Edİyorum
Seni İçimden Terkediyorum
binmediğim hiçbir otobüs beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde gittikçe azalıyor hayat neyi erken yaşadıysam hep ona geç kalıyorum sana göçüyorum her sonbahar yolların çıkmıyor aşkıma unuttuğun yağmurların adı saklımda seni içimden terk ediyorum susmaktan yoruldum kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri efkar demliyorum gözlerimde yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum tam sancağımdan yaralıyorum kendimi alnını yüreğime dayadığın güne bakıp seni içimden terk ediyorum ne unutacak kadar nefret ettin ne hatırlayacak kadar sevdin yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum beni hep bulmamak için aradın yanılgımdın yandığımdın yangındın sensizliğe yenilmek sana yenilmekten zor olsa da ardımda bir sürü belkiler bırakarak seni içimden terk ediyorum şimdi içimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan iki yarım kaldık tamamlayamadık bizi elimden tutmadın yalnızlığımın saçlarımı da uzaklarına gömdün içimin mavisi senin okyanusundandı al geri veriyorum kilitleri hep yanlış kapılara vurdun devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim sana bensizliği terk ediyorum yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın demiştin aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi ne tuhaf değil mi içimi acıtan da sendin acımı dindirecek olanda ya öldür beni dedim ya da git benden içi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim aldırmadın aldırmalarıma bir gecede yakıp yarini şafaklara sattın ihanetini külüme basanlar bile utandı yaptığından işte soluk bir ömrün son nefesi benden içimden terk ediyorum... |
aşk kuralları
Aşkın Kuralları
1. Kurallari kadin koyar. 2. Hiç bir erkek asla kurallarin tümünü bilmez. 3. Kurallar her an, önceden haber verilmeksizin, degisebilir. 4. Kadin, erkegin kurallardan yarisindan fazlasini çözdügünü sezdigi anda, kurallari degistirir. 5. Kadin asla yanilmaz. 6. Eger kadin hata yapmissa mutlaka erkegin yanlis yaptigi bir seyden kaynaklanmistir. 7. "Kural 6" durumu meydana geldiginde, erkek mutlaka özür dilemelidir. 8. Kadin, her an fikir degistirebilir. 9. Erkek, kadindan yazili izin almadan fikir degistiremez. 10. Kadin her an sinirli olma hakkini elinde tutar. 11. Erkek, her an sakin olma durumundadir. Ancak, kadin erkege "Sen de sinirlen" emrini verdiyse erkek de sinirlenmelidir. 12. Erkek bu kurallarin nereden çiktigini soracak bir cüret gösterdigi taktirde, bedensel aci duyacagi sekilde cezalandirilmalidir. 13. "Asiklar Günü"nde kadinlarin bu kurallara da uyma mecburiyetleri yoktur, hiç bir kural tanimazlar |
Ufak bir Şiir...!!!
ßiLmezdim yanLızLık nasıLdır seni tanımadan önce
Yokluğun yanlızlıkların en ßüyüğü Kadermi yoksa çekiLmesi gereken bir çiLemi ßu Yoksa Hayatın Bana ßir Oyunumu Seni özLüyorum YanLız geceLErimde KaranLık Odamda Her şişede Her Şişenin Dibinde Seni Aradım Her YanlızLığımda... Seni Arıyorum Odamın KaranLık DuwarLarında Set ßy : ImmortalSoul |
aşk ıcn ne dersınız?????
Neler söylenmedi ki, neler yazılmadı... Ne acılar yaşandı, gönüller kırıldı, acıyla sarsıldı yürekler, bazen yüreğinde duyduğu sevincin ağırlığını dahi taşıyamadı.. Ama herşeye rağmen aşk olgusu dimdik ayakta. Hiç bitmez tükenmez bir yaşam kaynağı. Peki ya sızler ne dersınız ask ıcn????
|
bre aman böyle beklemek olur mu?
Bir ayak sesi duymayayım
Kapıya koşuyorum Gelen sen misin diye Bir sarı saç görmeyeyim Yüreğim burkuluyor Ağlamaklı oluyorum Her şey bana seni hatırlatıyor Gök yüzüne baksam Gözlerinin binlercesini görürüm Bir rüzgar değse yüzüme Ellerini Düşünmeden edemem Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer Tadı senden gelir Yediğim yemişlerin İçtiğim içkilerin Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı Bu emsalsiz hüzün Seni beklediğim içindir Resmine bakamaz oldum Uykulardan korkuyorum artık Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada Ve şu saat geldiğin anda Durabilir sevincinden Zaman çıldırabilir Çünkü benim dünyamda Ölümsüzlük, seni sevmek demektir Bir çocuk doğmayı bekler Bir ağır hasta ölmeyi Bitkiler güneşi ve yağmur ve güneşi bekler Yalnız bir kadın sevilmeyi Ve düşün ki bir adam İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi Seni bekler Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi Sen gelinceye kadar Pencerem kapalı duracak Rüzgar gelmesin diye Artık perdeleri açmayacağım Güm ışığı girmesin diye Sonra kahrolacağım Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta Ve günlerce gecelerce haykıracağım Nerdesin diye, nerdesin diye Bir gün bu kapıdan sen gireceksin Biliyorum Er geç bu bekleyişin bir sonu gelecek Yıllarca sonra Öldüğüm gün bile gelsen Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup Çocuklar gibi sevineceğim Kalkıp sarılacağım ellerine Uzun uzun ağlayacağım |
Kırılgam bir çocuğum ben.yüreğim cam kırığı
KIRILGAN
Kırılgan bir çocuğum ben Yüreğim cam kırığı Bütün duygulardan önce öğrendim ayrılığı Saldırgan diyorlar bana Oysa kırılganım ben Göz yaşlarım mücevher Saklıyorum herkesten Ürküyorlar gözümdeki ateşten Ürküyorlar dilimdeki zehirden Ürküyorlar o dur durak bilmeyen Gözü kara cesaretimden Diyorlar:Bir yanı sarp bir uçurum Bir yanı çılgın dağ doruğu Oysa böyle yapmasam Nasıl korurum içimdeki çocuğu Bir yanım çılgın nar ağacı Bir yanım buz sarayı Murathan Mungan-Kırılgan |
Unutulmayan AŞk
UNUTAMIYORUM..
bugün tam 9 ay 10 gün oldu ayrılalı seni unutmaya çalışıp unutamadığım 9 ay 10 gün aslında ayrılığımız her zamanki gibiydi zaten her yaz ayrılıoduk senle ama bu seferki çok farklıydı sonu aynı olmadı diğerleriyle seni gerçekten sevmiştim sana aşıktım ama sen anlamadın beni sana göre bende seni anlamıyodum ama...sırf seni unutmak için önüme çıkan ilk kişiyle çıktım ama seni hatırlatmaktan başka bişey yapmıyo allah kahretsinki bana yaptığın onca şeye rağmen senden hala nefret edemiyorum ya SEN BENİ ALDATTIN nasıl yaparesın bunubilmiyorum ama ben senin kadar nankör değilim işte seni aldatmadım ve seni hala unutamadım kendimden nefret ediyorum bazen bana bukadar şeyi yapan birini ben hala nasıl severim unutamam diye ama değişen hiçbişey olmuyo :( son olarak bişi daha SENİ TAHMİN EDEMYCEĞİN KADAR ÇOK ÖZLEDİM... |
Leyla Ve Mecnun Bİle BÖyle Sevmedİ:)))
Leyla mecnun aşk görsün..
Ne zaman yüreğimde bir deli tay gemi azıya alsa... Ne zaman yağmur yürekli bulutlarla yarışsa gözlerim.. Ve ne zaman ürkek bir ceylan geçse düşlerimden.. Sen geliyorsun aklıma... Duru, berrak, engin, derin gözlerinle sen... Gelip oturuveriyorsun yüreğimin orta yerine. "Ne zaman aklıma gelsen Kırk ikindi yağmurları misali Uzunca bir sağanak Boşalıyor gözlerimden Sana giden yollarda Başlıyor bir tipi Başlıyor bir boran" O ünlü türküye inat, yolun sonu görünmüyor, dağlar geçit vermiyor. Lakin; gönül de ferman dinlemiyor. Bir al kızı oluyorsun düşlerimde. Hani ninelerimizin soğuk ve karlı kış günlerinde anlattığı, ağzımızdan buharlar çıkarak, soğuktan kızarmış burunlarımızla dinlediğimiz o masal kızı.. Hani yakaladığında senin olan ve her isteğini yerine getiren güzel peri kızı. Seni yakalamak için büyük çaba sarf ediyorum. Ama beyaz bir köpük gibi kayıveriyorsun avuçlarımdan. Ellerim boş kalıyor, gözlerim boş bakıyor, yüreğim boş... Bir bebek oluyorsun sonra. Henüz emekleyen ve eşyalara çarpa çarpa yürümeye çalışan şirin ve afacan bir bebek. Ve yürüyorsun beynimde, bedenimde, yüreğimde.. tüm hücrelerimde yankılanıyor ayak seslerin. Sonra deniz oluyorsun. Yemyeşil/masmavi bir deniz. Nice fırtınalara gebe engin bir deniz. Ve ben gözlerinin hapsinde müebbet muhabbete mahkum bir forsa. Yüreğim yüreğine prangalı, gönlüm gönlüne kilitli bir forsa. Mahkum sevinir mi hiç? Ama ben seviniyorum. Çünkü senin mahkumunum. Ne güzel bir mahkumiyet bu. Ve sonra yağmur oluyorsun, rüzgar oluyorsun, bahar oluyorsun, aşk oluyorsun... Ama her şeyden önemlisi ben oluyorsun. Öyle bir ben ki; baştan aşağı sen... Fikrimin ince gülü, a yirmi dört ayarım, suna boylum, kalem kaşlım.. Yalan değil seni sevdiğim. Seni özlediğim yalan değil. Sensiz gecelere, öksüz hecelere, isyankâr ağıtlara, yetim türkülere, odamın duvarlarına sor. Dolunaya, ufuklara, başa karlı dağlara sor. Kalemime, bağlamama sor.. Bugün bunu bir kez daha anladım. Anladıkça ağladım, ağladıkça anladım. Ömrümde ilk kez böylesine deli seni sevdim.. Ömrümde ilk kez böylesine deli seni özledim.. Ömrümde ilk kez böylesine deli seni arzuladım.. Ve şimdi ömrümde ilk kez bir sigara yakıp; dumanını ciğerlerime değil, ta iliklerime çekiyorum. Gün doğmuş, gün batmış kimin umurunda. Yokluğunda terk edilmiş bir kent gibiyim.. Tut sana uzanan ellerimden Sevda Ecesi... Sıla tükensin, hasret ölsün. Tut... Ki Leyla Mecnun aşk görsün... |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:19 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.