![]() |
Zuhal Erdoğan
Aldırma
Yüzler yalanmış aldırma Yüzünü göremezler Renklerde merak eder Beklerler Ruhunu göremezler maskeliydiler Kimleri gördük, kimleri dost bildik Kan dökümü diz dize Zor bu günler, Geçer aldırma Yeteriz birbirimize... Bırak beslensin köpek salyalarından Umut bekleyen böcekler Boşlukta Nokta kadar küçüldükçe sancılandılar Sancılandıkça küçüldüler Boşluktaydılar Bırak! Geceyi Şişe ardından ulusun çakallar Onlar aldatır sen aldanma Buldum der bulduğu yerde kaybederler İnsancıklar boşlukta Aldırma Zuhal Erdoğan |
Annem
Severmisin beni annem Ağlarmısın her ağladığım da İçin gidermi bana birşey olduğunda Ve dayanabilirmisin bensiz uykulara Güneş veda ederken ay'a Korkarım bazen hani olurya! Sarılırmısın bana Hiç bırakmayacağım seni diye Birşeyler fısıldarmısın kulağıma Hani bazen O seni seviyorum değişin var ya Öldürüyor beni annem her duyuşumda (canım annem Zuhal'e) Şahika Taş Zuhal Erdoğan |
Bahar'a söz
Zuhal'e 'Bir İçdökümü' olsun bunun adı... Tut ki tüm taşlarımı döküyorum eteklerimden, tut ki valizime koyduğum umudu, çarpıp, böldüğüm aşkı işte böyle kanlara boyayıp saçıyorum bu Gri Şehre... 'Bir İçdökümü' olsun bunun adı... Bir rakı tadında, biraz bira köpüğünde, ansızın akla düşüveren bir şiirin dizesinde kesişmiş yollarımız, baştan aşağı İstanbul kokan bir yol hikayesiyle... 'Bir İçdökümü' olsun bunun adı ve panayırlar gibi seyirlik, fener alayları gibi coşkulu bir İstanbul Mayısında buluşalım yeni 'İçdökümlerin'de... NİLAYCAN Zuhal Erdoğan |
Bitti gülüm BİTTİ
geçti benden Gün ortasında gözlerin Üzerimden hiç eksilmeyecek dediğin Yine gidişin mahzun bir çocuğa işaret Yarım kalan şiirlerimin yaban ezgisi Gözlerimden geç, izlerimi sil haydi Gül karasına döndü kara gülüm ışığım Hiçlikten öteye nasıl geçeceksin şimdi? . Sen belki hiç bir şey,belki çok şey Canımı yakıyorsun, adın kadar Adın gibi, varlığın da mı bitti? Sen obalarında kısraklar barındıran Sevdalı ve mağrur seyis Koştur özgürce… ama Ben sana ihanet etmeyeceğim Coşkuyla mı koşacaklar her zaman Gör bak,yaşa dönecek bu devran. Haykırmak geliyor içimden Sana şölenler kurmuştum bir vakit En’lerin en yücelerine atmıştım döşeğini Gözlerinden içmiştim kutsal aşk meyini Hayallerimizin beşiğine şiirler belemiştik Olmazların yaylarını kırıp atmıştık birlikte. Şimdi, sana yeni bir renk gönül bahçemden Kırmızıdan gelme bana umutlarım Varlığının mavisine doğru yürüyen Sen toyluğun gafletine düşmüş yeşiller Aç gözlerini çek perdelerini, konuşsun… Güneşini gör as gökyüzüne sen de Çünkü, bit-ti… Yürekten gelen çığlıklarda karardı İki dişin arasında kalan gibi Gül karası kara gülüm ışığım Bitti işte bit-ti Yokluğunda son perdenin oyuncuları da gitti. Tüm umut renkleri de soldu bak Soldurduğun sözler gibi İnceldi gönlümün tüm telleri Neyden gelen ilahi ses ritmi Teskin etmiyor özlemlerimi Ama, kabul etmeliyiz ki, Bit-ti. Gül karası kara gülüm ışığım O kutsal aşk nereye gitti? Bu gemi yara aldı yürümez artık Kağıttan hayallerde yüzemeyecek Kara gün gemisinde Her şey, karaca.... gülüm, ömrüm Maviler bile karaya bulanmış Ömrümün duvarı kararmış İçimde yiten sevdam gibi, O kutsal aşkın da bit-ti… Zuhal Erdoğan |
Doğrudan geçen zaman (yol)
Doğrudan geçen zaman (yol) Gölgesinden soyutlanmış, Yorgun bedenlerimiz Şelalesiydi, İki koldan çağlayan Ve bir olan Uzanırdı Gökyüzü mavisi gülüşlerimize Üstesinden geldiğimiz ne yollar yürüdük Yolları da severdik yolcular gibi Yokluklara siper ettik gövdemizi Cansız hayallerimizi dirilttik Olmazların kefenini keyifle giydik Bir yudum olduk kırlangıç göçlerinde Severdik oysa kırlangıçları da Densiz günahlarımızın arasından dem çıkardık Ya şimdi Gecenin koynu soğuk Siluetin kama Saplanır göz bebeklerime Keser gecemi Siner korkular ağlarsın Sınar seni hayat, gece, şişe ve… Sen anlayacaksın doğrudan geçen zamanı Ve yolu Bakarsın o yolda tek yolcu sensin Geç olur belki yolların ince çizgisini görmek Geç olur belki ışıkların yeşilini hissetmek Geç olur hayat yaşam ve… Anlarsın ağlarsın ama git ama gör ama yok Zuhal Erdoğan |
Eyvallah aşk
Eyvallah aşk Eyvallah la başladı aşkım Gözlerin gözlere kenetlendiği Dudaklardan okunan, okunmak istenilen üç beş hece Durgundu oysa lafın arkası... yok gibi Ama birşeyler vardı kalbin derinliklerine inen Eyvallah diyen dillerde Belki de özel olacaktı bilemediklerim Yaşamak istemediklerim Özel ve güzel Akıllara takılı kalan duygular Yüreklere asılan perdesiydi aşkın aslında Olmalıydı tek kelimenin de bir anlamı Eyvallah aşkım Güzeldi ve özeldi Başlangıç olarak olması gerekendi Eyvallah Razıyım senden gelene Hayatımda olmalısın sen, Gözlerine, sözlerine, hasretine, acına,sevincine sana eyvallah Eyvallah aşk Derken Birçok şey yitirdiği gibi Eyvallahta yitirecekti belki anlamını Nerede durduğunu bilmeden... Aşka... Huzura belki de gelecek mavinin ardı Güzeldi aşk özeldi Yaşandı saygısız olmadı Hatıralar buseler gözyaşları Hayaller belki kurulan geleceğe Minik bir yavrunun emeklemesi Doğmamış bebenin gülümseyişi göklerden Dilenen istenen teninde kıvrılan o acı Birden rol değişiverdi eyvallah Aşkın adıydı şimdi ise... Boş çevrilen ellerin Boş bakan gözlerin Umutsuzluğun adı yaşanandan geri kalan Başlangıcı gibi Bitişide eyvallah Eyvallah aşk, Eyvallah aşkım, Yaşanamamış, Yaşanmamış, Aşklara... Eyvallah... Zuhal Erdoğan |
Gidiş Dönüş
Sen kadınım dediğin Aylardır kokuma hasret bildiğim İçimden gelen çığlıkta sevdiğin Deli sevdan Bozgunlarda bulduğun diğer parçan Benmiydim...? Tırmanırken gökyüzüne yalnızlığın Suda can çekişen balıkların Kaldırım taşlarına yapışan izleri gibiydi İzlerde yalnızdı O bakışta kaldı, Yeşillerin ardına gizlediğin O deli sevdan… yok İpin ucunda sallanmayı bekleyen hayaller Yokluğunda yine besleyecek kendini O ki sarktığında bir daldan Dönecek olduğu yerde arayarak O ipin izlerini Dönüşümü olan yollar misali Sessizlik, Nereye gidersen geleceksin aynı yere Her gidişin dönüşü olmaz derler Varmadan zaman kendi yoluna Bilinmez İçsel bir akıntıya sürüklenirde yürekler Gidişinin farkında olmaz Dönüşününde Zuhal Erdoğan |
İçimdeki atlastan gecesin
Bir siir düşmüş siyah sayfaya rengini gözlerinden alma... bir haykırış o bakiş hangi resmin rengisin hangi kışın yaprağı hangi yazın tanesi sen bana tezatmısın bahardan kalma bir yaprak üzerinde gülüşüm soluyor üşüyorum be çocuk. Sen, içimdeki atlastan gece dudaktan dökülen o hece hep aynı, çözülmez bilmece seviyorum seni mekanımız belirsiz hep aynı yanlızlık özlüyorum seni özlüyorum be çocuk. Sana uzanan yollarım geçit vermiyor yılan kıvrımında amansız sorularım cevapsız kalıyor yokluğunda bir gülnihal ağlıyor kanıyor be çocuk. Yedi tepede büyüyeceksin acıları yorgan yapacaksın sen ne sevdalar yaşayacaksın içimde hep çocuk kalacaksın gizli sevdam,aslan parçam dağlarımın yeşili aslan yürekli çocuk. Esmer gülüm ölümün en hüzünlü rüzgarı okşasa da çıplak bedenime,sinmiş kokun terki diyar eylemez toprağı çürümüş dağların şahikasında her daim kokmaya hazırsın sen gönlümün zorlu sevdası çocuk. Aynada kendime bakmak gibi bir şeysin sen Baktığımda seni görmek Dağılıyor sisler Şafak yeni güne gebe Gülün kırmızısından damlıyor kan gözlerime O vakit Görüyor gözler tüm körlüğüyle be çocuk Zuhal Erdoğan |
İçimdeki Bebek Gülüyor Bana
İçimdeki bebek gülüyor bana Susuyorum görmediğim alaca sabaha Sustukça kanıyor dilim Kanıyor gözlerim, kanıyor acıya Kurşun dökmüş gibi göz bebeklerim Bırakıyorum öylece siyah boşluğa Ve ecelsiz bir kuş daha düşüyor toprağa İçimdeki bebek gülüyor bana Bilmiyorum, yani belki sana benziyor Bilinmeyen bir şehirde eğreti yaşıyor belki Ömrümün çürümüş köklerine tutunmuş Belki de efkân ediyor, yalnız kalmış sesiyle Yârim gibi, yani baba gibi Sesini duymayı ne çok istiyorum şimdi İçimdeki bebek gülüyor bana Salacaktım bahara Bahar kokacaktı saçları, elleri Okşayacaktı kirpiklerini yeşilin bin bir tonu Yalanların ardına gizlenmiş yüzünde En güzel öyküleri büyütecektim Bir kuş daha ecelsiz ölmeyecekti İçimdeki bebek gülüyor bana Bıraksan sana geleceğim ölümsüzce Yaptığın o simli sarayların yaslı köşelerine Canımsın, parçamsın, aşkımsın Tutun bu özlemin ağrılı köklerine ve büyü Adın düşmüş ah! Düşmüş adın Doğrulayamadığım zamanın orta yerine İçimdeki bebek gülüyor bana Sustukça kanar sesim, kanar isyanlarım Savaşında parçalanan ellerimden artanlardır Döktüklerim, yanmakta olan şehrimin kırıntıları Terk ederken öylece bıraktığı Ah! Bir daha asla kuramayacağı düşleriyle Gülümsüyor içimdeki bebek bana 23.5.2007 Gecenin otuz beşi Zuhal Erdoğan |
İnat
Kanatları başucunda bekledi Ölmeyi çok istedi Kara bulut, Edasıyla Çöktü üstüne kördü Çırpınırken Boşluğa gömülmek istedi Beyazdı kanatları Buluta inat Bekledi baş ucunda Ölüme inat Eledi kirpiklerinden Saldı yaşlarını Ruhunun ince çizgisine İnat yaşama Ruhuna inat ağladı Yaşlarına inat ruhunu dağladı Bulutlar dağıldı Kanatları bedene çekildi Sevişti boşlukta Boşluğa inat Zuhal Erdoğan |
İnsandım
kurbağalar vardı insan gibi sevmezdim kurbağaları insandım karıncalar vardı karınca yuvaları yemek taşırdım insandım sonra kuşlar vardı kuş öldü gömdüm dua ettim insandım acı vardı gözyaşı ağladım acıdım attım ben iki kişiyim Ankara Zuhal Erdoğan |
İz
Hepimiz birer melek Hepimiz birer ölüm Ağaç ölüm kokuyor Ben ağaç Ağaç ölüme yaslanmış Ben ağaca Hepimiz birer Adem Kim yada kimse sizlik Sessizlik Düşlerimizi büyüttüysek yollarda Hepimiz birer yolsuz Yol sus Renkleri biz biçmişsek güllere Hepimiz birer renksiz renk siz Siz kimsiniz Renksiz sessiz Kimlik siz kimliksizsiniz İç içe geçmiş ruhların arasında Dolaşan biz Ruhsuz Ruh sus Siz biz hepimiz Birer(iz) Ses(iz) Renks(iz) Zuhal Erdoğan |
Kafatası
Boş küreden ibaret kafatasları Etrafında dönen sinek saz vızıltısı Ya yapıştıracak kuvvetli bir vuruş, Ya da ebediyyen boş kalacak Uzuvlar yok olmuş Üç maymunu oynamakta Saman da olsa doldur kafatasına Gün gelir lazımdır zaman da Ankara Zuhal Erdoğan |
Kocamış Şehir
Gökyüzüne baktım sessizdi Martıların çığlığında... Akşamdan kalma Birkaç yıldız bakan koca şehre Düşüncelerin iniltisinde bir yalnız var sanmış Pecmurde insanların yaşamak istediği... Hayata... Başkaldırıcasına Nankör Bozguncu koca şehir Labirent gibi sokak aralarında Tıpkı gözlerindeki nur gibi Söndürüyor birer birer aydınlığını Fahişe kılıklı caddeleri Sevindirmeye Belki korkutmaya Belki yutmaya arıyordu Çakal ulusu sessizliğinde beni Ne tezat yayları var şu koca şehrin İnişli çıkışlı tıpkı sen gibi Sevgili Bebeğin dilinden düşen ilk sözcük Gelgitleri ardına sığındırmış bir çocuğun Bir gencin umuduna tünemiş Hatıralarında var olmuş ihtiyar heybelinin Bildirmemiş parıltısındaki feryadını Sevdası türkülerinde Sinelere yapışmış çoğu zaman Sazın telinde Neyin her deminde Tarih olmuş gidememiş de Tek tek anlatmaya luzum yok cadde ve sokaklarını Herbiri karışık herbiri mahsun Herbiri Lakin Keskin bakışlar Buz kesmiş eller Yanmaya yüz tutmuş kor yürekler Onda Alevi sessiz,gözyaşı sensiz *******i hain Kocamış şehrin Tanımaya değer Yaşamayı sever Gizlidir elemler kederler Sen yinede bir dilek tut onun için Sevgiliye benzer Yenilgiye hazımsız Galibiyete hazırsız Tüm aşklara yarınsız İstanbul... Zuhal Erdoğan |
Mı,Mi Aşk
Aşk düşünmek miydi Sabahın seherinde Kardeleni okşamak soğuk kuytusunda Anlamsızlaşmak mıydı teninde Kavuştukça sıcaklığına Yok olmak mıydı avuçlarının gölgesinde Küçülmek miydi Neydi? Nihavent makamları mı söylemekti aşk Güneşin doğuşunu izlerken Bilinmeyen miydi Seninle sonsuza giderken Ayak altına serilen engel miydi yoksa Aşk artık burda oturmuyor dediler Senide mi buna inandırdılar Adresi belli mi ki zaten Nerede ne zaman ne yapar Hangi tarftan nasıl niye gelir Parmak ucundan mı gelir Ve oradan da gider mi? Barınağı neresi bilir misin Gözlerde Sözlerde Gönlünün taa derinliğinde mi Nerede yaşar Neslihan’larda vardı bildiğin Tek aşk Duyduğun özlediğin Aslı gibi Şirin gibi Leyla gibi ya da Bilir misin Onların da isimleri sahteydi Kimbilir belki aşkları da Aşkı Anlatmak İstemeyişin Ondan Gözden kalbe Kalpten dudağa giden seferler gibi İşte aşk o zaman aşk mı? Bazen özlem vuslat hasret Bazen ihtiras umut şehvet Aşkı her gün yazmıyor musun Her nefeste yârin resmi belirmiyor mu Düşün Aklın çağlayanların Özlemlerinin ana dilimi oldu aşk Acımasız mı sadece Acının türküsü ağıdı Fırtınası hiç eksik olmayan bir limanda Bekleyişmi yoksa Çözülemeyen problem Satırbaşımı aşk ya da şıklardan biri mi Yaşanan üç beş mutluluktan mı ibaret Sence aşk Yalnızlığın çoğul hali mi? Zuhal Erdoğan |
O, nü
Bozdurdum yalnızlığımı Hayata Hayatı anlayabilmek için Harcıyorum onu... Zuhal Erdoğan |
Sağanak Bir Yağmurdu Gidişin
Arşınladığın uykusuzluğuma hasret süngüsü çekti gözlerin. Bayraklarını indirerek yüreğinin gökyüzüne tırmanmıştım bir zamanlar. Adamım… Kurşun gibi ağırdı yokluğun. Biliyor musun, dudaklarından dökülen son cümle neydi? Unuttum peşinde giden adımlarımı, her gün birkaç boyuttan bakardım oysa sana. Yalnızlığın baş başalığındaydın, ışığın görünmeyen taraflarındaydın ve adresimi son hoşçakalında kaybettin. Örtülen yüreğine bebek kokun sinmişti. Öfkelerimizin nöbetleri başlayınca sağanak bir yağmura tutulurduk. Arsız *******de şiirlere düşürülmüş dipnotlar gibiydik. Kucağında umut taşıyan, sesinde gülücük barındıran bütün yalnızlıkların çadırlarına uğrardık ve biz kendimizi dinlerdik. Kokunla uyuyor, kokuna başımı yaslıyor, kokunla dalıyorum şimdi. Savaşırken bile yenik düşmüş savaşçıların kaderi ellerimde. Tarumar gözlerindeki o ateş yakıyor bedenimi. Kan revan içinde kalan yüreğim GÜL YÜREKLİM’li şiirlerde seni, sesini soluyor şimdi. Ağırlığının altında ölüm sessizliği, cendereler içine düşmüş ölümleri düşlemedim oysa. Özlemedim başka hiçbir şey. Toz duman içinde çevrem, çamura bulanmış mavilerim, çoğu zaman uçtu küllerim, bazen de güllerim, ama sen, göremedin. Yine de düşünmedim son olmayı, savrulmayı ve sensiz solmayı. Soyutlandım tüm yalanlardan, riyalardan ve günahlardan, hatta hayattan. Usul usul çekilen ömür gölgesinden bile. Gözyaşlarını da sevdim, onu sevdiğim kadar ahh bilseydi. Bilseydi yüreğimdeki bu mevsim sonu yağmurlarda bir ömür yaşayacağını. İçimizdeki olmazların devleriyle savaşmayı göze alamadı, dizelerde açlığımızı pekiştirdik, şiir sularında yıkandık. Gün batarken acı çekerken güneş, biz ufuklardaki kızıllığa avuçlarımızı açtık. Biliyordu. Biliyordum ki, güneş ayrılıklara doğmazdı. Güneşin göğe veda etmesine benzerdi ayrılık. Damarlarımızı açan aşkla biz yüzerek ulaştık derya yalnızlığımıza. Korkunun adalarında çiçekler yetiştirdik yine de. Şimdi, kırılan bir umudun yaren yüzünde ellerimiz dizlerimizde ve dilimizdeki hüznün şarkılarından fallar açıyoruz ‘ayrılık da sevdaya dahil’diyerek. Yüreğimizden silinmeyen ipeksi öpüşlerin grizu patlamalarında çoksesli bir yağmurun sesini dinliyoruz. Yüreğimizin polenleri solgun ve tepemizdeki kırlangıç bulutlarına dert yüklüyoruz. Dudaklarımızda kurşun bir yalnızlık, bastırılamamış cümleler eriyor hüznün mumyalanmış kentlerinde. Biliyorsun adamım, o hepimizin içindeki haylaz ve uslanmaz çocuk gelişin gibi gidişini de lodosladı. Kapandı avucumuzdaki mutlu yaşam, sokaklarda dans etmiyor artık sevdalılar. Bir kuru ekmek, kuru umut teknesinde dağlar duman, sevda biliyoruz ki, hep yaman kelime. Bilmelisin ki, üşüyor ellerim bebek kokulum üşüyor, bu İstanbul sokaklarında. Zuhal Erdoğan |
Sokak
Yaşam alnımın ortasında Ben yaşamın tam yarısında Bakıyorum kanadımın kırıldığı yerden Facia! Diğer yarım çok uzakta Arıyorum Hayat beni ben hayatı zorluyorum Sebepsiz Ona ait hayatım bana döndü yüzünü Bakıyorum… Sokakları korkulu Caddeleri ıslak, gözleri gibi Bir kahve söyledim o sokakta İçerken mis kokan tenini… Göçükler arasında kalan tek koku O da yansın Deli yüreğimle birlikte Yanık kokusu ki, acı Gözyaşlarımla beslediğim o umut Sessiz Cesaret yumağı o adam Nerede? Ne teni ne kokusu Ne de adı bende Soğuk duvarlarına sürsem yüzümü Terin sürülür Ya yar O sokaktan kaçmalıyım Belki sokağı da yakmalıyım Zuhal Erdoğan |
Şizofreni aşk
Yazabilirim seni sonsuza dek sayfalarca Bedenimde çirkinliğim ağır gelmez o zaman sana Kelimelerim kor olmuş yakarken Gözlerin gezinir karanlığımda Sevseydin… O zaman sadece bir erkek olurdun Dişi bir beyazlığa vurgun Senden öteye gidemedim Yanımda olmayışın ağırıma gitmiyor artık Varlığın yetiyor onu seviyorum Cümle değil seni sevmek Bir kavga Bir döngü kendine Kendinden geçme anı Kör olma Bir nefes kesilmesi ki, Boğar Dönülmez geri yoksun biliyorum İyileşiyor beynim Kurtuluyor yabancılığından Karanlığın üstümde Sensizlik diye bir şey yok çünkü Uyanana kadar adını tekrarlıyormuşum Hiç bir şey kalmıyormuş üstümü örten Sığındığım tek cümlem Seviyorum seni… Her gece bu kusursuz acıyla seviştiğim Yaramı dindirmiyor sensizlik Sensizlik diye bir şey yok çünkü Öldürmekten daha kuvvetli olandır Senin için ölebilmek Sensiz ölüyorum ben Sensizlik diye bir şey yok O acının ruhuma biçilmiş bedeli O nedenle hep seninleyim Ne acıyı sevdim senden gelen Nede sensizliği Yokluğunu öptüm yendim özlemini Kokun yokluğunda Nasıl bir şey bu… Seni büyütüyorum içim de Sevdalar büyütüyorum senli Kanıma karışıyor avu gibi görmeyişim Ölemiyorum da Unutamıyorum da Durup durup seviyorum seni Unutmak istiyorum Bir zaman dilimi bulup Sonra bir tutam zehir alıp elime Bir tutam zehirle başlıyorum seni silmeye Eğer unutursam öleyim diye Bu saatlerde yazmalı değil yaşamalı seni Şehrin uykuya sönük savunmasız anında Sen yanımda Binlerce şehir gibi yenilmeli Gözlerim sana kapanınca seni görmeli Zuhal Erdoğan |
Tuzlu Gülüş (maskeli)
Yosma kaldırımların, Apış aralarında gezinir olmuş, Yerle gök arasına sıkışmış Mert sevdalar Sahte gülüşler bırakmış melekler İnsan bildiğimiz yüzlere Simalarda Kıvrılıyor ince gülüşler Ve Sızıyor kahkahasına Sahteliğin İnsan insan olalı unutmuş ağlamayı Vurmuş da ayın nuru semadan Döner olmuş karanlığa, O çirkinleşmiş suratını İnsan insan olalı… Derim ki Gelsin tüm arsızlığıyla Dönüşsün gözyaşına Dönüşsün gözyaşına Ki Hoyratça Arşınlasın bedeni Sonsuza Sıcaklığıyla İnceden Tuzlu gülüş Ruh ersin Yeni yüzüne… Zuhal Erdoğan |
Tüketilmiş bir düş
Gittikçe eksilen bir düş Gibi yitmesi gölgenin İçimde büyüyen bu çığlık Hayat büyük bir boşluk sadece İmkansızı kovalayan Ve rolünü iyi oynayan Hey ben Yani ömrüm Bırak yarım kalsın Umudun yüreğinde açan gül Topraktan gökyüzüne Savrulan ömür Hayale karışsın bırak İçimde bütün seslerin Varlığı var Yokluğu var Önceleri yüzüme değen nefesin Sözümü yakan Özlemin Hasretin Feryadım kadar Can çekişen Sancılı düşüncelerim Onu da bırak Yinede Sade bir gülüşü kalsın dudaklarımda Düşlerimde büyüttüğüm o adam Tebessümü alsın uykularımla Hey ben Yani ömrüm Tüken sende gün gibi Tüketse de ağlama O sevgili Zaten bitirmemiş miydin Düşlerini İçinde büyüyen çığlıkla Sevmemiş miydin O hayali Bırak yaralı kalsın O aşkın gülleri Zuhal Erdoğan |
Yaşlarım Kadar Acıyacak Biliyorum
Yollarımın kesiştiği o çizgide seninle karşılaşmaktan bıktım yolcu! Çekil yolumdan Ay karanlığında dans eden kuğulara benzer özlemin, kuğuların yüreği yanar mı? gel gör Şahittir *******im ve ay… Gülüşlere bıraksan bile hayalini, ay’a bıraksan bile gülüşlerini Lirik sevdadan çıktı yüreğim, yorgun rengi olmayan bir baharda asılıdır şimdi gözlerim Ağlarım, bıraksan ağlarım da, yaşlarım kadar acımasından korkuyorum… Susuyorum Raks etmiyor artık gözlerimdeki pırıltı, bakışlarım solgun çünkü onlarda şimdi yorgun Isırgan otu gibi battım, çürüdü yüzüm, seyreldi gül kanamaların da baktıkça kırmızısına Martılarda şarkı söylemiyor artık nihavent akşamlarında onlar da alabildiğine yorgun… Keskin yollarda meçhul bir yolcuyum şimdi, nereye gittiğini bilmeyen adımlarla Adımlarımı saklamadım oysa… Ya yetişemezsem, yetişemedim dedim ağladım Delilerle dolu yüreğimin şehirlerinde bekledim seni hep, bekledikçe... Aşkımı yudumlamaya gücün kalmadı, yaşam şarabım keskin sirkece hiç tatlanmadı Ruhumun penceresinden bakmaya cesaretim yok, içerisi karanlık, her şey bitti. Acılarımın başladığı sahilde deniz rüzgârsız kaldı saçlarımda parmak izlerin Can Kuşum… Senden sonra adım atmadım senden sonra denize bakmadım Işık yerine gölgeni düşürdüm de avuçlarıma yine de o mumları yakmadım Yoksun biliyorum, yıllarca oynadın gönül sahnemin en gizli köşesinde Acırken içim acırken ruhum, karşında güçlüymüş gibi, dimdik durmak marifetmiş gibi Can içinde can çekişerek öylece kalmak, bana verdiğin nefes aralığına sıkışmak Ağaç gibi kovuklar oluşturarak eskiyor insan eskiyor zaman ve ben Kalmakta direnirken kaleminin izinde bir çırpıda siliniverdim defterinden Birde kan gitse parmaklarıma ararım, açarsın belki melekler dokunduğunda saçlarıma İstanbul gibi yorgun bedenimi kucaklarsın ellerinin iksirlerini sürersin gözyaşlarıma Loş odasına atıp yüreğinin, parmak ağrılarımızın hesaplaşmasını başlatırsın işte o an İsimsiz bir sevdanın gül destelerini çürütürsün, ağlar bulutlar, ağlar gökler ve ruhum Yeşerir hüzün dallarım yağar hüzün karlarım sarhoş iklimlerim sokulur dergâhıma Omzunu okşamasın acılarım, omzuna sürtülmesin sancılarım Rest çek yaşanmışlıklara dimağındaki avu tadımı at yürek defterinden Uzaklara yelken aç, sevda meyi doldur bir daha bir daha sevgi kupana, iç kana kana Misafirim bu şehirde, gidiyorum, yaşlarım kadar acıyacak biliyorum, çünkü seviyorum… 'Herşeyi Beni Anlayınca Anlayacaksın' Zuhal Erdoğan |
Yenik savaşçının yüzüydü sevdam
Yenik savaşçının yüzüydü sevdam Sana dair hayallerim vardı oysa. O ilk bakışındaki haylazlık hala aklımda. Severken unutmak isteyişim doğruydu ama zor hala da zoru başarmaya uğraşıyorum. unutmak, unutmak, unut bu hiç dilimden düşmeyen hece oldu, ama olmadı… Hızına yetişemediğim duygular ne zordu zamanla yarış Ne zordu uzatılan elin boşluğuna acıların bırakılması ne zordu yüreğimin seni linç etmesi Onca sözün yalan olması hiç yaşanmamış sayılması ne zordur bilsen Biliyorsun… Ama öyle küçüldüm ki gözlerinde avuçlarında göremiyorsun çocuk sevinciyle seni, çekiştirmek yakanı paçanı bayram sabahına uyanır gibi Ellerinden gözlerinden öperek… Bide burnun ne çok isterdim Sancılarımızın sallanan beşikleri belenen korkuları ne zaman gelecekte tavan arasına kaldıracağız Hangi mevsim takviminde biz yok olacağız hüzün kentinde sararmış yapraklara eş etmek giderken kalbimi, bedenimi ve seni… ne zordu yaşlar ardında bırakmak, adımlarını Hüzün adındı biliyorum hüzün adımdı bizdik hüzün Yenik düşen savaşçılardan artan yüzler olduk şimdi oysa savaşa nasılda hazırlanmıştık Ülkemi kurtarırdım belki ahh yeni yüzün olmasaydı yeni yüzümüz Aslında her hüzünde yenilenir yüzler bu kadar hüzünde sanırım bize yeter Yitik şehirlerin hükümdarı gibi tek… Beyaz güvercin kanadında asılı kalmış gülüşlerimizin buğusu Gözyaşlarıyla sulanmış bedendeki tomurcuk yalnızlıklar Ve biz bu gelgitlerin arasında sıkışıp kalmışız sonu görülmeyen bir yol üstünde Zifir acısına benzedi karanlıklarımızda doğamadan gömülen ruh Ve biz bittik. Yeni başlamaya yüz tutmuş aşklara artık dualarımız Bugün ağlamak istemiyorum, Hep ölenin ardından ağlanır derler öyle biliyorum, Aktıkça yaşlarım, Yaşlarım kadar acıyacak biliyorum, İnsan kendine yaşar derler ya Yalan, Ben ona yaşıyorum, Koca bir boşlukta ben içimde sen nasıl özlemişim kokunu bir bilsen Aşamadım yalnız hayatı yaşamı başka sevmeyi de beceremedim, senden arta kalan günlerimi içide sen yoksun diye her yeni günü isyanla karşılıyor acıyla uğurluyorum Gerçi çoğu zaman günün doğumunu ölümünü bile hatırlamıyorum Bu hayatı sensiz ancak bu kadar yaşıyorum Gel döndür beni bu yollardan… demek zamanı çoktan geride kalmış Yüreğimin sularında yüzdürüyorum solmasın diye kara gülümü Dikeni kanatıyor O batmayan gül dikeni şimdi canımızı acıtıyor ama Varsın olsun GÜL (sen) Rengi yok Sesi yok Nefesi hiç yok Korkuyorum bende yok olacak… Zuhal Erdoğan |
Yine yeniden Anne
Bana bir şey de bana bir şeyler anlat; Gör gör ki yürek ne haldedir Öyle bir şey deki Yürek katmer katmer dağlansın Nasır bağlasın Bana bir şey de yürek… Göz kapaklarım ağırlaşsın uykularım bağışlansın Bir şiir yaz bana; bana beni anlat, Hangi boyutta hangi acının sonunda Hangi başlangıcın tam ortasında öğret Çirkinleşmiş aşkım öyle dediler; Nasıl bildiler ben çirkin aşkların kahramanı… Sahte gülüşlerin yazarı mıyım? Yeniden gebe kalması isteniyor bir anneden Kaderine Olabilir… mi? Kahkahaların yere düşmesi nasıl bir şey Bunu engelleyecek bir güç var mı? Zamanıdır… Zamanı… Hastalarda gönlüm Tek neden Hastalarda Sana her şeyi veren Yeniden, ne seni ne kaderini Ne gülüşünü ne de o ilk ağlamayı doğuramıyor Yeniden düşebilirim rahmine? Sonrası hep sahte Yeniden uyuyabilirim karnında anne Yeniden Üşütmeden beni koruyabilirimsin Tüm yalan ayazlardan Yüreğime hükmetmeyen sazlardan İçimi her mevsim üşüten yazlardan Ninnilerinle çığlıksız Koruyabilir misin, söylesene anne Bir sana aşık bırakabilir misin yeniden Dünyaya Bir sanadır ibadetim, ellerine yüz sürüşüm Bir sanadır kahkaha, içten gülüşüm Beni yeniden sana aşık et anne Bozuk harçlı insanlardan, uçkur papazlarından Adımlarım sana olsun Korursan sen korursun anne Ya da beni ebediyen içinde büyüt anne Yine yeniden Hiç büyümeyen bir cenin olarak kalayım gizlilerinde Ağladığında bir bahar gözyaşlarını silmek için bekleme Düşünme taht kurabilmek için Beni gizlilik içinde var etmeden yok et Ama sende anne Son isteğim Sen benim yerime herkesin ‘mk’ bilirmisin anne? Zuhal Erdoğan |
Yüreğimin yanık tarafı
Yüreğimin yanık tarafı Aşktan kastim sendin “Gel” demeler sanaydı Yüreğimin yanık tarafında kalan adın Duydun ama Dönüp arkana bakmadın Sevdama bir örümcek peydah oldu bu aralar Gece örüyor gündüz örüyor Günah diye bozulmuyor Günah dedikleri çekip gitmeler diye… Gözlerim uykuya küskün nicedir Ellerim soğuk demir, tutmuyor Yokluğun öyle bir çarpıyor ki Gel diyor dilim gel… Güneşinden umudunu kesmiş tenim Ateşini körüklüyorum durmadan Sevgili Bakışlarını kalıplara koyuyorum Yağmur birazda Sen misali Saklı kalsın hep orda Çözülürse birgün İşte ozaman gitmiş olursun Yüreğimin yanık tarafından Ben misali Çılgın Yağmurlara karışarak bakışların Ardınka kalan Su ve duman Belkiler Ağla ma Ağlamak yakışmaz sana Zuhal Erdoğan |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:21 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.