![]() |
Şİİrler (4)
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Kuşlar geçiyor, derken Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda Bir kadının suya değiyor ayakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Serin serin Kapalıçarsı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Los kayıkhaneleriyle bir yalı Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Bir yosma geçiyor kaldırımdan Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere Bir gül olmalı İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Bir kuş çırpınıyor eteklerinde Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vurusundan anlıyorum İstanbul'u dinliyorum. |
Üzerime devirip dağ gibi hüzünleri
böyle çekip gitmek var mıydı? var mıydı böyle bitirmek? hani söz vermiştik birbirimize kaç zaman geçti aradan sen yoksun sana sığındığım ******* alevleri gökyüzünde bir kumsal ateşiydi günahları yaktığımız. ve kan rengi şarapla yıkanmış bir hasret şimdi göğsümüze taktığımız. bilirim dönmeyeceksin artık uzun zaman oldu belki çoktan unuttun. adın kaldı soğuk duvarlarında odamın sigara paketlerinde şiirlerin resimlerin bana gülen cüzdanımda saç telin bir veda o geceden aklımda kalan kekremsi bir tat bir med cezir yüreğimde ben vurgun yemiş bir yaralı gemiler bana taşır bütün aşk yorgunlarını sen yoksun.... hayatımın ilkbaharında tanısaydım seni yasak umutlara ve acılara inat buruk bir şarap tadında olsaydı sevdamız yıllandıkça güzelleşen ve sen şiirler okusaydın *******i saçlarımı okşarken ellerimi tutsaydın ansızın yüreğim eriseydi gözlerinde yansaydım ateşinden sen ağlasaydın mutluluktan ben ölseydim yalnızca beni sevdiğini bilseydim. seviyorum deseydin bir kere söyleseydin yanmazdım yanmazdım böyle çekip gitmeseydin.... bir veda o geceden aklımda kalan bir günah belki yasak yanımda olsan şimdi hiç konuşmasak ağlasak bin kere pişman olsak sonra yine bozsak yeminleri sarılsak sımsıkı öylece kalsak... gittin.. kim bilir kaç deli sevda sığdırdın yüreğine ışığa üşüşen pervaneler gibi sardılar seni körkütük aşkların ortasına düştün yalanların pençesine belki bir gün bir gece dar bir vakitte belki hiç beklemezken seni gelirsin diye ben hala buradayım sen yoksun lanet olsun. |
BU SiiR SUYA YAZILMISTIR
Bu şiir suya yazılmıştır Bir hiç kimse için Hesapsız ve ardından ağlanmadan Öyle harap öyle yetim bırakılmıştır Mor dağların kınalı bulutuna Irmağın köpüğüne Tarçın ağacının yapraklarına yazılmıştır Bu şiir düşe yazılmıştır Yorgun *******in nihayetinde Yorulmadan kavgadan İhaneti unutmadan, unutulmadan kayıtlardan Bir muska gibi takılmıştır yüreğe bu şiir Her zaman umut edilecek bir şafak kalmıştır Yine de kalmıştır bir yerinde Ekmek gibi sıcak Su gibi aziz bir şeyi insanın Bu şiir kahra yazılmıştır. Vurulmuştur duvar dibinde Bekir Duvarda yarım bıraktığı geleceği memleketin Duvarda şarkıları, umudu ve kanı Yani bedeli ettiği üç beş kelimenin Kardeşi Nihat polis kolejinin ikinci sınıfında Kız kardeşi Semahat örmecide sürmekdedir Sefasını hayatın Sabah ayazı cellat gibi kesmektedir adamı Bir gazetenin üçüncü sayfasına düşmektedir İşin hasılası Kim bilecektir ki duvarın dibinde Bir gül yaprağı gibi yatan Bekir'i bulmak Sabah poaçaya çıkan Çankırılı Aliye kısmet olacaktır Bu şiir hayra yazılmıştır. Nihat koleji bitirip Polis olacaktır Semahat örecektir kendi kaderinin ağlarını Çankırılı Ali ne yapsın Bekir'i kaldırıp yerden yüreğini soğuk Poaçalarını sıcak tutacaktır. Ağlamak kolay, ağlamak zor Ağlamak yine analara yazılacaktır. Her Allah'ın günü bahtlarını şivan düşe düşe Ağlayacaktır analar Olsun işte Oğlu Nihat Polis olacaktır Aslan gibi duracaktır ortada Semahat bir koca bulacaktır Bekir'se olmayacaktır evde Her gece bir yıldız düşen kabrinde Böyle sessiz yatacaktır. Bu şiir bahta yazılmıştır Kırılmıştır kalbi memleketimin Suyun tadı kırılmıştır Adamın adamlığı Ne yazılmışsa doğrudur Doğrudur Bekir'in duvara yazdıkları Nihat'ın polisliği doğrudur Ve Doğrudur Ferdi Tayfur'un yuvasız kuşları Çankırılı Alinin günahı nedir Ya Semahat saçını kimin için süpürge etmektedir. Ve anaları neden her bir güvercin gördüğünde Bir daha ölmektedir. Bu şiir umuda yazılmıştır Yine de sabah gün doğarken üstüne karanlığın Sevebileceğimiz bir şeyler olacaktır. Mesela Nihat Polis olacaktır Semahat nur topu gibi bir oğlun doğuracak Adını Aslan Bekir koyacaktır. Bir şeyler olacaktır. Umut da bizin hanemize bir şivan gibi Bir çığlık gibi üleşecektir kan revan içinde Yine de bu şiir biraz kahra biraz hayra biraz suya biraz bahta Ama en çok duvarda şarkısı ve kanı kurumayan Bekir'e yazılmıştır. |
ufuksuz yollara düştüm
belli yol çok uzun ve yorgun zaman ötelerde uzaklaştıkça geçmişten unutulacak acının sularıyla yıkanmış yüzüm akacak aczin kirleri hasarlı gözlerimden mahcubum kendime yanlışları mayaladığım yüreğime mahcubum diz çökse masumiyetim uzar mı affın saçları öper mi alnımdan itiraflarım sonrası sökülür mü soysuz aşklar için kurguladığım intiharların dikiş izleri ömrümden uyanır mıyım ıssız bir adanın bembeyaz köpüklü kıyılarında rüzgarın okşadığı tenim ürperir mi yeniden inanmak istiyorum dalgaların fısıldadığı suyun billur sesine hissediyorum anların zarif parmakları ipekten düşler örecek serime ve ben tek tek salacağım omuzlarım üzerine mutlulukları.. |
Bu sabahta gözlerimi ilk açtığımda gülümsedim, güne iyi ve mutlu başlamamın sebebisin, bir şey yapmana gerek bile yok, bunlar senin ruhundan dünyamıza yayılan güzellikler.
Yaşamımız içindeki her ayrıntı, zamanımızı ayırdığımız her insan bir başka kesit gibiyken, yaşamımızda tümüyle bir kesit aslında, her insan üzüldüğünde bir film sona eriyor sanki bu filme geri dönüp bakıldığında kimseyi incitmeden yaşamanın önemi ve güzelliği bir kez daha görülüyor. İnsan geriye baktığında kendi yaptıkları veya yapmadıkları adına gönül huzuru duyabilmeli, herkesin olduğu gibi benimde üzüldüğüm anlarım var ama geriye dönüp baktığımda bu anların senin uğruna yaşanmış olmasını dilerdim, senin için kendimden ve yüreğimden bir şeyleri feda etmek isterdim, senin için yaptığım mücadeleden dolayı huzur duymak isterdim. Ben seni dışarıda tozu dumana katan bir rüzgâr, içimde sessiz bulutlar varken tanıdım, şimdi senin sessiz duruşun nedeniyle pes de etmeyeceğim. Gönlümdeki bu sevgiyi rüzgâra bırakıp uçurmayacağım, beyaz bayraklar gibi boşlukta dalgalandırmayacağım. Yıllarım ve bedenim yorgun ama yüreğim yorgun değil, kendi halinde sade bir yaşantım olsa da içimde seninle başlayan yeni bir hayat var, sevgin var. Korkma yarın için plan yapmıyorum, içimde sevginle mutlulukları, beni oradan oraya uçuran meltem rüzgârlarını yaşarken, dışarıda ise sadece yaşıyorum. Sevdim sevilmedim, yıllarca sevgiden korkarak yaşadım, yüzmeyi bilmediğim için hep kıyıdan seyretmeyi sevdiğim deniz gibi, derinlemesine dalmaktan korktum hep sevgiye. Böyle melankolik kelimelerimden dolayı bu sevginin bana ağır geldiğini de düşünme, kendini saklama benden, ayaklarım yerde seni bekliyorum, elin elime değdiğinde birbirimize aktaracağımız vücut sıcaklıklarımızın tek bir derecede buluşmasını bekliyorum, gelmen veya gelmemen de sorun değil, sen sonsuza dek bekleyeceğim sevdiğimsin. |
Birkaç günlük sessiz kalışımı farklı yorumlama, bu sessizlikler sevgiye ihanet değil, aşka küskünlük değil, belki sana hiç kavuşamayacağımın hüznü belki yılların yorgunluğu ama içimde olan sevginin rengi hiç solmayacak. Bulunduğum yer zaman hiç önemli değil, zaten hayatımın her anında sen varsın, aynı dün akşam bir restoranda resmi bir iş yemeğindeyken çalan bir telefonda oluşan garip bir olay gibi, yüreğimin sıçraması ve bedenimin hayata geri uyanışı gibi. Sevgi farklı bir kavram, insan her şeyi inkar edebiliyor ama sevdiğini inkar edemiyor, ele veriyor tüm vucudu, benim için de olmazsa olmazdır sevgi, sevgi insanın gözünün ışığıdır. Hayatta sevdiğmiz hoşlandığımız, içimizde farklı yerlere konuşlandırdığımız o kadar çok insan varki, bazen hepsi içinde aynı yerde buluşuruz, kırmamak, üzmemek için ödünler vermeye çalışırız. Ama yüreğimizdeki asıl sevginin kaynağını, güzelliğini ve derinliğini kimsenin zedelemesine de izin vermemeliyiz. Her insanın duyguları ve becerileri aynı oranda değildir, müzik ya da resim yeteneği gibi bazı insanlarda sevme yeteneği de farklıdır. Bence sevebilen insanlar daha kolay mutlu olabiliyor çünkü sevmek çok güzel bir şey, bir insanı hele de seni sevmek daha da güzel. Sana yazdıklarımı, aşkı seninle yoğurup anlattıklarımı birleştirip sevenlerin okumasına sunmak istiyordum, ama yapmayacağım, ben artık sadece yazmak değil yaşamak da istiyorum, başkası yazsın biz okuyalım başkası hayal etsin biz gerçeğe çevirelim istiyorum. Biz diyorum ama sen bana aldırma, sende bilirsin ki insan yalnız bir yolculuğa çıkmıştır aslında, anne, baba, evlat, kardeş, dost ve başka herkes, hiçbiri devamlı değildir, sahiplendiğimiz her şey birgün terk edecektir. Ama gerçek hayatın dışında, yüreğimizde yaşadığımız sevda bizi asla bırakmayacaktır.
|
sevmek kimine göre ölmek demek
ölmek kimine göre sevmek ama asıl gerçek ölümüne sevenler asla ölmezler söylesene hangi kurşun senindi hala unutmadım ihanetini kalbimin kıyamet alametini vereyim de al git emanetini söylesene hangi kurşun senindi kalbimi alev alev yakanmı hala yarasından kanlar akanmı biraz önce şu sırtımdan çıkanmı söylesene hangi kurşun senin di bir senle gelmedim ben bu hale şu hain aşkların hepsi benimdi tanıyıpta bulamadınmı hala söylesene hangi kurşun senin di hangi kurşun ne kurşunlar çıktı bilsen bu tenden ne aldıysan he lali hoş olsun benden yazıktır davacı olursam senden söylesene hangi kurşun senindi gün ve gün öldürüp dirilten mi akıl alıp çıldırtıp da delirtenmi al artık şu canımı dedirtenmi söylesene hangi kurşun senindi sen benim en beter halimsin artık nasıl olsa gözümde hainsin artık gördüğüm en büyük zalimsin artık söylesene hangi kurşun senindi arada bi çıkartıpta bakarsın olur ya boynuna belki kolye yaparsın hainler gününde onu takarsın |
KEŞKELER…
Alın yazısıdır dedim, çileyse de sevmek, severmiş insan körü körüne, Sevmek ümitsiz bir gözyaşı da olsa, aldırmasa da hüzün sensizliğime, Masumdum hem de sağ yanım kadar, masumdum sol yanım acısa da… Sevdim ölesiye hem de sensizlik kadar, sevdim, gözlerim kanasa da… Parmaklıklarının arasındayım aşkının, ayaklarımda okkalarca zincir, Kelepçelerinin esaretindeyim, birkaç metre karelik sevda hücresinin tam ortasında… Ben kendi hükmümü kendim vermişim, kalemim kırılmış yokluğundan beridir, Boğuluyorum, boynumda yağlı urgan, üç bacaklı idam sehpasının tam ortasında… Yaktım ne varsa, ya da ne yoksa ayaz ve sarhoş bir akşamdı, Umurumda değildi yaşamak, hür ve özgürdüm, ölümse de ölüm. İçimden yar kanıyordu, titrek dudaklarımda ılık buğu donuyordu, Zerre zerre çürüyordum ben ölüyordum bile bile, yar gidiyordu… Ben seni bir kış a gömmüştüm, balçıktı toprak, bulutlar ağlamaklı. Duvarlara bile küsmüştüm, dilim kurumuş, saçımda kuraklık vardı Hazin bir aralık günüydü, gökyüzü ürkek, toprak şaşkın, ben bir başıma, Keskin bir kabristan ayazında, seni toprağa gömmüştüm, başımda bela... Keşkelerim bitmedi o günden beridir, akreple yelkovana çatıyorum, Takvimler geriye neden sarmaz, zamanın durdurulmazlığına sövüyorum. Hırçınlığım sevdaya değil, sevda kutsal, sevda masum, kalp masum. İki gözüm yanıyor, gece çorak, dudaklarım kavruk ve sensin tek susuzluğum Şiirlerim işleseydi aşkımın nakışlarını, ayaklarının bileğine hal hal misali, Şiirlerim işleseydi, yüreğinin en kılcal damarlarına sevdamı kan misali… Şimdi şiirlerim naçar, bestelerim öksüz, türkülerim bedbaht, yokluğundan beridir. Memleket türküleri de dinlemiyorum artık canımı yakıyorlar, gittiğinden beridir, Memleketimi hatırlatıyorum, içim kanıyor, kim bilir acıtan beklide türkülerimdir. Aynı bitki örtüsüyle kaplı olmadı ki dağlarımız, Yeşillikler içinde, küçük bir tepenin, kuytu bir eteğinde değil. Kurak ve bozkır bir örtünün kundaklarında sarılı bir çocuğum… Ne mutluluk, ne huzur var D.N.A’m da, yokluğunun coğrafyasındayım, Ne yangında kifayet, nede su da sır, beni güneş değil ancak aşkın kavurur. Sol yanımdan gelen, ölümün kuytu köşelerinde. Son bir kez diyorum, görsem, Sonra keşke diyorum, keşke, Ya da keşkeler olmasaydı birde, Laf mı şimdi bu, ‘keşke’! Alnından öpebilmek olsaydı şimdi, sonrasında ölmekse ölmek; keşke… |
Söylemek istediğim sözler var,
anlatılacak hikayeler anılar, yapmak istediğim itiraflar... Gücüm olsaydı da eski suçsuzluğumu anlatabilseydim sana. Oysa tek haykırış nefesim kalmadı şimdi. Anlatamasam da, yüreğime kazımışım onları, soğuk *******e sarılmışım. Anılarımda esen meltem rüzgarlarıyla savrulmuşum, yorgun kaldırımları aklıma getirip, yine uzak yollar başka yerler başka zamanlar düşlemişim seninle beraber... Anlatamasam da, acı verse de kopamamışım senli günlerden. Pişman mıyım? Asla. Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmamayı öğrendim, yıllar önce. Her ne olursa olsun, kararlarımın arkasında durmayı... Ama içimde karşı koyamadığım, yüreğime yayılmasını engelleyemediğim bir duygu. Özlem... Bana ne oluyor bilmiyorum. Eski günlerin akışlarıyla rüzgarları dize getiren, hırçın, karşı konulmaz, sözünden dönmez, çaresizlik içinde. Korkuyorum... Çünkü kendime bile itiraf bu hain duygu iliklerime işliyor ve yüreğim parçalanırcasına özlüyorum. Nerelerde şimdi giderken içimi dağlayan gurur? Lanet olsun ki sen beni mahvederken sana karşı koyamayacak kadar güçsüzdüm. Benliğimi aldın benden ve benim yaptığım en büyük hata kendimi içimden fışkıran sevgiye kaptıramamak oldu. Bunun için şimdi bu kadar çaresizim ve diğer insanlara karşı böylesine katı... Ve sana sadece bu satırlarla ulaşabiliyorum göz yaşlarımla beraber. Artık geri dönüşü yok bunun. Mucizeleri ise hak etmiyorum... "Keşke" o geçse yine beraber yürüdüğümüz yollardan diyorum, "Keşke" demekten nefret ederek. Artık o eski halim kalmadı hiç. Gözlerimde yanan ışık çoktan söndü. Eski coşkusu yok yüreğimin. Bedenim, bu kendinden nefret eden ruhu taşımak istemiyor.... Sen ne yapıyorsun hiç bilmiyorum. Biliyor olsam bile karşına çıkacak cesaretim yok. Biliyorum, şimdi çektiğim ne varsa hepsini hak ettim... Ve bir itiraf.... Asla göründüğüm kadar güçlü olamadım.... |
İyi değiliz gözlük bak durmadan
kırmaya çalışıyorlar bizi hiç iyi değiliz iki gözüm, bende can, sende cam bırakmadılar, daha kırılacak ne varsa bizde, gözlüğü olmayanlar çok mu acımasız oluyor ne, çekip alıyorlar seni gözümden, öyle çok eziliyoruz ki gözlük, sen bensiz kırık, ben sensiz karanlık, nerde insanlık bizi bu kadar kırmasalar, di'mi cam dostum, onlarada birer gözlük alırdık! Ne güzel gözümün önünde olman yine, sensiz ne gülüşün tadı var ne de bakışın sen olmayınca kötülük daha kötü görünüyor gözüme, yumruklar daha zalim, sözler daha sert iniyor yüreğime, sensiz bu dünya , bomboş görünüyor gözüme, sana gözüm gibi bakacağım artık senden başkasını görecek gözüm yok, bizi görmeyenlere söyleyecek sözüm yok bizi çok kırdılar gözlük, bizi tuzlabuz, bizi unufak, bizi camçerçeve kırdılarda bakmadılar bir kez olsun cangözüyle, şimdi hem cana, hem cama göz diktiler, hem gözden düştük, hem sözden, bir daha kırılamayız gözlük, sonumuz olur kırılmak bir daha parçamızı bulamazlar ikimizin de! Ah ne bakacak göz, ne görecek gönül bırakdılar bize, bir güzellik kalsaydı, iki ne dört gözümüzle titrerdik üstüne, canda içeri olan camdan içeri derdik demesine de, öyle bakımsız, bakışsız bıraktılar ki gözümüzü, ne gönlümüzü, ne can hevese geldi, ne göresi geldi camın, biz birbirimize iyi bakalım gözlüğüm, canım, belki onlarda iyi bakalar kendilerine, gözlüğüm, iki gözüm, kemiğim, bu sözlerimle umarım kırmamışımdır seni, zira çok incesin kırılırsın, kırılır arkadaşlığın camdan kalbi de! |
Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya Insanlar vardır üstü nilüferlerle kaplı, Bulanık bir göl gibi... Ne kadar ugrassanız görünmez dibi. Uzaktan görünüsü çekici, aldatıcı İçine daldıgınızda ne kadar yanıltıcı.... Ne zaman ne gelecegini bilemezsiniz Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz! Insanlar vardır derin bır okyanus... İlk anda ürkütür, korkutur sizi. Derinliklerinde saklıdır gizi, Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız Yanında kendinizi içi bos sanırsınız. İnsanlar vardır, coskun bir akarsu... Yaklasmaya gelmez, alır surukler. Tutunacak yer gostermez beyaz kopukler! Ne zaman nerede bırakacagı belli olmaz Bu tip insanla bir omur dolmaz. İnsanlar vardır sakin akan bir dere... İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere. Yanında olmak baslı basına bır mutluluk. Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk. Insanlar vardır çesit çesit, tip tip. Her biri baska bir karaktere sahip. Görmeli, incelemeli, dogruyu bulmalı. Her seyden önemlisi insan, insan olmalı... İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz. Bosa gitmez ne kadar güvenseniz. Dibini görürsünüz her sey meydanda. Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda. İçi dısı birdir cekinme ondan. Her sözü içtendir, her davranısı candan... |
seviyorum seni senden habersiz
hayalimde tutuyorum ellerini hayalimde geliyorum göz göze hep bende seni diyeceğin günü bekliyorum ve o gün gelecek biliyorum hep uzaktan seyrediyorum seni en çokta gözlerini her yere bakıp da beni göremeyen gözlerini... oysa sevgimi anlatmak isterdim sana ne kadar büyük olduğunu ne kadar özel olduğunu hani havayı içine çekersin nefes alırsın yaşamak için hani kana kana içersin ya suyu işte öyle birşey... yaşamak vardı seninle bu hayatı aynı duyguları hissetmek vardı akşamdan kalma sohbetleri uzatıp sabahlamak vardı günlerce ama yoksun ki... bekleyeceğim seni ömrüm yettiği kadar son nefesimi verene kadar hatta daha ötesinde bile bekleyeceğim elbet birgün geleceksin adını koyamadığım sevdam... |
Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer
Ay geçmiyor ki almayayım gamlı bir haber. Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu; Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu. Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü, Lakayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü. Çok şey bilen diyor:'Gidecek her gelen nesil Ey sade-dil Bu bahsi hayatında böyle bil Hiç durmadan, hayat öğütür devreden bu çark, Ölmek sırayladır, sıralanmakta varsa fark. İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri. |
PALYAÇO
Hayal meyal hatırlarım ben onu Hafızamdan çıkmaz hala pantolonu Sivri, upuzun ayakkabıları, şişko göbeğini Görmüştüm onu bir köy düğünü ile. ..... İki cambaz bir ipte oynamazmış Bizim palyaço elinde değneğiyle, Bir o yönde bir bu yöndeymiş Sanki gırgıra alıyor bak, hayatıyla. ...... Acılar yüreğinden fışkırsa güler, Belli, belli bile etmez işi güldürmekmiş Neyse ki düşmeden denge buldu derler Şaklabanlık yaparak kazanır, çabalar ..... Sivri, kocaman kırmızı burnu Sorun bakalım hayattan ne buldu? Garibin zavallının son umudu bumuydu! En zor meslek onunki olmasaydı. İlhan KORUYUCU. |
Gülüşünle başlar tüm aşkım
Sana varışım belki mahşer gününe rastlar Kader bu kavuşamam belki bu hayatta sana Ne ellerini tutmaya takatim kalır Nede gözlerine bakmaya zamanım Zamansız olur bence ölümüm Sana doyamadan girerim kara toprağa Ve bedenim çürür yokluğunda Ama üzülme Sana söz aşkım Kabirde böceklere ezberleteceğim güzelliğini Ve gelirsin diye bir gün Ahiret kapısında seni bekleyeceğim |
EĞER
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiç bir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde “Onca ayrılığın birinci dereceden failidir.” denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya, canım ellerini tutmak isterse… Evet sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! |
Gözyaşları söylenemeyen sözlerdir… Öylesine akar giderler sessizce… Sessiz akar gözyaşları avaz avaz…
Göz yaşlarım hazinemdir benim..Kimse yokken saymalıyım onları,hiç kimse görmemeli! Öylesine çoklar ki,nasıl saklayacağımı, nerelere sığdıracağımı bilemediğimden, döküp saçıyorum çoğu zaman..... Gözyaşı insan kalbindeki yağmurdur. Bu değişik anlamlara çekilebilecek bir yargı. Bazen bereket ve bir ödül! Bazen ise baş belası kesiliverir. Ne olursa olsun vazgeçilmez ve tıpkı bulutlar gibi kalbimizin de ben burdayım deyişidir gözyaşı ! Damla damla dökülür hayatın kalbine.. Sabahın çiğ taneleri misali. Kendimi güçsüz hissedecek kadar güçlü olduğumda, gazabımdan kaçan küçük sıvı taneleri… Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. Aslında gözlerimizdeki gözyaşı sürekli koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyen Darwin'dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görülmüştür ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamış.. Neden ağlıyorsun diyorsun bana,göz yaşı dökmeye değer mi? Göz yaşlarımı saklamam için bir neden yok, şu acımasız dünyada var olduğumu anlatan, hissettiğimi hissettiren tek şey onlar. Bazen bir haykırış olup dışarı yansıyan yanım olurlar. Geçeklerin ne kadar acı ve acımasız olduğunu anlatırlar bana. Korkularım ve kaygılarım olur süzülürler. İçimi açar ve sonra dindirirler beni. Gözyaşlarım beni sana bağlayan en kuvvetli bağdır. Çünkü onlar beni hayatta tutarlar ve onlar beni mutlu ederler. Onlar benim hiç bitmeyen sevgililerim. Ben onları senle ne kadar aldattıysam sen beni aldattığında,onlar da beni asla reddetmediler. Sen beni affetmesen de onlar beni affetti. Yazmak istiyorum Kağıda boşaltmak İçimdeki derdi, tasayı Dizelerimden taşsın Öylesine dökülsün istiyorum Sevgim,özlemim, hasretim Olmuyor ama olmuyor işte Arzularım kadar coşkun GÖZYAŞLARIYLA akıtılamayacak kadar engin Bir sarılmayla giderilemeyecek özlem kadar derin değil BENİM DİZELERİM … |
SaÇlarimda Bİr ÇİÇek Kokusu Yazin GetİrdİĞİ
GÖzlerİmde Gelecek Kara KiŞlarin HÜznÜ Var DÜnyanin Renklerİ Yok Sen GİttİĞİnden Berİ Heryer Sİyah Beyaz Ve Bİr Yas Var Sen Yoksun Dİye Nefes Almammi DeĞİŞtİ Yoksa Kalbİmmİ Bİr BaŞka Atiyor Bİrİ SÖylesİn Bana Ben YaŞiyormuyum Bakiyormuyum DÜnyaya Sen VarmiŞ Gİbİ AldiĞim Bu Nefes Benİmmİ GÜlÜŞÜn GÖzlerİmde Hep Ayni Sahne GÜlÜŞÜnle YaŞiyordumya Ben Şİmdİ Hasret KaldiĞim GÜlÜŞÜnÜn Hayalİyle YaŞiyorum Sevgİlİm Bana ArmaĞan Olan VarliĞini Gerİ Ver Çikip Gel BİrgÜn AŞkim Dİyerek Eskİsİ Gİbİ Sariliver Boynuma Yarim KaldiĞin Yerden Her Çalan Kapinin Izdirabi ,her Çalan Telefon Sesİnde Sen Varsin Bİrde Hep Senİ Anlatmiyormu Bu Şarkilar Sensİz Yapamiyorum Mavİ Okyanusum Bahar GÜlÜŞlÜm ,Şİİr GÖzlÜm Benİ Ayakta Tutan Senİn Sevgİn Ve KavuŞacaĞimiz GÜnÜn Hayalİ Hanİ Gİderken SÖz VermİŞtİkya Bİrbİrİmİze Şİmdİ Bİr Yemİn Gİbİ Sakliyorum Senİ İÇİmde Bİnlerce Kez SÖz Olsun Senİ Sonsuza Dek SeveceĞİme..... |
O seni düşünmek yok mu
******* dolusu seni düşünmek Sarılmak karanlıklara sen diye Sen diye kucaklamak yorganı okşamak, öpmek O seni beklemek yok mu Her gün sabahlara dek uykusuz beklemek Ahh, ayak sesleri, kapı gıcırtıları bilemezsin Bir defa yaşamaktır o, bin defa ölmek O seni özlemek yok mu Saçlarını, ellerini, dudaklarını özlemek Uzun uzun gözgöze gelmek seninle Seninle bir olmak, beraber olmak, sevişmek O seni gizlemek yok mu Kuşlardan, çiçeklerden bile kıskanıp gizlemek Seni saklamak içimde delice, divanece Öylece yaşamak seni, öylece sevmek Ve seni kaybetmek yok mu Bulduktan sonra seni kaybetmek İşte o beni yakan, yıkan, solduran Ses versem de duyamazsın artık Yüreğimde kan, gözlerimde kan, dudaklarımda kan |
Hayallerle yan yana,mesafelerle uzak”
Bir şiirin ilk mısrası olabilir Bir şarkının nakaratı Bir filmin konusu veya bir kitabın son parağrafı… Yada hayatın arasında birbirine tutunan, iki sevgili ayrı ayrı... “Hayallerle yan yana,mesafelerle uzak” Neresinden bakarsan bak bir ince sızıyı saklar içinde, Sen bir yanına düşersin gölgenle beraber,diğer yarım dediğin dünyanın bi başka yerine … Hep eksik yaşarsın hayatın bir kaç rengini,en basitinden sabah uykularını bir düşünsene Hani şu sevgiliyle aynı güne uyanılan sabah uykularının o güzel rengi varya, İşte o eksıktır hep,hayatının bu soğuk döneminde.. “Hayallerle yan yana,,mesafelerle uzak” Neresinden tutarsan tut yorgun bi çaresizliği gizler içerisinde… Sen takvimlerden fal tutmaktan bıkkın,takvimler sana umut vermekten ırak, Akreple yelkovan küçük anların takipçisi Sense kaybolmuşsun çoktan,geçmeyen ayların arasında… “Hayallerle yan yana,,mesafelerle uzak” Sayfalara sığmayan şeyleri anlatır aslında belki… Belki harflerden çok şey beklemeyi,belki de cümlelere iki kat fazla yüklenmeyi gerektirir ki zordur yazmasıda,yaşamasıda... Aynı yastıkta görülen rüyaların kokusu,Camlardaki iki kişilik buğusu, Sarılınca birbirinize karışan “işte bu an çok güzel” duygusu … O kadar çok şey kalır ki bunların arkasında söylenmeyen,ve bazen insanın payına hayattan öyle çok şey eksik düşer.. Ki birikir, Ki dağ olur,sen gölgesinde kalırsın.. Ve bazen o uzaklar, Ve bazen o özleyişler öyle yerleşmiş olur ki içine... Kimbilir belki sonra kapamaya yetmez o açığı hiç bişeyler.. Ve sıkı sıkı sarılmalar... Ne de uzun uzun kavuşmalar... Belkide uzak mesafeler arasında,hayaller bile dayanamaz usulca silinirler… Hayatın başka başka ucunda İki sevgili ayrı ayrı... |
Yolumuz bu kadarmış be kahve gözlüm
Artık Tersine akan bir nehir gibi Yıkılmış bir şehir gibi Suya yazılmış bir şiir gibi Adımı unut Yalnızlığın boşluğunda Sensizliğin sonrasında Bil ki Beş para etmiyor umut Etmiyor be kahve gözlüm! Yalan yanlış Kırık dökük yaşadık biz bu aşkı Erken emekli olduk biz bu sevdadan Biliyorsun Hep direkten döndü umutlarımız Hep kendi kalemize attık gollerimizi Ne acemi bahçıvanmışız meğer ikimiz Açmadan soldurduk güllerimizi Açmadan soldurduk be kahve gözlüm! Bir değirmen taşı gibi ezip gittin umutlarımı Şimdi yüreğim mutsuzluğun hedef tahtası Sokaklara sığmıyor bu dev yalnızlığım Bu cumartesiler; Çığlık çığlığa şiirlerim seni istiyor bana inat Gel gör ki; Son kurşunu yemiş bu sevdaya Yetmiyor şımarık pişmanlıklar Yetmiyor be kahve gözlüm! Bir isyan faslıdır şimdi bu suskunluğum Hovardaca harcanan mevsimlere Bu kaçışlara - bu gelgitlere Ömrümüze kesilmiş biletlere İsyanımdır - bu acı acı - gülüşüm Oysa; Kaç kez sildim seni haritamdan Kaç kez mil çektim o kahve gözlere Gel gör ki; Kendime bile geçmiyor artık sözüm işte bir kürek mahkumu İşte bir yürek mahkumu Kapında yine Bitmedi bu kara sevda Bitmiyor be kahve gözlüm!.. |
İstemem sevgili yüzüme gülme
Eğer ki sonunda ağlatacaksan İstemem sevgilim ümitler verme Sonunda dünyamı karartacaksan Ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim Bir ömür boyunca sevenlerdenim Ellerin ellerime değmesin derim Eğer ki sonunda bırakacaksan Gönüle vurulmaz asla bir kilit Seveni öldürür kırılan bir ümit Sevgilim yanıma yaklaşmadan git Eğer ki sonunda |
Ismarlama sevgiler istemem
Yüreğinden gelmeli o ses Yaşanası olmalı her şey Dillenmeli suskunluklar Çarpmalı dağlardan kopan Büyük çığlar gibi Koparmalı hem de Sen de kalan her ne varsa Düşlerin olmalı Sabahın ilk ışıklarında Yıldızları söndürmeli Kaderin yolları Sürüklemeli seni Bilinmezlerden uzak Yaşamalısın hem de çok Yaşanılası ne varsa… |
Sandallar yosun rengi deniz göğe boyalı
Rüzgar dalgalanıyor bulut dağılmış suya Bir ağ atılmış sanki mavi yeşil oyalı Göreni esir eden şehir yatmış pusuya Sandallar yosun rengi deniz göğe boyalı Yedi tepe yedi renk düşürmüş ebrusuna Köpüklü ninnilerle uyuyor kız kulesi Mehtap pullar yağdırır mavi gelinliğine Şehir sırrını eser kabarıyor nefesi Özgürlüğü fısıldar gece serinliğine Köpüklü ninnilerle uyuyor kız kulesi Kaçar ince gölgesi suyun derinliğine Şehzadeler uyansın gün doğuyor saraya İşte aralanıyor sedef kakmalı kapı Bir karanfil kokusu yayılıyor odaya Güneşin nazarından eriyor tütsü kabı Şehzadeler uyansın gün doğuyor saraya Çiğ düşmüş bulutların parıldıyor kanadı Bir rüyasın İstanbul tarihi müjdeleyen Hayata yol arayan viraneler sendedir Her akşam gün batımı denize ateş süzen Su içre susuz yanan divaneler sendedir Bir rüyasın İstanbul tarihi müjdeleyen İsmimi sayıklayan efsaneler sendedir Bab-ı Ali yazdırır aşkın elifbasını Demlenip koyulaşır sohbet boğaziçinde Kanlıca’da mayalar çoğalan sevdasını Mayhoş bir tad bırakır maşuğunun içinde Bab-ı Ali yazdırır aşkın elifbasını Kapanır ayağına Çamlıca Tepesi’nde Bir selam uçurulur Eyyub’un hanesinden Hüzün bağlar bulutlar çöle yağmur adanır Ravza’da bican düşen kuşların sinesinden İstanbul sultanının duası kanatlanır Bir selam uçurulur Eyyub’un hanesinden Kum damlatır seraba hasreti dalgalanır Düşecek mi hayalim bir gün topraklarına Ey yorgun gölgeleri hayat düşleyen şehir Siyah-beyaz bir resim uzanır mı bağrına Hangi aşık başını dizlerinde eritir Düşecek mi hayalim bir gün topraklarına Şu alnım yazısını hangi taşa söyletir Ab-ı hayat da sensin zümrüd-ü anka da sen Yandığınca dirilen ulu çınar sendedir Destanlardan derilip arzın kalbine düşen Gömüldükçe yeşeren fasl-ı bahar sendedir Ab-hayat da sensin zümrüd-ü anka da sen Yedi rengin terkibi kutlu seher sendedir |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:36 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.