
Geç kalmış bir vuslatı bekliyorduk, zamanı çoktan geçmiş. Bütün yeminler unutulmuş ve sözler bozulmuş. Anlamsız duygular benimsemişiz. Hayata devam etmişiz her şey aynı kalır diyerek. Aslında o anda hatayı yapmış olurmuşuz. Aynalar karanlık yüzlerini çevirirmiş, anlayamadan içimizdeki yaralar kabuk bağlamış.
Ya şimdi? Karşımda duruyorsun öylece. Sadece donuk bir resim olarak. Kelimeler etrafımda dolanırken ben söylemek istediklerimi tutamıyorum yaralı ellerimle. Biliyorum, yanlış kelimeyi seçersem. Hem ellerimdeki yaralar daha çok acıyacak hem de sen gideceksin hayatımdan bir daha var olmamak üzere. Bu yüzden bu kadar kendimi sıkmalarım, bu yüzden kelimeler ağzımdan çıkacağı anda dilimi ısırmam. Sonrasında ben sessizleşiyorum o acı ile. Senin tedirginliğini görüyorum arkasından topladığım bütün güç kayboluyor.
Aslında sende biliyorsun ya, hasreti, acı çekmeyi, özlemi kelimelerle anlatabilirim. Ama konu mutluluğa gelince kalıveriyorum öylece. Ben ne demem gerektiğini düşünene kadarda kaybolup gitmiş oluyor. Sonra sana anlattığım gibi dirseklerimi dizlerime dayayarak başımı iki elimin arasına alıyorum. Ve belki birisi bir teselli verir diye bekliyorum. Yoksun!
Aradığım öle çok bir şey değil aslında. Ne arkadaşlık ne dostluk, sadece bir parça sevgi ve güven. Hep direnme gücü göstermeye mecbur bırakılmak yorgun düşürdü tekleyen beynimi. Bir nefes oldun bana bu kadar kendimi boğarken düşüncelerimin mekanın da. Ne demeliyim ki ya da bazı şeyleri nasıl anlatmalıyım. Bilmiyorum! Belki sadece teşekkür etmeliyim. Ya da sadece sessizliği seçmeliyim. Bu yok olmaya yüz tutmuş hayatımda bunları yaşayabilmekten bile mutluyum. Senin içinde olduğun ne varsa beni bulduğunda olduğu gibi. Sana bir şeyler söylemek istiyorum gülen ağlamaklı sesini duyunca dilim tutuluyor, konuşamıyorum. İşte böyle hayatımın ikinci baharı. Sana ne kadar anlatmak istesem de bu acıtılmış kalp susturuyor sözlerimi. Bilmiyorum yanlış mı yorumluyorum ama galiba ben seni seviyorum.