3. Olgunlaşmada Güçlükler
Genç yetişkin kimlik oluşumunun son basamaklarındadır, kendi
kimliği ile toplumsal sistem arasında bağ kurmaya çalışmaktadır,
yakınlık kurmadaki ilk adımlarıyla başkalarını özel, biricik ve cinsel
varlıklar olarak keşfetmeye başlamıştır. Genç yetişkinlik, bireyin kendini
yetişkin olarak gördüğü, başkalarının da ona yetişkin muamelesi
yaptıkları, böylece bireyin benliğinin alıştığının dışında değişimler
gösterdiği bir dönemdir. Toplumsal karmaşıklığın ve değişimin daha
az olduğu toplumlarda bu gelişmeler ergenlik döneminde yer alır ve
orada sonuçlanır. Oysa, çok karmaşık ve hızla değişen toplumlarda bu
gelişmeler, Keniston'un (1968) "gençlik", Kimmel'in (1974) "genç yetişkinlik"
ve bizim "genç yetişkinliğe geçiş" adını verdiğimiz dönemde
yer almaktadır. Bu dönemde karşılaşılan ilk sorunu Keniston "bireyselleşmeye
karşı yabancılaşma" olarak adlandırmaktadır.
a) Yabancılaşma. Genç yetişkin kendi kimliği ile toplumsal
rolleri arasındaki bir uzlaşma sağlamadığı zaman yabancılaşma duyacaktır.
Kim olduğuna ilişkin duyguları ile toplumun beklenti ve istekleri
arasında, toplumdaki meslek, evlilik, anababalık rolleri arasında
bireysel bir uygunluk kurulamadığında yabancılaşma tehlikesi ortaya
çıkar. Bireysellik duygusunun oluşumunda kişi hem kendi iç dünyasına,
hem de dışardaki toplumsal dünyaya yönelir. İçe dönmede bireyin
topluma yabancılaşması, dışa dönmede de bireyin kendisine yabancılaşması
söz konusu olabilir
b) Uyuşturucu. Genç yetişkinlikte uyuşturucu kullanımı, bir
bakıma, etkin bireyselleşme ve yoğun bireysel yaşantı arama yoludur.
Özellikle gelişmiş toplumlarda uyuşturucu -geleneksel toplumdaki alkol
ve tütün gibi- bir yetişkinlik simgesi olarak görülmektedir. Ayrıca
uyuşturucu bir alt-kültür simgesi ya da başkaldırma aracı olarak da
algılanmaktadır. Genç yetişkinler arasında uyuşturucu kullanımının,
egemen kültürden farklı bir yaşam biçimi sürdürme umutlarından kaynaklandığı
söylenebilir. Böylece uyuşturucu kullanımı, kültürel normların
baskısından kurtulmuş bir bireysel kimlik duygusu edinme çabası
ile yabancılaşma sürecinin bir yönünü yansıtmaktadır.
c) Cinsellik. Ergenlik ve genç yetişkinliğin en zor sorunlarından
biri de, toplumun erinlik ile yetişkinlikteki evlilik arasındaki
dönemi bir "cinsel moratoryum" dönemi olarak görmek istemesidir.
Buna göre, genç kadınlar cinselliği hiç düşünmez ve istemezler; genç
erkekler ise düşünebilir, ama sınırlamak zorundadırlar. Oysa gerçekte
durum çok farklıdır. Sorenson'un Birleşik Devletler'de çok geniş bir
örneklem üzerinde gerçekleştirdiği bir araştırma, 13-19 yaşlar arasındaki
deneklerin yarısının (erkeklerde % 59, kızlarda % 45) cinsel etkinliğe
girdiğini göstermiştir. Ergenlikte artış gösteren bu cinsel ilişki
oranı doğal olarak genç yetişkinliğe de uzanmaktadır. Ancak bu artışla
birlikte birtakım sorunlar da çıkagelmektedir: Ortalama evlenme yaşı
yükselmekte, evlilik geciktirilmektedir, dolayısıyla diğer yetişkinlik
rolleri de ileriye bırakılmaktadır. Bu noktada, geleneksel normlara mı
yoksa çağdaş normlara mı uyulacağı sorunu genç yetişkinlerin en
önemli sorunudur. Özellikle gelenekselliğin baskılarıyla çağdaşlığın
belirtilerinin birlikte bulunduğu toplumlarda bu sorun daha da ağır
basmaktadır. Bireyin, kendi standartlarını seçme özgürlüğü ile katı kurallara
boyun eğme zorunluluğu arasında kalması gerilime yol açmaktadır.
Günümüzde değişim yalnız cinsel davranışlarda değil, yakınlığa
karşı tutumlarda ve yakın ilişkinin doğasında da ortaya çıkmaktadır.
Duygusal olarak yakın olan çiftler artık cinsel ilişkiyi de doğal
görmektedirler. Ancak, cinsel normlardaki bu değişimlere karşın genç
yetişkinlik cinsel yönden güçlükleri olan bir dönemdir. Bireyselleşme
süreci içinde olan genç insan, bu süreç içerisinde cinsel kimliği ile ne
yapacağı sorusuna da bir yanıt bulmak zorundadır. Seçeneklerin çokluğu,
seçim yapma ve seçiminin sorumluluğunu üstlenme zorunluluğunu
da birlikte getirmektedir (D.C. Kimmel, 1974).
__________________
M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...
Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
|