|
Forum Kalfası
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Cinsiyet : Erkek
|
2. Seçenek Yaşam Biçimleri
Genç yetişkini aile yaşamı döngüsü içinde düşünmek alışılagelmiş
bir yoldur. Oysa bundan farklı ve en azından sözü edilen aile
yaşam biçimleri kadar geçerli olan yaşam biçimleri de vardır. Hiç evlenmemiş
yetişkinler (bekarlar), önceden evli olanlar (dullar, boşanmışlar,
ayrı yaşayanlar), çocuksuz çiftler, komün yaşamı sürdürenler
bu seçenek yaşam biçimlerini oluştururlar.
A. Tek yaşayanlar. Tek yaşayan yetişkinler, hiç evlenmemiş,
dul kalmış, boşanmış ya da ayrı yaşayan kişilerdir. Ancak bu insanlar
üzerinde fazlaca araştırma yoktur, bilgilerin çoğu nüfus sayımı verilerinden
derlenmektedir. Üstelik tek yaşayan kişiler konusunda olumsuz
bir söylence de geliştirilmiştir. Örneğin, tek yaşayan kadınların kadınlık
yönünden yetersiz, duygusal açıdan sorunlu oldukları söylenegelmiştir.
Oysa Bernard'ın araştırması, bekar kadınların evli kadınlara
oranla daha üst düzeyde ruh sağlığına sahip olduklarını göstermektedir;
otuz yaşın üstündeki kadınlar içinde evli olanların bekar olanlardan
daha fazla psikolojik sorunları vardır. Bekar kadınlarla ilgili bir
başka söylence de, hızlı ve seks dolu bir yaşam yaşadıkları yönündedir.
Oysa Starr ve Carns'a göre, birçok bekar kadın daha geleneksel bir
yaşam sürdürmektedir, iyi bir ev ve iyi bir iş gibi geleneksel değerler
peşindedir. Aynı şekilde bekar erkekler konusunda da çeşitli kalıpyargılar
söz konusudur. Ancak birinciler için olumsuz olan söylenceler,
ikinciler için olumludur: Bekar kadın güçsüz, yitirmiş bir kişidir, bekar
erkek ise güçlüdür, özgürdür, kazançlıdır. Buna karşılık araştırmalar
bekar erkeklerin evlilere oranla daha fazla fiziksel ve psikolojik
sorunlardan yakındıklarını ortaya koymaktadır (Schiamberg ve Smith, 1982).
Araştırmalar hiç evlenmeyen insanların son yıllarda arttığını
göstermektedir. Sonuçta mutlaka evlenecek kişiler bunu kırk yaşından
önce yapmaktadırlar. Hiç evlenmeyen erkeklerin gelirleri daha büyük
bulunmuştur. Gelir ve eğitim düzeyi yüksek kadınlarda hiç evlenmeme
oranı daha yüksektir. Erkekler genellikle daha düşük sosyoekonomik
düzeyden kadınlarla evlendikleri halde, kadınlar daha düşük eğitim
ve sosyoekonomik düzeyden erkeklerle evlenmiyorlar. Evlilik için
toplumsal baskı yoğun olduğu için, hiç evlenmeyenlerin ne kadarının
bunu kendi seçimleriyle belirledikleri bilinemiyor.
Gelişimsel açıdan önemli olan nokta, evli olmayan yetişkinlerin
yaşamındaki dönüm noktalarını belirlemektir. Kesin veriler olmamakla
birlikte, belki de bu dönüm noktalarını meslek ya da aşk ilişkileri
oluşturmaktadır. Boşanma ve dulluk gibi olaylar daha önce evli olanlar
için dönüm noktası olarak kabul edilebilir.
Evliliğin boşanma ya da ayrılma ile sona ermesi kişisel ve toplumsal
nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Duvall'e göre, evliliğe iyi
hazırlanmamış, anababasından kurtulmak için evlenmiş, farklılıkları
hoşgörüyle karşılayamayan, mutsuz ya da boşanmış anababası olan
kişiler, çocuksuz olanlar ve gebe gelinler arasında daha fazla boşanma
görülmektedir. Öte yandan, eğitim, ırk, din, yaş, gelir düzeyi gibi toplumsal
farklılıklar da boşanmayı kolaylaştırmaktadır. En fazla evlilik
sorunu olan yıllar doğal olarak boşanmanın da en yoğun olduğu yıllardır.
20 yaşından önce evlenenlerde boşanma oranı daha yüksektir. En
fazla boşanma evliliğin üçüncü yılında yer almaktadır, ayrılmaların en
yüksek noktası da evliliğin ilk yılıdır. Bütün boşanmaların % 40'ı beş
yıldan daha az evli çiftlerde görülmektedir (A.B.D. Nüfus Bürosu,
1975). Boşanma nedenleri konusunda büyük farkılıklar görülmektedir.
En önemli nedenin mutsuzluk olduğu ileri sürülmektedir. Bazen tedirgin
ve mutsuz insanlar evliliğe bu sorunlarını çözme beklentisiyle
girmektedirler, oysa evlilik duygusal yönden yerleşmiş ve kimliğini sağlam
bir biçimde kurmuş insanlar gerektirmektedir. Pinard'a göre, boşanmış
insanların çoğu gergin, sinirli, depresyonlu, aşırı eleştirici ve
genelde uyum sorunları olan kişilerdir. Boşanmada bir diğer etken de
anababalık evresinde rol değişimini benimseyememe sorunudur. Eşle
birlikte yaşamaya yeterince uyum gösterememiş yetişkinler anababalık
rollerinden olumsuz yönde etkilenmektedirler.
Araştırmalar boşanmış insanın yaşam biçimi konusunda çok az
bilgi vermektedir. Erkeklerin yarısı yalnız, kadınların yarısı da
çocuklarıyla yaşıyor, genç olanlar kendi ailelerine dönüyorlar, orta
yaşlılar yalnız yaşamayı seçiyorlar. Ancak bu bilgiler birey için boşanmanın
anlamının ne olduğu konusunda yetersiz kalıyor. Boşanma yeniden
toplumsallaşmayı gerektiriyor ya da yeniden evlenmeyi içeriyor olabilir.
Boşanma duygusal ve fiziksel zorluklar içerebilir ya da yeni yaşam
biçimi bu zorluklara neden olabilir. Evlenmenin rol değişimini gerektirmesi
gibi, boşanma da rollerde ve statüde belirgin değişikliklere yol
açar. Bu durumda bütün toplumsal bağların yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Evliliğin aksine boşanma, toplumsal normlarla belirlenmiş
kurumsal bir geçiş değildir. Birey normatif ipuçları olmadan ve
dışardan pek yardım görmeden yeni rollerini kendisi düzenlemek zorundadır.
Çoğu zaman boşanmayla birlikte bir tür başarısızlık duygusu
da yaşanır. Yeni ilişkiler kurmada ve bunları -varsa- çocuklara açıklamada
birtakım zorluklar vardır. Gluck'un araştırması, boşanmışların
% 75'inin beş yıl içinde yeniden evlendiğini ve % 60'ının boşanmışlarla
evlendiğini göstermektedir. Genellikle ikinci evlilikler daha mutlu
olarak nitelendirilmektedir.
Evlilikler boşanma ya da ölümle, sonuç olarak çiftlerden biri için
dullukla sonuçlanır. Yaşam süresinin uzaması dulluk süresini de uzatmıştır.
Kadınlar erkeklerden daha uzun yaşadıklarından ve genellikle
kendilerinden daha yaşlı erkeklerle evlendiklerinden dulluk süreleri de
daha uzundur. Dulların büyük çoğunluğu 65 yaşın üstündedir ve bu
yaştan sonra evlenmeleri onaylanmadığı için yalnızlık en büyük sorunlarıdır.
__________________
M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...
Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
|