|
Forum Kalfası
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Cinsiyet : Erkek
|
5. Ahlak Gelişimi
Toplum içinde yaşayan bireyler olarak belirli doğru ve yanlış
kavramlarını başkalarıyla paylaşmak ve birlikte yaşamanın gereği
olan birtakım kuralları izlemeye yetenekli olmak zorunda olduğumuz
bilinir. Bizim kişisel mutluluğumuz da, toplumda eşitlik ve adaletin
varlığı da, birtakım ahlak standartlarının herkesçe kabul edilmesine
bağlıdır. Ahlak gelişimi, çocukların, belirli davranışları "doğru" ya da
"yanlış" olarak değerlendirmelerine rehberlik eden ve kendi eylemlerini
yönetmelerini sağlayan ilkeleri kazanmaları sürecidir.
Çocukların ahlak gelişimi konusunda tarihte üç büyük felsefe
öğretisi vardır. Birincisi, St. Augustine gibi teologların savunduğu "ilk
günah" öğretisidir; buna göre, çocuklar doğal olarak günahkar yaratıklardır,
dolayısıyla yetişkinlerin müdahalesine gereksinmeleri vardır.
John Locke'un başlattığı ikinci görüş, çocuğun ahlak açısından yansız
(nötr) olduğunu, eğitim ve yaşantının çocuğu doğru ya da günahkar
bir kişi yapacağını ileri sürer. Jean Jaques Rousseau'nun temsil ettiği
üçüncü öğretiye göre, çocuklar "doğuştan saf ve temiz" yaratıklardır
ve ahlakdışı davranışlar yetişkinlerin bozucu etkisinden kaynaklanır.
Bu görüşlerden herbiri ahlak gelişimi konusundaki üç büyük çağdaş
psikolojik yaklaşımda yeniden ortaya çıkar. Birinci görüş, değiştirilmiş
bir biçimde Sigmund Freud'un kuramında görülür. İkinci görüş,
ahlak gelişimini koşullanmanın ve yaşantıların bir sonucu olarak gören
toplumsal öğrenme kuramında temsil edilir. Üçüncü görüş, Jean
Piaget ve Lawrence Kohlberg'in geliştirdiği bilişsel gelişim kuramında
yansıtılır. Ahlak gelişimi konusunda ilk psikolojik modeli getiren
psikanalitik kurama göre ahlak gelişimi, süperegonun ortaya çıkması ve
anahaba yasaklarının içselleştirilmesi sürecinden ibarettir. Toplumsal
öğrenme kuramcıları ahlak gelişimini, ani hiçbir değişim olmadan derece
derece ve sürekli biçimde ilerleyen birikimli bir toplumsallaşma
olarak görürler. Buna karşılık, bilişsel gelişim kuramcıları ahlak
gelişimini, belirgin değişimlerle ilerleyen ve birbirinden temel
farklılıklarla ayrılan evrelere dayandırırlar.
Piaget'in kuramını yeniden ele alan ve genişleten Kohlberg, ahlak
gelişimi açıklamasını -tıpkı Piaget gibi- ahlaki eylemden çok ahlaki
yargının gelişimine dayandırmaktadır. (Bu yaklaşımda çocuk bir "ahlak
filozofu" olarak görülür.) Kohlberg'e göre, ahlak yargısının gelişiminde
altı evre vardır ve bunlar üç temel düzeyde toplanır. Her düzey,
bireyin benliği ile toplumun kuralları ve beklentileri arasındaki
farklı ilişki türünü yansıtır. "Gelenek-öncesi düzey", daha çok dokuz
yaşın altındaki çocukların, bazı ergenlerin ve suçluların çoğunun bulunduğu
düzeydir; bu düzeyde kurallar ve beklentiler benliğe dışardan
yöneltilmektedir. "Geleneksel düzey", ergenlerin ve yetişkinlerin çoğu
için tipik düzeydir; bu düzeyde benlik geniş toplumun kural ve beklentilerini
içselleştirmiştir. İnsanların ancak çok azının ulaşabildiği
"gelenek-ötesi düzey" de ise bireyler, kendileri ile başkalarının kuralları
ve beklentileri arasında farklılık oluşturmakta ve kendi ahlaki değerlerini
kendilerinin seçtiği ilkelere göre akılcı yollardan tanımlamayı
yeğlemektedirler.
Kohlberg'e göre, bütün kültürlerdeki insanlar adalet, eşitlik, sevgi,
saygı, otorite gibi aynı temel ahlaki kavramları kullanırlar. Ayrıca
bütün bireyler, kültür farklılığına bakmaksızın, bu kavramlara bağlı
olarak ve aynı düzen içinde aynı akılyürütme evrelerinden geçerler.
Bireyler arasındaki farklılık, yalnızca, evreleri ne hızla geçtikleri ve
nereye kadar ilerledikleri açısından ortaya çıkar. Kohlberg ve yardımcıları
bu görüşlerini Birleşik Devletler'de, İngiltere'de, İsrail'de,
Bahama'da, Meksika'da, Tayvan'da, Malezya'da ve Türkiye'de sınamışlar
ve kuramın evrenselliğini vurgulamışlardır.
Kohlberg'in araştırma yönteminin temelini oluşturan varsayımlı
ikilemler yetişkinleri ele alan ahlak öykülerine dayanmaktadır. Buna
karşılık, kendisi de bir evre kuramcısı olan William Damon, ahlak
ikilemlerini çocukların yaşantıları alanında oluşturmuş ve çocukların
hiçbir akılyürütme türünü sonuna kadar kullanmadıkları sonucuna
varmıştır; ancak, çocuklar yaşları ilerledikçe daha ileri akıl yürütme
düzeylerini daha sıklıkla kullanmaya eğilim göstermektedirler. Öte
yandan, toplumsal öğrenme kuramcıları, çocukların, yetişkinlerin ahlak
standartlarını, öncelikle, gözlemledikleri davranışları ve değerleri
dereceli bir taklit etme süreciyle kazandıklarını savunmaktadırlar. Onlara
göre, eğer Piaget ve Kohlberg'in savunduğu gibi ahlak yargıları
bilişsel yapılara bağlı evreleri sıkı sıkıya izleseydi, bu yargıları kısa
süreli deneysel durumlarda değiştirmek çok güç olurdu. Oysa Bandura
ve MacDonald, çocukların ahlak yargılarının yaş etkenine evre kuramcılarının
ileri sürdüğünden daha az bağlı olduğunu deneysel olarak
gösterdiler. Cowan, Turiel, Keasey, Rothman gibi evre kuramına bağlı
araştırmacılar ise, özde öğrenme kuramcılarının ileri sürdüğünden daha
az değişim olduğunu onlarınkine benzer araştırmalarla ortaya koydular.
Bu tartışmalar ahlak gelişimi çizgisinin en azından düzenli bir
sıra izlediğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, toplumsal etkilerin
sonucu olarak, gelişim düzeninde ve belirli düzeylere ulaşma hızında
bireyler arasında farklılıklar vardır. Psikanalizciler ise, Piaget ve
Kohlberg'i eleştirmede toplumsal öğrenme kuramcılarından değişik
bir yol izlemişlerdir. Psikiyatrist James Gilligan, "ahlaklılığın üstünde"
çok daha olgun bir işleyiş evresinin olduğunu ileri sürmektedir;
bu, bireylerin kendilerini "ahlaki yükümlülüğe feda etmeleri"nden
çok, karşılıklı gereksinmelerini psikolojik açıdan anlamalarını sağlayan
"sevgi ahlakı" (love ethic)'dir.
Araştırmalar ahlaklılığın duruma göre özelleşme eğiliminde olduğunu
göstermektedir. Çocukların çoğu belirli durumlarda çalmakta,
yalan söylemekte, sahtekarlık yapmakta, diğerlerinde ise bunları
yapmamaktadır; bütün ve bölünmez bir vicdan ya da süperego kavramı
pek az destek bulmaktadır. Bazı bireyler diğerlerinden daha tutarlı
bir dürüstlük, bazıları da daha tutarlı bir namussuzluk göstermektedir;
ancak tutarsızlığın daha egemen bir eğilim olduğu söylenebilir.
Öte yandan, yaş, zeka ve cinsiyet farklılığının ahlaki davranışta çok
küçük bir payı olduğu, buna karşılık grup yasalarının ve güdüsel etkenlerin
daha önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Ayrıca, araştırmalar,
yetişkinlerin eylemlerinin sözcüklerinden daha yüksek sesle
konuştuğunu ve yetişkin ikiyüzlülüğünün varlığını ortaya koymaktadır
(Vander Zanden, 1981).
Ahlaki olgunlaşma, çocuğun kendi vicdanının buyruklarını dinlemeye
başlamasıyla ortaya çıkar. Bu olgunlaşma, birey günlük etkinliklerinde
ve yaşamının örgütlenmesinde kendi yargısına dayandıkça
ilerler. Birey, ahlak ilkelerini özümlediği ve etkili bir davranış
düzenlemesi yaparak eylemde bulunduğu zaman karakter ortaya çıkmaya
başlar. Karakter, ileri bir olgunlaşmanın ve yetişkin kişiliğinin temel
ve sonul belirtilerinden biridir. Ahlaki karakter yetişkinin
insancıllaşmasına ve kendi yazgısını denetlemesine katkıda bulunur. Bu
aşamada birey, Allport'un dediği gibi, "Aldığım karar yaşamımın sonrası için
de geçerli olmalıdır!" biçimindc düşünmeyi başarır. Ahlaki olgunlaşmada
ilerleme, bireyin iyi ve doğru olanı seçmesini sağlayan özgürlüğün
artmasıyla belirlenir. Bu noktada ergen ve yetişkin için ideal aynıdır
(J. Pikunas, 1976).
Gelişimsel açıdan yetişkinlerin ahlakına egemen olan temel düzey
"geleneksel düzey"dir. Geleneksel düzey, soyut düşünme ve rol
alma yeteneğinin gelişmeye başladığı ergenlik döneminde ortaya çıkar
ve yetişkinlik boyunca başlıca düzey olma özelliğini korur. Zihinsel
gelişim yetişkinlikten önce tamamlandığına göre, yetişkinlerin ahlaki
yargı farklılığı zihinsel gelişimle açıklanamaz. Yetişkinlikte görülen
değişim bilgi ve deneyim birikimine bağlanabilir; ancak bu birikimin
kazanılması yeni bir evrenin ortaya çıkması demek değildir. Çünkü
evreler ancak "nitelik" değişimiyle ortaya çıkarlar. İşe girme, evlenme,
cinsel ilişki kurma, anababa olma gibi değişimler ise bireyde
yalnızca "içerik" değişimlerini yansıtırlar.
Sonuç olarak, yetişkinlikte yeni bir ahlaki düşünme yapısı oluşmamaktadır.
Araştırmalar, yüksek evre özelliği gösteren bütün yetişkinlerin
bunu daha ergenlik dönemindeyken göstermeye başladıklarını
ortaya koymaktadır. Şu halde, ergenlikte gerekli gelişim olanağını
ve özgürlüğünü bulamayan kişilerin yetişkinlikte daha ileri bir ahlaka
sahip olmaları söz konusu değildir. Yetişkinlikte ortaya çıkan değişimler,
kişilerin daha önce geliştirmiş oldukları kalıpları daha tutarlı
bir biçimde kullanmalarından kaynaklanmaktadır. Yetişkinlik yılları
daha önce ulaşılan en yüksek evrenin tutarlılık kazanmasına olanak
sağlamaktadır. Kişilik psikolojisi açısından yetişkinlikteki ilerleme,
ahlak evresi değişimi değil, ego güçlenmesi sürecidir. Ego güçlenmesi,
bireyin sahip olduğu ahlaki yapıları kişilik bütünleşmesi doğrultusunda
nasıl kullanacağını öğrenmesi demektir. Yetişkinlikteki ahlak
gelişimi, daha önce kazanılmış ahlak yapılarının kullanımının bütünleşmesi
ve yaşama uygulanması olarak nitelendirilebilir.
__________________
M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...
Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
|