|
Forum Kalfası
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Cinsiyet : Erkek
|
1. KİŞİLİK PSİKOLOJİSİ AÇISINDAN YETİŞKİNLİK
Bu bölümde özellikle, kişiliğin sürekliliği, yetişkin kişiliği ve kadın
kişiliği sorunları ele alınacaktır. Çocukluktan yetişkinliğe kadar
giden değişmez bir kişilik yapısı var mıdır? Yetişkin kişiliğinin kendine
özgü nitelikleri nelerdir? Cinslere bağlı kişilik özellikleri yaygın
kalıpyargıların dışında nasıl tanımlanabilir?
1) Kişiliğin Sürekliliği Sorunu.
Genellikle yetişkin insanın, özel ve oldukça tutarlı bir kişiliği
olan karmaşık bir varlık olduğunu kabul ederiz. Tutarlı kişilik yapıları
insanların düzenli ilişkilere girebilmeleri için de gereklidir. Kişilik
kavramı, benzer durumlara verilen tepkilerdeki bireysel farklılıkları ve
farklı durumlarda oldukça tutarlı olan davranışları anlamamıza da yardımcı
olur. Bir bakıma kişilik, birey ile çevresi arasında bir uyum
oluşturur; bireyin geçmiş deneyimlerine özel uyumunu ve şimdiki
toplumsal ve fiziksel çevresini değerlendirmesini sağlar. Sonuç olarak,
kişiliğin geçmişteki ve özellikle çocukluktaki deneyimleri yansıttığı
ve değişik durumlar karşısındaki tepkide tutarlı bir biçimde ortaya
çıktığı kabul edilir. Öte yandan, insanların değiştiği de sezgisel olarak
bilinir. İnsanlar her aynı duruma her zaman aynı tepkiyi vermezler;
psikoterapide değişebilecekleri umulur; yetişkinlik yıllarında yeni
deneyimler ve roller edinerek değişebilirler, vb. Dolayısıyla, insanların
farklı durumlarda ve yaşamlarının değişik dönemlerinde ne ölçüde tutarlı
kaldıkları sorulabilir. Benlik açısından bakıldığında, benzer durumlara
alışılmış tepkilerin verildiği, durumların seçici algılamayla
benzer kılındığı söylenebilir. Ancak, psikologlara göre benlik ile kişilik
aynı şeyler değildir. Kişilik, farklı durumlara oldukça kestirilebilir
tepkileri veren içsel bir yapıdır; benlik ise kişiliğin odağında yer
alan bir yapıdır. Benlikle kişilik arasındaki ilişki ve kişilikle dış
dünyanın ilişkisi oldukça karmaşıktır. Örneğin, bir insamn kişiliğinin
çocukluk deneyimlerini yansıttığı düşünülür; ancak, kişilik oluştuktan
sonra dış durumlardan çok içsel dinamiği yansıttığı kabul edilir. Yine
de kişilik dış durumlarla yoğrulmuştur. Murphy'nin dediği gibi, "Seninle
ve çevrenle arada hiçbir zaman kesin bir ayırım yoktur. Çevren
senin üzerinde, seni değiştiren, kalıplaştıran ve yeniden oluşturan bir
etkide bulunur."
Genç yetişkinlik dönemi açıklanırken kişiliğin -kimlik karmaşasını
çözmede, anababa olmada, mesleki toplumsallaşmada- sürekli
değişen yönlerine değinilmişti. Klasik kişilik görüşü insanların bu tür
olaylarda önemli ölçüde değişmediğini ileri sürmektedir. Şu halde,
kişilik uzun yıllar değişmez olarak mı kalmaktadır'? Değişme söz konusu
ise kişiliğin hangi yönleri değişmektedir? Değişme yoksa kişilik
belirli bir yaşta donup kalmakta mıdır? Yirmi ya da otuz yaşından
sonra kişilikte hiçbir değişiklikten söz edilemez mi?
William James 1887'de şöyle yazıyordu: "Çoğumuzda karakter
otuz yaşın gelmesiyle birlikte alçı gibi katılaşır ve bir daha asla
yumuşamaz." Bedenimiz yıllarla bükülse ve düşüncelerimiz zamanla değişse
de, temelde değişmez kalan bir kişilik, bir iç benlik vardır.
Zick Rubin'e (1981) göre, kişiliğin kararlılığına ilişkin bu görüş
geçmiş yüzyıllarda psikolojik bir "dogma" olarak kabul edilmişti.
1970'lerden sonra ise bu geleneksel görüş eskimeye başladı. Sadece
çocuklukta değil yaşam boyunca değişme kapasitesi vardır ve bugün
değişim ve büyüme sözcükleri atasözü olmuş gibidir. Kişiliğin yaşam
boyunca değişimi sürdürdüğü görüşü Jung ve Erikson'un kuramlarından
destek alarak pek çok yandaş bulmakta ve böylece yeni bir
"dogma" oluşmaktadır.
Rubin'in dediği gibi, kişilik psikolojisinde şimdi yeni bir "dogmalar
savaşı"yla karşı karşıyayız. Bu savaşta yan tutmanın, biri metodolojik
(yöntemlere bağlı), diğeri ideolojik (dünya görüşlerine bağlı) iki
kaynağı olduğu söylenebilir.
a) Yöntembilimsel yaklaşım. Gelişim araştırmalarının çoğunda
kesitsel yöntem kullanılır. Gelişim psikolojisinde kesitsel araştırmanın
egemenliği, çocukların yetişkinlerden, yaşlıların gençlerden
farklı olduğu görüşünün yerleşmesine yol açmıştır. Berkeley'den psikolog
Jack Block, "Kişilik araştırmalarının belki yüzde doksanının
yöntembilimsel bakımdan yetersiz, kavramsal içerikten yoksun ve hatta
aptalca olduğu" savını ortaya atmaktadır. Kişilik araştırmaları, yeterince
sınanmamış ölçmelerle (isteyen herkes yarım günde yeni bir "kişilik
ölçeği" geliştirebilir), küçük örneklemlerle ve rastgele hedeflenmiş
stratejilerle ("bilgisayara ver, korelasyonlar al!") doludur. Dikkatli
ve özenli boylamsal araştırmalar yok denecek kadar azalmıştır. Şu
halde, insanların önceden kestirilemez olduğu görüşü, insan doğasının
değil, insan doğasını incelemekte kullanılan rastgele yöntemlerin ürünüdür.
Böylece, değişim ve kararlılık yanlıları arısındaki anlaşmazlığın
çoğunun yöntembilimden kaynaklandığı görülmektedir. Özelliklerin
sürekliliğini savunanlar genellikle katı kişilik testlerine, değişimi
vurgulayanlar ise daha niteliksel, klinik betimlemelere dayanmaktadırlar.
Psikometrisyenler klinik verileri güvenilmez saymakta, buna karşılık
klinisyenler de psikometrik verileri saçma bulmaktadırlar.
Şimdi, her iki türden araştırmaları gözden geçirerek bir sonuca
varmaya çalışalım.
Jack Block, denekleri ortaokul yıllarından başlayarak kırk yaşına
kadar izleyen araştırmasında 20 yılı aşkın bir sürede tutum listelerinden
görüşme kayıtlarına kadar çok zengin bir veri arşivi oluşturmuş,
kişilik raporlarını derinliğine çözümlemiştir. Böylece Block
kişilikte dikkate değer bir kararlılık (stability) bulmuştur. Deneklerin
ortaokul yıllarındaki ve daha sonra kırk yaşlarındaki puanları arasında
istatistiksel bakımdan anlamlı bir korelasyon vardır. En özeleştirici
ergenler yine en özeleştirici yetişkinler idiler, neşeli gençler kırk
yaşında da neşeli yetişkinlerdi, okuldayken huyları dalgalanma gösterenler
orta yaşlarda da hala dalgalanma gösteriyorlardı.
Kişiliğin kararlılığı konusunda Baltimor'lu psikologlar Paul T.
Costa ve Robert R. MeCrae'nin orta yıllarla ileri yetişkinlik yıllarına
ilişkin bulguları da ilgi çekicidir. Boston'da 25-82 yaşları arasında 400
erkek on yıl arayla iki kez ve Baltimor'da 20-76 yaşları arasında 200
erkek altı yıllık aralarla üç kez testten geçirildi. Sonuçlar bir şarkı
sözünden alınan başlıkla yayınlandı: "Bunca Yıldan Sonra Aynı" (1980).
Bulgulara bir örnek olarak şu verilebilir: "19 yaşında kendini kabul ettiren
40 yaşında da kendini kabul ettirmektedir, 80 yaşında da."
Minnesota Üniversitesi'den Gloria Leon ve arkadaşları, 71 erkeğin
1947'de aşağı yukarı elli yaşlarındayken ve 1977'de seksen yaşındayken
MMPI testi sonuçlarını çözümlediler ve on üç ölçekte yüksek
korelasyon saptadılar. Berkeley'de Paul Mussen ve arkadaşları 53 kadınla
30 ve 70 yaşlarında yapılan görüşme sonuçlarını çörümleyerek
içedönüklük-dışadönüklük boyutlarında yüksek korelasyon buldular.
Costa ve McCrae içedönüklük-dışadönüklük ölçümlerinde yüksek derecede
kararlılık olduğunu gördüler; "nörotiklik" alanında da çok sabitlik
buldular. Nörotikler yaşam boyunca olası yakınmacılardır. Yaşlandıkça
farklı şeylerden yakınıyorlar (örneğin, genç yetişkinlikte aşk
konusunda, kırk yaşlarında orta yaş bunalımından, ileri yetişkinlikte
sağlık sorunlarından), fakat hala yakınıyorlar. En az nörotik kişi aynı
olaylara daha yüksek bir ılımlılıkla tepki gösteriyor. Boylamsal araştırmalar
yetişkinlik boyunca insanların coşkunluk, etkinlik, düşmanlık
ve içtepisellik düzeylerinde çok hafif bir düşüş olduğunu göstermektedir.
25 yaşında içtepisel olan biri 70 yaşında birazcık daha az
içtepisel olabilir, fakat hala yaşıtlarından daha fazla içtepisel olması
çok olasıdır.
İnsanlar belirli bir grup içinde ölçülen özelliklerini koruyorlar.
Fakat her biri yaşlandıkça değişiyor olabilir. Eğer herhangi biri yaşamının
sonraki bölümünde de aşağı yukarı aynı derecede içe dönüyorsa
içe dönüklük ölçümlerindeki korelasyon hala yüksek olabilir,
dolayısıyla aldatıcı bir kararlılık görünümü verebilir. Gerçekten de,
psikolog Neugarten insanların yaşamın ikinci yarısında daha içe dönük
olmaya genel bir eğilim gösterdiklerini ileri sürmektedir. Oysa
yeni boylamsal araştırmalar insanların yaşlandıkça içedönüklükte pek
az artış gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Değişim o kadar azdır ki,
Costa ve McCrae bunun pratik anlamının çok az olduğunu düşünmektedir.
Mischel kişiliğin sürekliliği konusundaki araştırmaları gözden
geçirmiş ve belli başlı bulguları özetlemiştir. Kişiliğin süreklilik görülen
yönlerinden biri, insanın kendini tanımlamasında ortaya çıkmaktadır.
Boylamsal bir araştırmada, bireylerin 19,5 yaşında ve 44,5
yaşında kendilerini tanımlamalarında değişiklik görülmüyor. Mischel'in
oldukça tutarlı bulduğu bir alan da "bilişsel üslup" olmuştur.
Örneğin, bilişsel üslup ile bağımlılık-bağımsızlık ilişkisi yüksek bir
korelasyon göstermektedir. Bilişsel üslup alanının tutarlılığı zihinsel
süreçlerin tutarlılığından kaynaklanıyor olabilir. Bilişsel üslup (cognitive
style), bireylerin algılarını örgütlemede ve sınıflamada ortaya
koydukları kararlı tercihlerdir. Çevremizin çeşitli yönleriyle uğraşırken
her birimiz özel bir bilişsel üslup kullanırız. Bilişsel üslupta insanların
birbirinden farklılaştığı boyutlardan biri sorun çözme yaklaşımlarıdır.
Kimileri bir soruna -doğruluğu konusunda hiçbir kaygı
duymaksızın- çok çabuk yanıt verirler, aynı zekaya sahip kimileri de
çok zaman harcarlar; birincilere "içtepisel" (impulsive), ikincilere de
"düşünceli" (reflective) kişiler denir. Araştırmalar, sorun çözmede
içtepisel çocukların düşünceli çocuklardan daha geri olduklarını ortaya
koymaktadır; öte yandan, içtepisel çocuklar karmaşık görevleri
düşünceli çocuklardan daha çabuk yerine getirmektedirler. Bilişsel
üslubun bir başka boyutu da bağımlılık-bağımsızlık alanıdır. "Alan-bağımsız"
kişiler bir sahnenin ögelerini çözümlemeye yöneliyorlar,
ögeleri geri planından ayırarak ele alıyorlar; buna karşılık, "alan-bağımlı"
kişiler bir sahneyi bir bütün olarak ele alıyor ve onu oluşturan
bireysel ögeleri görmezlikten geliyorlar. Araştırmalar, alan-bağımsız
üniversite öğrencilerinin matematiğe, doğa bilimlerine, mühendisliğe
ve yüksek düzeyde çözümleyici düşünce gerektiren konulara yöneldiklerini;
buna karşılık, alan-bağımlı öğrencilerin insan ve toplum bilimlerine,
eğitime ve bütüncü bir bakış gerektiren alanlara yöneldiklerini
göstemmektedir.
Mischel, kendimize ilişkin tipolojimizin ve dünyayı algılayışımızın
da zaman içinde değişmediğini belirtmektedir. Başka bir deyişle,
bireyin kendisini ve başkalarını tanımlamak için kullandığı "özel
yapılar" zamana dayanıklıdır. Belki de bunun nedeni, bu yapıları oluşturan
bilişsel ve zihinsel süreçlerin tutarlılığıdır. Mischel, seçici algının
sürekliliğinden söz etmekte, zihin, gerçek dünyanın karmaşıklığını
basite indirgeyen bir biçimde işlediğini söylemektedir.
Özetle, zaman içinde en çok kararlılık gösteren kişilik özellikleri,
bireylerin bilişsel üslupları ve benlik tanımlarıdır. Dürüstlük,
saldırganlık, otoriteye karşı tutum gibi daha psikodinamik kişilik
özellikleri, daha düşük düzeyde olmakla birlikte istatistiksel bakımdan
anlamılı korelasyonlar göstermektedir.
Kişiliği bir etkileşim sistemi olarak ya da bireyle durumun ortak
ürünü olarak kabul edersek bu bulgular daha da anlam kazanmaktadır.
O zaman bu etkileşimsel sistemde bir süreklilik var demektir. Kurt Lewin,
"bireyin herhangi bir durumdaki davranışı, o durumun özelliğinin,
onu bireyin algılayış biçiminin ve o zamanki özel davranış eğiliminin
ortak ürünüdür" der. Böylece, değişim ve kararlılık kişilikte
aynı anda yer alabilmektedir. Aynı bütüne Freud'çu yaklaşımla bakıldığında
süreklilik, davranışçı yaklaşımla bakıldığında değişim görmek
olanaklıdır. Ancak sorun yalnızca yöntem sorunu da değildir.
b) Dünya görüşünün etkisi. İnsan yaşamı için neyin daha
önemli olduğu konusundaki temel görüş farklılığı kişilik tartışmalarına
da yansımaktadır. Costa ve McCrae zaman içinde tutarlı kalan
kişiliğin değerini, kararlı bir kimlik duygusunun temel ögesi olarak
vurgulamaktadır: "Eğer kişilik kararlı olmasaydı gelecekteki yaşamımız
konusunda seçim yapma yeteneğimiz çok sınırlı olurdu." Eş, meslek
ya da arkadaş konusunda akıllı seçimler yapacaksak nelerden hoşlandığımızı
bilmek zorundayız. Costa ve McCrac, kararlı bir kişiliğin
korunmasını yaşamın değişiklikleri karşısında insanın yaşamsal bir
başarısı olarak görmektedir.
Sosyolog O. G. Brim ise büyüme gizilgücünü insanlığın temeltaşı
olarak görmektedir: "İnsan, sürekli olarak çevresine egemen olmaya
çabalayan ve gitgide olduğundan daha fazlası olan dinamik bir
organizmadır." Brim, "Ben, psikolojiyi özgürleşmenin hizmetinde görüyorum,
baskının değil!" demektedir. Geçmişte Sullivan da, insanın
değişmesi gerektiğini, aksi halde öleceğini söylemekteydi. Sullivan,
insan kişiliğinin temellerinin Freud'un ileri sürdüğü gibi ilk çocukluk
döneminde atıldığını kabul etmez, kişiliğin oluşumunu belirleyen yaşantıların
bu yaşlardan sonra ortaya çıktığını savunur. Nitekim, gelişim
psikolojisinde de bugün artık Freud'çu anlamda katı ve sınırlı bir
kişilik oluşumu görüşünü savunmaya olanak kalmamıştır. Yine de,
kişiliğin sürekliliği sorunu psikolojinin en zor sorunlarından biri
olarak kalmaktadır.
Sorunun çözümsüz kalmasının nedeni, Zick Rubin'in (1981)
dediği gibi, değişim ve kararlılık arasındaki gerilimin, sadece akademik
tartışmalarda değil, insan olarak her birimizin içinde de bulunmasıdır.
Yetişkin kişiliğinin gelişimi konusunda eksiksiz bir tablo,
aynı kalma ve değişme arasındaki bu gerilimi kaçınılmaz olarak yansıtacaktır,
Brim ve Kagan şöyle yazmaktadır: "Bir yanda kimlik duygusunu,
süreklilik duygusunu koruma konusunda güçlü bir dürtü vardır,
çok çabuk değişme ya da dış güçlerce değiştirilme korkusunu yatıştıran...
Öbür yanda, her insan doğal olarak, şimdi olduğundan fazlasını
olma isteğiyle çabalayan amaçlı bir organizmadır." Kuşkusuz,
kişiliğin bazı yönleri (huzurlu ya da sıkıntılı olmaya eğilim gibi) diğer
yönlerinden (çevreye egemen olma duygusu gibi) tipik olarak daha
kalıcı ve kararlı olabilir. Yine de, her birimizin zaman içinde hem
kararlılığı hem değişimi yansıtacağımızı kabul etmek gerekir. Nitekim,
akademik tartışmanın her iki ucundaki kişiler de kişiliğin her iki
özelliği birlikte taşıdığı görüşünde birleşmektedirler. Kendi savlarını
şiddetle savunurken bile olasılıkları da bildirmektedirler. Örneğin
Costa, "19 yaşında kendini kabul ettiren 80'inde de ettirir" derken,
"bunu değiştirecek herhangi bir şey olmadıkça..." diye eklemektedir.
Brim de, insanların kişiliklerinin ve özellikle özdenetim ve özsaygı
duygularının yaşam boyunca değişimi sürdüreceğini vurgularken, "takılıp
kalmadıkça..." demektedir.
c) Kişiliğin etkileşen yönleri. Kişilikte kalıcı ve değişken yönlerin
birlikte bulunduğunu kabul etmek, bunların birbirleriyle etkileştiğini
de kabul etmeyi gerektirir. Allport (1961) kişilik kuramları
arasındaki temel farklılıkları saptarken davranışçı, derinlikçi ve
etkileşimci görüşleri ayırt eder. Etkileşimci görüş kişiliği bir oluşum
süreci olarak görür. Bu görüş, diğer iki yaklaşımın katkılarını yadsımamakta
ve kişiliği süreç (değişim) ve yapı (kararlılık) olarak ele almaktadır.
Kişilik ancak bu farklı yünlerin etkileşimiyle var olabilir ve kişiliğin
anlaşılması ancak bu bütünlüğün ışığında olanaklıdır. G.W. Allport'un,
G.H. Mead'in, D.C. Kimmel'in paylaştığı bu görüş, bireysel kişilikleri,
sayısız toplumsal etkileşimlerle yoğrulmuş, özel fizyolojik,
algısal ve kavramsal sistemler içeren bir bütün olarak görür. Sullivan'ın
kişilik tanımı da böyledir: "Kişilik, insan yaşamını niteleyen
sürekli kişilerarası durumların oldukça kalıcı bir örüntüsüdür." Karşılıklı
etkileşen bu süreçlerin ortasında insan organizması aynı oranda
karmaşık bilişsel ve duygusal süreçlerle işlev görür. Örneğin Carson,
bireyin plan yapmasının, bilgiyi işlemesinin, geribildirimden yararlanmasının
ve gelecek işlemler için kararlar almasının karmaşık yapısını
açıklamaya çalışmıştır. Bu süreçte birey kişisel bir üslup geliştirir ve
bu üslup hep korunur. Bir başka örnek Mead'in simgesel etkileşim kuramıdır.
Mead'e göre benlik toplumsallaşma süreci içinde ortaya çıkmaktadır.
İnsanda doğal olarak varolan etkileşim dilin ortaya çıkmasına
neden olmuştur. Dil, benliğin gelişmesinde ve işleyişinde temel
bir etkendir. Dil öğrenilirken, sözcüklerin simgelediği düşünceler, tutumlar
ve duygular da öğrenilir. Çocuk, ancak dili öğrendikçe paylaşabildiği
ve toplumsal anlamlar taşıyan bir dünyaya girebilir. Birey, başkalarının
kendisi karşısında takındıkları tutumların ışığında kendisi
üzerinde düşünmeye başlar, böylece kendi özbilincine varır, toplumsal
bir benlik edinir, sonuçta kendini başkalarının yerine koyabilme ve
başkalarının rollerini üstlenebilme yeteneğini kazanır.
Kişilik konusunda çok şey söylemek olanaklı olmakla birlikte,
sayısız açıklamalar içinde kaybolmamak için son olarak temel bir kavramla
ilgili açıklamalara yer vermekte yarar var. Güdü (motivation)
kavramı niçin sorusuna yanıt vermeye yarayan bir kavramdır. Niçin
insanlar çeşitli roller alırlar, planlar yaparlar, bedelinden daha yüksek
ödüller umarlar? vb. Bu soruların yanıtı için başarı, merak, acıdan
kaçınma gibi çeşitli güdülerden söz edilmiştir. Ancak, "gelişme sürecinde
olan bir varlık" olarak insan için en uygun güdü "kendini gerçekleştirme"
ve "yeterlilik" güdüsüdür. Rogers'a göre, "Kendini gerçekleştirme
güdüsü, insan organizmasının kendi gizilgücünü en üst
düzeyde gerçekleştirmek için sahip olduğu eğilimdir; belirli bir toplumsal
çevrede organizmasını ve bütün kapasitelerini koruma ve geliştirme
arayışıdır." Yeterlilik güdüsü de bireyin çevresiyle etkileşime
girmesini sağlar. Bu güdülerin yetişkinlik yaşamında ortaya çıkması
değişik noktalarda farklılık gösterecektir, yine de bunlar bireyin toplumsal
ve fiziksel çevresiyle etkileşiminin amaçlarını belirler.
Sonuç olarak, önce kişiliğin etkileşen yönleri var: Fizyolojik süreçler,
kişisel üsluplar, toplumsal roller gibi. Bu yönler bir bakıma
içseldir, yani biz onları içimizde taşırız. İkinci olarak, kişiliğin dış
yönleri var: Toplumsal durumlar, davranışların sonuçları, toplumsal
etkileşim ağı gibi. Üçüncü olarak, bu yönlerin etkileştiği yer ya da
benlik var. Dördüncü olarak, kişilik belirli bir toplumsal etkileşim
kalıbı içerisinde kendini gerçekleştirme ve yeterliliğe ulaşma çabası
içindedir. Beşinci olarak, kişilik sürekliliğini korurken değişime de
uğrar. Altıncı olarak, kişilik geleceğe dönüktür, şimdinin sonuçlarından
etkilenir, aynı zamanda geçmişle de bağlantılıdır, ama geçmiş tarafından
belirlenmez. Son olarak, kişilik bu değişik ögelerden farklı
bir bütündür. Bu özellikler karmaşık yetişkin kişiliğini de çerçeveleyen
özelliklerdir (D.C. Kimmel, 1974).
__________________
M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...
Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
|