Tek Mesajı Görüntüle
Old 09-25-2006, 12:31 AM   #43
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3052
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

İİ. ORTA YILLARDA BİREYSEL GELİŞİM

Bireysel açıdan orta yıllar gelişimde inişe geçişin belirtilerini
taşıyan yıllardır. Derinin kırışmaya, saçların aklaşmaya, cinsel gücün
azalmaya başladığı, iç organların çalışmasında aksamanın görüldüğü,
damar sertliği ve buna bağlı yüksek tansiyon ve kalp hastalıklarının
kişiyi her an alt edebildiği, kilo almanın süreklilik kazandığı bir dönem
söz konusudur. Ergenlikteki ileriye doğru fiziksel ve cinsel değişimlerin
yerini burada gerileyen fiziksel ve cinsel değişimler alır. Bireysel
güçlerin inişe geçtiği bu dönem, aynı zamanda yaşama bir "yeniden
değerlendirme" açısından bakma gereksinmesinin duyulduğu
dönemdir. İşte ve meslekte en yüksek noktaya çıkılmış olmasına karşın,
birey bundan böyle yaşamını aynı biçimde sürdürüp sürdüremeyeceğini
sorma noktasındadır. Ancak bu dönemi bir "bunalım" dönemi olarak görmek
de doğru değildir.

:::::::::::::::::

1. Bedensel değişimler

Genç yetişkinlikte dış görünümde çok az bir değişme varken,
orta yaşlılıkta dış görünüm'de belirgin ve dramatik değişimler söz
konusudur. Kilo alma eğilimi güçlenmiştir. Psikiyatrist Robert N. Butler
(1977) orta yılları ikinci bir "oral bağımlılık" dönemi olarak
nitelemektedir. İnsanlar bu dönemde yemeğe düşkündürler, şişmanladıklarını
ve hatta sağlıklarını yitirdiklerini görseler bile yemekten kendilerini
alıkoymazlar. Ergenlikte yağlar bedenin tüm ağırlığının % 10'u kadarken,
bu oran orta yıllarda % 20'ye çıkmaktadır. Üstelik yağlanmada
göğüs ve omuzlar daralıp küçülmüş gibi görünür. Ayrıca bedenin
genel duruş biçimi de değişmiş, hareketler yavaşlamıştır. Özellikle
erkeklerde saçların değişimi orta yaşlarda belirgindir.

Duyu işlevleri içinde görme yaşa bağlı değişimleri en çok belli
eden alandır. 40 yaş dolaylarında yetişkinler görmede aniden ortaya
çıkan değişimlerin (Göz bebeğinin küçülmesi, ışığa uyum, göz merceği
uyumu, vb.) farkına varırlar. 65 yaşından önce yetişkinlerin yaklaşık
yarısı gözlük kullanmak zorunda kalır, 65'ten sonra on yetişkinden
dokuzu gözlük takar.

İşitme alanında 25 yaşından önce azalma çok enderdir (yüz kişiden
birinde), 45 yaşından sonra bu oran yükselmeye başlar. İşitme
yitiminin çoğu yüksek ses frekansında olur. Erkekler düşük frekansı
kadınlardan, kadınlar da yüksek frekansı erkeklerden daha iyi duyarlar.
Elli yaşından sonraki işitme yitimi erkeklerde kadınlardakinden
daha fazladır.

Tat duyusundaki azalma özellikle 50 yaşından sonra belirginleşir.
Önce yanaklardaki, sonra dil kökündeki tat duyusu alıcıları azalmaya
başlar. Tatlılara karşı duyarlılık yaşlılıkta genç yetişkinliğe oranla üç
kez daha azdır. 40 yaşından sonra koku duyarlılığı da önemli ölçüde
azalmaktadır. 60 yaşındaki kişinin kokuları ayırt etme yeteneği 20
yaşındakinden % 50 daha azdır. Acı duyarlılığı ise yaklaşık 45 yaşlarında
artmakta ve artışını 60 yaşın ötesine kadar sürdürmektedir.

Hareket alanında yetişkinlik yıllarında önemli bir azalma vardır.
Olgunluk ve yaşlılık yıllarındaki iş ve başarıya ilişkin araştırmalar,
yaşlılık değişimlerinin olumsuz ve gerileyici olduğunu belirterek, bütün
davranışsal işlevlerdeki yaşlılık belirtilerini vurgulamaktadır. Welford'un
sözünü ettiği değişimler şunlardır: a) Tepki zamanında artış.
Tepki zamanı bir bireyin bir duyu uyarısını alışı ile yanıt verişi arasındaki
süredir. Ayrıca bir işi yapma süresinde de yaşla artış vardır. b)
Bir işi başarma değişkenliğinde yaşla artış. c) Daha karmaşık işlerin
yapılmasında yaşla ortaya çıkan önemli başarı düşüşü. Beynin bilgi biriktirme
ve iletme kapasitesinde yaşlanmaya bağlı bir azalma vardır.
Sonuç olarak yaşlı kişiler gençler kadar hızlı tepki veremezler. Orta
yaşların sonlarına doğru çabuk yapılması gereken işlerde hız azalması
artar. Örneğin, bazı yetişkinler bir dizi uzun ve karmaşık hareketi
gerektiren müzik aleti çalmada güçlük duymaktadırlar. Ancak, hareket
becerilerindeki düşüş açık olmakla birlikte, bu düşüşün meslek başarısında
da düşüşe yol açacağı konusunda kesinlik yoktur. Başka bir
deyişle, yaşlı kişilerin birikmiş deneyim ve bilgileri hareketteki
yavaşlamayı ödünleyici niteliktedir.

Beden sağlıyı orta yaşların önemli bir sorunu olarak ortaya çıkar.
McCammon'un belirttiği gibi, insanlar yetişkinlik yıllarında daha fazla
kronik ve daha az akut hastalık yaşamaya eğilim gösterirler. Akut
hastalıklar kısa süreli ve tedavi edilebilir hastalıklardır, buna karşılık
kronik hastalıklar (mafsal iltihabı ve şeker hastalığı gibi) uzun süreli
ve tedavi edilemez hastalıklardır.

Bazı kronik hastalıklar orta yetişkinlik yıllarında ortaya çıkmaya
başlar. 50-60 yaşları arasında -özellikle erkeklerde- şeker hastalığı
(diabete) son derece artar, 40 yaşlarından hemen sonra mafsal iltihabı
(arthirit) daha sık görülmeye başlar. Kalp ve dolaşım sistemiyle ilgili
dolaşım sorunları da orta yaşlarda artar. Damar sertliği (arteriosclerosis)
atardamar duvarlarında kolesterol gibi maddelerin birikmesiyle
ortaya çıkar. Büyük olasılıkla çocukluk gibi erken dönemlerde başlayan
bu süreç yetişkinlik boyunca sürer ve atardamar duvarlarının esnekliğini
giderek sınırlar. Damar duvarında biriken maddeler sert plakalara
dönüşebilir ve hatta damarın yırtılmasına yol açabilir. Genellikle
iç çeperi bozulmuş olan damarlarda kan pıhtıları toplanır (tromboz)
ve tıkanmalara neden olabilir; bu durum kol ve bacaklarda olursa
gangrenle, beyinde olursa felçle sonuçlanabilir. Genç yetişkinlikle orta
yaşlar arasında kalp atardamarlarının (koroner arterleri) yaklaşık %
25'i bu nedenle görevini iyi yapamaz ve koroner kalp hastalıkları ortaya
çıkar. Bu hastalıklar bazen sigaraya, kolesterol düzeyine, yüksek
kan basıncına ve kişilik özelliklerine de bağlı olabilir. Yüksek tansiyon
(yüksek kan basıncı) Birleşik Devletler'de her yıl yaklaşık altmış bin
erkek ve kadının ölümünde doğrudan etkili olmaktadır, bu insanların
çoğu kırk yaşlarındadır. Yüksek tansiyon fıziksel ve duygusal etkenlerin
etkileşimine bağlı bir hastalıktır. Atardamar duvarlarında madde
birikimi fiziksel bir etkendir, bireyin streslere tepki göstermesi de
duygusal bir etkendir. Sürekli gerginlik ve stres bazen kan basıncı düzeyinin
artmasına neden olabilir. Kan basıncı düzeyinin yaşla artması
yönünde bir eğilim de vardır. Bazı kişiler stresle başaçıkmada gençlik
yıllarında sağlıklı teknikler geliştirirler, bu özellik onlara yetişkinlikte
de yardımcı olur.
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla