Tek Mesajı Görüntüle
Old 09-25-2006, 12:31 AM   #44
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3054
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

2. Zihinsel değişimler

Yetişkinlikte zekanın azaldığı ya da yetişkinlerin yeni şeyler
öğrenemeyecekleri türünden söylenceler, insanların yetişkinlikteki zihinsel
değişimleri doğru bir biçimde değerlendirmesini engellemektedir.
Zekanın ve bilişsel yeteneklerin yetişkinlik boyunca değişmez
kaldığı gerçeği daha önce belirtilmişti. Gerçekte, akılyürütme ve sözel
beceriler yetişkinlikte gelişebilmektedir. Orta yaşlı bireylerin düşünme
yetenekleri büyük olasılıkla genç yetişkinliktekinden daha iyi olmaktadır.
Ayrıca, yaratıcılık da orta yetişkinlik yıllarında belirgin bir
azalma göstermemektedir. Yaratıcı kişilerin toplam ürünlerinin incelenmesi,
bu insanların başarının doruğuna orta yaşlarda, bazen de ileri
yetişkinlikte ulaştıklarını göstermektedir. Bilim adamları için yaklaşık
40-60 yaşları arası bilimsel üretimin oldukça sürekli bir akış gösterdiği
dönemdir, göreli bir azalma ancak 60-70 yaşları arasında ortaya
çıkmaktadır. Bilim adamları için 20-29 yaşları arasının en az ürün verdikleri
dönem olduğu da belirtilmektedir. Sadece sanatçıların 60-70
yaşları arasında 20-29 yaşları arasındakinden daha az ürün verdikleri
bulunmuştur. İnsan bilimlerinde yaratıcılık yaklaşık 30-70 yaşları
arasında sürekli gelişme göstermektedir. Orta yaşlarda doruk noktasına
ulaşan yaratıcı kişiler bazı yaratıcı etkinliklerini ileri yetişkinlik
yıllarına kadar sürdürebilirler. Çünkü doruk noktasına ulaşmak bundan
sonra bütün işlerin duracağı anlamına gelmez. Ayrıca, azalma ya
da düşüş mutlaka yeteneklerde değişme olduğunu da göstermez. Kimmel'e
göre, düşme belki de zihinsel değişimlerden çok bilişsel olmayan
etkenlerin sonucudur. Nitekim, bilim adamları -büyük yaratıcı çalışmanın
ardından- birtakım sorumluluklar üstlenerek (yöneticilik, vb.)
yaratıcı üretime daha az zaman ve enerji ayırmak durumunda kalmaktadırlar.

Aşağı yukarı her yetişkin yeterli zaman verildiğinde her türlü konuyu
öğrenmeye ve beceriyi edinmeye yeteneklidir. Yetişkinlikte bireysel
farklılıklar önemli ölçüde artmakla birlikte, kendilerine güvenlerinin
azalmaması koşuluyla, yetişkinler hala yeni şeyler öğrenebilirler.
Kendine güven özellikle önemlidir; çünkü bazı yetişkinler, öğrenim
yaşamlarının sınırlılığını aşırı vurgulayarak öğrenme yeteneklerini
olduğundan daha az görme eğilimindedirler. Pratik yolla ve özel
deneyimle elde ettikleri bilgileri de küçümserler. Oysa yetişkinler yaşamları
boyunca iş, aile ve toplum yaşamlarında -informel olarak-
pek çok şey öğrenirler. Birçok yetişkin kendi yönettiği öğrenme
etkinliklerine girer. Yetişkinler genellikle öğrendiklerini kullanmak da
isterler. Knox'a göre, yetişkinlikteki öğrenmeyi etkileyen bellibaşlı
etkenler şunlardır: a) Koşullar. Fizyolojik koşullar ve fiziksel sağlık
öğrenmeyi çeşitli yönlerden etkileyebilir. Duyusal kısıtlanmalar (görmenin,
işitmenin azalması gibi) duyusal girdileri sınırlayabilir. Sağlığın
bozulması dikkatin dış olaylara yöneltilmesini önleyebilir. b) Uyum.
Öğrenme durumunda kişisel ya da toplumsal bir uyumsuzluk olduğunda
bireyin öğrenmeyi değerlendirmesi ya da kolaylaştırması daha
az olanaklıdır. Toplumsal uyumsuzluk genellikle öğrenen kişinin savunma
ve anksiyetesiyle ilgilidir ve kişinin güdülenme ve canlılık düzeyiyle
karıştırılmamalıdır. Kişi bir durumla uğraşabileceğine inanırsa
ona meydan okuyabilir, eğer inanmazsa durumu tehdit edici olarak
algılayabilir. Daha önce pek çok başarısı olan bir kişi başarısızlığı çok
rahat göğüsleyebilir. Yeni eğitim deneyimlerinde destek ve yardım yetişkinler
için çok önemlidir. c) Uygunluk. İş anlamlı ise ve öğrenme
yarar sağlayacaksa yetişkinin öğrenme etkinliğindeki güdüsü ve işbirliği
de artar. Belirgin ve seçilmiş öğrenme görevleri ve anlaşılır yöntemler
söz konusu olduğunda yetişkin daha etkin bir ilgi ve katılım
göstermektedir. d) Hız. Özellikle yaşlı yetişkinler için zaman sınırlamaları
ve baskılar öğrenme başarısını azaltmaktadır. Yetişkin kendi
ritmine bırakılırsa öğrenme başarısı daha yüksek olur. e) Statü.
Sosyoekonomik durumlar, öğrenme yeteneğini etkileyebilecek değerler,
istemler, baskılar ve kaynaklarla yakından ilişkilidir. Resmi öğrenim
düzeyi yetişkinin öğrenmesiyle yakından bağlantılı bir statü belirtisi
olmaktadır. Statünün öğrenmeye etkisi öğrenme etkinliğinin türüne
bağlıdır. Örneğin, ölçme sisteminin öğrenilmesinde sözel iletişim mavi
yakalı yetişkinler için daha etkili olurken, beyaz yakalı yetişkinler
soyut kavramları yazılı iletişimle daha kolay öğrenmektedirler. f)
Görünüş. Kişisel görünüş ve kişilik özellikleri (açık görüşlülük ya da
savunmacılık gibi), yetişkinin özel öğrenim türleriyle uğraşma yollarını
etkileyebilmektedir (Schiamberg ve Smith, 1982).

İlerde yaşlılık bölümünde de tartışılacağı gibi, zekanın yetişkinlikteki
durumu (artma, azalma, değişmeme) her zaman merak konusu
olmuştur. Bir yanda, yetişkinlik boyunca zekada düşüşün kaçınılmaz
olduğunu, bilgi ve deneyim artışı gizlese bile öğrenme gücünde yaşla
birlikte yadsınamaz bir azalışın ortaya çıktığını ileri sürenler vardır.
Öbür yanda, zekanın yaşam boyunca esnekliğini koruduğunu, sağlık,
eğitim, yaşam deneyimleri gibi etkenlerle yoğurulduğunu, dolayısıyla
azalabileceğini de, artabileceğini de düşünenler bulunmaktadır. Bu
görüşlerden hangisi doğrudur ya da bunları uzlaştırmanın yolu var mıdır?

Yirminci yüzyıl boyunca psikologlar zekanın ergenlikte tepe
noktasına ulaştığına, sonra yetişkinlik boyunca derece derece azaldığına
inanmışlardır. 1950'lerin ortalarında ilk kez bu sayıltıdan kuşku
duyulmaya başlanmıştır. Özellikle boylamsal araştırmalar zekanın yetişkinlik
süresince de gelişebildiğini göstermiştir. Kuşak ya da bölük
farkılıklarının bozucu etkilerini ilk kez farkedenlerden biri K. Warner
Schaie'dir. Schaie aynı denekleri 1963'de, 1970'de, 1977'de yeniden
test edince sorunun kesitsel araştırma yaklaşımından kaynaklandığını
ortaya çıkarmıştır. Ancak boylamsal yöntemin de bu haliyle birtakım
sakıncalar içerdiği görülmüştür. Bunlardan biri, hep aynı testi birçok
kez almanın kişinin başarısını yükseltebileceği gerçeğidir. Schaie bu
sakıncayı aşabilmek için daha önce sözünü ettiğimiz "sırasal düzen"
yaklaşımını geliştirmiştir. Kesitsel ve boylamsal verilerin birlikte
kullanılması kuşak farklılıkları engelini aşmayı sağlamaktadır.

Konuyla ilgili bütün araştırmalar bize yetişkinlikteki bilişsel gelişim
için iki genel sonuç vermektedir:

- Değişik yaşlardaki yetişkinleri karşılaştıran kesitsel araştırmalar
zihinsel yeteneklerde derece derece ortaya çıkan bir düşüş gösterdiği
halde boylamsal araştırmalar ilk yetişkinlik ve genellikle orta
yaşlarda pek çok yetenekte bir artış göstermektedir.

- Kuşak farklılıkları test sonuçlarını yaklaşık 60 yaşına kadar
yaş farklılıklarından daha güçlü biçimde etkilemektedir.

John Horn, Cattell'in daha önce sözünü ettiğimiz iki tür zeka anlayışını
yeniden ele almıştır. Akıcı zeka her yöne doğru hareket edebilir.
Kısa süreli bellek, soyut düşünce, işlem hızı gibi temel zihinsel yetenekleri
içeren bu zeka türünde kişi sözcük, sayı, bilmece gibi konularda
hızlı ve yaratıcıdır. Birikimli zeka daha sağlamdır; eğitimle ve
deneyimle gelen olgu, bilgi, öğrenme stratejisi birikimiyle oluşmuştur.
Uzun süreli bellek, sözcük dağarcığı genişliği bu zeka türünün
özellikleridir. Akıcı zekanın temelde genetik; birikimli zekanın ise temelde
öğrenilmiş olduğu kabul edilmiştir önceleri. Ancak John Horn bugün
bu doğa-kazanım ayırımının geçersiz olduğunu düşünmektedir.
Çünkü birikimli zekanın kazanılması kısmen akıcı zekanın niteliğinden
etkilenmektedir. Örneğin, bir kişinin sözcük dağarcığının gücü,
kısmen okuma hızının ve sözcükler arasında mantıksal çağrışımlar
kurma yeteneğinin sonucudur; bu ikisi de akıcı zekayla ilgilidir. Horn
yetişkinlikte akıcı zekanın önemli ölçüde azaldığına inanmaktadır. Bu
düşüş birikimli zekadaki artışla geçici olarak gizlenmektedir.

Düşünme hızı akıcı zekanın önemli bir ögesidir. Standart zeka
testlerinin çoğunun tepki hızına önem verdiği de bilinmektedir.
Yetişkin gelişimi uzmanları zeka testlerinin bu yönünü hakça
bulmamaktadırlar. Yetişkinler hemen her şeyde gençlerden daha yavaştırlar.
20 yaş ile 60 yaş arasında tepki zamanında ortalama % 20'lik bir yavaşlama
söz konusudur. Karmaşık etkinliklerde bu yavaşlama daha da
fazladır. Örneğin elyazısı 60 yaşında 30 yaşındakinin iki katı zaman
almaktadır. Ancak düşünme hızını düşünme kalitesi ile karıştırmamak
gerekmektedir. Hatta yavaş düşünmenin daha derin ve daha iyi bir düşünme
olduğunu ileri sürenler vardır. Buna karşılık, yavaş düşünmenin
etkisiz bir düşünme olduğunu ileri sürenler de vardır. Sonuçta, zihinsel
süreçlerin yavaşlığının düşünmenin kalitesini nasıl etkilediği
konusunda görüş birliğine varılabilmiş değildir. Ancak, gelişim
psikologlarının çoğu Schaie'nin hedefe Horn'dan daha fazla ulaştığını
düşünmektedir. Yetişkin zekasında en azından orta yıllarda ılımlı bir
artış norm olabilir görünmektedir.

Bugün birçok araştırmacı zeka diye bir bütünün varlığından çok,
birçok değişik zekaların var olduğunu kabul etmektedir. Her zihinsel
yetenek, eğitim, deneyim gibi değişkenlere bağlı olarak, yaşla birlikte
artabilir, azalabilir, sabit kalabilir. Yetişkinin zihinsel yeterliği
çok-boyutlu ve çok-yönlüdür. İnsanlar yaşlandıkça geliştirmeyi seçtikleri
zeka türlerinde ya da becerilerde daha uzmanlaşırlar; kullanılmayan
yeteneklerde de düşüş görülür. (K. S. Berger, 1988)
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla