|
Forum Kalfası
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3052
Rep Puanı : 16800
Cinsiyet : Erkek
|
3. Cinsel Değişimler
Orta yetişkinlik yıllarında hem erkeklerde hem de kadınlarda birtakım
cinsel değişimler olmaktadır; bu değişimler kimi yazarlarca "yaşam
değişimi" kavramıyla dile getirilmektedir. Yaşam değişimi, orta
yaşlarda erkeklerde ve kadınlarda ortaya çıkan cinsel değişikliklere
uygulanan genel bir terimdir ve önemli bir dönüm noktası olarak yaşamın
bir döneminin terkedilmesi, bir diğerinin başlaması anlamına
gelir. Bu değişikliklerden en önemlisi erkek ve kadınlarda üretim yeteneğinin
gitgide azalmasıdır. "Yaş dönümü"nün (climacteric) sonu
kadınlar için daha dramatiktir, çünkü ayhalinin durması gibi çok belirgin
bir işaretle ortaya çıkar. "Menopoz" kadın yaş dönümünün son
noktasıdır; östrojen hormonunun durması yumurtlama sürecini sona
erdirir, dolayısıyla aylık kanamalar da durur. Erkek yaş dönümü ise
erkek üretkenliğinin derece derece azalmasını dile getirir. Yaşlanan
bedende hem sperm üretimi, hem de erkeklik hormonu (testosteron)
üretimi azalmaktadır. Ancak bu azalma, erkek üretkenliğini hiçbir zaman
bitirmeyecek biçimde derece derece olur. Kadının menopozundan
farklı olarak, erkeğin üretim işlevi sona ermez ve genellikle
- testosteron ve spermin azalmasına karşın- ileri yaşlara dek sürer.
a. Menopoz
Kadında yaş dönümünün en kolay tanınan belirtilerinden biri
menopozdur. Aylık kanamaların durması genellikle 2-3 yılda tamamlanır.
Kadınların sadece dörtte biri menopozun geleneksel belirtilerini
göstermekte ve sadece % 10-15'i bu dönemde doktor yardımına gereksinme
duymaktadır. En belirgin belirtiler sıcaklık basması ve aşırı terlemedir;
yüz kızarması, yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, uykusuzluk,
sinirlilik, ağlama ve depresyon da görülebilir. Bu can sıkıcı belirtiler
genellikle menopozun bitimine kadar sürer. Bu dönemde kadınlarda
bazı ruhsal değişiklikler de görülür. Kadınlar, eğer menopozu
çekiciliklerinin, cinselliklerinin, yararlılıklarının sona ermesinin
belirtisi olarak görürlerse daha fazla üzüntü duymaktadırlar. Bu duygular
yaşlı kişileri değersizleyen gençlik odaklı bir kültür tarafından daha da
yoğunlaştırılabilir. Bu tür duygularla depresyona giren kadınlar yalnızca
küçük bir gruptur. Menopoz geçiren kadınların en azından üçte
ikisi kendilerini menopozdan sonra öncekinden çok daha iyi hissettiklerini
söylemektedir. Bir bakıma bu tür belirtiler menopoza giren
kadının yaşı ile de ilişkilidir. Erken yaşta menopoza girenlerde belirtiler
sarsıcı olurken, 45 yaş ve sonrasında girenler için bu dönem daha
sakin geçmektedir. Ortayaşlı bir kadın menopozun yaşamında önemli
değişikliklere neden olmadığını kolayca görebilir.
Menopoz genellikle cinsel etkinlikleri etkilemez. Bir araştırmada
kadınların % 65'i menopozun cinsel ilişkileri üzerinde hiçbir etkisi
olmadığını belirtmiştir; ancak vajen duvarının incelmesi, üretim organlarının
zayıflaması, uyarılma sırasında vajen ıslaklığının (lubrication)
azalması kimi kadınlarda cinsle ilişkiyi zorlaştırabilir. 1960'larda menopoz
belirtilerini denetim altında tutmak için östrojen hormonu kullanılması
yaygın bir yöntemdi. Ancak bugün bu yöntemin rahim kanseri
olasılığını 4-7 kat arttırdığı bilinmektedir.
b. Erkeklerde yaş dönümü
Dramatik bir değişimle ortaya çıkmadığı için erkeklerde yaş dönümünü
belirlemek güçtür. Yaşlı erkekler cinsel yeterlilikte birtakım
değişimler gösterebilirler. Sertleşme (erection) eskisi kadar çabuk olmaz
ve boşalma (ejaculation) süresi ve gücü azalmıştır (Masters ve
Johnson, 1966). Kimi erkeklerin yakınmaları (sinirlilik, kızgınlık,
depresyon, dikkatini yoğunlaştırma güçlüğü, istek yokluğu) ile yaş dönümü
arasında doğrudan bir ilişki kurmak kolay değildir. Masters ve
Johnson (1966), erkeğin cinsel tepki yeteneğinin azalmasında aşağıdaki
psikososyal etkenlerin etkisinden söz etmektedir:
(1) Kadına ilginin, kadının çekiciliğinin yitmesine yol açan
uzun süreli ilişkiye bağlı tekdüzelik.
(2) Erkeğin mesleki uğraşları.
(3) Fiziksel ya da zihinsel yorgunluk.
(4) Aşırı alkol kullanımı.
(5) Eşlerden birinin fiziksel ya da ruhsal rahatsızlığı.
(6) Başarısızlığa uğrama korkusu.
Kültürel kalıpyargılar erkeklerin 40-50 yaşlarında birden bire
ciddi bir psikolojik bunalıma gireceklerini ileri sürmektedir. Erkeklerin
bu yaşlarda uğradıkları güçlükler bir tür "erkek menopozu"na mal
edilmektedir. Tıp adamları erkeklerde cinsel hormon üretimi azalmasından
söz ediyorlar, buna karşılık psikolog ve sosyologlar biyolojik
olmayan açıklamaları yeğliyorlar.
D.J. Levinson erkeklerin genellikle 35-45 yaşlarında bir dönüm
noktası yaşadığını belirtiyordu. Levinson'a göre erkek bu dönemi
değişmeden geçiremez, çünkü yaşamının bu döneminde değişik koşullarla
karşılaşmak durumundadır. Yaşlanmanın tartışılamaz ilk işaretlerini
görür, kendisi konusunda sahip olduğu düşleri ve imgeleri yeniden
değerlendirmek zorunda olduğu bir noktaya ulaşır. Ölüm gerçeği
de bir erkeği orta yaşlarında yeni düşünme yollarına zorlar. Yale
araştırmacıları bütün bu gelişmelerin ortasında cinselliğin de önemli
bir sorun alanı olduğunu buldular: Erkekliğin azalması olasılığından
ve fiziksel çekiciliğin azalmasından duyulan kaygı.
Masters ve Johnson'a (1966) göre, erkekler 50 yaşlarını geçtikten
sonra penisin dikleşmesi daha fazla zaman almaktadır. Ayrıca özellikle
60'ından sonraki erkeklerde sertleşme gençliklerinde olduğu gibi
tam ve güçlü değildir, maksimum dikleşme ancak orgazmdan az önce
gerçekleşmektedir. Yaşın ilerlemesiyle spermde, seminal sıvıda ve
sertleşme gücünde azalma olmaktadır. Eğer erkek cinsel yaşamında
gençliğinden beri yüksek bir etkinlik düzeyini korumuşsa ve akut ya
da kronik bir hastalığı yoksa, cinsel etkinliğini ileri yaşlara kadar
sürdürebilmektedir. Yine de yaşlı erkekler çok uzun süre uyarılmamışlarsa
cinsel tepki verme yetenekleri sürekli olarak azalabilmektedir.
c) Cinsel yaşam
Sağlıklı erkek ve kadınlar, cinsel isteğin yok edilmemesi ya da
cinsel eylemin engellenmemesi koşuluyla ileri yaşlara kadar cinsel
işlevlerini koruyabilmektedirler. Yaşlılar, kendi yaşlarındaki insanların
"sekssiz" olması gerektiği konusundaki toplumsal tanımları benimsediklerinde
haksız bir söylencenin kurbanı olmaktadırlar.
Kinsey'e ve Westoff'a göre, evli çiftler yirmi yaşlarında haftada
yaklaşık üç kez, otuzlarında yaklaşık iki kez, kırklarında bir buçuk
kez, ellilerinde bir kez ve altmışlarında yaklaşık on iki günde bir kez
cinsel ilişkide bulunmaktadırlar. Ancak, genel nüfusta dört haftalık bir
dönemde görülen ilişki sayısı 1965'te 6,8 iken, 1980'de 8.2'ye yükselmiştir.
Bu değişimin temel nedeni, gebeliği önleyici yeni yöntemlerin
bulunması ve yasal kürtaj hakkının kullanılması, dolayısıyla istenmeyen
gebeliklere bağlı anksiyetenin azalmasıdır. Toplumsal özgürlüklerin
artması, kadınların beklentilerinin değişmesi ve kitle iletişiminde
cinselliğin geniş ölçüde tartışılması da gelişmelere katkıda bulunmaktadır.
ABD'li erkekler yayınlar yoluyla cinsellikle daha fazla ilgilenmeye
yöneltilmektedirler. Louis Harris'in 18-49 yaşlarındaki erkekler
arasında yaptığı bir araştırma, erkeklerin % 49'unun cinselliği kişisel
mutlulukları için "çok önemli" bulduğunu gösterdi; yetişkin mutluluğuna
bağlanan etkenler listesinde erkeklerin % 17'si cinselliği en az
önemliler arasında saydı. Erkeklerden yaşamlarında kişisel olarak en
önemli üç değeri seçmeleri istendiğinde en çok belirtilenler şunlardır:
% 56 aile yaşamı, % 35 sağlık, % 32 iç huzur, % 25 aşk, % 19 iş, %
16 din, % 10 saygınlık, % 9 eğitim, % 8 seks. Amerikalı erkekler kendi
duyarlılık ve insanlıklarının daha fazla farkına varmaya başlamışlardır.
Sevecenlik, bağımlılık, zayıflık, acı gibi duyguları gittikçe artan
biçimde daha fazla tanımaya başlıyorlar. Yine de, erkeklerin çoğu ve
özellikle yaşlı erkekler bu tür "erkekçe olmayan" duyguları rahatça
konuşmaktan henüz çok uzakta.
Kadınlar ise kendi cinselliklerini günümüzde daha fazla farketmeye
başlamışlardır. Bugün kadınlar cinsellikten daha fazla hoşlanıyor
ve eşlerinden bunu istiyorlar. Hite'in araştırması kadınların %
95'inin ("frijit" olduklarını düşünenlerin bile) mastürbasyon yaptıklarında
orgazm olmaya yetenekli olduklarını göstermektedir. Tutumlardaki
bu değişimin kadın hareketlerinden etkilendiği de kuşkusuzdur.
Ancak, araştırmalar, erkeklerin cinsel etkinliğe daha fazla ilgi duyduklarını
ve daha fazla katıldıklarını ortaya koymaktadır. Evli olmayan
kadınların % 92'si cinsel etkinlikten sürekli olarak yoksun olduklarını
ve % 45'i hiç cinsel ilgi duymadıklarını belirtmişler; oysa evli olmayan
erkeklerin sadece % 18'i cinsel ilişkiden uzak ve sadece %15'i cinsel
ilişkiden yoksun. Bununla birlikte, günümüzün genç kadınları cinsel
yaşamla çok daha fazla ilgililer ve bu ilgi büyük olasılıkla yaşamları
boyunca sürecektir. Dolayısıyla, yaşlı yetişkinlerin cinsel tutum ve
davranışlarının gelecekte bugünkünden farklı olacağı söylenebilir.
Yaşlılık araştırmaları, cinsel ilgide ve etkinlikte azalma olsa bile,
yaşamın ileri dönemlerinin hiç de "sekssiz" olmadığını göstermektedir.
Örneğin, Newman ve Nichols'un araştırması, eşleriyle yaşayan
60-93 yaşları arasındaki 149 erkek ve kadından % 54'ünün cinsel
ilişkiyi hala sürdürdüğünü göstermektedir. Cinsel ilişkilerin yaşam
boyunca önemli ve haz verici olduğu saptanmaktadır. Deneklerini 67
yaşından 77 yaşına kadar izleyen bir başka araştırma, deneklerde cinsel
ilginin hiç azalmadığını göstermiştir. Ayrıca araştırmacılar, ileri
yaşlardaki cinsel ilginin -cinsel başarı gibi-, cinsel etkinliğin
düzenliliğine bağlı olduğu ve erken yıllardaki cinsel etkinlikle bağlantılı
olduğu konusunda görüş birliği içindedirler (Masters ve Johnson, 1966).
Yetişkinlerin cinsel sorunları bilimsel araştırmaya daha yeni yeni
konu olmaktadır. Pittsburg Üniversitesi'nin orta sınıftan yüz çift üzerinde
yaptığı bir araştırmada, kadınların yaklaşık yarısı ve erkeklerin
üçte biri cinsellikle ilgili sorunlar bildirdiler. Uyarılma güçlüğü bir
kadının cinsel doyumsuzluğunda en çok bildirilen sorundur, kadınların
yaklaşık yarısı bu güçlüğe sahiptir ve % 46'sı orgazma ulaşma
güçlüğü göstermektedir. Bu kadınların çoğu sevişme sırasında rahat
(relax) olmadıklarını söylemekte ve sevişmeden sonra en küçük bir
sevecenlik görmediklerinden yakınmaktadırlar. Erkeklerin en çok belirttiği
sorun (% 36) erken boşalmadır ve % 16'sı da ereksiyon olma ya
da sürdürme güçlüğü bildirmektedir. Master ve Johnson (1970), yaşlı
erkeklerin avantajının, genellikle boşalım denetiminin 50-70 yaş grubunda
30-40 yaş grubundakinden daha iyi olması olduğunu ileri
sürmektedir. Her iki eş de her cinsel ilişkide boşalmanın mutlaka gerekli
olmadığı gerçeğini kabul ettiklerinde cinsel ilişki daha doyurucu
olabilmektedir. Ayrıca, penisin sertleşmesinin gecikmesiyle vajenin
nemlenmesinin gecikmesi de birbirine denk düşmektedir.
Sonuç olarak, doyumlu cinsel ilişki kapasitesinin sağlıklı kişilerde
ileri yaşlara kadar korunduğu söylenebilir. Yaşlanan erkek için cinsel
etkinliği korumada en önemli etken cinselliğin genç yaşlardan itibaren
kararlılığıdır. Ne tür bir cinsel etkinliğin yaşandığı önemli değildir,
önemli olan cinsel etkinliğin başından beri sürekli ve üst düzeyde
tutulmasıdır. Aynı şekilde, kadınlar için de sonsuz bir cinsel etkinlik
ve anlatım kapasitesinden söz edilebilir. Etkin cinsellik kadının
menopoz öncesi yıllarıyla sınırlı değildir; kadın, düzenli ve etkili bir
uyarımla karşı karşıya olduğu sürece, tam cinsel etkinliğe ve orgazm
tepkisine her zaman yeteneklidir. Her iki cins için de cinsel kapasitenin
yitirilmesi genellikle cinsel etkinlik yokluğundan kaynaklanmaktadır.
__________________
M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...
Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
|