|
Forum Kalfası
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3052
Rep Puanı : 16800
Cinsiyet : Erkek
|
2. İş ve Meslek
Aile ve iş yaşamının birbiriyle sürekli etkileşim içinde olan sistemler
olduğu daha önce belirtilmişti. Aile yaşam döngüsü gibi bir de
iş yaşamı döngüsü olduğu daha önce açıklanmıştı. Kimmel (1974), tipik
bir iş yaşamı döngüsünde üç büyük dönüm noktası olduğunu belirtmektedir:
İşe giriş, ilerleyen yıllar, emeklilik.
A. İşe girme ve işte ilerleyen yıllar
İşe girme bir meslek seçimi sürecinin ardından ulaşılan dönüm
noktasıdır ve genç yetişkinlik yıllarında yaşanır. İş yaşamının ilerleyen
yıllarında bir dönüm noktası ve bir bunalım daha ortaya çıkar. Bu
bunalım bir bakıma işe girişte yaşanan bunalıma benzer. Orta yıllarda
birey gelecekteki olanaklarını değerlendirdiği bir noktaya gelir. Bu
bunalımın işe girişteki bunalımdan farkı "kariyer saati"ne dayanmasından
doğar. Bu saat "toplumsal saat"e benzer ve bireyin meslekte
tam saatinde olduğuna ya da zamanın gerisinde kaldığına ilişkin öznel
duygusunu dile getirir (ilk kitabını elli yaşından sonra yazmaya başlayan
öğretim üyesinin duyguları gibi). Birey, orta yıllarda 45-55
yaşları arasında emeklilikten önce kaç yılı kaldığının birden farkına
varır ve amaçlarına ulaşmadaki hızını değerlendirir. Eğer oldukça geride
kalmışsa ya da amaçları gerçekçi değilse, çok geç kalmadan işini
değiştirmeye ya da amaçlarını daha gerçekçi kılmaya karar verir. Orta
yıllarda insanlar yaşam çizgileri ile meslek çizgileri arasında sıkı bir
ilişki olduğunu algılarlar. Meslek beklentileri ile meslek başarıları
arasındaki farklılık yaşın -yaşlanmanın- farkına varılmasına neden
olur. Orta yıllarda meslek amaçlarının değerlendirilmesinin yanısıra,
Neugarten'in belirttiği gibi, başarı, yeterlilik, denetim altına alabilme
duygusu da söz konusudur. Orta yıllarda başarılı olanlar geçmiş
deneyimlerinden kaynaklanan çok gelişmiş bir karar verme yeteneğine
de sahiptirler. Neugarten'in başarılı deneklerinden çok azı yeniden
genç olmak istediklerini söylemişlerdir. Yaşam döngüsünün orta yıllarında
yaşanan bu olaylarda yine bir benlik değişimi söz konusudur.
Genel olarak, meslek basamaklarında her yeni adım, yeni bir çevre getiren
her terfi, yeniden toplumsallaşmayı gerektiren her yeni iş benlikte
değişimlere neden olur ve bu değişimler her zaman yeni benlikle
içsel benliğin bütünleşme sürecini harekete geçirir.
B. Emeklilik
Emeklilik orta yıllardan yaşlılığa geçişi belirleyen toplumsal bir
dönüm noktası olduğu için yetişkin gelişiminde önemli bir aşamadır.
Emeklilikteki geçiş erinlikteki geçişe benzetilebilir; ancak, erinlikte
biyolojik etkenlerin ağır basmasına karşılık, emeklilikte toplumsal etkenler
daha önemlidir. Emeklilik ayrıca, çalışmanın sona ermesiyle
boş zaman döneminin başlamasını da belirler.
Carp'a göre emeklilik olgusunun üç temel yönü vardır: Olay,
statü ve süreç olarak emeklilik. Emeklilik her şeyden önce bir geçiş
noktasını gösteren bir olaydır. Üretimin artması emeklilik yaşını indirmekte,
yaşam süresinin uzaması da emeklilik süresinin uzamasına neden
olmaktadır. Bir toplumsal konumdan diğerine bu geçiş bir tür geçiş
töreniyle de belirlenebilir, kimilerinin emekliye ayrılışı basına da
yansıyabilir. Yine de emeklilik kesin bir toplumsal anlamı olmayan
bir toplumsal olaydır; anlamı daha çok bireyin toplumsal yaşam alanı
ile sınırlıdır. Öte yandan, emeklilik bir statü olarak da
değerlendirilebilir. Emeklilik olayının ardından birey, kendine özgü rolleri,
beklentileri ve sorumlulukları olan yeni bir toplumsal konuma geçer. Bu
değişim üstlenilen rollerde ve yaşam standardında bir düşüşü de içerir.
Bu nedenle, emekli statüsüne geçiş toplumsal konumda olumsuz bir
değişimdir. Azalan rollere ve artan boş zamana karşın toplumsal değişim
olumsuz yöndedir. Buna karşılık, emeklilik için gerekli çalışma
süresinin azalması ve yaşam süresinin uzaması nedeniyle bu statüde
yaşayanların sayısı da gittikçe artmaktadır. Dolayısıyla, gelecekte
emeklilik statüsünün daha doyurucu olması beklenebilir. Toplumun
bütün yaşlar için boş zaman etkinliklerine verdiği önem arttıkça,
emekli insanlar çevrelerine yararlı yeni roller üstlendikçe emekliliğin
toplumsal değeri de yükselecektir. Emeklilik bir süreç olarak da kabul
edilebilir. Bu süreç yeni statüye hazırlanılmasını ve bu statü
değişikliğinin getirdiği yeniden toplumsallaşmayı içermektedir. Bu bakış
açısından, emeklilik sürecindcki biyolojik, psikolojik ve toplumsal
etkenlerin önemi vurgulanabilir. Bu süreci anlamak, sadece olayın etkisini
değil, aynı zamanda bireyin özelliklerini, geçmekte olduğu yeni
statünün özelliklerini de anlamayı gerektirir.
a. Biyolojik Etkenler. Emekliye ayrılmada biyolojik etkenlerin
önemli bir payı vardır. Emeklilerin hemen hemen yarısı kötü
sağlık koşulları nedeniyle emekliye ayrılmış kişilerdir. En kötüsü de,
bu kişilerin aynı nedenle boş zaman etkinliklerine katılamamalarıdır.
Bireyin emeklilikte yeterince doyum bulabilmesinde biyolojik düşüş
önemli bir etkendir; öte yandan, hastalık da biyolojik düşüşe bağlı
temel bir etkendir. Eğer belirli bir hastalık yoksa yaşa bağlı değişim
de az olmaktadır. Örneğin, emeklilikten sonra başlayan akıl hastalığı
çoğu zaman fiziksel bir hastalığın ardından gelir ve hastalığın yol
açtığı toplumsal yalıtılmışlık emeklilikten çok hastalığa bağlıdır.
Benzer biçimde, emeklilikten sonra ortaya çıkan depresyon geçici bir
durumdur ve fiziksel hastalığı birkaç yıl sonra izleyen depresyonun
aksine hastanelik düzeye gelmez. Şu halde, hastalık çok önemli bir biyolojik
etkendir ve insanın fiziksel sağlığı emeklilikteki doyumlarını,
rollerini, kendini algılayışını etkiler. Emekli kişi sürekli tıbbi bakıma
gereksinme gösteriyorsa, bağımsızlık duygusunu, özsaygısını, yeterlilik
duygusunu, anlamlılık duygusunu koruması da oldukça güçleşecektir.
Ancak, tıp bilimi henüz emekliye ayrılma ile hastalık başlangıcını
birbirinden kesinlikle ayırabilecek düzeyde değildir.
b. Sosyo-kültürel Etkenler. Birey için emekliliğin anlamı,
büyük ölçüde, emekliliğin toplumsal etkenlerinden ve kültürel tanımından
etkilenmektedir. Örneğin, emeklilik rollerde ani değişime neden
olduğundan, bu değişimin isteyerek ya da zorunlu olarak ortaya
çıkması emekliliğin bireyin gözündeki anlamını da etkileyecektir. Bu
değişimin anlamı emeklilik statüsünün özelliklerinden de etkilenecektir.
Araştırmalar, yüksek gelir, eğitim ve mesleki statü sahibi kişilerin
uzun süre çalıştıklarını; emekliliği isteyenlerin emekli olmaya istekli
olmayanlardan daha önce emekli olduklarını, kadınların emekliliği erkeklerden
daha az istediklerini ortaya koymaktadır. Bu karmaşık
örüntüler emekliliğin ancak bireyin yaşam alanı içinde kavranabileceğini
göstermektedir. Örneğin, emeklilikteki yüzde elliye yakın gelir
düşüşüne karşın emeklilik gelirinin yeterli bulunması, ileri yaşlarda
ortaya çıkabilecek hastalıkların dikkate alınmaması yüzünden olabilir.
Deneklerin yeterli gelir kavramları gençliklerinde yaşadıkları ekonomik
sıkıntılardan etkilenmiş olabilir (cohort-bölük etkisi). Yararsızlık
duygusunun artışı söz konusu ise de, emeklilerin çoğu böyle bir duygudan
söz etmemektedirler; "yaşam doyumu" duygusunda emekli
olanlarla olmayanlar arasında hiç fark bulunamamıştır. Erken emekli
olanlar geç olanlara oranla emeklilikten daha hoşnut olma eğilimindedirler.
Yaşam doyumunda, emeklilikten önce emeklilik konusundaki
duygular, emekliliğin istemli ya da zorunlu olmasından daha etkilidir.
Araştırmalar, emeklilik konusunda yaygın olarak beklenen olumsuz
sonuçlar doğrultusunda bulgular vermemektedir. Tam tersine, emekli
insanların toplumdaki yeni konumlarına bağlı olumsuzluklara hoşgörüyle
baktıkları ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni, emeklilik değişiminin
daha önceki değişimlerden farklı ama daha korkunç olmaması
olabilir. Üstelik emekliler, Darwin'ci anlamda, daha önceki bütün
değişimleri, bunalımları, güçlükleri atlatabilmiş en güçlülerdir.
Kuşkusuz, emeklilik sürecindeki bazı değişiklikler bu olayı travmatik
hale getirebilir. Emeklilik sırasal bir düzen içinde ilerleyen bir
meslek yaşamının son aşaması ise ve birey mesleğini tamamlamış olma
duygusuyla emekli oluyorsa sorun yoktur; ama, emekliliğin düzensiz
bir biçimde ortaya çıkması, belirli bir geçiş süresine olanak vermemesi
durumunda bunalım söz konusu olabilir. Yine de, kötü bir
işten ayrılınıyorsa ve daha iyi şeyler yapılabilecekse emeklilik olumlu
bir geçiş olabilir. Emeklilik ve aile ilişkilerinin etkileşimi de önemlidir.
Eş yaşıyorsa emeklilik çifti daha yoğun bir ilişkiye sokabilir.
Genel olarak çiftler için emeklilik yıllarının mutlu geçtiği söylenebilir.
Ancak bazen de tersi olmakta, daha önce biriken nefret su yüzüne
çıkmaktadır. Daha önce kendi iş dünyasında yaşayan erkek emeklilikle
birlikte karısının yaşam alanına girer ve bu alanın paylaşılmasında
sorunlar belirebilir.
Emeklilik araştırmaları emekliliğin önceden planlanmasının önemini
vurgulamaktadır. Bu planlama, emeklilik sonrası gelir kaynaklarını,
boş zaman ilgilerini, çevrede üstlenilecek yeni rolleri ve ilişkileri
düzenlemeyi ve emekliliğe ilişkin bir bilinç geliştirmeyi içermektedir.
Bu süreç zaman aldığı için önceden planlanması gerekli görülmektedir.
c. Psikolojik Etkenler. Emeklilik döneminde bireyin mesleğe
ve aileye katkısını değerlendirmesi önem taşır. İşte ve ailede önemli
şeyler üretmiş olmaya bağlı doyum duygusu sonraki döneme taşınacak
önemli bir etkendir. Ketlenme ve verimsizlik duygusu ise emekliliği
zorlaştıracaktır. Üretkenlik olanağı emeklilikle sona ermez; bütünlük
duygusu da sadece emeklilik sonrasına örgü değildir. Yaşam
döngüsünün evreleri birbiri üstüne gelir ve temel yaşantılar birbirini
bütünler. Örneğin emeklilik Erikson'un kuramında sonraki dönemin
özelliği olan "bütünlüğe karşı umutsuzluk" bunalımının önemini arttırır.
Emeklilikle birlikte birey, içinde önemli bir rol oynadığı ve kararlar
verdiği karmaşık dünyadan daha az karmaşık bir dünyaya geçer.
Daha çok boş zamanı, daha az görevi vardır. Bu geçişin etkisini,
önceden planlama kadar, kişilik özellikleri de belirler. Reichard, Livson
ve Peterson, emekliliğe iyi uyum gösteren üç kişilik tipi ve kötü
uyum gösteren iki kişilik tipi ayırt etmektedirler. İyi uyum sağlayan
kişiliklerden birincisi "olgun" diye adlandırılan kişiliktir. Bunlar
yaşlılığa kolaylıkla giren, kendilerini gerçekçi bir biçimde kabul eden,
kişisel ilişkilerinde ve etkinliklerinde doyumlu kişilerdir. İkinci grup
"salıncaklı sandalye insanları" diye adlandırılmaktadır; bunlar
edilginlikleri nedeniyle emeklilikteki sorumluluktan kurtulma olanağını
sevinçle karşılayan ve köşelerine çekilmeyi yeğleyen insanlardır. "Zırhlı"
olarak adlandırılan üçüncü grup, anksiyeteye karşı düzenli işleyen
bir sistem geliştirerek yaşlılığın edilginliğini ve çaresizliğini
atlatabilen, fiziksel gerilemeyi yenebilmek için sürekli etkin olmayı
yeğleyen kişilerden oluşur; bu insanlar güçlü savunmalarıyla yaşlanma
korkusundan kurtulmuşlardır. Yaşlanmaya kötü uyum gösterenler arasında
en büyük grubu "kızgınlar" adı verilen insanlar oluşturur. Daha önce
amaçlarına ulaşamamış olmaktan dolayı kızgın, düşlerini
gerçekleştiremedikleri için başkalarını suçlayan, yaşlanmakla bağdaşamayan
insanlardır bunlar. Diğer uyumsuz grup ise, geçmişe bakıp düş kırıklığı
ve başarısızlık gören, ama kızgınlıklarını kendi içlerine çevirmiş,
kendilerini suçlayan, yaşlandıkça daha depresif olan, değersizlik duyguları
duyan kişilerden oluşmakta ve "kendilerinden nefret edenler" diye
adlandırılmaktadır. (Bu kişilik özellikleri yaşlılıktaki bireysel gelişim
incelenirken yeniden ele alınacaktır.)
Bu veriler, insanın kişilik üslubunun oldukça tutarlı olduğunu ve
emeklilik gibi bir dönüm noktasında da aynı biçimde tepki verdiğini
ortaya koymaktadır (D.C. Kimmel, 1974).
Özetle, şunları söyleyebiliriz: Emeklilik insan yaşamındaki dönüm
noktalarından biridir. Emekliliğin doğurabileceği sorunlar toplumsal,
kültürel, ekonomik ve kişisel özelliklere bağlıdır. Esnek bir
kişilik yapısına sahip kişiler emekliliğe de kolayca uyum sağlayabilirler.
Emekliliğe önceden hazırlanmak da önemlidir, böyle bir hazırlık
yapmamış kişilerde boşluk, anlamsızlık, işe yaramazlık duyguları
oluşabilir. Tıptaki gelişmeler ortalama insan yaşamını uzattığından
günümüzde emeklilik dönemi de uzamaktadır. Ne var ki, kişilerin
uzayan bu döneme uyum sağlamalarını kolaylaştırma yolunda önemli
adımlar atıldığı söylenemez. Araştırmalar, yaşlanmakta olan kişilerin
sağlıkları izin verdiği sürece çalışmayı yeğlediklerini göstermektedir.
Bunun nedenleri arasında, ekonomik zorunluluk, toplumsal baskı,
başka ne yapacağını bilememe, kişiliğini ancak işinde bulma vb. sayılabilir.
Bazı kişiler için iş salt gelir getirdiği için önemlidir, böyle düşünen
kişinin işi ona gelişim açısından herhangi bir katkıda bulunmaz.
Buna karşılık bazı kişiler için yaptıkları iş parasal katkıdan daha
önemli değerler sağlar, kendine güveni arttırır, topluma katılımı güdüler.
Emeklilik bu ikinci tür kişiler için diğerleri için olduğundan
daha zor bir dönem olabilir. Emeklilik karşısındaki tutumları etkileyen
etkenler şunlardır: Sağlık durumu, işe karşı tutum, emeklilik türü,
emekliliğe hazırlanma, emeklilikte gelir düzeyi, ailenin tutumu.
Bütün bu bilgiler emekliliğin yalıtılmış bir olay değil, bir dizi
evre içeren bir süreç olduğunu göstermektedir. R. C. Atchley emeklilik
yaşantısının geçirdiği evreleri belirlemiştir (bk. Tablo 18). Bazı
kişiler birtakım evreleri atlarlar, kimileri de tekrar ederler. Emeklilik
öncesi evresinde insanlar kendilerini işlerinden duygusal olarak
uzaklaştırmaya ve emeklilik yaşamı hakkında düşlemler kurmaya başlarlar.
Balayı evresi iş bırakıldığında ve düşlemleri gerçekleştirmeye girişildiği
zaman başlar. Düşlemleri gerçekçi olmayan kişiler daha sonra
uyanma evresine girerler. Uyanmış emekliler düşlemlerini bırakıp
gerçekçi seçimler aramaya başladıklarında yeniden yönelim evresine
ulaşırlar. Bu evre genellikle emekliliğin ikinci yılının sonunda ortaya
çıkmaktadır. İnsanlar doyumlu bir yaşam üslubunu bulduklarında da
kararlılık evresine girmektedirler. Bu kişiler kendilerine uygun bir
emeklilik rolünü başaran kendine yeterli yetişkinlerdir. Emekliliğe
ilişkin gerçekçi beklentilerle emekli olan kişiler balayı evresinden
doğrudan doğruya bu evreye geçebilirler. Bitirme evresinde insanlar
emeklilik rolünün dışına çıkarlar. Kimileri çalışmaya geri döner; çoğu
için bu rol hasta ve zayıf düştüklerinde sona erer; artık kendilerine
bakmaya yetenekli olmadıkları için hasta ve zayıf rolünü üstlenmeleri
gerekmektedir (Hoffman ve ark., 1994).
Tablo 18
Emekliliğin Evreleri
Evre - Özellik
Emeklilik öncesi - Emekliliğe duygusal bakımdan hazırlanma
Uyanma - Emeklilik öncesi düşlemlerin gerçekleştirilmesi
Yeniden yönetim - Gerçekçi seçimlerin araştırılması
Kararlılık - Emekliliğe başarılı uyum
Bitirme - Çalışmaya yeniden dönme ya da hasta
ve zayıf olma rolüne sığınma
Kaynak: Atchley, 1976. Aktaran Hoffman ve ark., 1994.
__________________
M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...
Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
|