Tek Mesajı Görüntüle
Old 09-25-2006, 12:32 AM   #53
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3052
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

2. Bilişsel İşlevler

a) Zeka

Zekanın değerlendirilmesi ve ölçülmesi en iyi koşullarda bile belirsiz
ve kesin olmayan bir süreçtir. Bu güçlüğün bir bölümü zekanın
tanımlanmasından kaynaklanmaktadır. Zeka, zeka testlerinde başarılı
olmak mıdır? Zeka, insanlarla iyi ilişkiler kurmak, birçok arkadaşı olmak
mıdır? Zeka, çok para kazanmak mıdır? Tanımı kimin yaptığına
bağlı olarak zekanın aslında hiçbir anlamı olmadığı bile söylenebilir.

Yaşlılıktaki bilişsel işlevler konusundaki araştırmalar birçok değişim
yönü olduğunu göstermektedir. Gelişim psikolojisinde uzun yıllar
boyunca zekanın yaşlılıkta azaldığı görüşü benimsenmiştir. Ancak
bugün bu görüşün tümüyle doğru olmadığı ortaya çıkmaktadır. Özellikle
boylamsal araştırmaların kesitsel araştırma bulgularını tam anlamıyla
doğrulamadığı görülmektedir. Zihinsel işlevlerin yetişkinlikte
azalmaya başladığı inancı kesitsel araştırmalardan kaynaklanmıştır.
Boylamsal yöntemi kullanan Blum, Jarvik ve Clark gibi araştırmacılar
ZB'nin ancak 65-85 yaşları arasındaki bireylerde değiştiğini saptadılar.
Zeka testi puanlarında 55-73 yaşları arasında sadece küçük bir
azalma olduğunu, daha fazla azalmanın ancak 73-85 yaşları arasında
olduğunu buldular. Green gibi onlar da değişim derecesinin zeka testinin
farklı bölümlerinde sabit olmadığını gördüler. Sözcük dağarcığı
gibi bilgi testlerinde 85 yaşlarında bile azalma olmadığını, buna karşılık
hız gerektiren testlerde azalmanın 65-73 yaşları arasında oldukça
fazla olduğunu saptadılar.

Geçmişte psikologların ileri yetişkinlikteki zeka konusunda
olumsuz bir sörüş geliştirmelerine yol açan kesitsel araştırmalar bireyleri
"farklı" yaşlarda testten geçiriyor ve sonuçları karşılaştırıyordu.
Oysa boylamsal araştırmalar daha çok vaka öyküleri gibidir, "bazı" bireyleri
yıllar boyunca yeniden testten geçirmektedir. Yaşlılara ilişkin
kesitsel araştırmaların, zeka testlerindeki başarıda kuşak farklılıklarını
dikkate almadıkları görülmektedir. Eğitim olanaklarının artması ve
diğer toplumsal değişimler, birbirini izleyen kuşakların gitgide daha
yüksek düzeyde başarı göstermesini sağlamaktadır. Dolayısıyla halkın
ölçülen zekası (ZB) da yükselmektedir. 1963 yılında 50 yaşında olanlar
1956'da 50 yaşında olanlarla karşılaştırıldığında ölçümlerin yükseldiği
görülmektedir. Fakat 1963'te 50 yaşında olanlar 1956'da 43 yaşında
olduklarına göre, 1956'da yapılan bir kesitsel araştırma, onların
1956'da 50 yaşında olanlardan daha başarılı olduklarını yanlış bir biçimde
telkin edebilecektir. Böylece zekanın yaşla azaldığı sonucuna
yanlış olarak ulaşılacaktır. Sonuç olarak, kesitsel araştırmalar kuşak
(bölük) farklılıklarını kronolojik yaş farklılıklarıyla karıştırıyorlar
demektir. Öte yandan, boylamsal araştırmaların da zekanın yaşla azalmasını
çok az değerlendirdiği ya da en aza indirdiği söylenebilir.

Araştırmaların gözden geçirilmesi, zihinsel yeteneklerde özellikle
ileri yıllarda yaşla birlikte bir düşüşün ortaya çıktığını göstermektedir.
Zekanın bazı yönleri, özellikle performans testleriyle ölçülenler ve
akıcı zeka, diğerlerinden daha fazla yaştan etkilenmektedir. Buna karşılık
zekanın bazı yönleri de -özellikle birikimli zeka- ileri yaşlara kadar
artmaktadır. Daha önce de sözü edilen akıcı ve birikimli zeka ayrımı
kimi psikologlar için çok önemlidir. Akıcı zeka "kültürden bağımsız"dır
ve organizmanın fizyolojik yapısına dayanır; buna karşılık birikimli
zeka toplumsal deneyimler sırasında kazanılır. Birikimli zeka
testlerindeki dereceler. akıcı zeka testlerindekinden daha fazla resmi
eğitimden etkilenirler. Genellikle birikimli zeka yaşla birlikte artış
gösterir ya da en azından azalmaz; oysa akıcı zeka ileri yaşlarda yaşla
birlikte düşüş göstermektedir.

Zekada yaşam süresinde ortaya çıkan gelişimsel değişimlerle ilgilenen
en önemli araştırmalardan biri K.Warner Schaie'nin 1956'daki
araştırmasıdır. 21-70 yaşları arasındaki yaklaşık 500 kişi belirli bir
sayıda zeka testinden geçirilmiş, yedi yıl sonra ilk örneklemdeki deneklerin
% 61'i yeniden teste almmıştır. Schaie'nin bulgularına göre
zeka iki boyutta yaşla artmaktadır: 1) "Birikimli zeka", yani sözel anlama,
sayısal beceri, tümevarımsal akıl yürütme gibi bireyin eğitimle
ve kitle iletişim araçlarıyla kazandığı beceriler; 2) "Görselleşme", yani
resimli malzemeyi işleme ve düzenleme.

Neugarten yaşlılık ve zeka konusunda şu sonuçlara varmaktadır:

(a) Kronolojik yaş başarıyı kestirmede iyi bir etken değildir.

(b) Eğitim düzeyi yaşlılıktaki başarıyı kestirmede etkendir, eğitim
düzeyi yükseldikçe başarı da yükselmektedir.

(c) Tepki hızı yaşla azalır. Bunun sonucu olarak yaşlı kişi hızlı
koşullarda verilen bir testte özellikle zayıf bir başarı gösterir.

(d) Fiziksel ve zihinsel bakımdan aktif olan bir yaşlı aktif olmayandan
daha başarılıdır.

(e) Zihinsel gerileme uzun ömürlülükle ters orantılı görünmektedir;
daha az parlak olanlar erken ölürler.

(f) Zihinsel gerileme yaşlı erkeklerde yaşlı kadınlardakinden
daha fazladır.

Sonuç alarak, hız, fiziksel etkinlik ya da kısa süreli bellek gerektiren
yeteneklerin, zamana bağlı olmayan ya da deneyimden kaynaklanan
yeteneklerden daha fazla düşüş gösterdikleri söylenebilir. Bu bulgu
yaşlı kişilerin gençlerden ya da orta yaşlılardan daha az zeki oldukları
anlamına gelmez. Tepkinin yavaşlaması zeka ölçümlerinin gençlerinkinden
daha düşük olmasına yol açmaktadır. Yaşlı kişilerin görsel
ve devinimsel eşgüdüm gerektiren görevlerde birtakım özel güçlükleri
olduğu da açıktır.

b. Bellek

Piaget bilişin yapılarını vurgulamaktaydı, buna karşılık öğrenme
kuramcıları özel becerilerin ve olguların öğrenilmesini vurgulamışlardır.
Yeni bir bilişsel araştırma grubu ise, bu iki yaklaşımı birleştirmeye
çalışmaktadır. Bu grup insanın öğrenmesinde bilgi-işlem süreçlerini
esas almaktadır, çünkü insanın düşünmesinin bazı yönlerinin
bilgisayarın işleyişine benzediği gözlemlenmiştir. Bu araştırmacıların
en çok araştırdıkları konu bellektir. Gelişimciler, belleğin birbirinden
ayrı olarak ele alınabilecek iki yönü olduğunu kabul ederler: Beynin
ne kadar bilgiyi alabileceğini, işleyebileceğini ve saklayabileceğini
belirleyen bellek kapasitesi (memory capacity); bilgilerin zihinde
tutulmasını sağlayan çeşitli bellek tekniklerinin anlaşılmasını ve
kullanılmasını içeren üst-bellek (metamemory).

Bellek kapasitesi bilgiyi depolamanın üç düzeyini içerir: Birincisi,
duyusal bilgiyi alındığı gibi geçici olarak depolayan bellek kaydı
(sensory register)'dir. Duyusal kayıta giren malzeme çok kısa süre (bir
saniyeden az) tutulur. Duyusal kayıt kapasitesinin çocuklarda ve
yetişkinlerde hemen hemen aynı olduğu söylenebilir. Duyusal kayıta giren
malzeme yaklaşık bir dakika süreyle kalacağı kısa süreli bellek'e (shortterm
memory), oradan da daha fazla işlem göreceği ve günlerce, aylarca,
yıllarca kalacağı uzun süreli bellek'e (long-term memory) aktarılır.

Yetişkinlerin çocuklardan, büyük çocukların küçük çocuklardan
daha iyi anımsamasının genel nedeni üst-bellek farkıdır. Üst-belleği
oluşturan ögeler, seçici dikkat (selective attention) ve çeşitli bellek
teknikleri (memory techniques)'dir. Üst-bellek araştırmalar bilgi-işlem
araştırmacılarının genel öğrenmenin aşamalarını daha yakından görmelerini
de sağlamıştır. Yaşlı kişilerin bellek stratejilerini kullanmayı
başaramamalarının nedeni temel bellek süreçlerini bilmemeleri değildir.
Yaşlı yetişkinler karmaşık bellek stratejilerinin etkili olduğunu
bildiklerinde bile bunları çok az kullanmakta, basit ya da kolay dışsal
stratejileri yeğlemektedirler. Bu farkın yaşam üslubuyla ilgili olabileceği
düşünülmektedir.

Öğrenme ve bellek birbirleriyle çok yakından ilişkilidir, dolayısıyla
birindeki yaşa bağlı değişim diğerini de etkiler. Bellekte genellikle
iki tür ayırt edilir: "Kısa süreli bellek" (örneğin, yeni bir telefon
numarasını telefonu çevirişten hemen önce anımsamak) ve "uzun
süreli bellek" (örneğin, bir yetişkinin çocukluk yaşantılarını anımsaması).
Uzun süreli bellek yaşa bağlı etkenlere direnç gösterebilmektedir.
Sözel beceriler, önceki deneyimlerden kaynaklanan bilgi ve
kişisel geçmişe ilişkin bilgi genellikle yaşla azalmamaktadır. Aslında
insanlar yaşlandıkça bellek sisteminin bütün bölümleri aynı biçimde
değişmemektedir. Yaşlanma duyusal belleği (görme ya da ses belleği)
pek etkilememektedir; belleğin içeriği de yaşlanmadan etkilenmemektedir;
uzun süreli belleğe depolanan bilgi sabit kalmakta ve
yaşla birlikte artabilmektedir. Bu tür bilgiler geçici olarak kullanımdan
çıkmakta, ama yitip gitmemektedir. Bir bilgi bir kez uzun süreli
belleğe aktarıldı mı orada tutulması yaşa bağlı değildir. Yaşlı kişilerin
sorunu bilgiyi geri getirecek ipuçlarını bulma konusunda ortaya çıkmaktadır.

Kısa süreli belleğin bazı kişilerde yaşla azalması konusunda çeşitli
açıklamalar denenmiştir: Kullanmayışa bağlı bellek yitimi, bilgilerin
birbirine karışmasına bağlı bellek yitimi, sinirsel-kimyasal değişime
bağlı bellek yitimi. Kimmel özellikle son iki nedeni daha açıklayıcı
bulmaktadır. Ancak, ilerleyen yaşla birlikte bellek yitiminin de
ilerleyeceğini düşünmek yanlıştır. Araştırmalar, yalnızca bazı yaşlı
kişilerin bellek yitimine uğradığını ve öğrenmeyi gençler kadar
sürdürebildiğini göstermektedir. Yaşlıların bir bölümü yaşa bağlı olmayan
ses belleğini korumaktadır. Ayrıca, belleğin bütün yönleri yaştan aynı
derecede etkilenmemektedir. Yaşa bağlı düşüşler, anımsama görevleri
için tanıma görevleri için olduğundan daha fazla olmaktadır.

Yaşlılardaki bellek yitiminin pek çok nedenleri vardır; bazıları
yeni bilgi edinmeye, bazıları bilginin korunmasına, bazıları da bilginin
anımsanmasına ilişkindir. Örneğin, yaşlı kişiler yeni bilgiyi gençliklerinde
yaptıkları kadar iyi ve tam olarak örgütleyemezler. Bellek yitimini
açıklayan "bozulma" kuramına göre, unutma beyindeki bellek izlerindeki
bozulmaya bağlıdır. "Karışma" kuramına göre ise, geri getirici
işaret gitgide daha az etkili olmaktadır. Bilginin geri getirilmesi
kusuru bellek yitiminin en büyük nedenlerinden biridir. Yaşlı kişiler,
birikmiş bilginin geri çağrıldığı mekanizma ve stratejilerde bozulmaya
uğrarlar. Ayrıca, yaş ilerledikçe geri getirme süresi de daha uzun
olmaktadır.

Çeşitli bilişsel yeteneklerin azalış oranlarının karşılaştırılması,
belleği ve soyut akıl yürütmeyi içeren akıcı zekanın birikimli zekadan
daha çabuk çöktüğünü göstermektedir. Bu bulgu bilişsel işleyişteki
düşüşlerin bilgi-işlemin temel ögeleriyle bağlantılı olduğunu
düşündürmektedir. Bu ögeler şunlardır: Girdi (bilginin beyne aktarılması),
depolama (bilginin belleğe yerleştirilmesi), program (bilginin örgütlenmesi
ve yorumlanması). Bilgiyi beyne getiren yollar açısından
genç ve yaşlı kişiler arasında farklılık vardır. Yaşlı kişilerin bilgi
alıcıları, özellikle gözler ve kulaklar duyusal uyaranı almakta daha az
beceriklidir. Ayrıca, algı süreçleri yaşla birlikte yavaşlamaktadır.
Çünkü yaşlılıkta beynin yeni bilgiyi kaydetme hızı azalmaktadır. Bir
başka etken de, seçici dikkatteki azalmadır. Özellikle, birçok şeye
aynı anda dikkat etmesi gerektiğinde yaşlı kişi genç birinden daha fazla
ilişkisiz uyaranlar yüzünden dikkatini yitirebilir. Şu halde, yaşla birlikte
girdi daha yavaş gelmekte ve daha az etkili olmaktadır. Algılanan
bilginin bellekte depolanması gerekir. Bilgi depolamanın da yaşlılıkta
daha az etkili olduğunu araştırmalar göstermektedir. Ancak, azalma
belleğin bütün yönlerinde aynı değildir. Kısa süreli bellek, özellikle
kişi için anlamlı ve ilginç olmayan konularda önemli bir düşüş
göstermektedir. Bunun nedenlerinden biri bilgi işlemenin yaş arttıkça
daha fazla zaman alması, bunun da bilgiyi belleklerine almayı yaşlı
kişiler için daha güç yapmasıdır. Buna karşılık, uzun süreli bellek
yaşla birlikte çok az azalıyor görünmektedir. Bir bilgi bellek bankasına
bir kez güvenli biçimde yerleştirildikten sonra orada kalma eğilimi
göstermektedir. Yaşlılıkta herkesin bilgiye yaklaşma ve bilgiyi
özümleme süreçleri ya da programları vardır. Bu zihinsel stratejiler
gençlerde ve yaşlılarda farklı olabilmektedir. Bu farklılıklar sorun
çözme alanında da söz konusudur. Yaşlılar soyut sorunları çözmede
ilişkisiz bilgilerden daha fazla etkileniyor ya da mantıksal teknikler
kullanmaktan çok kendi bildiklerini izliyor görünmektedirler.

Bunama (dementia), gitgide ilerleyen zihinsel bozulma, bellek yitimi,
zaman ve mekan yönelimi bozukluğu ile belirlenen bir durumdur.
Geriyatri uzmanları, 65-75 yaşlarındakilerin yaklaşık % 15'inin
ve 75 yaşın üstündekilerin % 25'inin değişik derecelerde bunamaya
uğradıklarını belirtmektedirler. Genellikle bu bozukluk beş yıl içinde
ölümle sonuçlanmaktadır.

Bunama orta yaşlı kişilerde ortaya çıktığı zaman, Alzheimer ya
da Pick hastalığıyla bağlantılı olması koşuluyla, "presenile dementia"
söz konusudur. Alzheimer hastalığında beyinde büzülme ortaya çıkar,
Pick hastalığında ise değişimler lokalizedir. Anatomik bakımdan Alzheimer
hastalarının beyni bunamaya uğramış kişilerin beyninden ayırt edilemez.

Alzheimer hastalığı bir yaşlılık ya da erken yaşlılık dönemi hastalığıdır.
Beyindeki sinir hücrelerinin yıkımıyla ilerleyen bu hastalık
bütün beyin işlevlerinin derece derece yitirilmesine yol açar. Nedeni
tam olarak bilinmeyen, tedavisi de şimdilik olanaksız olan bu hastalıkla
ilgili araştırmalar son yıllarda hızla artmıştır. Hastalığın nedeni
günümüzde bir yandan genetik etkenlerle (beyin dokusunda amiloid
maddesinin birikmesi), öbür yandan çevresel etkenlerle (beyin hücrelerinde
alüminyum miktarının artması) açıklanmak istenmektedir; ancak
kesin bir sonuca ulaşılabilmiş değildir.

Araştırmalar, bunamanın bir hastalık olduğunu, kaçınılmaz bir zihinsel
bozulma ve düşüş ürünü olmadığını ortaya koymaktadır. "Senile
dementia"ya benzeyen semptomlar, alkolizmden, başa sürekli ağır
darbeden (örneğin boksta) ya da felçlerden (beyine kan götüren damarların
tıkanması) kaynaklanan beyin hasarlarının ardından da ortaya
çıkabilir. Bunamanın en yaygın belirtileri, bellekte zayıflama,
unutkanlık, dikkat azlığı, dikkatini yoğunlaştıramama, zihinsel algı
azlığı, duygusal tepki azlığıdır. Bunamaya ve damar sertliğine bağlı
değişimler birlikte ya da birbirinden ayrı olarak ortaya çıkabilir. Sağlıklı
yaşlıların incelenmesi yaşlanma ile hastalık arasındaki ayrımın
vurgulanmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla, bunama, yaşın ilerlemesiyle
ortaya çıkabilecek ya da çıkmayabilecek bir hastalıktır.
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla