|
Forum Kalfası
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3054
Rep Puanı : 16800
Cinsiyet : Erkek
|
c. Düşünme ve yaratıcılık
Öğrenme ya da bellek alanında ortaya çıkan bozuklukların düşünme
ya da yaratma yeteneğini etkileyeceği açıktır. Bununla birlikte,
yaşlı kişilerin hafif bellek yitimine ya da öğrenme güçlüğüne karşı birtakım
yollar geliştirebildikleri bilinmektedir. Laboratuvar araştırmaları
zihinsel süreçlerdeki yaşa bağlı değişimleri açıklamada daha yararlı
olmaktadır. Örneğin, yaşlı kişilerde sorun çözme yeteneğinin
azaldığı bulunmuştur. Yeni kavramlar elde etme güçlüğü ve sorun
çözmede etkili stratejiler kullanma yeteneksizliği yaşlı deneklerin
özellikleri olarak ortaya çıkmaktadır. Yaşlıların düşünme süreçlerinin
diğer iki özelliğini (katılık ve somutluk) laboratuvarda gözlemlemek
daha güçtür.
Kavram geliştirme yeteneği yaratıcılıkla yakından ilişkilidir, dolayısıyla
kavramlaştırma yaşlılıkta azalınca yaratıcılığın da azalması
beklenir. Yaratıcılığın ne olduğu, nasıl ölçülebileceği, yaratıcı ürünlerin
çoğunun yaşamın ileri yıllarında verilip verilmediği gibi sorunları
yanıtlamak çok zordur. Lehman'a göre filozoflar yaratıcılıklarının tepe
noktasına ortalama olarak 60-64 yaşları arasında çıkmaktadırlar.
Einstein'inki gibi diğer yaratıcılık türleri, yeni bir kavramlaştırmanın ya
da eski bir sorunu yeni bir bakışla görmenin keşfedilmesi sonucudur.
Ayrıca yaratıcı kişiler sıradan işlerinde de çoğumuzun en büyük
işimizde olduğumuzdan daha yaratıcıdırlar.
Yaratıcılık sorununa iki farklı yaklaşım vardır ve bu farklı tanımlar
yaratıcılıktaki yaşa bağlı değişimleri de açıklayabilir. Lehman yaratıcılığı
bir büyük adamın yaşamının her yılında ürettiği "yüksek nitelikte
ürün"lerin yüzdesiyle ölçmektedir. Buna göre, birçok alanda
yüksek çalışma ürünlerinin oranı otuzlu yaşlar sırasında fazladır, sonra
derece derece azalmaktadır. Yüksek ürünlerin yaklaşık % 80'i elli
yaşında tamamlanmaktadır, elli yaşından sonra gerçekleştirilenlerin
oranı % 20'dir. Lehman, çeşitli bilim alanlarında (tıp, atom enerjisi,
astronomi, botanik, matematik) yüksek nitelikli ürünlerdeki yaratıcılık
oranlarını incelemiş ve benzer sonuçlara ulaşmıştır: Başlangıçtaki doruk
noktasını yaşla gelen bir düşüş izlemektedir. Bu düşüş birbirini etkileyen
çeşitli etkenlerin sonucudur: Bedensel dinçlikte ve duyusal kapasitede
azalma, hastalığın artması, salgıların değişmesi, pratik sorunlarla
daha fazla uğraşma, yoğunlaşmaya uygun olmayan koşullar,
entelektüel merakın zayıflaması, zihinsel bozuklukların artması, kötü
alışkanlıkların birikmesi, vb.
Dennis ise, karşıt bir yol izleyerek, sadece "yüksek nitelikli" işleri
değil, "toplam üretkenlik" olgusunu incelemiştir. Böylece kırklı
yaşların yaşamın en üretken dönemi olduğu ortaya çıkmaktadır. İnsan
bilimlerinde çalışanlar yetmişli yaşlarda kırklı yaşlardaki kadar
üretkendirler. Müsbet bilimciler 20-29 yaşlarında en az üretkendirler,
yetmiş yaşlarında önemli bir düşüş göstermektedirler. Sanatçılar için
düşüş daha da keskindir, sadece bu grupta yirmili yaşlar yetmişli yaşlardan
daha üretkendir. Bu çizgiyi zihinsel yetenekler dışında başka
üretkenlerin belirlediği açıktır.
Her iki yaklaşımın bulguları dikkate alınarak, yaratıcılık çizgisinin
önemli değişimler gösterdiği, ayrıca alanlara göre yaratıcılıkta doruk
noktalarının farklılaştığı söylenebilir. Örneğin, Manniche ve Falk'ın
Nobel ödülünü kazananların (1901-1950) çalışmaları üzerinde
yaptığı araştırma fizikte ve kimyada Lehman'ınkine benzer bulgular
vermiş, tıpta ortalamanın kırk yaşlarında olduğunu ortaya koymuştur.
Yaratıcılığı tanımlama biçimine bakılmaksızın, yükselişlerin ve
düşüşlerin, zihinsel değişimlerden çok zihinsel olmayan etkenlere
bağlı olduğu da söylenebilir. Bu açıdan sağlık belki en önemli etkendir.
Sağlık engeli dışında, insanların yaratıcılığı için hiçbir yaş sınırının
olmadığı belirtilebilir. Bazı üreticilik türleri -yaratıcı katkılar
ya da başarılar biçiminde olsun- uzun bir yaşamın sonlarına dek sürmektedir.
Bischof aşağıdaki örneklerin bunu kanıtladığını söylemektedir (1969):
- Mikelanj, St. Peter'in kubbesini 70 yaşında bitirmiştir.
- Sofokles, Kral Oedipus'u 80 yaşında yazmıştır.
- Goethe, Faust'u 80'inden sonra tamamlamıştır.
- Gladstone, 84 yaşında dördüncü kez başbakan olmuştur.
- Hendel, Haydn ve Verdi ölümsüz melodilerini 70 yaşından
sonra yaratmışlardır.
- Hobbes, 91 yaşına dek yazmayı sürdürmüştür.
- Franklin, 81 yaşında Anayasa Kurulu'nun etkin bir üyesi olarak
çalışmıştır.
- Jefferson, 83 yaşındaki ölümüne dek yaratıcı ve etkin olmuştur.
- Tennyson, 80 yaşından sonrasına dek şiir yazmayı sürdürmüştür.
- Churchill, 77 yaşında başbakan olmuştur.
Daha yakın tarihlere gelindiğinde de pek çok ilginç örneğe rastlanmaktadır:
Oyun yazarı ve yöneticisi George Abbot 92 yaşında kitap
yazmış, 100 yaşında müzikal oyun yönetmiştir; George Burns 80 yaşında
en iyi yardımcı aktör Oscarını kazanmış, 88 yaşında film çevirmiştir;
Ruth Gordon 83 yaşında Emmy ödülünü kazanmış, 85
yaşında kitap yayınlamıştır; Harry Lieberman 80 yaşında resme başlamış,
106 yaşındaki ölümüne kadar bunu sürdürmüştür; ressam ve
heykelci Georgia O'Keffe 90 yaşında Başkanlık Onur Madalyası'nı kazanmış,
95 yaşında sergi açmıştır; Pablo Picasso resim çalışmalarını
90 yaşına kadar sürdürmüştür; Scott O'Dell çocuk kitapları yazmaya
61 yaşında başlamış, 90 yaşında bile bunu bırakmamıştır; Erik Erikson
80 yaşında gelişim psikolojisi kitabı yayınlamış, 84 yaşında yaşlılık
araştırmalarına katılmıştır.
Bilişsel işlevlere genel bakış
Bu bölümde yetişkinlikteki bilişsel işlevler konusunda daha önce
aktarılan bilgiler topluca değerlendirilecektir. Bu bağlamda özellikle
zeka ve bellek ele alınacak, daha sonra bilişi etkileyen etkenler gözden
geçirilecektir.
Bilindiği gibi, zeka konusunda süregelen en önemli tartışma zekanın
genel bir yetenekten mi, yoksa bir dizi süreçten mi ibaret olduğu
sorunu çevresinde döner. Kimi araştırmacılar zekanın akıcı zeka (temel
bilişsel süreçler) ve birikimli zeka (kazanılmış bilgiler ve gelişen
zihinsel beceriler) olarak ikiye ayrılabileceğini savunurlar. Aynı bağlamda,
zekanın mekanik zeka (temel süreçler) ve pragmatik zeka (sözcük
bilgisi, uzmanlık, üst-biliş) olarak ayrılabileceğini ileri sürenler de
vardır. Piaget'in organizmik yaklaşımında zekanın gelişimi ergenlik
döneminde en üst düzeyine çıkar (soyut işlem düşüncesi). Yaşlı kişilerin
Piaget'ci görevlerdeki başarısı daha genç yetişkinlerinkinden
genellikle daha düşüktür; ama bu, yaşlı yetişkinlerin çevresel koşullarıyla
ya da bu görevlerin nitelikleriyle açıklanabilmektedir. Zekanın,
işleme, bilme, düşünme düzeylerinin bileşimi olduğunu ileri süren üç
katlı model'e göre, temel bilişsel süreçler (1. kat) yaşamın sonuna doğru
bozulabilir; sözcük bilgisi (2. kat) ve yüksek zihinsel işlevler (3. kat)
ise sürekli gelişim gösterebilir. Soyut-sonrası düşünce'ye (3. kat
süreci) ulaşan kişiler görelilik düşüncesini sergilerler, çelişkinin
gerçekliğin temel bir yönü olduğunu anlarlar ve çelişkileri diyalektik
düşünce içinde bileştirirler. Yaratıcılık, önceden birbirine bağlı olmayan
ögelerin yeni, alışılmış olmayan ve uyumsal bir tarzda bir
araya getirilmesini içerir. Yaratıcılıkta en üst düzeye ulaşılması, daha
önce verilen örneklerde görüldüğü gibi, kronolojik yaşla değil meslek
yaşıyla ilişkilidir.
Genellikle bellek sistemindeki değişimlerin yaşlanmaya eşlik ettiği
herkesçe bilinir. Ancak, sistemin bütün bölümlerinin aynı biçimde
değişmediği de bir gerçektir. Bellekteki değişimleri daha iyi anlamak
için sistemi "kapasiteler" ve "içerikler" olarak ayırmakta yarar vardır.
Bellek kapasiteleri temel mekanizmalardan ve stratejilerden oluşur ve
düşüş gösterebilir; buna karşılık depolanan bilgiden oluşan bellek
içerikleri artış gösterebilir. Bellek sisteminin en sığ düzeyinde, çevresel
bilgiyi (sesler, görüntüler, kokular, vb.) alan temel mekanizma
olan duyusal bellek yer alır. Bu bilgi bir-iki saniye kalır, sonra zayıflar,
eğer kullanılacaksa daha derin bir düzeyde işlem görmesi gerekir.
Yaşlanmanın duyusal bellek üzerinde çok az etkisi olduğu ileri sürülmektedir.
Bellekte iki temel sistem daha vardır. İşte, yaşlanmanın etkisi
bu iki sistemde çok farklıdır. Kısa süreli bellek bilgiyi bilinçte tutan
sınırlı kapasiteli sistemdir. Burada bilgi genellikle yaklaşık 15 saniye
içinde yitirilir. Bilginin sürekli kodlama için örgütlendiği kısa süreli
bellekte hız ve esneklik yaşla birlikte azalmaktadır. Uzun süreli bellek
geçmiş deneyimlerin, dünyaya ilişkin bilgilerin depolandığı, bellek
içeriklerini tutan, sınırsız kapasitesi olan bir sistemdir. Kodlanan bilgi
uzun süreli belleğe aktarılır ve yeniden gereksinme duyuluncaya kadar
orada tutulur. Geri çağırma sırasında bilgi yeniden kısa süreli belleğe
aktarılır ve orada bilinçli olarak işlenir. Yaşın bilginin zihinde
tutulmasına etkisi yoktur; bilgi uzun süreli bellekte bir kez depolandığında
orada tutulması her yaşta aynıdır. Kişi bilgiyi geri getirmeye yeterli
olmadığında bile bilgi depolanmış ama kullanılmıyor demektir. O halde,
doğru durumda doğru ipucu verildiğinde bilginin geri getirilebileceği
söylenebilir. Yaşlı yetişkinler kodlama ya da geri getirme stratejilerini
kendiliğinden kullanmada genellikle başarısızdırlar. Bellek sisteminin
nasıl işlediğini anlamak olarak tanımlanan üst-bellek konusunda
yaşlı yetişkinlerin durumu araştırılmaktadır. Yaşlıların bellek
sistemine ilişkin bilgileri gençlerinkinden farklı olmadığı halde, yaşlı
yetişkinler bilgiyi gençlerden daha az özel ve ayırt edici bir biçimde
kodlamaktadırlar, bu da bilgiyi geri getirmeyi güçleştirmektedir (Perlmutter
ve Hall, 1992).
Daha önce de belirtildiği gibi, araştırmacılar yetişkinlikte bilişi
etkileyen etkenlerin neler olduğu sorusunu sık sık ele almışlardır. Eğitim
bu tür etkenlerin başında gelmektedir; diğer etkenler arasında kişilik,
yaşam üslubu, kronik hastalıklar sayılabilir. Kişilik örüntüleri
bilişin işleyişini özellikle yüksek derecede stresli durumlarda
etkileyebilmektedir. Yetişkinler emekli oldukları ve toplumsal yaşamdan
uzaklaştıkları zaman da bilişsel yeteneklerinde düşüş görülebilmektedir.
Zeka düzeyindeki düşüşler yoksul olmakla, toplumdan uzaklaşmakla,
çalışmayı kesmekle, dul kalmakla ya da boşanmakla ilişkili
olabilmektedir. Etkin bir yaşam üslubuna sahip olan, toplumsal ve
entellektüel etkinliklere tam olarak katılan yetişkinler zeka testlerinde en
iyi sonuçları almaktadırlar. Düzenli beden egzersizlerinin de bilişsel
başarı üzerinde etkili olduğu görülmektedir (tepki zamanı hızlanmakta,
bellek daha iyi çalışmakta, akılyürütme daha kusursuz olmaktadır).
Düzenli egzersiz kaygıyı ve gerilimi de azaltmaktadır. Egzersizin
dolaşım sistemi ve kan basıncı üzerindeki olumlu etkisi zaten bilinmektedir;
öte yandan, kalp-damar hastalığının belirtisi olan yüksek
tansiyon bilişsel işlevlerdeki yaşa bağlı düşüşü kısmen açıklayabilmektedir
(tansiyon ile akıcı zeka testi puanları arasında olumsuz korelasyon
vardır). Kalp-damar hastalığı ile sorun çözme yeteneğindeki
düşüş arasında da ilişki olduğu saptanmaktadır. Orta yaşlı ve yaşlı kişilere
Piaget'in soyut akılyürütme testleri verildiğinde puanlar üzerinde
yaşın değil sağlık durumunun etkili olduğu görülmektedir.
__________________
M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...
Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
|