Tek Mesajı Görüntüle
Old 12-10-2006, 01:34 AM   #19
GeCeLeR
Guest
 
Mesajlar: n/a
Üye No:
Cinsiyet :
Varsayılan

BÖLÜM 2 - Dobby'nin Uyarısı

Harry haykırmamayı başardı, ama pek az bir şey kalmıştı hani. Yataktaki küçük yaratığın büyük, yarasa gibi kulakları ve tenis topu büyüklüğünde patlak yeşil gözleri vardı. Harry bunun o sabah bahçedeki çitten kendisini gözleyen şey olduğunu hemen anladı.
İkisi gözlerini dikmiş birbirlerine bakarken, Harry holden Dudley'nin sesini duydu.
"Paltolarınızı alabilir miyim, Mr ve Mrs Mason?"
Yaratık yataktan aşağı atlayarak ve yerlere eğilerek öyle bir reverans yaptı ki, uzun ince burnunun ucu halıya değdi. Harry, onun eski bir yastık örtüsüne benzeyen, kol ve bacak yerleri yırtılmış bir şey giydiğini fark etti.
"Eee... merhaba," dedi endişeyle.
"Harry Potter!" dedi yaratık, Harry'nin aşağı kata ulaşacağından emin olduğu tiz mi tiz bir sesle. "Dobby ne vakittir sizinle tanışmak istiyordu, efendim... Öyle bir şeref ki..."
Harry duvar boyunu izleyip çalışma masasının iskemlesine, büyük kafesinde uyuyan Hedwig'in yanı başına çökerek, "Te... teşekkür ederim," dedi. "Nesin sen?" diye sormak istiyordu, ama bunun kulağa pek kaba geleceğini düşünerek, "Kimsin sen?" dedi.
"Dobby, efendim. Sadece Dobby. Dobby, ev cini," dedi yaratık.
"Ah... sahi mi?" dedi Harry. "Ee... kabalık etmek falan istemem ama, şimdi odamda ev cini bulundurmanın sırası değil pek."
Petunia Teyze'nin tiz, sahte kahkahası oturma odasından yükseldi. Cin, başını önüne eğdi.
"Seni tanımak beni sevindirmedi sanma," dedi Harry hemen, "ama buraya gelişinin belirli bir nedeni var mı?"
Dobby, ciddi ciddi, "Ah, evet, efendim," diye cevap verdi. "Dobby size şunu demeye geldi, efendim... söylemesi zor, efendim... Dobby söze nereden başlayacağını bilmiyor..."
Harry yatağı işaret ederek, nezaketle, "Otur," dedi.
Cin gözyaşlarına boğulunca da hayretler içinde kaldı, hem de pek gürültülü gözyaşlarıydı bunlar.
"Oturmak mı?" diye feryat etti cin. "Asla... asla hiç..."
Harry'ye, aşağıdan gelen sesler kesilmiş gibi geldi.
"Özür dilerim," diye fısıldadı. "Senin kalbini kırmak falan istemedim."
Cin, boğulurcasına, "Dobby'nin kalbini kırmak ha!" dedi. "Şimdiye kadar hiçbir büyücü Dobby'ye oturmasını söylemedi - sanki eşitiymiş gibi..."
Harry, hem "Şişştt!" deyip, hem de rahatlatıcı görünmeye çalışarak Dobby'yi yeniden yatağa götürdü. Cin hıçkırıklar içinde, büyük ve çok çirkin bir bebek misali, oturdu. Sonunda kendini kontrol etmeyi başardı ve büyük gözleri sulanmış bir hayranlık ifadesiyle Harry'ye dikili, oturdu.
Harry onu neşelendirmeye çalıştı. "Doğru dürüst büyücülerle karşılaşmadın herhalde."
Dobby hayır anlamında başını salladı. Sonra aniden yerinden fırladı ve başını şiddetle pencereye vurarak, "Kötü Dobby! Kötü Dobby!" diye bağırmaya koyuldu.
"Yapma... N'apıyorsun sen?" Harry, ok gibi kalkıp Dobby'yi yeniden yatağa çekti. Hedwig feryat ederek uyanmıştı, kanatlarını çılgıncasına kafesinin çubuklarına vuruyordu.
Gözleri hafif şaşılaşmış cin, "Dobby'nin kendisini cezalandırması gerekiyordu, efendim," dedi. "Dobby az daha ailesi hakkında kötü şeyler söyleyecekti, efendim..."
"Ailen mi?"
"Dobby'nin hizmet ettiği büyücü ailesi efendim... Dobby bir ev cini... aynı eve ve aileye sonsuza kadar hizmet etmek zorunda..."
Harry merakla, "Burada olduğunu biliyorlar mı?" diye sordu.
Dobby titredi.
"Ah, hayır efendim, hayır... Dobby'nin sizi görmeye geldiği için kendini çok acı verici şekilde cezalandırması gerek, efendim. Dobby bu yüzden kulaklarını fırın kapağına kıstıracak. Bir bilseler, efendim..."
"Ama sen kulağını fırın kapağına kıstırınca fark etmezler mi?"
"Dobby’nin kuşkulan var, efendim. Dobby hep bir şeyler için kendini cezalandırmak zorunda kalıyor, efendim. Dobby'nin bunu yapmasına izin veriyorlar, efendim. " Hatta bazen daha da cezalandırmamı hatırlatıyorlar..."
"Ama niye bırakmıyorsun? Kaçmıyorsun?"
"Bir ev cininin serbest bırakılması gerekir, efendim. Ve aile Dobby'yi asla serbest bırakmayacak... Dobby ölene kadar aileye hizmet edecek efendim..."
Harry bakakaldı.
"Ve ben de burada dört hafta daha kalacağım diye talihsiz olduğumu düşünmüştüm," dedi. "Bunun yanında Dursley'ler bile insana benziyor. Peki, kimse sana yardım edemez mi? Ben edemez miyim?"
Ama bu sözler ağzından çıkar çıkmaz, dediğine diyeceğine pişman oldu. Dobby yeniden şükran feryatları içinde eriyip gitmişti çünkü.
"Lütfen," diye fısıldadı Harry, eli ayağı birbirine dolaşmış halde. "Lütfen sessiz ol. Eğer Dursley'ler duyarsa, senin burada olduğunu anlarlarsa..."
"Harry Potter, Dobby'ye yardım edebilir miyim diye soruyor... Dobby'ye sizin ne kadar büyük olduğunuzu anlatmışlardı, efendim, ama ne kadar iyi olduğunuzu Dobby asla..."
Yüzünün resmen kıpkırmızı olduğunu hisseden Harry, "Benim büyüklüğüm hakkında işittiklerin saçmalıktan başka şey değil," dedi. "Hogwarts'ta sınıf birincisi bile değilim, birinci olan Hermione, o..."
Ama birden durdu, çünkü Hermione'yi düşünmek ona acı veriyordu.
Dobby, küre gibi gözleri alev alev, "Harry Potter kibirden uzak ve alçakgönüllü," dedi. "Harry Potter, Adı Anılmaması Gereken Kişi'ye karşı kazandığı zaferden söz etmiyor."
"Voldemort mu?" dedi Harry.
Dobby ellerini yarasa kulaklarına kapatıp inledi. "Ah, adını söylemeyin, efendim! Adını söylemeyin!"
"Özür dilerim," dedi Harry hemen. "Birçok kişinin bundan hoşlanmadığını biliyorum - arkadaşım Ron..."
Yeniden durdu. Ron'u düşünmek de acı veriyordu.
Dobby, gözleri araba fan gibi, Harry’ye doğru eğildi.
Boğuk bir sesle, "Dobby duydu ki," dedi, "Harry Potter Karanlık Lord'la bir kez daha karşılaşmış, birkaç hafta önce... Diyorlar ki, Harry Potter bir kez daha kaçmış."
Harry başını salladı ve Dobby'nin gözleri birden yalarla parıldadı.
"Ah, efendim," diye soludu cin, yüzünü, üzerindeki yastık Kılıfının bir köşesiyle silerek. "Harry Potter yiğit ve gözü pek! Şimdiye kadar da pek çok tehlikeye göğüs gerdi! Ama Dobby, Harry Potter'ı korumaya, ora uyarmaya geldi, daha sonra kulaklarını fırın kapağına kıstırmak zorunda kalsa da... Harry Potter, Hogwarts a geri dönmemeli."
Ortaya, sadece alt kattan gelen çatal bıçak şıngırtılarının ve Vernon Enişte'nin sesinin uzaklardan gelen gümbürtüsünün bozduğu bir sessizlik çöktü.
"Ne... ne diyorsun?" diye kekeledi Harry. "Ama gitmem gerek - yeni sömestr eylülün birinde başlıyor. Beni ayakta tutan tek şey bu. Burada yaşamanın nasıl olduğunu bilemezsin. Ben buraya ait değilim. Ben sizin dünyanıza aidim Hogwarts'takine."
"Hayır, hayır, hayır," diye cikledi Dobby, bir yandan da başını öyle hızla sallıyordu ki kulakları lap lap ediyordu. "Harry Potter güvencede olduğu yerde kalmalı. O kaybedilmeyecek kadar büyük, iyi. Eğer Harry Potter Hogwarts'a geri dönerse, hayatı tehlikeye girecek”
"Niye?" dedi Harry, şaşkınlıkla.
"Bir komplo var, Harry Potter. Bu yıl Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nda dehşet verici şeyler yapmak için bir komplo," diye fısıldadı Dobby, birden tir tir titremeye başlayarak. "Dobby bunu aylardır biliyor efendim. Harry Potter kendisini tehlikeye atmamalı. Bunu yapamayacak kadar önemli, efendim."
Harry hemen, "Ne gibi korkunç şeyler?" dedi. "Komployu kuran kim?"
Dobby boğulur gibi garip bir ses çıkardı, sonra da başını çılgınca duvara vurmaya başladı.
"Tamam, tamam!" diye bağırdı Harry, cini durdurmak için kolunu yakalayarak. "Söyleyemezsin, anlıyorum. Ama beni niye uyarıyorsun ki?" Birden aklına nahoş bir fikir geldi. "Dur bakayım - bunun Vol... pardon... Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'le bir ilgisi yok, değil mi?" Dobby'nin başı kaygı verici şekilde yeniden duvara doğru uzanınca da hemen, "Başını iki yana ya da aşağı yukarı salla yeter," diye ekledi.
Dobby yavaşça başını iki yana salladı.
"O değil... Adı Anılmaması Gereken Kişi değil, efendim."
Ama Dobby'nin gözleri koca koca açılmıştı, Harry'ye bir ipucu vermeye çalışıyor gibiydi. Ne var ki, Harry'nin aklı tamamen karışmıştı.
"Erkek kardeşi yok, değil mi?" Dobby, gözleri daha da kocamanlaşmış halde, başım gene iki yana salladı.
"İyi öyleyse, aklıma Hogwarts’ta dehşet verici şeyler yapma şansına sahip başka biri gelmiyor," dedi Harry. "Yani, her şeyden önce Dumbledore var Dumbledore'un kim olduğunu biliyorsun, değil mi?"
Dobby başını öne eğdi.
"Albus Dumbledore, Hogwarts'ın gelmiş geçmiş en iyi Müdürü'dür. Dobby bunu biliyor, efendim. Dobby, Dumbledore'un güçlerinin, zirvede olduğu sıralarda Adı Anılmaması Gereken Kişi'nin güçleriyle yarışacak kadar üstün olduğunu duydu. Ama efendim," Dobby'nin sesi alçalıp telaşlı bir fısıltıya dönüştü, "öyle güçler vardır ki, Dumbledore... öyle güçler ki, hiçbir nezih büyücü..."
Ve daha Harry onu durduramadan Dobby yataktan atladı, Harry'nin masa lambasını kavradı ve kulakları sağır eden kesik kesik havlayışlarla onu kafasına vurmaya başladı.
Aşağıda ani bir sessizlik oldu. İki saniye sonra, kalbi deli gibi çarpan Harry, Vernon Enişte'nin hole gelip seslendiğini duydu. "Dudley gene televizyonu açık bırakmış olmalı, küçük haylaz."
Harry, "Çabuk! Gardıroba!" diye fısıldadı. Dobby'yi içeri tıktı ve tam kapı kolu çevrilirken kendini yatağa fırlattı.
Vernon Enişte, sıkılmış dişleri arasından, "Sen - ne - yaptığını - sanıyorsun?" dedi. Yüzü Harry'ninkine korkutacak kadar yakındı. "Az önce Japon golfçu fıkramın can alıcı cümlesini ziyan ettin... Bundan sonra çıtın çıkarsa, keşke hiç doğmamış olsaydım dersin, çocuk!"
Düztaban bir yürüyüşle yürüyüp çıktı.
Harry, titreyerek Dobby'yi gardıroptan çıkardı.
"Burada işler nasıl, görüyor musun?" dedi. "Neden Hogwarts'a dönmek zorunda olduğumu anlıyor musun? Sahip olduğum tek yer orası - eh, sanırım arkadaşlarım da var orada."
Dobby, sinsi sinsi, "Harry Potter'a yazmaya bile zahmet etmeyen arkadaşlar mı?" diye sordu.
"Herhalde sadece - dur bakalım," dedi Harry, kaşlarını çatarak. "Arkadaşlarımın bana yazmadığını nereden biliyorsun?"
Dobby ayaklarını sürüdü.
"Harry Potter, Dobby'ye kızmamak - Dobby bunu onun iyiliği için yaptı..."
"Sen mektuplarıma engel mi oluyordun?"
"Hepsi burda, Dobby'de," dedi cin. Çevik bir hareketle, Harry'nin elinin ulaşmayacağı bir yere çekilerek, sırtındaki yastık kılıfının içinden kalın bir zarf tornan çıkardı. Harry, Hermione'nin inci gibi yazısını, Ron'un karalamacasını seçebiliyordu, hatta sanki Hogwarts'ın bekçisi Hagrid'den gelmişe benzeyen bir çiziktirme bile vardı.
Dobby, Harry'ye bakıp endişeyle gözlerini kırpıştırdı.
"Harry Potter kızmaman... Dobby umdu ki... eğer Harry Potter arkadaşlarının onu unuttuğunu sanırsa... Harry Potter okula dönmek istemeyebilir, efendim..."
Harry dinlemiyordu. Mektupları almak için hamle etti, ama Dobby geriye sıçradı.
"Harry Potter onları alabilir, efendim, eğer Dobby'ye Hogwarts'a dönmeme sözü verirse. Ah, efendim, bu karşı karşıya gelmemeniz gereken bir tehlike! Gitmeyeceğinizi söyleyin, efendim!"
"Hayır," dedi Harry öfkeyle. "Arkadaşlarımın mektuplarını ver bana!"
"Öyleyse Harry Potter Dobby'ye başka şans bırakmıyor," dedi cin, üzüntüyle.
Daha Harry yerinden kıpırdayamadan Dobby yatak odası kapısına koşmuş, kapıyı açmış - ve merdivenlerden aşağı son hızla vınlayıp gitmişti.
Harry ağzı kupkuru, midesi altüst olmuş, ses çıkarmamaya çalışarak onun arkasından fırladı. Son altı basamaktan atladı, kedi gibi holün halısına iniş yaparak etrafa bakınıp Dobby'yi arandı. Yemek odasında Vernon Enişte'nin, "... Petunia'ya Amerikalı muslukçular hakkındaki o çok komik fıkrayı anlatın, Mr Mason," dediğini duydu, "dinlemek için ölüyor..."
Harry koşarak holü geçip mutfağa geldi ve midesinin yok olduğunu hissetti.
Petunia Teyze'nin şaheseri olan puding, krema ve şekerli menekşe dağı, tav.ana yakın bir yerde havada uçuyordu. Köşedeki dolabın tepesinde de Dobby çömelmişti.
Harry, karga gibi bir sesle, "Hayır” dedi. "Lütfen... beni öldürürler..."
"Harry Potter okula dönmeyeceğim demeli"
"Dobby... lütfen..."
"Söyleyin, efendim..."
"Söyleyemem!"
Dobby ona trajik bir bakış attı.
"Öyleyse Dobby yapmalı, efendim, Harry Potter'ın kendi iyiliği için."
Puding, kalp durdurucu bir darbeyle yere düştü. Kap parçalanırken, krema pencerelerle duvarlara bulaştı. Dobby kamçı vurur gibi bir sesle ortadan yok oldu.
Yemek odasından çığlıklar geldi ve Vernon Enişte mutfaktan içeri dalarak, şoktan kaskatı kesilmiş Harry'yi, baştan aşağı Petunia Teyze'nin pudingiyle kaplanmış buldu.
Başlangıçta sanki Vernon Enişte her şeyin üstünü örtebilecekmiş gibi görünüyordu ("Yeğenimiz, canım -fena halde sorunlu - yabancılarla karşılaşmak onu tedirgin eder, biz de onu yukarı katta tutarız...") Şok geçirmiş Mason'ları yeniden önüne katıp yemek odasına götürdü. Harry'ye de, Mason'lar gidince derisini yüzüp gebertmekten beter etme tehdidinde bulunup, ucuna çubuk bağlanmış bir yer bezini eline tutuşturdu. Petunia Teyze dondurucudan dondurma çıkardı ve hâlâ titreyen Harry mutfağı silip temizlemeye başladı.
Vernon Enişte, aslında o anda bile anlaşmasını yapabilirdi belki baykuş olmasaydı.
Petunia Teyze tam herkese yemek sonrası için bir kutu nane tutuyordu ki, koca bir hüthüt kuşu yemek odası penceresinden içeri daldı, Mrs Mason'un başının üstüne bir mektup bıraktı ve geldiği gibi çıkıp gitti. Mrs Mason ölüm perisi gibi çığlık attı, deliler diye haykırarak bir koşu evden kaçtı. Mr Mason ise Dursley'lere karısının her boy ve biçimde kuştan ölürcesine korktuğunu anlatıp, bunu şaka mı saydıklarını soracak kadar kaldı.
Vernon Enişte küçücük gözlerinde şeytanca bir parıltıyla üstür-e doğru gelirken, Harry mutfakta durdu, destek olsun diye bezin çubuğuna sıkı sıkı sarıldı.
Eniştesi, baykuşun getirdiği mektubu elinde sallayarak, "Oku şunu!" dedi, kötücül bir tıslamayla. "Hadi oku şunu!"
Harry mektubu aldı. Doğum günü kutlaması değildi.
Sayın Mr Potter,
Oturduğunuz yerde bu akşam dokuzu on iki dakika geçe bir Hover Büyüsü kullanıldığı konusunda istihbarat aldık.
Bildiğiniz gibi, küçük yaştaki büyücülerin okul dışında büyü yapmasına izin yoktur ve yapacağınız başka herhangi bir büyü okuldan atılmanıza yol açabilir (Genç Yaşta Büyücülüğün Makul Kısıtlanması Kararnamesi, 1875, Madde C).
Sizden ayrıca, sihirle uğraşmayan topluluğun üyeleri (Muggle'lar) tarafından fark edilme rizikosu olan herhangi bir sihir etkinliğinin de, Uluslararası Sihirbazlar Konfederasyonu Gizlilik Nizamnamesi'nin üçüncü bölümüne göre ciddi bir suç olduğunu hatırlamanızı istiyoruz.
Tatilinizin keyfini çıkarın!
Saygılarımla,
Mafalda Hopkırk
Sihrin Uygunsuz Kullanımı Dairesi
Sihir Bakanlığı
Harry mektuptan başını kaldırıp yutkundu.
Vernon Enişte, gözlerinde dans edip duran çılgın bir parıltıyla, "Bize okul dışında sihir kullanmanıza izin verilmediğini söylememiştin," dedi. "Sözünü etmeyi unuttun herhalde... aklından çıkmış olsa gerek, ha..."
Koca bir buldok gibi, bütün dişlerini ortaya çıkarmış halde Harry'nin üstüne abandı. "Eh, san? haberlerim var, çocuk... Seni kilitliyorum... . bir daha gidemeyeceksin... asla... ve eğer kendini büüyle kurtarmaya kalkarsan da seni okuldan atacaklar!"
Ve manyak gibi gülerek Harry'yi yukarı kata sürükledi.
Vernon Enişte dediklerinin hepsini bir tamam yerine getirdi. Ertesi sabah bir adama para verip Harry'nin penceresine parmaklık taktırdı. Yatak odası kapısındaki kedi kapağını kendi elleriyle taktı ki, günde üç kez içeri az miktarda yemek verilebilsin. Harry'nin sabahları ve akşamlan banyoyu kullanmasına izin veriyorlardı. Bunun dışında gece gündüz odasında kilitliydi.
Üç gün geçmişti, Dursley'ler hiç yumuşama belirtisi göstermiyorlardı, Harry de bu durumdan nasıl kurtulacağı konusunda bir fikre sahip değildi. Yatağında uzanıp güneşin penceredeki parmaklıkların ardında batmasını izleyerek perişan halde başına neler geleceğini merak ediyordu.
Hogwarts'tan bunu yaptı diye atılacaksa, sihir yoluyla kendini odasından çıkarmanın ne anlamı vardı ki? Öte yandan, Privet Drive'daki hayat da şimdiye kadar olmadığınca dibe vurmuştu. Artık Dursley'ler meyve yarasası olarak uyanmayacaklarını bildikleri için tek silahını da kaybetmişti. Dobby Hogwarts'taki dehşet verici olaylardan Harry'yi kurtarmış olabilirdi, ama ne fark eder? İşler böyle giderse açlıktan ölecekti nasılsa.
Kedi kapağı tıkırdadı ve Petunia Teyze'nin eli göründü, bir kâse konserve çorbayı odaya itti. Açlıktan midesi kazınan Harry yataktan zıplayıp kâseyi kaptı. Çorba buz gibi soğuktu, ama gene de yarısını bir yudumda içti. Sonra odanın öbür yanına, Hedwig'in kafesine gitti, kâsenin dibindeki sırılsıklam sebzeleri onun boş yem tepsisine boşalttı. Baykuş tüylerini kabartıp ona derin bir iğrenmeyle dolu bir bakış attı.
"Gaganı kıvırmanın sana yaran olmaz, elimizde bundan başkası yok," dedi Harry acımasızca.
Boş kâseyi gene yere, kedi kapağının yanına koydu ve gene yatağa yattı. Karnı, sanki çorbayı içmeden öncekinden daha da açmış gibiydi.
Diyelim ki dört hafta sonra hâlâ hayatta olsun, Hogwarts'a gitmezse ne olacaktı? Niye dönmedi diye bakmak üzere birini yollarlar mıydı? Dursley'lerin onu bırakmasını sağlayabilirler miydi?
Odasının içi kararmaya başlamıştı. Bitkin, karnı guruldayarak, kafası hep aynı cevap verilemez sorularla karıkmış Harry, huzursuz bir uykuya daldı.
Rüyasında kendini bir hayvanat bahçesinde halka gösterilirken gördü, kafesine üzerinde "Yaşı Küçük Büyücü" yazan bir kart iliştirmişlerdi. İnsanlar, o açlıktan ölecek halde, zayıf düşmüş halde saman bir yatakta yatarken, parmaklıklar arasından gözleri faltaşı gibi, ona bakıyorlardı. Kalabalığın arasında Dobby'nin yüzünü gördü ve bağırarak ondan imdat istedi, ama Dobby, "Harry Potter burada güvencede, efendim!" diye bağırıp ortadan yok oldu. Sonra Dursley'ler göründü ve Dudley ona gülerek kafesin parmaklıklarını takırdattı.
"Yeter," diye mırıldandı Harry, takırtı zaten ağrıyan başını zonklatmıştı. "Beni rahat bırak.. kes şunu... uyumaya çalışıyorum..."
Gözlerini açtı Mehtap penceredeki parmaklıkların arasında parıldıyordu. Ve biri gerçekten de parmaklıkların arasından faltaşı gibi açılmış gözlerle ona bakıyordu: çilli yüzlü, azıl saçlı, uzun burunlu biri.
Ron Weasley, Harry'nin penceresinin dışındaydı.
  Alıntı ile Cevapla