Tek Mesajı Görüntüle
Old 12-10-2006, 01:34 AM   #20
GeCeLeR
Guest
 
Mesajlar: n/a
Üye No:
Cinsiyet :
Varsayılan


BÖLÜM 3 - Kovuk


Harry pencereye sürünüp, parmaklıklar arasından konuşabilmek için camı yukarı kaldırdı. "Ron!" dedi soluk soluğa. "Ron, nasıl yaptın - yani nasıl..?"
Karşısındaki manzarayı tam olarak kavrayınca da beyninden vurulmuşa döndü. Ron, havanın ortacında park etmiş, eski, turkuvaz rengi bir arabanın arka penceresinden dışarı eğilmişti. On koltuklarda oturan iki ağabeyleri Fred ve George aa Harry'ye sırıtıyordu.
"İyisin ya, Harry?"
"Neler oluyor?" dedi Ron. "Mektuplarıma niye cevap vermiyorsun? Bize gelmeni tam on iki kez istedim, sonra babam eve geldi ve senin Muggle'ların gözü önünde sihir kullandığın için resmi bir uyarı aldığını söyledi."
"Ben değildim .. Peki, o nereden biliyormuş?"
"Bakanlıkta çalışıyor," dtei Ron. "Biliyorsun, okul dışında sihir yapmamamız gerekiyor."
Harry, havada duran arabaya bakarak, "Bu lafın senden gelmesi de bir tuhaf hani," dedi.
"Ah, bu sayılmaz" dedi Ron. "Biz sadece ödünç aldık, babamın arabası, biz büyülemedik. Ama birlikte yaşadığın o Muggle'ların gözü önünde sihir yapmak..."
"Dedim ya, ben değildim - ama şimdi açıklaması çok vakit alır. Baksana, Hogwarts'takilere Dursley'lerin beni kilitlediğini ve geri göndermeyeceğini açıklayabilir misin? Besbelli ben de sihir yapamam, çünkü Bakanlık' bunun üç gündeki ikinci büyüm olduğunu düşünür, bu yüzden de..."
"Kem küm edip durma," dedi Ron, "seni eve götürmeye geldik."
“Ama beni burdan sihirle çıkara..."
Ron, başıyla ön koltukları işaret edip sırıtarak, "Gerek yok," dedi. "Yanımda kimlerin olduğunu unutuyorsun."
Fred, bir ipin ucunu Harry'ye fırlattı. "Şunu parmaklıklara bağla."
Harry, ipi sıkıca bir çubuğa bağlarken, "Eğer Dursley’ler uyanırsa, öldüm demektir," dedi. Fred de arabaya gaz verdi.
"Üzülme," dedi Fred, "ve geriye çekil."
Harry geriye, gölgelerin içine, Hedwig'in yanına çekildi. Kuş bunun ne kadar önemli olduğunu anlamış gibiydi, kıpırdamıyor ve sesini çıkarmıyordu. Araba gitgide daha yüksek sesle çalıştı ve Fred birden arabayı dosdoğru yukarı sürdü. Parmaklıklar, çatır çutur sesler çıkararak pencereden söküldü - Harry koşup pencereden dışarı bakınca onları toprağın biraz üstünde sallanırken gördü. Ron soluk soluğa parmaklıkları arabaya
çekti. Harry endişeyle dinledi, ama Dursley'lerin yatak odasından ses gelmiyordu.
Parmaklıklar Ron'la birlikte güvenli bir şekilde arka koltuğa yerleşince, Fred arabayı geri vitese alarak Harry'nin penceresine olabildiğince yaklaştı.
"Gir içeri," dedi Ron.
"Ama bütün Hogwarts eşyalarım... asam... süpürgem..."
"Nerdeler?"
"Merdivenin altındaki dolapta kilitliler ve ben de bu odadan dışarı çıkamıyorum..."
George, önde, sürücünün yanındaki koltuktan, "Sorun değil," dedi. "Yolumdan çekil, Harry."
Fred ve George, dikkatli dikkatli tırmanıp pencereden Harry'nin odasına girdiler. Haklarını vermek gerek, diye düşündü Harry, George cebinden sıradan bir toka çıkarıp kilidi kurcalamaya başlarken.
"Çoğu büyücü, bu tür Muggle numaralarını bilmenin zaman kaybı olduğunu düşünür," dedi Fred, "ama bize göre bunlar öğrenmeye değen beceriler, biraz ağır işleseler de."
Hafif bir klik sesi duyuldu ve kapı ardına kadar açıldı.
"Şimdi - sandığını alacağız - sen de ihtiyacın olacağını düşündüğün her şeyi yakalayıp Ron'a ver," diye fısıldadı George.
İkizler karanlık sahanlıkta gözden kaybolurken,
Harry de, "Alt basamağa dikkat edin," diye fısıldadı.
"Gıcırdıyor." '
Harry odasında koşuşturarak öteberisini topladı ve onları pencereden Ron'a uzattı. Sonra Fred ve George'un ağır sandığı merdivenlerden yukarı taşımalarına yardıma gitti. Bu arada, Vernon Enişte’nin öksürdüğünü duydu.
Sonunda nefesleri kesilmiş halde sahanlığa ulaştılar, sonra da sandığı Harry'nin odasından açık pencereye taşıdılar. Fred, sandığı Ron'la birlikte çekmek için gene arabaya tırmandı. Harry ve George da yatak odası tarafından ittiler. Sandık santim santim, camın içinden kayarak geçti.
Vernon Enişte bir kez daha öksürdü
"Biraz daha," diye soludu Fred, arabanın içinden çekiyordu, "şöyle tüm gücünüzle..."
Harry ve George omuzlarını sandığa iyice dayadılar, sandık da pencereden kurtulup arabanın arka koltuğuna geçti.
"Tamam, gidelim hadi," diye fısıldadı George.
Ama Harry pencere pervazına tırmanırken, arkasından ani ve gürültülü bir feryat yükseldi, hemen ardından da Vernon Enişte'nin gök gürültüsünden farksız sesi duyuldu.
"O KAHROLASICA BAYKUŞ!"
"Hedwig'i unuttum!"
Sahanlıktaki elektrik düğmesinin çatırtısı duyulurken Harry deli gibi odayı aştı. Hedwig'in kafesini yakaladığı gibi pencereye doğru bir koşu kopardı ve kafesi Ron'a uzattı. Tam şifoniyere doğru seğirtiyordu ki, Vernon Enişte kilitli olmayan kapıya küt küt vurdu. Kapı da ardına kadar açıldı.
Vernon Enişte bir an kapı eşiğinde dönmüş gibi kaldı, sonra kızgın bir boğa gibi bir böğürtü kopardı. Harry'ye doğru balıklama dalarak onu ayak bileğinden yakaladı.
Ron, Fred ve George, Harry'nin kollarından tutup çekebildikleri kadar kuvvetle çektiler.
"Petunia!" diye kükredi Vernon Enişte. "Kaçıyor! KAÇIYOR!"
Weasley'ler tüm güçleriyle çektiler ve Harry'nin bacağı Vernon Enişte'nin kıskacından kurtuldu. Harry arabaya girip, kapı da sımsıkı kapanınca, Ron haykırdı: "Ayağını gaza bas, Fred!" Araba da birden ay dedeye doğru yola çıktı.
Harry inanamıyordu - özgürdü. Camı indirdi, gece havası saçını kamçılarken, Privet Drive'ın gittikçe küçülen çatılarına baktı. Vernon Enişte, Petunia Teyze ve Dudley, dilleri tutulmuş gibi Harry'nin penceresinden bakıyorlardı.
"Bir dahaki yaza görüşürüz!" diye haykırdı Harry.
Weasley'ler kahkahadan kırılırken, Harry de, ağzı kulaklarında, koltuğuna yaslandı.
Ron'a, "Hedwig'i çıkar," dedi, "arkamızdan uçabilir. Kanatlarını şöyle bir uzatamayalı çok oldu."
George tokayı Ron'a verdi. Bir saniye sonra Hedwig neşeyle pencereden dışarı süzülmüş, bir hayalet gibi yanları sıra kayarcasına uçuyordu.
"Ee... Anlat bakalım, Harry," dedi Ron, sabırsızlıkla. "Neler oldu?"
Harry onlara Dobby hakkında her şeyi anlattı,
Harry'ye uyarıda bulunmasını, menekşeli puding fiyaskosunu. Söylediklerini bitirdiğinde ortaya şaşkınlık dolu bir sessizlik çoktu.
Fred sonunda, "Bu işte bir iş var," dedi.
"Bir bityeniği olduğu kesin," diye doğruladı George. "Demek bütün bu komploları sözde kimin kurduğunu sana söylemedi bile, ha?"
"Sanırım söyleyemedi," diye cevap verdi Harry "Dedim ya, ağzından bir şey kaçırır gibi olduğu her an, başını duvara vurmaya başlıyordu."
Fred ve George'un birbirlerine baktıklarını gördü.
"Ne var, sizce bana yalan mı söylüyordu?" diye sordu Harry.
"Eh," dedi Fred, "şöyle diyelim - ev cinlerinin kendi güçlü sihirleri vardır, ama çoğu kez, efendilerinin izni olmadan bunu kullanamazlar. Sanırım ihtiyar Dobby senin 'Hogwarts’a geri dönmeni durdurmak için gönderildi. Biri bunu espri sanmış olmalı. Okulda sana karşı kin güden biri varmı?"
Harry ve Ron bir ağızdan ve derhal, "Evet," dediler.
"Draco Malfoy," diye açıkladı Harry. "Benden nefret ediyor."
George, arkaya dönerek, "Draco Malfoy mu?" dedi. "Lucius Malfoy'un oğlu değil ya?"
"Öyle olmalı, sık rastlanan bir isim değil çünkü," dedi Harry. "Neden sordun?"
"Babam ondan söz ederken duydum. Kim-Olduğunu-Bilirsın-Sen'ın en sıkı destekçilerinden biriymiş."
Harry’ye bakmak için boynunu uzatan Fred, "Ve Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen yok olunca," dedi, "Lucius Malfoy geri gelip hiç de böyle bir şey kastetmediğini söyledi. Palavranın daniskası - babam onun Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in en yakınlarından biri olduğunu düşünüyor."
Harry de Malfoy ailesi hakkındaki bu söylentileri daha önceden duymuştu, onun için hiç şaşırmadı. Draco Malfoy'un yanında Dudley Dursley bile müşfik, düşünceli ve hassas bir çocuk gibi görünebilirdi.
"Malfoy’ların bir ev cini olup olmadığını bilmiyorum..." dedi.
"Eh, sahipleri eski bir buyucu ailesi olmalı," dedi Fred, "ve mutlaka da zenginlerdir."
George, "Evet," dedi, "annem hep ütü yapsın diye bir ev cini ister. Ama bizim sadece tavan arasında berbat, yaşlı bir gulyabanimizle bahçeye yayılmış yercücelerimiz var. Ev cinleri büyük malikânelerde, şatolarda ve böyle yerlerde bulunur. Bizim evde cine rastlamazsın..."
Harry susuyordu. Draco Malfoy çoğu kez her şeyin en iyisini kullandığına göre, aile buyucu altınına gömülmüş olmalıydı. Malfoy'u büyük bir malikânede çalımlı çalımlı dolaşırken görür gibi oldu Harry'nin Hogwarts'a dönmemesi için aile hizmetkârını göndermek de tam Malfoy'un yapacağı türden bir şeye benziyordu. Yoksa Harry, Dobby'yi ciddiye alarak aptallık mı etmişti?
"Neyse," dedi Ron, "seni almaya geldiğimize sevindim. Mektuplarımın hiçbirine cevap vermeyince bayağı endişelenmeye başlamıştım. Önce Errol'ın kabahati sandım..."
"Erroll da kim?"
"Baykuşumuz. Yaşlı mı yaşlı. Bir teslimatta yıkılıp kalırsa, bu ilk olmayacak. Ben de Hermes'i ödünç almaya çalıştım..."
"Kimi?"
"Annemle babamın sınıf başkanı seçilince Percy'ye aldıkları baykuş," dedi Fred ön koltuktan.
"Ama Percy onu bana ödünç vermedi. Ona lazımmış, öyle dedi."
George kaşlarını çattı. "Percy bu yaz çok garip davranıyor. Bir sürü mektup gönderiyor ve vaktinin çoğunu odasına kapanmış halde geçiriyor... Yani, bir sınıf başkanı rozetini parlatmak için insana belli bir zaman yeter... Çok batıya kaydın, Fred," diye ekledi, gösterge tablosundaki bir pusulaya işaret ederek. Fred, direksiyonu kıvırdı.
Harry, alacağı cevabı tahmin etse de, "Peki, babanız arabayı aldığınızı biliyor mu?" diye sordu.
"Ee, hayır," dedi Ron. "Bu gece çalışması gerekiyor. Umarım annem arabayı uçurduğumuzu fark etmeden onu garaja döndürmeyi başarırız."
"Baban Sihir Bakanlığı'nda ne iş yapıyor peki?"
"En sıkıcı bölümde çalışıyor," dedi Ron. "Muggle Eşyalarının Kötüye Kullanımı Dairesi."
"Ne dedin?"
"Muggle'ların yaptığı şeyleri büyülemekle ilgili, anlıyorsun ya, sonunda bir Muggle dükkânına ya da evine giderlerse diye. Örneğin geçen yıl yaşlı bir cadı öldü, çay takımı da bir antikacı dükkânına satıldı. Onu alan Muggle kadın, evine götürüp arkadaşlarına onunla çay ikram etmeye çalıştı. Bir kâbustu - babam haftalarca fazla mesai yaptı."
"Ne oldu?"
"Çaydanlık aklını kaçırdı, her yere kaynar çay püskürttü. Bir adam, burnuna kenetlenmiş şeker tutacağıyla hastaneye kaldırıldı. Babam da çılgına dönmüştü, bürosunda sadece o var, bir de Perkins adlı yaşlı bir büyücü. İşi örtbas etmek için Hatırlama Muskaları falan yapmak zorunda kaldılar..."
"Ama baban... bu araba..."
Fred güldü. "Evet, babam Muggle'lara ait her şeye bayılır, sundurmada bir sürü Muggle eşyası var. Parçalarına ayırır, büyü yapar, yeniden birleştirir. Eğer bizim eve baskın yapsaydı, kendisini derhal tutuklaması gerekirdi. Bu durum annemi çıldırtıyor."
George, ön camdan aşağı sarkarak, "İşte anayol," dedi. "On dakikada orda oluruz... İyi de olur, hava aydınlanıyor..."
Doğuda, ufukta pembemsi bir parıltı görülüyordu.
Fred arabayı aşağı doğru indirdi ve Harry yamalı bohçaya benzer tarlalarla bir ağaçlık gördü.
"Köyün biraz dışındayız," dedi George. "Ottery St Catchpole..."
Uçan araba daha, daha da aşağı indi. Artık parlak kırmızı bir güneşin ucu, ağaçlar arasından parıldamaya başlamıştı.
"Sobe!" dedi Fred, hafif bir sarsıntıyla yere çarptıklarında. Küçük bir bahçede viran bir garajın yanma inmişlerdi. Harry, Ron'un evini ilk kez gördü.
Sanki bir vakitler büyük, taş bir domuz ahırıymış, ama oraya buraya odalar eklenmiş ve sonunda ev birkaç katlı hale gelmiş gibiydi. Öyle eğriydi ki, sanki sihirle ayakta duruyordu (Harry kendi kendine bunun olabileceğini hatırlattı). Kırmızı damın üstüne dört ya da beş baca konmuştu. Giriş yakınında yere saplanmış, bir tarafı eğrilmiş bir tabelada "Kovuk" yazılıydı. Ön kapının çevresinde karmakarışık bir lastik çizme yığını ile çok paslı bir kazan vardı. Birkaç şişman kahverengi tavuk, bahçede orayı burayı gagalıyorlardı. "Pek bir şey değil," dedi Ron. Privet Drive'ı düşünen Harry, sevinçle, "Harika," diye cevap verdi. Arabadan indiler.
"Şimdi çok sessizce yukarı çıkalım," dedi Fred, "ve annemin bizi kahvaltıya çağırmasını bekleyelim. Sonra Ron, sen koşarak merdivenlerden inersin, 'Anne, bak gece kim geldi!' dersin. O da Harry'yi gördüğüne çok memnun olur, hiç kimsenin arabayı uçurduğumuzu bilmesi gerekmez."
"Tamam," dedi Ron. "Gel hadi, Harry, benim uyuduğum..."
Ron pis yeşil bir renge büründü, gözleri eve dikildi. Öbür üçü hızla geriye döndü.
Mrs Weasley tavukları ürküterek bahçeyi geçmiş, geliyordu Doğrusu, kısa, tombul, müşfik yüzlü bir kadın olarak, kılıç dişli bir kaplana inanılmayacak kadar benziyordu.
"Ah," dedi Fred.
"Eyvahlar olsun," dedi George.
Mrs Weasley onların önünde durdu, elleri belinde, bir suçlu yüzden diğerine baktı. Üstünde, cebinin birinden bir asanın dışarı çıktığı çiçekli bir önlük vardı.
"Demek öyle."
George, besbelli şen şakrak, gönül alıcı olduğunu sandığı bir sesle, "Günaydın, anne," dedi.
Mrs Weasley, öldürücü bir fısıltıyla, "Ne kadar üzüldüğüm hakkında hiçbir fikriniz var mı?" diye sordu.
"Özür dileriz, anne, ama anlıyorsun ya, mecburen..."
Mrs Weasley'nin üç oğlu da ondan uzundu, ama öfkesi tepelerinde patlarken hepsi küçüldü gitti.
"Yataklar boş! Not yok! Araba gitmiş... çarpabilirdiniz... üzüntüden deliye döndüm... sizin umurunuzda mı?., asla, ömrüm oldukça... bekleyin hele, babanız eve gelsin, Bili ya da Charlie ya da Percy'de başımıza hiç böyle şeyler gelmemişti..."
"Kusursuz Percy," diye mırıldandı Fred.
"PERCY'NİN KİTABINDAN BİR YAPRAK BİLE ALSAN SANA FAYDASI OLUR!" diye haykırdı Mrs Weasley, parmağıyla Fred'in göğsünü dürterek. "Ölebilirdiniz, görülebilirdiniz, babanızın işini kaybetmesine neden olabilirdiniz..."
Saatlerce devam etti sanki. Mrs Weasley, ancak bağıra bağıra sesi kısıldıktan sonra,geriye çekilen Harry'ye döndü.
"Seni gördüğüme çok sevindim, Harry, canım," dedi. "İçeri gel de kahvaltı et."
Döndü ve evden içeri girdi, kendisine cesaret verircesine başını sallayan Ron'a endişeli bir bakış atan Harry de onu izledi.
Mutfak küçük ve hayli sıkışıktı. Ortasında ovulmuş bir tahta masa ile iskemleler vardı, Harry iskemlesinin kenarına ilişerek etrafa baktı. Daha önce hiç büyücü evine girmemişti.
Karşısındaki duvarda asılı saatin sadece bir kolu vardı, üzerinde numara da yoktu. Saatin kıyısına "Çay yapma vakti", "Tavukları yemleme vakti" ve "Geç kaldın" gibi şeyler yazılmıştı. Kitaplar şöminenin üzerinde üç sıra halinde yerleştirilmişti. Adları, Kendi Peynirini Kendin Büyük, Yemekte Sihir ve Bir Dakikalık Şölen - Buna Sihir Denir! olan kitaplar. Ve eğer Harry'nin kulakları onu aldatmıyorsa, lavabonun yanındaki eski radyo az önce "Kadın büyücü Celestina Warbeck'in popüler şarkılarıyla Cadılar Saati"ni ilan etmişti.
Mrs Weasley biraz rastgele şekilde kahvaltıyı hazırlayarak tangırdıyor, tavaya sosis atarken de pis pis oğullarına bakıyordu. Arada bir "aklınızdan ne geçiyordu bilmem" ve "dünyada inanmazdım" gibi şeyler mırıldanıyordu.
Harry'nin tabağına sekiz dokuz sosis atarak, "Sana kabahat bulmuyorum, canım," diye onu rahatlattı. "Arthur ve ben senin için de kaygılandık. Daha dün gece,eğer cumaya kadar Ron'a yazmazsan seni gelip kendimiz alırız diyorduk. Ama sahiden de" (şimdi de tabağına yağda pişmiş üç yumurta ekliyordu), "yasadışı bir arabayla ülkenin yarısını geçmek - herkes sizi görebilirdi..."
Asasını kayıtsızca lavaboda birikmiş bulaşıklara doğru salladı, arkada pıtır pıtır sesler çıkararak kendi kendilerine temizlenmeye koyuldular.
"Hava bulutluydu, anne!" dedi Fred.
"Sen yemek yerken ağzını kapalı tut bakayım!" diye cevabı yapıştırdı Mrs Weasley.
"Onu açlıktan öldürüyorlardı, anne!" dedi George.
"Sen de!" dedi Mrs Weasley, ama Harry'nin ekmeğini dilimleyip üstüne tereyağı sürerken yüzünün ifadesi birazcık daha yumuşamıştı.
Tam o anda upuzun gecelik giymiş ufak, kızıl saçlı birinin mutfakta görünüp küçük, tiz bir çığlık attıktan sonra yeniden dışarı kaçışı herkesin dikkatini dağıttı.
Ron, yavaş sesle Harry’e, "Ginny," dedi. "Kız kardeşim. Bütün yaz senden söz etti."
"Evet, imzanı istemesi yakındır, Harry," dedi Fred, sırıtarak. Ama annesiyle göz göze gelir gelmez, tek kelime daha etmeden başını tabağına eğdi. Dört tabak temizlenene kadar başka hiçbir şey konuşulmadı, tabakların temizlenmesi de şaşılacak kadar kısa sürdü.
Fred, bıçağını ve çatalını sonunda elinden bırakarak, "Vay canına, yorulmuşum," dedi. "Sanırım yatmaya gideceğim ve..."
"Hayır," diye sözünü kesti Mrs Weasley. "Bütün gece ayakta durmak senin kendi hatan. Sen benim için bahçedeki yercücelerini ayıklayacaksın. Tamamen baş edilmez bir hal alıyorlar."
"Ama anne..."
"Ve siz ikiniz de," dedi annesi, gözlerinden şimşekler çakarak. Harry'ye ise, "Sen yukarı çıkabilirsin canım," dedi. "Onlardan o rezil arabayı uçurmalarını istemedin sen."
Ama kendini cin gibi uyanık hisseden Harry atılıp, "Ron'a yardım edeceğim," dedi. "Yercücelerinin nasıl temizlendiğini hiç görmemiştim çünkü..."
"Çok tatlısın, şekerim, ama sıkıcı bir iştir. Bakalım Lockhart bu konuda ne diyor?"
Şöminenin üstündeki yığından ağır bir kitap çekti. George inledi.
"Anne biz bahçedeki yercücelerini nasıl ayıklayacağımızı biliyoruz."
Harry, Mrs Weasley'nin kitabının kapağına baktı. Üzerinde boylu boyunca süslü altın harflerle Gilderoy Lockhart'ın Ev Zararlıları Rehberi yazıyordu. Ön kapakta çok yakışıklı, dalgalı sarı saçlı ve parlak mavi gözlü bir büyücünün koca bir resmi vardı. Büyücüler dünyasında hep olduğu gibi, fotoğraf hareket ediyordu. Harry'nin Gilderoy Lockhart olduğunu sandığı büyücü onların hepsine edepsizce göz kırpıp duruyordu. Mrs Weasley de ona tebessüm etti.
"Ah, müthiş," dedi. "Gerçekten de ev zararlılarını iyi biliyor, harika bir kitap..."
Fred, çok iyi duyulan bir fısıltıyla, "Annem ondan hoşlanıyor," dedi.
Mrs Weasley, "Gülünç olma, Fred," diye yanıtladı, yanakları bayağı pembeleşmişti. "Peki, eğer Lockhart'tan daha iyi bildiğini düşünüyorsan, yürü, yap bakalım. Ve ben dışarı teftişe geldiğimde o bahçede tek bir yercücesi kaldıysa Tanrı yardımcın olsun."
Weasley'ler esneyerek ve homurdanarak, arkalarında Harry ile, omuzları yorgunluktan düşmüş halde dışarı çıktılar. Bahçe büyüktü ve Harry'nin gözünde, tam bir bahçenin olması gerektiği gibiydi. Dursley'ler hoşlanmazdı bir sürü yabani ot vardı, çimlerin de biçilmesi gerekiyordu ama duvar boyu boğum boğum ağaçlar sıralanmıştı, her çiçek tarhından Harry'nin hiç görmediği çiçekler fışkırmıştı. Kurbağa dolu koca yeşil bir havuz da vardı.
Harry, çimenlikten geçerlerken Ron'a, "Muggle'ların da bahçe yercüceleri vardır, biliyorsun," dedi.
"Evet," dedi, başı bir şakayık yığınının içinde, iki büklüm eğilmiş Ron. "Yercücesi olduğunu sandıkları o şeyleri gördüm. Balık oltaları olan küçük, şişko Noel Babalara benziyorlar..."
Şiddetli bir itişme gürültüsü duyuldu, şakayıklar titredi ve Ron doğruldu. "Bu bir yercücesi," dedi haşin bir edayla.
"Brrak beni! Bırak beni!" diye cikledi yercücesi.
Kesinlikle Noel Baba gibi bir şey değildi. Küçüktü, deridenmiş gibiydi, tıpkı patatese benzeyen büyük, düğüm düğüm, kel bir kafası vardı. Nasırlı küçük ayaklarıyla tekme atarken, Ron onu kol mesafesinde tuttu. Ayak bileklerinden yakalayıp tepe üstü çevirdi.
"Böyle yapman gerekir," dedi. Yercücesini başının üstüne kaldırdı ("Bırak beni!") ve kement gibi büyük daireler halinde çevirmeye başladı. Harry'nin yüzündeki şok ifadesini görünce de ekledi. "Bu onların canını yakmaz başlarını iyice döndürmelisin ki, yercücesi deliklerinin yolunu bulamasınlar."
Yercücesinin bileklerini bıraktı, havada altı yedi metre uçan yercücesi, çitin ötesindeki tarlaya küt diye indi.
"içler acısı," dedi Fred. "Bahse girerim ki ben benimkini o kütüğün ötesine yollarım."
Harry kısa süre sonra yercucelerine fazla acımamayı öğrendi. İlk yakaladığını hemen çitin gerisine bırakmaya karar vermişti, ama zaafı hisseden yercücesi ustura gibi dişlerini Harry'nin parmağına batırdı, o da yercücesini silkelemekte güçlük çekiyordu. Ta ki...
"Vay canına, Harry - nerdeyse yirmi metre..."
Çok geçmeden hava uçan yercüceleriyle dolmuştu.
George, bir seferde beş altı yercücesi birden yakalayıp, "Görüyorsun, fazla zeki değiller," dedi. "Yercücesi ayıklama işinin başladığım anlar anlamaz hepsi bakmak için yukarı fırlıyor. Şimdiye kadar aşağıda kalmayı öğrenmiş olurlar sanırsın."
Az sonra tarladaki yercuceleri sendeleyen bir hat oluşturmuş, küçük omuzlarını içeri çekmiş uzaklaşıyor-lardı.
Onların tarlanın diğer tarafındaki çitin ötesinde gözden kaybolmalarını seyrederlerken, "Geri dönecekler," dedi Ron. "Buraya bayılıyorlar... Babam onlara çok yumuşak davranıyor, komik olduklarını düşünüyor..."
Tam o sırada ön kapı çarpıldı.
"Geri döndü!" dedi George. "Babam geldi!"
Koşarak bahçeden geçip eve girdiler.
Mr Weasley gözlüğünü çıkarmış, gözlerini de yummuş, mutfak iskemlesine yığılmıştı. Zayıf bir adamdı, tepesi açılıyordu, ama kalmış olan saçı tıpkı çocuklarınınki gibi kıpkızıldı. Tozlu ve dolaşmaktan eskimiş uzun yeşil bir cüppe giymişti.
"Ne gece ama," diye mırıldandı, hepsi etrafına oturmaya başlarken çaydanlığa uzanarak. "Dokuz baskın. Dokuz! Ve ihtiyar Mundungus Fletcher arkam dönükken nazar etmeye kalkıştı..."
Mr Weasley koca bir yudum çay aldı ve içini çekti.
"Bir şey bulabildin mi, baba?" diye sordu Fred, hevesle.
"Bütün elime geçen birkaç tane çekip küçülmüş kapı anahtarıyla ısıran bir çaydanlık oldu," diye esnedi Mr Weasley. "Ama benim bölümümü ilgilendirmeyen bayağı pis şeyler vardı. Mortlake pek garip birtakım dağ gelincikleri için sorgulanmak üzere götürüldü, ama neyse ki bu Deneysel Büyüler Komitesi'nin işi, Tanrı'ya şükür..."
George, "İnsanlar niye anahtarları küçültme zahmetine katlansın ki?" diye sordu.
"Muggle'ları yemlemek için işte," diye içini çekti
Mr Weasley. "Onlara çekip küçülerek sonunda sıfıra inen bir anahtar sat ki, ihtiyaçları olduğu zaman asla bulamasınlar... Tabii, bu yüzden mahkûm etmek çok zor, çünkü hiçbir Muggle anahtarının durmadan çekip küçüldüğünü kabul etmez - boyuna kaybediyoruz diye ısrar ederler. Tanrı yardımcıları olsun, gözlerinin içine bakıyor olsa da sihri görmezlikten gelmek için akla gelen her şeyi yaparlar. Ama bizimkilerin sihir yaptıkları şeyleri de söylesem inanmazsınız -"
"ARABALAR GİBİ Mİ, ÖRNEĞİN?
Mrs Weasley, elinde kılıç gibi tuttuğu uzun bir ateş karıştıracağıyla görünmüştü. Mr Weasley yerinde zıpladı, gözleri bir anda açıldı. Suçlu suçlu karısına baktı.
"Ara... arabalar mı, Mollyciğim?"
"Evet, Arthur, arabalar," dedi Mrs Weasley, gözlerinden şimşekler saçarak. "Düşün şimdi, bir büyücü paslı eski bir araba alıyor, karısına bütün yapmak istediğinin arabayı parçalarına ayırarak nasıl çalıştığını görmek olduğunu söylüyor, oysa aslında uçsun diye ona sihir yapıyor."
Mr Weasley gözlerini kırpıştırdı.
"Eh, şekerim, bence gene de yasalar dahilinde kaldığını göreceksin, yani tabii... şey... karısına gerçeği söylemiş olsa daha iyi ederdi ama... Yasada bir boşluk olduğunu göreceksin... Arabayı uçurmaya niyetlenmediği sürece, arabanın uçuyor olabilmesi aslında..."
"Arthur Weasley, o yasayı yazdığında bir boşluk olmasını sağladın!" diye bağırdı Mrs Weasley. "Sağladınki, sundurmandaki bütün o Muggle süprüntüleriyle tamircilik yapmaya devam edebılesin! Ve bilgine sunulur, Harry bu sabah senin uçurmaya niyetlenmediğin arabayla geldi!"
"Harry mi?" dedi Mr Weasley boş boş. "Harry kim?"
Etrafına baktı, Harry'yi gördü, sıçradı.
"Hey Tanrım, Harry Potter mı? Tanıştığımıza çok sevindim. Ron bize sizden o kadar çok bahset...
"Oğulların dun gece Harry'nın evine gidip gelmek için o arabayı uçurdular!" diye haykırdı Mrs Weasley. "Bakalım bu konuda söyleyecek bur şeyin var mı?"
"Sahiden uçtunuz mu?" diye sordu Mr Weasley hevesle. "İşler yolunda gitti mi bari? Yani... yani demek istiyorum ki..." Lafını şaşırdı. Mrs Weasley'nin gözleri şimşek çaktırıyordu çünkü. "Bu... bu çok yanlış bir şey çocuklar gerçekten çok yanlış..."
Mrs Weasley iri bir kurbağa gibi şişinirken, Ron, Harry’e, "Bırakalım ne halleri varsa görsünler," dedi. "Gel, sana yatak odamı göstereceğim."
Mutfaktan sıvıştılar ve dar bir koridordan geçip çarpık bir merdivene geldiler. Merdiven, ev içinde zikzaklar çizip yükseliyordu. Üçüncü sahanlıkta bir kapı aralık duruyordu. Pat diye çarpılmadan önce, Harry bir çift parlak kahverengi gözün ona dikilmiş bakışını yakaladı.
"Ginny," dedi Ron. "Bu kadar utangaç olması ne kadar garip, bilmiyorsun, normalde çenesini hiç kapatmaz.
İki kat daha çıkıp, boyası soyulan ve üzerinde "Ronald'ın Odası" yazılı küçük bir levha olan bir odaya geldiler.
Harry, başı neredeyse eğimli tavana değerek içeri girdi ve gözlerini kırpıştırdı. Bir fırının içine girer gibiydi: Ron'un odasındaki her şey turuncunun vahşi bir tonundaydı: yatak örtüsü, duvarlar, hatta tavan. Derken Harry, Ron'un, eski püskü duvar kâğıdının neredeyse her santimetre karesini aynı cadılar ve büyücülerin posterleriyle kapladığını fark etti. Hepsi parlak turuncu cüppeler giyiyor, süpürge taşıyor ve enerjik bir şekilde el sallıyorlardı.
"Quidditch takımın mı?" diye sordu Harry.
"Chudley Cannons," dedi Ron, devasa büyüklükte iki siyah C harfi ve hızlanan bir top güllesinin arma olarak üslendiği turuncu yatak örtüsünü işaret ederek. "Ligde dokuzuncu."
Ron'un okul büyü kitapları düzensiz bir şekilde bir köşeye yığılmıştı, hemen yanlarında bir yığın çizgi roman vardı, hepsi de Çılgın Muggle Martin Miggs'in Maceraları’nı anlatıyor gibiydi. Ron'un sihirli asası pencere pervazında saydam kurbağa yumurtalarıyla dolu bir akvaryumun üstünde duruyordu. Akvaryumun hemen yanında, güneşli bir noktada şişman kurşuni fare Scabbers şekerleme yapıyordu.
Harry yerde duran bir deste Kendi-Kendini-Karıştıran iskambile bastı ve minik camdan dışarı baktı. Çok aşağıdaki tarlada, Weasley'lerin çitinden içeri teker teker, sinsi sinsi sızan bir yercücesi çetesini görebiliyordu.
Sonra ona adeta endişeli şekilde, sanki yargısını beklermiş gibi bakan Ron'a döndü.
"Biraz küçük," dedi Ron hemen. "Muggle'lann yanındaki odan gibi değil. Ve tavan arasındaki gulyabaninin hemen altındayım, hep borulara vurup inilder..."
Ama Harry, ağzı kulaklarında, "Bu benim içine girdiğim en güzel ev," dedi.
Ron'un kulakları pespembe kesildi.


  Alıntı ile Cevapla