Tek Mesajı Görüntüle
Old 12-10-2006, 01:38 AM   #30
GeCeLeR
Guest
 
Mesajlar: n/a
Üye No:
Cinsiyet :
Varsayılan


ON İKİNCİ BÖLÜM
Çok Özlü iksir


Üstteki taş sahanlıkta merdivenden indiler. Profesör McGonagall kapıya vurdu. Kapı sessizce açıldı, içeri girdiler. Profesör McGonagall, Harry'ye beklemesini söyleyip onu orada yalnız bıraktı.
Harry etrafına baktı. Bir şey kesindi: Harry'nin bu yıl şimdiye kadar ziyaret ettiği bütün öğretmen odaları içinde, Dumbledore'unki kesinlikle en ilginç olanıydı. Eğer biraz sonra okuldan atılacağım diye ödü kopmuş olmasa, buraya bir göz atma şansı bulduğu için çok memnun olurdu.
Daire şeklinde büyük, güzel bir odaydı, garip seslerle doluydu. Cılız bacaklı masalarda birçok tuhaf gümüş alet duruyordu, pırpır ediyor ve küçük duman bulutları çıkarıyorlardı. Duvarlar eski müdürler ve müdirelerin portreleriyle doluydu, hepsi çerçevelerinde tatlı tatlı kestiriyordu. Ayrıca muazzam, pençe ayaklı bir masa da vardı ve onun ardındaki bir rafta eski püskü, yırtık pırtık bir büyücü şapkası duruyordu - Seçmen Şapka.
Harry durakladı. Duvarlardaki uyuyan cadılarla büyücülere ihtiyatla göz attı. Şapka'yı yeniden takıp denemenin ne zararı olabilirdi ki? Anlamak için... kendisini gerçekten doğru binaya koyduğundan emin olmak için.
Sessizce masanın arkasına geçti, Şapka'yı raftan aldı ve başına taktı. Çok büyüktü; kayıyor, gözlerinin üstüne düşüyordu, tıpkı son taktığında olduğu gibi. Harry Şapka'nın siyah astarına bakarak bekledi. Sonra küçük bir ses, "Kulağına kar suyu mu kaçtı, Harry Potter?" dedi.
"Hımm, evet," diye mırıldandı Harry. "Şey... sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim - şeyi öğrenmek istiyordum..."
Şapka akıllı akıllı, "Seni doğru binaya koyup koymadığımı merak ediyorsun," dedi. "Evet... seni yerleştirmek özellikle zordu. Ama daha önce dediğimden şaşmam -" Harry'nin kalbi yerinden hopladı "- Slythe-rin'de sahiden de başarılı olurdun."
Harry'nin midesi taş gibi oldu. Şapka'nın sivri yanından tutup başından çıkardı. Şapka gevşek gevşek elinden sarktı, pis ve soluktu. Harry midesinin bulandığını hissederek onu yeniden rafına koydu.
Hareketsiz ve sessiz duran Şapka'ya, "Yanılıyorsun," dedi. Şapka kıpırdamadı. Harry, onu kollayarak geri geri gitti. Derken arkasında garip, boğuk bir ses duydu ve hızla geri döndü.
Meğer odada yalnız değilmiş. Kapının arkasındaki altın tünekte, yarısı yolunmuş bir hindiye benzeyen, tiridi çıkmış bir kuş duruyordu. Harry ona bakakaldı, kuş da yeniden o boğuk sesi çıkartıp nefretle ona baktı. Onun çok hasta göründüğünü düşündü. Gözleri donuk bakıyordu ve Harry ona baktığı sırada kuyruğundan birkaç tüy daha düştü.
Harry ihtiyacı olan tek şeyin, o odasında yalnızken Dumbledore'un sevgili kuşunun ölmesi olduğunu düşünüyordu ki, kuş birden alev alev yanmaya başladı.
Harry şok içinde feryat etti ve geri geri gidip masaya çarptı. Heyecanla etrafına bakınıp bir yerlerde bir bardak su aradı, ama göremedi. Bu arada kuş bir ateş topu halini almıştı. Son bir vahşi çığlık attı, bir saniye sonra yerde dumanları tüten bir kül yığınından ibaret kalmıştı.
Odanın kapısı açıldı. Dumbledore, çok sıkıntılı bir edayla içeri girdi.
"Profesör," diyebildi Harry soluk soluğa, "kuşunuz - ben bir şey yapmadım - kendisi alev aldı..."
Dumbledore gülümseyince de çok şaşırdı.
"Eh, vakti gelmişti doğrusu. Günlerdir berbat görünüyordu. Ben de ona gayret etmesini söylüyordum."
Harry'nin yüzündeki sersemlemiş ifadeyi görüncı de kıkırdadı.
"Fawkes bir Anka kuşudur, Harry. Ankalar ölme vakti gelince alev alırlar, sonra da küllerinden yenide doğarlar. Gözünü üstünden ayırma..."
Harry hızla geri dönünce minicik, buruş buruş, yeni doğmuş bir kuşun kafasını küllerden uzattığını gördü. Küçük kuş, yaşlı olanı kadar çirkindi denilebilir.
Dumbledore masasının arkasına oturarak, "Onu bir Yanma Günü'nde görmen ne yazık," dedi. "Genellikle çok yakışıklıdır: Harikulade kırmızı ve altın rengi tüyleri vardır. Büyüleyici yaratıklar bu Anka kuşları. Çok ağır yükler taşıyabilirler, gözyaşlarının iyileştirici gücü vardır ve çok sadık hayvanlardır."
Fawkes'un alev almasının şoku içinde, Harry oraya niye geldiğini unutmuştu. Ama Dumbledore masanın arkasındaki yüksek arkalıklı sandalyeye oturup insanın içine işleyen açık mavi bakışlarını üzerine dikince, hemen hatırladı.
Ancak, daha Dumbledore ağzını açıp tek kelime edemeden odanın kapısı çok şiddetli bir çatırtıyla arkaya savruldu ve Hagrid içeri daldı. Gözlerinde çılgınca bir bakış vardı, başlığı darmadağınık saçlı siyah kafasının üstüne tünemişti, ölü horoz da hâlâ elinden sarkıyordu.
Hagrid hararetle, "Harry değildir, Profesör Dumbledore!" dedi. "O çocuk bulunmadan birkaç saniye önce Haıry'yle konuşuyordum ben, asla vakti olamaz, efendim..."
Dumbledore bir şeyler söylemeye çalıştı, ama Hagrid söylenip durmayı sürdürdü, heyecan içinde horozu sallayıp duruyor, her tarafa tüyler saçıyordu.
"... O olamaz ki, olamaz, eğer gerekirse Sihir Bakanlığı'nın önünde yemin ederim..."
"Hagrid, ben..."
"... Yanlış çocuğu yakaladınız efendim, ben biliyorum ki Harry asla..."
"Hagrid!" dedi Dumbledore yüksek sesle. "Ben Harry'nin onlara saldırdığım düşünmüyorum ki."
"Ah," dedi Hagrid, horoz gevşek halde aşağı sarkarken. “Tamam, öyleyse dışanda beklerim, Müdürüm."
Ve hayli mahcup halde paldır küldür dışarı çıktı.
Dumbledore masasının üstündeki horoz tüylerini eliyle süpürürken, Harry umutla, "Ben olduğumu düşünmüyor musunuz, Profesör?" diye tekrarladı.
"Hayır, Harry, düşünmüyorum," dedi Dumbledore, yüzüne yeniden sıkıntılı bir ifade geldiği halde. "Ama gene de seninle konuşmak istiyorum."
Dumbledore uzun parmaklarının uçlarını bitiştirmiş onu gözden geçirirken, Harry sinirli bir şekilde bekledi.
Yumuşak bir sesle, "Bana söylemek istediğin bir şey olup olmadığını sana sormalıyım, Harry," dedi. "Herhangi bir şey."
Harry ne söyleyeceğini bilemedi. Malfoy'un, "Sıra sizde, Bulanık'lar!" diye bağırmasını ve Mızmız Myrtle'nin tuvaletinde ağır ağır kaynayan Çok Özlü İksiri düşündü. Sonra iki kez duyduğu bedensiz sesi düşündü ve Ron'un dediğini hatırladı: "Başka hiç kimsenin duymadığı sesler duymak hayra alamet değildir, büyücüler dünyasında bile." Herkesin onun hakkında neler dediğini de düşündü, bir de şu ya da bu şekilde Salazar Slytherin'le ilişkisi olduğuna dair gittikçe artmakta olan korkusunu...
"Hayır," dedi Harry. "Hiçbir şey yok, Profesör."
Justin ve Neredeyse Kafasız Nick'e yapılan çifte saldırı, o ana kadar endişe olan şeyi gerçek bir paniğe dönüştürdü. Tuhaftır, insanları asıl kaygılandıran Neredeyse Kafasız Nick'in kaderi oldu. Bir hayalete bunu kim yapabilir ki, diye sordular birbirlerine, hangi müthiş güç zaten ölmüş birine zarar verebilir? Öğrenciler Noel'de evlerine gidebilsinler diye Hogwarts Ekspresi'nde yer ayırtmak için koşuşturdular.
Ron, Harry ile Hermione'ye, "Bu gidişle sadece biz kalacağız," dedi. "Biz, Malfoy, Crabbe ve Goyle. Ne kadar neşeli bir tatil olacak."
Malfoy ne yaparsa daima onu yapan Crabbe ve Goyle, tatilde de okulda kalmak için adlarını yazdırmışlardı. Ama Harry öğrencilerden çoğunun gitmesinden hoşnuttu. İnsanların, sanki bir anda dişleri uzayacak, ya da zehir tükürecekmiş gibi koridorda yanından geçerken kavis çizmelerinden de, o geçerken herkesin mırıldanmasından, parmağıyla işaret etmesinden ve fısıldamasından da bezmişti.
Ancak Fred ve George bunu çok komik buluyorlardı. Kendi işlerini bırakıp, Harry koridorda yürürken onun önünde uygun adım gidiyor, "Slytherin'in vârisine yol açın, ciddi şekilde melun büyücü geliyooor!" diye bağırıyorlardı.
Percy bu davranışları hiç onaylamıyordu.
Soğuk soğuk, "Bunda gülecek bir şey yok," dedi.
Fred, "Hey, yoldan çekil, Percy," dedi. "Harry'nin acelesi var."
George kahkahasını zor tutarak, "Evet," dedi, "zehirli dişi olan hizmetkânyla bir fincan çay içmek için Sırlar Odası'na uğrayıverecek."
Ginny de bunu hiç komik bulmuyordu.
Fred, Harry'ye yüksek sesle, bundan sonra kime saldırmayı planladığını sorunca ya da George karşılaştıkları zaman Harry'yi koca bir diş sarımsakla uzaklaştırıyormuş gibi yapınca, "Ah, yapmayın," diye feryatediyordu kız.
Harry ise aldırmıyordu. Fred ve George'un, onun Slytherin'in vârisi olması fikrini hiç değilse komik bulmaları, kendini daha iyi hissetmesine yol açıyordu. Ama onların maskaralıkları, yaptıklarına her gördüğünde daha da ekşi bakan Draco Malfoy'u kızdırıyor gibiydi.
Ron bilmiş bilmiş, "Çünkü aslında vârisin kendisi olduğunu söylemek için çatlıyor da ondan," dedi. "Birisinin onu bir şeyde yenmesinden nasıl nefret eder bilirsiniz, onun pis işinin şerefi de sana kalıyor."
Hermione halinden memnun bir ses tonuyla, "Uzun sürmeyecek ama," dedi. "Çok Özlü İksir hemen hemen hazır. Ondan gerçeği öğrenmemiz gün meselesi."
Sonunda sömestr sona erdi ve şatonun üstüne arazideki kar kadar derin bir sessizlik çöktü. Harry bunu kasvetli olmaktan çok huzur verici buluyordu. Gryffindor Kulesi'nin Hermione ve Weasley'lerle ona kalmasından da hoşnuttu. Kimseyi rahatsım etmeden gürültülü bir şekilde Patlamalı Pişti oynayabiliyorlar ve kendi aralarında düello antrenmanı yapıyorlardı. Fred, George ve Ginny, Mr ve Mrs Weasley ile birlikte Mısır'da Bill'i ziyaret etmektense okulda kalmayı tercih etmişlerdi. Onların çocukça bulduğu davranışlarını hiç onaylamayan Percy ise, Gryffindor ortak salonunda pek oturmuyordu. Onlara kendisinin sadece, bir Sınıf Başkanı olarak bu sorunlu dönemde öğretmenleri desteklemek için Noel'de okulda kaldığını kendini beğenmiş bir tavırla söylemişti zaten.
Noel sabahı hava soğuk, her yer beyazdı. Yatakhanelerinde kalan tek öğrenciler olan Harry ve Ron, tam tekmil giyinmiş, elinde ikisine de aldığı hediyelerle paldır küldür içeri dalan Hermione tarafından erkenden uyandırıldılar.
"Kalkın," dedi yüksek sesle, penceredeki perdeleri çekerek.
Ron, gözlerini ışıktan koruyarak, "Hermione," dedi, "buraya girmemen gerekir."
"Sana da mutlu Noeller," dedi Hermione, hediyesini ona atarak. "Bir saattir ayaktayım, İksir'e biraz zarkanatlı sinek daha kattım. Artık hazır."
Harry birden, uykusu açılarak yerinde doğruldu.
"Emin misin?"
"Kesin," dedi Hermione, onun dört direkli yatağının ucuna oturabilmek için fare Scabbers'ı öteye iterek. "Eğer yapacaksak, bu gece olmalı derim." . Tam o anda Hedwig odaya süzüldü, gagasında çok küçük bir paket vardı.
O, yatağına konarken, "Selam," dedi Harry mutlulukla. "Artık benimle konuşuyor musun?"
Hedwig çok muhabbetti bir şekilde onun kulağını kemirdi. Aslında bu hareketi, Dursley'lerden geldiği anlaşılan paketten çok daha iyi bir hediyeydi. Harry'ye bir kürdan yollamışlardı, bir de not vardı ve yaz tatilinde de Hogwarts'ta kalıp kalamayacağını öğrenmesini istiyorlardı.
Harry'nin diğer Noel hediyeleri çok daha memnuniyet vericiydi. Hagrid ona koca bir teneke melas şekerlemesi yollamıştı; Harry yemeden önce onu şöminenin yanında yumuşatmaya karar verdi. Ron, en sevdiği Quidditch takımı hakkında ilginç olgular içeren Cannon'larla Uçmak adlı bir kitap vermişti. Hermione ise ona kartal tüyünden yapılma lüks bir tüy kalem getirmişti. Harry son hediye paketini açınca, Mrs Weasley'den gelen, elde örülmüş yeni bir yelekle, kocaman bir erik pastası buldu. Onun kartını yeni bir suçluluk dalgasıyla yerine yerleştirdi. Mr Weasley'nin, Şamarcı Söğüt'e çarptığından beri bir daha görünmeyen arabasını düşündü ve Ron'la ikisinin birazdan yapmayı planladıkları kurallara karşı gelme harekâtını.
Hiç kimse, hatta daha sqnra Çok Özlü İksir içme korkusuna kapılmış biri bile, Hogwarts'ın Noel yemeğinden hoşlanmamazlık edemezdi.
Büyük Salon muhteşem görünüyordu. Bir düzine buzlanmış Noel ağacı ile tavanda çaprazlamasına uzanan kalın çobanpüskülü ve ökseotu süslemeleri yetmiyormuş gibi, tavandan ılık ve kuru, sihirli kar yağıyordu. Dumbledore, en sevdiği Noel ilahilerinden birini söylerken onların başını çekti. Hagrid içtiği her yumurtalı, sütlü viski kadehiyle birlikte sesini daha da yükseltti. Fred'in sınıf başkanı rozetini büyülediğinin ve şimdi rozetin üstünde "Salak Başı" yazdığının farkında bile olmayan Percy, hepsinin niye kıs kıs güldüklerini sorup durdu. Harry, Slytherin masasındaki Draco Malfoy'un, yeni yeleği için yüksek sesle incitici görüşler ileri sürmesine bile aldırmadı. Biraz şansları olursa Malfoy nasıl olsa birkaç saat içinde hak ettiği cezayı bulacaktı.
Harry ve Ron, Noel pudinglerinin üçüncü tabağını henüz bitirmişlerdi ki, o akşam için yaptıkları planlan sonuca vardırmak için Hermione önlerine düşüp onları dışarı çıkardı.
Alelade bir şey söylüyormuş gibi, "Dönüşeceğimiz insanlara ait bir şeye hâlâ ihtiyacımız var," dedi. Sanki onları deterjan almak için süpermarkete yolluyordu. "Ve elbette, Crabbe ile Goyle'a ait bir şey alabilirsek iyi olur. Onlar Malfoy'un en iyi arkadaşları, onlara her şeyi söyler. Bir de hakiki Crabbe ile Goyle'un, biz Malfoy'u sorgularken pat diye gelmemelerini garantiye almak zorundayız."
Harry ile Ron'un yüzlerindeki afallamış ifadeye aldırmayarak, "Hepsi düşünüldü," diye sakin sakin devam etti. İki tombul, çikolatalı pastayı onlara gösterdi.
"İçlerine çok basit bir Uyku Sıvısı koydum. Sizin bütün yapacağınız Crabbe ile Goyle'un bunları bulmasını sağlamak. Ne kadar açgözlü olduklarını biliyorsunuz, mutlaka yerler. Uykuya daldıkları zaman saçlarından birkaç tel alın ve onları da süpürge dolabına saklayın." Harry ve Ron inanmazcasma birbirlerine baktılar. "Hermione, hiç sanmam..." "İşler fena halde ters gidebilir..." Ama Hermione'nin gözlerinde, zaman zaman Profesör McGonagall'ınkinde olan cinsten çelikimsi bir parıltı vardı.
"Crabbe ve Goyle'un saçları olmazsa İksir hiçbir şeye yaramaz," dedi. "Malfoy hakkında araştırma yapmak istiyorsunuz, değil mi?"
"Ah, tamam, tamam," dedi Harry. "Peki ama sen? Sen kimin saçının tellerini koparıyorsun?"
Hermione, yüzü ışıldayarak, "Benimki bende zaten," dedi, cebinden küçük bir şişe çıkarıp onlara içindeki tek bir saç telini gösterdi. "Mülicent Bulstrode'un Düello Kulübü'nde benimle güreşmesini hatırlıyor musunuz? Beni boğmaya çalışırken cüppemin üstünde bunu bıraktı! Şimdi de Noel tatili için evde - ben Slytherin'lere geri dönmeye karar verdiğimi söyleyeceğim, hepsi bu."
Hermione, Çok Özlü İksir’ini bir daha kontrol etmek için fırlayıp gidince, Ron yüzünde kaçınılmaz kötü kadere boyun eğmiş bir ifadeyle Harry'ye döndü.
"Hayatında hiç işlerin bu kadar ters gidebileceği bir plan duydun mu?"
Ama operasyonun birinci aşaması, Harry ve Ron'u fevkalade şaşırtacak şekilde Hermione'nin dediği kadar rahat geçti. Noel çayından sonra ıssız Giriş Salonu'nda pusuya yatıp, Slytherin masasında tek başlanna kalmış, dördüncü meyveli pandispanyalarını götüren Crabbe ve Goyle'u beklediler. Harry çikolatalı pastaları tırabzanın ucuna koymuştu. İkisinin Büyük Salon'dan çıktıklarını görünce de, hemen ön kapının yanındaki bir zırhın arkasına gizlendiler.
Crabbe pastaları neşeyle Goyle'a gösterip hemen kaparken, Ron heyecanla, "Bu kadar da aptal olunur mu?" diye fısıldadı. Salak salak sırıtarak pastaları tek lokmada koca ağızlarına attılar. Bir an ikisi de yüzlerinde bir zafer ifadesiyle, obur obur çiğnedi. Sonra, en ufak bir ifade değişikliği olmaksızın, ikisi de sırtüstü yere serildi.
En zor tarafı, onları salonun öbür yanındaki dolaba saklamak oldu. Kovalarla tahta bezleri arasına onları güvenli bir şekilde yerleştirdikten sonra, Harry, Goyle'un alnını kaplayan kıllardan bir iki tane aldı. Ron da Crabbe'nin saçından birkaç tel kopardı. Ayakkabılarını da çaldılar, çünkü kendi ayakkabıları Crabbe ve Goyle'unkiler boyunda ayaklar için pek küçüktü. Sonra, az önce yaptıklarına hâlâ şaşarak, Mızmız Myrtle'ın tuvaletine koştular.
Hermione'nin kazanı karıştırdığı bölmeden gelen kalın, kara duman yüzünden içerde nerdeyse göz gözügörmüyordu.Cüppelerini yüzlerinin üstüneçeken Harry ve Ron, yavaşça kapıya vurdu.
"Hermione?"
Sürgünün çekildiğini duydular, Hermione ortaya çıktı, yüzü parlıyordu ve endişeli görünüyordu. Arkasında kaynayan, melas kıvamındaki İksir'in cup cup ettiğini duydular. Klozetin üstünde üç cam su bardağı hazırdı. Hermione soluk soluğa, "Aldınız mı?" diye sordu. Harry, Goyle'un saçını gösterdi. "İyi. Ben de çamaşırhaneden bu cüppeleri yürüttüm," dedi Hermione; elinde küçük bir çuval tutuyordu. "Crabbe ve Goyle olduğunuz zaman size daha büyük cüppeler gerek."
Üçü de gözlerini kazana dikti. Yakından bakınca, İksir, kıvamlı, koyu renk çamura benziyordu, ağır ağır kaynayıp duruyordu.
Hermione, Fevkalade Muktedir îksirler'm beneklenmiş sayfasını kaygıyla tekrar okuyarak, "Her şeyi doğru yaptığımdan eminim," dedi. "Kitapta nasıl görüneceği yazılıysa, öyle görünüyor... İçtikten sonra kendi halimize dönmeden önce tam bir saatimiz olacak." "Şimdi n'apıyoruz?" diye sordu Ron. "Üç bardağa bölüp saçları ekliyoruz." Hermione her bardağa İksiri kepçe kepçe doldurdu. Sonra, eli titreyerek, Millicent Bulstrode'un saçını içinde olduğu şişeden ilk bardağa döktü.
İksir, kaynayan bir çaydanlık misali tısladı ve deli gibi köpürdü. Bir saniye sonra hastalıklı bir sarıya dönmüştü.
Ron, nefretle bakarak, "Öğğğ - Millicent Bulstrode'un özü," dedi. "Eminim tadı da iğrençtir."
"Seninkini ekle” dedi Hermione.
Harry, Goyle'un saçını ortadaki bardağa koydu, Ron da Crabbe'ninkini son bardağa. Her iki bardak da tısladı ve köpürdü. Goyle'unki sümüğün haki rengine dönüştü, Crabbe'ninki de koyu, kasvetli bir kahverengiye.
Ron ve Hermione bardaklarına uzanırken, Harry, "Durun bir dakika," dedi. "Hepsini burada içmesek iyi olur: Crabbe ve Goyle'a dönüşünce buraya sığmayız. Eh, Millicent Bulstrode de pek cinperi takımından sayılmaz."
"İyi fikir” dedi Ron, kapının kilidini açarak. "Ayrı ayrı bölmelere girelim."
Harry, Çok Özlü İksir'in bir damlasını bile ziyan etmemeye özen göstererek ortadaki bölmeye süzüldü.
"Hazır mısınız?" diye seslendi.
Ron ve Hermione'nin sesleri geldi: "Hazırız."
"Bir... iki... üç..."
Harry burnunu tutarak İksir'i iki büyük yudumda içti. Fazla pişmiş lahana tadındaydı.
Birden içi sanki canlı yılanlar yutmuş gibi kıvır kıvır etmeye başladı - iki büklüm oldu, kusacak mıyım diye merak etti - sonra midesinden el ve ayak parmaklarının uçlarına kadar yakıcı bir duygu hızla yayıldı. Onun ardından da korkunç bir erime duygusu geldi, Harry diz üstü yere çöktü, dört ayak üstünde durdu. Vücudunun her yerinde derisi sıcak mum gibi kaynıyordu ve gözlerinin önünde elleri büyümeye başladı, parmaklan kalınlaştı, tırnakları enine gitti, ellerinin boğum yerleri şişip kocaman oldu. Omuzlan acı veren bir şekilde genişledi ve alnındaki karıncalanma, ona saçının aşağı, kaşlarına doğru ilerlediğini haber verdi; göğsü halkalarını kopartan bir varil gibi gelişirken cüppesi yırtıldı, ayakları dört numara küçük pabuçlar içinde işkence çekiyordu.
Her şey başladığı hızla bitti. Harry soğuk taş döşemede yatmış, Myrtle'ın en dipteki tuvalette mutsuzca boğazlanır gibi sesler çıkarışını dinliyordu. Ayakkabılarını güçlükle ayağından atıp kalktı. Demek Goyle olmak insanda böyle bir duygu uyandınyordu. Koca elleri titreyerek, ayak bileklerinden otuz santim yukarda duran eski cüppesini çıkardı, yedek cüppeyi giydi ve Goyle'un kayık gibi pabuçlarının bağcıklarını bağladı. Saçını gözlerinden çekmek için elini kaldırdı. Eline sadece, alnına kadar inen kısa, tel gibi kıllar çarptı. Sonra gözlüğünün gözlerini bulutlandırdığını fark etti, çünkü besbelli Goyle'un onlara ihtiyacı yoktu. Gözlüğünü çıkarıp seslendi: "İkiniz de iyisiniz, değil mi?" Ağzından Goyle'un gıcırtılı, alçak sesi çıktı.
Sağ tarafından Crabbe'nin derin homurdanması geldi:
"Evet."
Harry kapının kilidini açıp çatlak aynanın önüne gitti. Goyle donuk, çökük gözleriyle ona baktı. Harry kulağını kaşıdı. Goyle da öyle.
Ron'un kapısı açıldı. Birbirlerine baktılar. Solgun ve şaşkın görünüşü hariç, Ron'u Crabbe'den ayırmanın imkânı yoktu. Biçimsiz saç tıraşından tutun da uzun, goril kollarına kadar.
Ron aynaya yaklaşıp Crabbe'nin yassı burnuna parmağıyla bastırarak, "İnanılmaz bir şey bu," dedi. "inanılmaz."
Harry, Goyle'un kalın bileğini kesen saatini gevşetti. "Yola koyulsak iyi olur. Daha Slytherin ortak salonunun nerede olduğunu Öğrenmemiz gerek. Umarım, arkasına düşecek birini buluruz..."
Harry'ye bakan Ron, "Goyle'un düşündüğünü görmenin ne kadar acayip olduğunu bilmiyorsun," dedi. Sonra Hermione'nin kapısına vurdu. "Hadi, gitmemiz gerek..."
Tiz bir ses ona cevap verdi: "Ben... ben gelmesem daha iyi olacak gibi. Siz bensiz gidin."
"Hermione, Millicent Bulstrode'un çirkin olduğunu biliyoruz, kimse sen olduğunu anlamayacak."
"Hayır - aslında - geleceğimi sanmıyorum. Siz ikiniz çabuk olun, vakit kaybediyorsunuz."
Harry şaşkın şaşkın Ron'a baktı.
"Bak şimdi Goyle'a benzedin işte," dedi Ron. "Öğretmenlerden biri ona bir soru sorunca hep böyle bakar."
"Hermione, iyi misin?" dedi Harry kapıdan. "İyiyim - ben iyiyim... Gidin hadi..." Harry saatine baktı. Kıymetli altmış dakikalannın beş dakikası geçmişti bile.
"Sonra burada buluşuruz, tamam mı?" dedi. Harry ve Ron tuvaletin kapısını ihtiyatlı bir şekilde çıktılar, etrafta kimsenin olmadığını görünce de dışan çıktılar.
Harry Ron'a, "Kollarını öyle sallama," diye mırıldandı.
"Ne?"
"Crabe onları şöyle bükmeden tutar."
"Bu nasıl?" "Evet, daha iyi."
Mermer merdivenlerden aşağı indiler. Şimdi sadece Slytherin ortak salonuna kadar izleyecekleri bir Slytherin'e ihtiyaçları vardı, ama ortada kimsecikler görünmüyordu.
"Bir fikrin var mı?" diye mırıldandı Harry. Ron, zindanların girişini işaret ederek, "Slytherin'ler kahvaltıya hep oradan çıkıp gelir," dedi. Daha bu kelimeler ağzından yeni çıkmıştı ki, uzun dalgalı saçlı bir kız girişte göründü.
"Kusura bakma," dedi Ron, hızla yanına giderek, "ortak salonumuza nereden gidildiğini unuttuk."
"Pardon, anlayamadım," dedi kız kasılarak. "Salonumuz mu? Ben bir Ravenclaw'ım."
Yürüyüp giderken, kuşkuyla dönüp onlara baktı. Harry ve Ron taş merdivenlerden aşağıdaki karanlığa hızla indiler; Crabbe ve Goyle'un koca ayakları yere vurdukça ayak sesleri özellikle gürültülü bir şekilde yankılanıyordu. Anlaşılan bu iş sandıkları kadar kolay olmayacaktı.
Labirenti andıran geçitler ıssızdı. Okulun altında daha, daha da derinlere doğru yürüdüler, sürekli olarak
saatlerine bakıp ne kadar vakitleri kaldığını kontrol ediyorlardı. Çeyrek saat sonra, tam umutlarını yitirmek üzereyken, ileride ani bir hareket sezdiler.
"Ahha!" dedi Ron heyecanla. "İşte onlardan biri!"
Söz konusu kişi, yan odalardan birinden çıkıyordu. Ancak hızla yakınına gittiklerinde, bütün umutları kırıldı. Bir Slytherin değildi, Percy'ydi.
Ron hayretle, "Sen burada ne yapıyorsun?" dedi.
Percy alınmış göründü.
Resmi bir edayla, "O," dedi, "senin üstüne vazife değil. Crabbe'sin, değil mi?"
"Ne... ah, evet," dedi Ron.
Percy sert sert, "Eh, yatakhanenize gidin," dedi. "Bugünlerde karanlık koridorlarda gezinmek hiç de güvenli değil."
"Sen dolaşıyorsun ama," dedi Ron.
Percy dikleşerek, "Ben," dedi, "bir Sınıf Başkanı'yım. Hiçbir şey bana saldırmaz."
Birden Harry ve Ron'un arkasında bir ses yankılandı. Draco Malfoy onlara doğru geliyordu ve Harry hayatında ilk kez onu görmekten memnuniyet duydu.
Draco, kelimeleri uzata uzata, "İşte burdasınız," dedi onlara bakarak. "Bunca saattir Büyük Salon'da tıkmıyor muydunuz? Sizi arıyordum, size çok komik bir şey göstermek istiyorum."
Sonra onu yerin dibine geçirmek istercesine Percy'ye baktı.
"Ya sen burada ne yapıyorsun, Weasley?" dedi, dudak bükerek.
Percy fena halde öfkelenmiş göründü. "Bir Sınıf Başkanı'na daha fazla saygı göstermen gerekir!" dedi. "Tavrın hiç hoşuma gitmiyor!"
Malfoy gene alaylı alaylı dudak büktü ve Harry ile Ron'a peşinden gelmelerini işaret etti. Harry az daha Percy'den özür dileyecekti, ama tam vaktinde kendine hâkim oldu. Ron'la ikisi Malfoy'un arkasından koşturdular. Bir sonraki geçide dönerlerken, Malfoy, "O Peter Weasley..." dedi.
Ron otomatik olarak, "Percy," diye düzeltti. "Her neyse," dedi Malfoy. "Son zamanlarda hep sinsi sinsi dolaştığını görüyorum. Ve bahse girerim ki, ne yapmak istediğini biliyorum. Tek başına Slytherin'in vârisini yakalamak istiyor."
Kısa, alaylı bir kahkaha attı. Harry ve Ron birbirlerine heyecanlı heyecanlı baktılar.
Malfoy çıplak, nemli bir taş duvann yanında durdu. "Yeni parola neydi?" diye sordu Harry'ye. "Şeyyy..." dedi Harry.
"Ah evet - safkan!" dedi Malfoy, ona kulak bile vermeden. Duvarda gizlenmiş taş bir kapı kayarak açıldı. Malfoy içinden geçti, Harry ve Ron da ardından gittiler. Slytherin ortak salonu, yeraltında uzun, alçak tavanlı bir odaydı. Pürüzlü taş duvarları ve tavanı vardı, bu tavandan zincirlerle yuvarlak, yeşilimsi lambalar sarkıtılmıştı. İleride, rafıyla kenarları özenle oyulmuş bir şöminenin içinde çıtır çıtır bir ateş yanıyordu, oyma koltuklarda şömine önünde oturan birkaç Slytherin'in siluetleri görünüyordu.
Malfoy, Harry ile Ron'a ateşin gerisindeki iki boş koltuğu göstererek, "Burada bekleyin," dedi. "Gidip de getireyim - babam az önce gönderdi..."
Malfoy'un onlara ne göstereceğini merak eden Harry ile Ron oturdular ve kendilerim evlerinde hisse-diyormuş gibi görünmeye çalıştılar.
Bir dakika sonra gelen Malfoy'un elinde gazete kupürüne benzeyen bir şey vardı. Ron'un burnunun dibine soktu.
"Ne biçim güleceksin," dedi.
Harry, Ron'un gözlerinin şokla açıldığını gördü. Ron kupürü çabucak okudu, pek zoraki güldü ve Harry'ye uzattı.
Gelecek Postası'ndan kesilmişti ve şöyle diyordu: SİHİR BAKANLIĞI'NDA SORUŞTURMA
Muggle Eşyalarının Kötüye Kullanımı Dairesi Başkanı Arthur Weasley, bir Muggle arabasını büyülediği için elli Galleon cezaya çarptırıldı.
Sihirli arabanın bu yılın başlarında kaza yaptığı Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulunun yönetim kurulu üyelerinden Mr Lucius Malfoy, bugün Mr Weasley'nin istifa etmesini istedi.
Mr Malfoy, muhabirimize, "Weasley, Bakanlığın adına gölge düşürdü," dedi. "Belli ki bizim yasalarımızı hazırlamaya uygun değil, yaptığı o gülünç Muggle Koruma yasası da derhal iptal edilmeli."
Yorumunu almak için Mr Weasley'ye ulaşılamadı,ama eşi muhabirlere oradan gitmelerini, yoksa aile gulyabanisini üstlerine salacağını söyledi.
Harry kupürü ona geri verirken, "Eee?" dedi Malfoy sabırsızlıkla. "Sence komik değil mi?" Harry ruhsuzca, "Hah ha," dedi. Malfoy küçümseyen bir tavırla, "Arthur Weasley, Muggle'lan öyle çok seviyor ki," dedi, "asasını ortadan kırıp onlara katılması gerekir. Weasley'lerin davranışlarına bakarsan, safkan olduklarını hayatta anlamazsın." Ron'un -ya da Crabbe'nin- yüzü öfkeyle kasılmıştı. Malfoy, "Senin neyin var, Crabbe?" diye tersledi. Ron, "Karnım ağrıyor," diye homurdandı. "Eh, o zaman hastane kanadına git ve ordaki bütün Bulanıklara benim için bir tekme at" dedi Malfoy, alaylı alaylı gülerek. "Biliyor musunuz, Gelecek Postası'nın henüz bu saldırıları yazmayışına şaşıyorum." Düşünceli bir hali vardı. "Sanırım Dumbledore işi hasır altı etmeye çalışıyor. Kısa süre sonra buna son vermezse, kovulacak. Babam Dumbledore'un buranın başına gelen en berbat şey olduğunu söylüyor. Muggle ana babadan doğanlara bayılıyor. Doğru dürüst bir Müdür, asla o Creevey gibi pislikleri buraya almazdı."
Malfoy hayali bir fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekmeye başladı ve Colin'in gaddarca ama aslına uygun bir taklidini yaptı: "Potter, fotoğrafını çekeyim mi, Potter? İmzanı alabilir miyim? Pabuçlarını yalayabilir miyim, lütfen, Potter?"
Ellerini aşağı indirip Harry'yle Ron'a baktı.
"Sizin ikinizin neyi var?"
Harry ve Ron iş işten geçtikten sonra kendilerini zorlayıp güldüler, ama Malfoy tatmin olmuş görünüyordu. Belki de Crabbe ve Goyle zaten her şeyi geç anlıyorlardı.
Malfoy yavaş yavaş, "Aziz Potter, Bulanıkların dostu," dedi. "Gerçek büyücü ruhuna sahip olmayanlardan biri de o, yoksa o kakavan Granger Bulanığıyla takılmazdı. Bir de insanlar onu Slytherin'in vârisi sanıyor!"
Harry ve Ron soluklarını tutup beklediler. Malfoy'un onlara vârisin kendisi olduğunu söylemesine birkaç saniye kalmıştı, kesin. Ama sonra...
Malfoy hırçın hırçın, "Keşke kim olduğunu bilseydim," dedi. "Onlara yardımım olurdu."
Ron'un ağzı açılınca, Crabbe'nin yüzü her zamankinden de daha aptalca göründü. Neyse ki Malfoy fark etmedi, kafasını hızla çalıştıran Harry de, "Bütün bunların gerisinde kimin olduğu konusunda bir fikrin olmalı..." diyecek oldu.
Malfoy, "Biliyorsun ki yok, Goyle," diye tersledi onu. "Sana kaç kere söyleyeceğim. Ve babam da bana Oda'nın son açılışı hakkında hiçbir şey söylemiyor. Tabii, elli yıl önceymiş, onun döneminden de önce, ama bu konuda her şeyi biliyor ve her şeyin gizli tutulduğunu, gereğinden fazlasını bilirsem şüphe uyandıracağımı söylüyor. Ama bildiğim bir şey var: Geçen sefer Sırlar Odası açıldığında, bir Bulanık öldü. Bahse girerim ki, bu sefer de onlardan birinin öldürülmesine pek bir şey kalmamıştır. Umarım Granger olur," dedi zevkle.
Ron, Crabbe'nin devasa yumruklarım sıkıyordu. Ron Malfoy'u yumruklarsa kendilerini biraz ele vereceklerini düşünen Harry, ona uyancı bir bakış attıktan sonra, "Geçen sefer Oda'yi açan kişinin yakalanıp yakalanmadığını biliyor musun?" diye sordu.
"Ah, evet... her kimse okuldan atıldı. Sanırım hâlâ Azkaban'dadır."
Harry hayretle, "Azkaban mı?" dedi.
Malfoy ona inanmazlıkla bakarak, "Azkaban - büyücü hapishanesi, Goyle," dedi. "Doğru söylüyorum, hani biraz daha ağır olsan geri geri gideceksin."
Koltuğunda rahatsız rahatsız kıpırdandı. "Babam dikkati üstüme çekmememi, işi halletmeyi Slytherin'in vârisine bırakmamı söylüyor. Okulun bütün Bulanık pisliğinden temizlenmesi gerek diyor, ama karışmak olmazmış. Tabii onun da şu anda başında bir sürü dert var. Sihir Bakanlığı'nın geçen hafta Malikânemize baskın düzenlediğini biliyor musunuz?"
Harry, Goyle'un donuk yüzüne endişeli bir ifade oturtmaya çalıştı.
"Evet..." dedi Malfoy. "Neyse ki pek fazla bir şey bulamadılar. Babamın son derece değerli Karanlık Sanat malzemeleri var. Ama neyse ki, bizim de kendi misafir odamızın döşemesi altında kendi gizli odamız var..."
"Ho!" dedi Ron.
Malfoy ona baktı. Harry de. Ron kızardı. Saçları bile kızıllaşmaya başlamıştı. Burnu da uzuyordu - saatleri dolmuştu. Ron kendi haline geri dönüyordu ve Harry'ye attığı dehşet dolu bakışa bakılırsa, Harry de öyleydi.
İkisi birden ayağa fırladılar.
Ron, "Karnım için ilaç," diye homurdandı. İşi daha fazla uzatmadan Slytherin ortak salonunu boydan boya hızla geçtiler, kendilerini taş duvara attılar, geçit boyunca koştular. Bir yandan da, Malfoy her şeye rağmen bir şey fark etmemiş olsa diye umut ediyorlardı. Harry ayaklarının Goyle'un koskoca ayakkabıları içinde kaydığını hissediyordu ve küçüldükçe de cüppesini havaya kaldırması gerekiyordu. Karanlık Giriş Salonu'nun merdivenlerinden ok gibi yukarı fırladılar, salon Crabbe ile Goyle'u kilitledikleri dolaptan gelen boğuk darbe sesleriyle dolmuştu. Onların ayakkabılarını dolap kapısı önünde bırakarak çoraplarıyla mermer merdivenlerden yukarı, Mızmız Myrtle'ın tuvaletine kadar tabana kuvvet koştular.
Ron, tuvalet kapısını arkalarından kapatarak, soluk soluğa, "Eh, vaktimizi tamamen ziyan ettik denemez," dedi. "Saldırılan kimin yaptığını hâlâ bilmiyoruz, tamam ama, yann babama yazıp ona Malfoy'ların misafir odalarının altını kontrol etmesini söyleyeceğim."
Harry çatlak aynada yüzüne baktı. Normale dönmüştü. Ron Hermione'nin bölmesinin kapısını yumruklarken, o da gözlüğünü taktı.
"Hermione, çık dışarı, sana anlatacak bir sürü şeyimiz var".
"Gidin şurdan!" diye cikledi Hermione. Harry ve Ron birbirlerine baktılar. "N'oluyor?" dedi Ron. "Artık normale dönmüş olmalısın, biz..."
Ama Mızmız Myrtle birden bölme kapısından kayarak çıktı. Harry onu hiç bu kadar mutlu görmemişti. "Aaaaaah, bir görseniz," dedi. "Öyle korkunç ki!" Sürgünün çekildiğini duydular ve Hermione ağlayarak dışarı çıktı, cüppesini başına kapatmıştı.
Ron ne diyeceğini bilemeden, "Ne var?" dedi. "Millicent'in burnu gitmedi mi, nedir?"
Hermione cüppesinin eteklerini bıraktı, Ron gerileyip lavaboya yapıştı.
Kızın yüzü kapkara tüylerle örtülüydü. Gözleri sapsarı olmuştu ve saçının arasından uzun, sivri kulaklar çıkıyordu.
"Bir ke... kedi kılıymış!" diye uludu. "Mi... Millicent Bulstrode'un bir kedisi olmalı! Ve İk... İksir'in de hayvan dönüşümü için kullanılmaması gerekiyor!" "Vay canına!" dedi Ron. Myrtle, hayatından memnun, "Seninle çok fena alay edecekler!" dedi.
Harry hemen, "Tamam, Hermione," dedi. "Seni hastane kanadına götürürüz. Madam Pomfrey asla fazla soru sormaz..."
Hermione'yi tuvaletten çıkmaya ikna etmek epeyce vakit aldı. Mızmız Myrtle onlan içten bir kahkahayla uğurladı.
"Herkes kuyruğun olduğunu anlayana kadar bekle hele!"
  Alıntı ile Cevapla