Tek Mesajı Görüntüle
Old 12-10-2006, 01:41 AM   #36
GeCeLeR
Guest
 
Mesajlar: n/a
Üye No:
Cinsiyet :
Varsayılan


ON SEKİZİNCİ BÖLÜM
Dobby'nin Ödülü


Harry, Ron, Ginny ve Lockhart, pislikle ve yapış yapış bir sıvıyla ve (Harry'nin durumunda) kanla kaplı bir halde kapının önünde beklerlerken kısa bir sessizlik oldu. Sonra bir çığlık koptu.
"Ginny!"
Mrs Weasley'ydi bu. Ateşin önünde oturmuş ağlarken ayağa fırlamıştı. Mr Weasley de onu takip etti ve ikisi koşup kızlarına sarıldılar.
Ancak Harry'nin gözleri onlara değil, daha ileride bir noktaya takılmıştı. Profesör Dumbledore şöminenin orada durmuş onlara gülümsüyor, yanındaysa Profesör McGonagall göğsünü tutarak derin derin nefes alıyordu. Fawkes, Harry'nin kulağının yanından geçip giderek Dumbledore'im omzuna konduğu sırada, Harry ve Ron kendilerini Mrs Weasley'nin kollarında buldular.
"Onu kurtardınız! Onu kurtardınız! Nasıl başardınız bunu?"
"Sanırım bunu öğrenmeyi hepimiz istiyoruz," dedi Profesör McGonagall halsiz halsiz.
Mrs Weasley, Harry'yi bıraktı. Harry bir anlık tereddüdün ardından yürüyüp Seçmen Şapka'yi, yakut kakmalı kılıcı ve Riddle'ın güncesinden arta kalanları masanın üstüne bıraktı.
Sonra da onlara her şeyi anlatmaya başladı. Neredeyse on beş dakika boyunca, çıt çıkarmadan onu dinlediler: bedensiz sesi duyuşunu ve Hermione'nin onun duyduğu şeyin borularda gezinen bir Basilisk olduğunu keşfedişini; Ron'la birlikte örümcekleri takip ederek Orman'a gitmelerini ve Aragog'un onlara Basilisk'in son kurbanının öldüğü yeri söylemesini; söz konusu kurbanın Mızmız Myrtle olduğunu ve Sırlar Odası'nın girişinin onun tuvaletinde bulunduğunu tahmin etmelerini...
"Güzel," diye onu yüreklendirdi Profesör McGonagall, "demek böylece girişin nerede olduğunu buldunuz - ve bu yolda okuldaki yüz kadar kuralı çiğnediniz... ama nasıl oldu da hepiniz oradan sağ çıkmayı başardınız, Potter?"
Ve böylece, artık konuşmaktan sesi kısılmaya başlayan Harry onlara Fawkes'un nasıl tam vaktinde imdadına yetiştiğini ve Seçmen Şapka'nın nasıl ona kılıcı verdiğini anlattı. Ama sonra duraksadı. O ana kadar özenle Riddle'ın güncesinden -ya da Ginny'den- bahsetmemişti. Ginny başını Mrs Weasley'nin omzuna yaslamış duruyor, hâlâ yanaklarından aşağı gözyaşları süzülüyordu. Ya onu atarlarsa diye düşündü Harry panik içinde. Riddle'ın güncesi artık çalışmaz durumdaydı... Ona her şeyi yaptıranın Riddle olduğunu nasıl ispat edebilirlerdi ki?
Harry içgüdüsel bir hareketle Dumbledore'a baktı. Dumbledore hafifçe gülümsüyor, ateşin ışığı yarım ay şeklindeki gözlüğünden yansıyordu.
"Beni en çok ilgilendiren," dedi Dumbledore hafifçe, "Lord Voldemort'un Ginny'yi nasıl etkisi altına alabildiği... Çünkü bütün kaynaklarım onun şu anda Arnavutluk'ta bir ormanda saklandığını söylüyor."
Harry'nin her tarafını sıcak, muhteşem bir rahatlama hissi kapladı.
"N-ne?" dedi Mr Weasley afallamış bir sesle. "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen, Ginny'yi e-etkisi altına mı aldı? Ama Ginny... o hiç... ha?"
"Bu günce yüzünden oldu," dedi Harry hemen, günceyi alıp Dumbledore'a göstererek. "Riddle on altı yaşındayken yazmış bunu."
Dumbledoıe günceyi Harry'den alıp uzun, kemerli burnunun üzerinden yanmış ve ıslak sayfalara dikkatle baktı.
"Müthiş," dedi yumuşak bir sesle. "Elbette, o belki de Hogwarts'a gelmiş en parlak öğrenciydi." Tam anlamıyla sersemlemiş olan Weasley'lere döndü.
"Çok az kişi Lord Voldemort'un adının bir zamanlar Tom Riddle olduğunu biliyor. Ben onun öğretmeniydim, elli yıl önce, Hogwarts'ta. Okuldan ayrıldıktan sonra ortadan kayboldu... uzaklara gitti, her yeri gezdi... en kötülerimizle düşüp kalktı, Karanlık Sanatlara öylesine gömüldü, o kadar çok sayıda tehlikeli, büyülü dönüşüm geçirdi ki, Lord Voldemort olarak yeniden ortaya çıktığında neredeyse tanınmayacak durumdaydı.
Hemen hemen hiç kimse vaktiyle burada Öğrenciler Başkanı olan akıllı, yakışıklı çocukla Lord Voldemort arasında bir bağlantı kuramadı."
"Peki ya Ginny," dedi Mrs VYeasley, "bizim Ginny' mizin o - onunla ne alâkası olabilir ki?"
"G-güncesi!" dedi Ginny hıçkırarak. "G-güneeye yazıyordum, o da bütün yıl boyunca bana y-yazıyordu -"
"Ginny!" dedi Mr Weasley, dehşete düşmüş halde. "Sana hiçbir şey öğretemedim mi ben? Kaç kere söyledim sana. Kendi kendine düşünebilen bir şeye, beyninin nerede saklı olduğunu göremiyorsan, güvenme. Niye günceyi bana ya da annene göstermedin? Öyle şüpheli bir nesnenin Karanlık Sihir'le dolu olduğu apaçık!"
"B-bilmiyordum," dedi Ginny ağlayarak. "Annemin verdiği kitaplardan birinin içinde buldum onu. B-birinin onu oraya koyduğunu, sonra da unuttuğunu sandım..."
"Miss Weasley'nin hemen hastane kanadına gitmesi gerekiyor," dedi Dumbledore katı bir ses tonuyla. "Bu onun için korkunç bir sınama oldu. Ceza verilmeyecek. Ondan daha yaşlı ve daha bilge büyücüler bile Lord Voldemort tarafından kandırıldı." Gidip kapıyı açtı. "Yatak istirahatı ve belki de büyük bir fincan sıcak çikolata. Benim keyfimi hep yerine getirir bu," diye ekledi, ona gözlerinde müşfik bir ışıkla bakarak. "Madam Pomfrey'i hâlâ ayakta bulacaksınız. Adamotu suyu veriyor - tahminimce Basilisk'in kurbanları kendilerine gelmek üzeredir."
"Yani Hermione iyi durumda!" dedi Ron sevinçle.
"Kalıcı bir hasar yok," dedi Dumbledore.
Mrs Weasley Ginny'yi dışarı çıkardı, Mr Weasley de yüzünde hâlâ epey sarsılmış bir ifadeyle onu izledi.
"Bak ne diyeceğim, Minerva," dedi Dumbledore McGonagall'a, düşünceli bir edayla. Bütün bunlardan sonra bir şölen iyi gider. Gidip mutfaklara haber verir misin?"
Profesör McGonagall hemencecik, "Evet," dedi ve kapıya doğru yürüdü. "Potter ve Weasley ile ilgilenmeyi sana bırakıyorum, olur mu?"
"Kesinlikle," dedi Dumbledore.
Profesör McGonagall çıktı. Harry ve Ron ne yapacaklarını bilemeyerek Dumbledore'a baktılar. Profesör McGonagall ilgilenme ile tam olarak neyi kastetmişti acaba? Herhalde - herhalde cezalandırılacak olamazlardı, değil mi?
"İkinize de bir kez daha okulun kurallar mı çiğnerseniz atılacağınızı söylediğimi hatırlıyorum” dedi Dumbledore.
Ron dehşetle ağzını açtı.
"Bu da şunu gösteriyor ki, en iyilerimiz bile bazen tükürdüğünü yalamak zorunda kalabilir," diye devam etti gülümseyerek. "İkiniz de Okula Hizmet Özel Ödülü alacaksınız ve - bir bakalım - evet, sanırım Gryffindor için iki yüzer puan."
Ron, Lockhart'ın Sevgililer Günü çiçekleri katlar pembe bir renk aldı ve ağzını kapattı.
"Ama içimizden birinin bu tehlikeli maceradaki rolü konusunda ağzını bıçak açmıyor," diye ekledi Dumbledore. "Nedir bu alçakgönüllülük, Gilderoy?"
Harry irkildi. Lockhart'ı tamamen unutmuştu. Dönüp baktığında odanın bir köşesinde, yüzünde hâlâ belli belirsiz bir gülümsemeyle durduğunu gördü. Dumbledore onunla konuştuğunda, kime hitap edildiğini anlamak için omzunun üstünden arkaya baktı.
"Profesör Dumbledore," dedi Ron çabucak, "Sırlar Odası'nda bir kaza oldu. Profesör Lockhart -"
"Ben bir Profesör müyüm?" dedi Lockhart biraz şaşırarak. "Aman Tanrım. Herhalde ümitsiz bir vakaydım, değil mi?"
"Bize Hafıza Büyüsü yapmaya çalıştı ve asa geri tepti," diye açıkladı Ron, Dumbledore'a alçak sesle.
"Bak sen," dedi Dumbledore, başını iki yana sallayarak. Uzun, gümüşi bıyığı titriyordu. "Demek kılıcın kendine saplandı, Gilderoy!"
"Kılıç mı?" dedi Lockhart anlamayarak. "Kılıcım yok. Ama o çocukta var." Harry'yi gösterdi. "Size bir tane ödünç verebilir."
"Profesör Lockhart'ı da hastane kanadına götürür müsün?" dedi Dumbledore Ron'a. "Harry'yle birkaç kelime daha konuşmak istiyorum..."
Lockhart sakin sakin dışarı çıktı. Ron da çıkarken dönüp Dumbledore'a ve Harry'ye meraklı bir bakış fırlattı.
Dumbledore ateşin yanındaki sandalyelerden birine geçti.
"Otur, Harry," dedi. Harry nedensiz bir kaygıyla oturdu.
"En başta, Harry, sana teşekkür etmek istiyorum," dedi Dumbledore, gözleri yeniden parıldayarak. "Oda'da bana gerçek bir sadakat göstermiş olmalısın. Başka hiçbir şey Fawkes'un sana gelmesini sağlayamazdı."
Uçarak dizine konan Anka kuşunu okşadı. Dumbledore ona bakarken, Harry şaşkın şaşkın sırıttı.
"Demek Tom Riddle'la karşılaştın," dedi Dumbledore düşünceli düşünceli. "Sanırım seninle çok ilgilenmiştir..."
Birden, Harry öteden beri dilinin ucunda olan bir şeyi söyledi.
"Profesör Dumbledore... Riddle onun gibi olduğumu söyledi. Tuhaf benzerlikler, dedi..."
"Dedi mi bunu gerçekten?" Kalın, gümüş rengi kaşlarının altından düşünceli düşünceli Harry'ye bakıyordu. "Peki sen ne düşünüyorsun, Harry?"
"Onun gibi olduğumu düşünmüyorum!" dedi Harry, istediğinden daha yüksek bir sesle. "Yani, ben -ben Gryffindor'luyum, ben..."
Ama gene içindeki bir şüphe yüzeye çıktı ve lafı yanda kaldı.
"Profesör," diye yeniden konuştu bir süre sonra. "Seçmen Şapka bana - Slytherin'de başarılı olacağımı söylemişti. Herkes bir süre benim Slytherin'in vârisi olduğumu düşündü... Çataldili konuşabiliyorum diye..."
"Çataldili konuşabiliyorsun, Harry," dedi Dumbledore sakince, "çünkü Lord Voldemort -yani Salazar Slytherin'in soyundan gelen son kişi- Çataldili konuşa- biliyor. Yanılmıyorsam, sendeki o yara izine sebep olduğu gece kendi güçlerinin bir kısmı sana geçti. Eminim bunu isteyerek yapmamıştır..."
"Voldemort kendinden bir parçayı benim içime mi koydu?" dedi Harry, çarpılmış gibi. "Şüphesiz öyle görünüyor."
"O halde Slytherin'de olmam gerekiyor," dedi Harry, Dumbledore'un yüzüne çaresizce bakarak. "Seçmen Şapka benim içimde Slytherin'in gücünü gördü ve -"
"Seni Gryffindor'a koydu," dedi Dumbledore sakince. "Beni dinle, Harry. Sende Salazar Slytherin'in kendi eliyle seçtiği öğrencilerinde aradığı özelliklerden birçoğu var. Kendi çok nadide yeteneği olan Çataldili... sorunlara çözüm bulma yeteneği... kararlılık... kurallara karşı belli bir kayıtsızlık," diye ekledi bıyığı gene titreyerek. "Ama Seçmen Şapka seni Gryffindor'a koydu. Niye böyle olduğunu biliyorsun. Düşün bir."
"Beni Gryffindor'a koymasının tek sebebi," dedi Harry yılgın bir sesle, "çünkü Slytherin'e girmek istemedim..."
"Kesinlikle," dedi Dumbledore, bir kez daha gözleri pırıl pırıl gülümseyerek. "Bu da seni Tom Riddle'dan çok farklı hale getiriyor. Bize aslında kim olduğumuzu gösteren şey, yeteneklerimizden çok seçimlerimizdir, Harry." Harry nutku tutulmuş halde sandalyesinde oturuyordu. "Eğer yerinin Gryffindor olduğuna dair kanıt istiyorsan, Harry, o zaman şuna daha yakından bak."
Dumbledore,ProfesörMcGonagall'mmasasına uzanıp kan lekeli, gümüş kılıcı aldı ve Harry'ye verdi. Harry, yakutları şöminenin ışığında pırıl pırıl parlayan kılıcı, elinde yavaş yavaş çevirdi. Ve kabzanın tam altına oyulmuş ismi gördü. Godric Gryffindor.
Dumbledore, "Yalnızca gerçek bir Gryffindor onu Şapka'dan çıkarabilirdi, Harry," demekle yetindi.
Bir süre ikisi de konuşmadılar. Sonra Dumbledore, Profesör McGonagall'ın masasının çekmecelerinden birini açtı ve bir tüy kalemle bir şişe mürekkep çıkardı.
"Sana gereken şey, biraz yiyecek ve uyku, Harry. Bence aşağı inip şölene katıl, ben de bu arada Azkaban'a yazayım - bekçimize ihtiyacımız var. Ayrıca Gelecek Postası için bir ilan da hazırlamalıyım," diye ekledi, kara kara düşünerek. "Yeni bir Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmenine ihtiyacımız olacak. Ah, ne çabuk tüketiyoruz onları, değil mi?"
Harry ayağa kalkıp kapıya yürüdü. Ama tam kulpa uzandığı anda kapı öyle bir hızla içeri doğru savruldu ki, duvara çarpıp geri döndü.
Lucius Malfoy, yüzünde öfkeli bir ifadeyle kapının eşiğinde duruyordu. Ve koltuk altında sinmiş bir şekilde, bandajlara sarılı Dobby vardı.
"İyi akşamlar, Lucius," dedi Dumbledore tatlı tatlı. Mr Malfoy hızla odaya girerken neredeyse Harry'yi deviriyordu. Dobby de yüzünde acınacak bir dehşet ifadesiyle, pelerininin eteğine çömelmiş halde, onun peşinden sürüklendi.
"Demek öyle!" dedi Lucius Malfoy, soğuk gözlerini Dumbledore'dan ayırmadan. "Geri döndün. Yönetim kurulu üyeleri seni uzaklaştırdı, ama gene de Hogwarts'a dönmekten geri durmadın."
"Aslına bakarsan, Lucius," dedi Dumbledore, soğukkanlılıkla gülümseyerek, "diğer on bir yönetim kurulu üyesi bugün benimle irtibat kurdu. Doğrusu bir baykuş fırtınasına yakalanmaktan farkı yoktu. Arthur Weasley'nin kızının öldürüldüğünü duymuşlardı ve benim hemen dönmemi istiyorlardı. Bu iş için en iyi adamın ben olduğumu düşünüyor gibiydiler yani. Ayrıca bana çok garip hikâyeler anlattılar. Bazıları senin onları, uzaklaştırılmamı kabul etmezlerse ailelerini lanetlemekle tehdit ettiğini düşünüyordu."
Mr Malfoy her zamankinden de solgunlaştı, ama gözleri hâlâ öfkeyle kısılmış durumdaydı.
"Öyleyse - saldırıların önüne geçtin mi bari?" diye küçümseyerek güldü. "Suçluyu yakaladınız mı?"
"Yakaladık," dedi Dumbledore, gülümseyerek.
"Ee?" dedi Mr Malfoy sertçe. "Kimmiş?"
"Geçen seferki kişi, Lucius," dedi Dumbledore. "Ama bu defa Lord Voldemort başka birinin aracılığıyla hareket ediyormuş. Bu günce sayesinde."
Mr Malfoy'u dikkatle izleyerek, ortasında büyük bir delik bulunan küçük, siyah kitabı havaya kaldırdı. Harry ise Dobby'yi izliyordu.
Ev cini çok tuhaf bir şey yapıyordu. Koca gözleri anlamlı anlamlı Harry'ye odaklanmış halde, bir günceyi bir Mr Malfoy'u gösteriyor ve sonra da yumruğuyla kendi kafasına sertçe vuruyordu.
"Anlıyorum..." dedi Mr Malfoy Dumbledore'a, yavaşça.
"Akıllıca bir plan," dedi Dumbledore ifadesiz bir sesle. Hâlâ Mr Malfoy'un gözlerinin içine bakıyordu. "Çünkü eğer Harry -" Mr Malfoy, Harry'ye keskin bir bakış fırlattı, "ve arkadaşı Ron bu kitabı keşfetmese, bütün suç Ginny Weasley'nin üstüne kalabilirdi. Kimse onun kendi iradesiyle hareket etmediğini kanıtlayamazdı..."
Mr Malfoy tek kelime bile etmedi. Yüzü aniden bir maske görünümü almıştı.
"Düşünsene bir," diye devam etti Dumbledore, "işte o zaman neler olurdu... Weasley'ler önde gelen safkan ailelerimizden biri. Kendi kızının Muggle'lara saldırdığı ve onları öldürdüğü ortaya çıksa, bunun Arthur Weasley ve Muggle Koruma Yasası üzerindeki etkisi ne olurdu, düşün. Güncenin ele geçmesi ve Riddle'ın anılarının içinden silinmiş olması büyük şans. Yoksa sonuç ne olurdu kim bilir..."
Mr Malfoy kendini zorlayarak konuştu.
"Büyük şans," dedi kaskatı bir edayla.
Ve Dobby, hâlâ onun arkasında, bir günceyi bir Lucius Malfoy'u işaret ediyor, sonra da kendi kafasını yumrukluyordu.
Ve Harry birden anladı. Dobby'ye başını salladı ve Dobby ceza olsun diye kulaklarını bükerek bir köşeye çekildi.
"Güncenin nasıl Ginny'nin eline geçtiğini öğrenmek islemiyor musunuz, Mr Malfoy?" dedi Harry.
Lucius Malfoy hızla ona döndü.
"Nereden bileyim ben küçük, aptal kızın onu eline nasıl geçirdiğini?" dedi.
"Çünkü bunu ona siz verdiniz," dedi Harry. "Flo-urish ve Blotts'ta. Onun eski Biçim Değiştirme kitabını aldınız ve günceyi gizlice içine yerleştirdiniz, değil mi?"
Mr Malfoy'un beyaz ellerini yumruk yapıp açtığını gördü.
"İspatla," diye tısladı.
"Ah, işte bunu kimse başaramaz," dedi Dumbledore, Harry'ye gülümseyerek. "Riddle kitabın içinden çıkıp gittikten sonra imkânsız bu. Öte yandan, Lucius, sana bundan böyle Lord Voldemort'un eski okul eşyalarını başkalarına vermemeni tavsiye ediyorum. Başka eşyalar da masum ellere geçerse, sanırım en azından Arthur Weasley onların izini sürer ve ne yapıp edip sana ait olduklarını bulur..."
Lucius Malfoy bir süre öylece durdu. Harry onun sağ elinin bir an asasına ulaşmak istermiş gibi kıpırdadığını açıkça gördü. Ama Malfoy bunu yapmadı ve ev cinine döndü.
"Gidiyoruz, Dobby!"
Kapıyı sertçe çekip açtı ve cin koşarak yanına geldiğinde onu kapıdan dışarı tekmeledi. Dobby'nin koridor boyunca acı içinde ayakladığım duyabiliyorlardı. Harry durup iyice düşündü. Sonra birden aklına bir fikir geldi.
"Profesör Dumbledore," dedi aceleyle, "şu günceyi
Mr Malfoy'a geri verebilir miyim, lütfen?"
"Elbette, Harry," dedi Dumbledore sakince. "Ama elini çabuk tut. Şölen var, unutma."
Harry günceyi kaptı ve odadan dışarı fırladı. Dobby'nin acı dolu ayaklamalarının köşenin oradan uzaklaştığını duyabiliyordu. Planının yürüyüp yürümeyeceğini düşünerek, bir ayağından yapış yapış, pis çorabını çabucak çıkardı ve günceyi onun içine soktu. Sonra hızla karanlık koridorda koşmaya başladı.
Onları merdivenlerin başında yakaladı.
"Mr Malfoy," dedi soluk soluğa, kayıp durarak. "Size bir şey getirdim."
Ve kokulu çorabı Lucius Malfoy'un eline tutuşturdu.
"Bu da neyin...?"
Mr Malfoy çorabı yırtıp günlüğün üstünden çıkardı, kenara fırlattı ve öfkeyle bir günceye bir Harry'ye baktı.
"Bu gidişle senin sonun da layığını bulan aileninki gibi olacak, Harry Potter," dedi usulca. "Onlar da her işe burnunu sokan aptallardı."
Gitmek için arkasını döndü.
"Gel, Dobby. Gel dedim!"
Ama Dobby kımıldamadı. Elinde Harry'nin iğrenç, yapış yapış çorabını tutuyor, ona sanki paha biçilmez bir hazineymiş gibi bakıyordu.
"Sahip Dobby'ye bir çorap verdi," dedi cin hayretle. "Sahip onu Dobby'ye verdi."
"Ne?" dedi Mr Malfoy sinirle. "Ne dedin sen?"
"Dobby'nin bir çorabı var," dedi Dobby inanamayarak. "Sahip onu attı, Dobby de tuttu ve Dobby -Dobby özgür."
Lucius Malfoy, cine bakar halde, dondu kaldı. Sonra Harry'nin üstüne atıldı.
"Bana bir hizmetkâra mal oldun, çocuk!"
Dobby birden bağırdı: "Harry Potter'a zarar vermeyeceksin!"
Bir gümbürtü duyuldu ve Mr Malfoy arkaya doğru uçtu. Merdivenlerden üçer beşer düşerek alt kattaki zemine yığıldı. Ayağa kalktı, yüzü mosmor kesilmişti. Asasını çıkardı, ama Dobby uzun parmağını tehditkâr bir şekilde ona doğru uzattı.
Mr Malfoy'a işaret ederek, "Şimdi gideceksin," dedi korkutucu bir edayla. "Harry Potter'a dokunmayacaksın. Şimdi gideceksin."
Lucius Malfoy'un başka seçeneği yoktu. İkisine tepesi atmış, son bir bakış fırlattı ve pelerinini omzunun üstünden atarak hızla yürüyüp gözden kayboldu.
"Harry Potter, Dobby'yi özgürlüğüne kavuşturdu!" dedi o. tiz bir sesle, kafasını kaldırıp Harry'ye bakarak. Küre misali gözlerinde en yakın pencereden sızan ay ışığı panldıyordu. "Harry Potter, Dobby'yi serbest bıraktı!"
"En azından bunu yapmalıydım, Dobby," dedi Harry sırıtarak. "Sen bir daha hayatımı kurtarmaya kalkmayacağına söz ver, yeter."
Birden cinin çirkin, kahverengi suratının tam ortasında, bütün dişlerini gösteren kocaman bir gülümseme belirdi.
"Tek bir sorum var, Dobby," dedi Harry, Dobby titreyen ellerle Harry'nin çorabını giyerken. "Bana bütün bunların Adı Anılmaması Gereken Kişi'yle bir ilgisi olmadığını söylemiştin, hatırlıyor musun? Ee -"
"O bir ipucuydu, efendim," dedi Dobby, sanki bariz bir şeyden bahsediyormuş gibi gözleri irileşerek. "Dobby size bir ipucu veriyordu. Adını değiştirmeden önce Kara Lord'un adı söylenebiliyordu, anladınız mı?"
"Evet," dedi Harry bezgin bir halde. "Eh, ben gitsem iyi olur. Bir şölen var, üstelik arkadaşım Hermione de kendine gelmiş olmalı..."
Dobby kollarını Harry'nin beline dolayarak ona sarıldı.
"Harry Potter, Dobby'nin sandığından da daha büyük!" diye ağladı. "Elveda, Harry Potter". Ve büyük bir çatırtıyla, Dobby yok oldu.
Harry birçok Hogwarts şölenine katılmıştı, ama hiçbiri bunun gibi değildi. Herkes pijamalarıylaydı ve kutlamalar gece boyunca sürdü. Harry en iyi bölümün hangisi olduğuna karar veremiyordu. Hermione'nin, "Çözdün! Çözdün!" diye çığlık atarak ona doğru koşması mı; Justin'in Hufflepuff masasından koşarak gelip elini sıkması ve ondan şüphelenmiş olduğu için özür dilemesi mi; Hagrid'in üç buçukta gelip Harry'yle Ron'un omuzlarına, onları meyveli kremalı kek dolu tabaklarının içine düşürecek kadar hızlı şaplak atması mı;
Ron'la onun dört yüz puanının Gryffindor'a ikinci yıl üst üste Bina Kupası'nı kazandırması mı; Profesör McGonagall'ın kalkıp bütün sınavların okulun armağanı olarak iptal edildiğini söylemesi mi ("Yo, hayır!" demişti Hermione); Dumbledore'un, Profesör Lockhart'ın gidip hafızasını geri kazanması gerektiği için maalesef bir dahaki sene geri dönmeyeceğini duyurması mı? Sonuncusunun yol açtığı coşkuya birçok öğretmen de katıldı.
"Yazık," dedi Ron, biraz daha reçelli çörek alarak. "Tam da ona alışmaya başlamıştım."
Yaz döneminin geri kalan bölümü pırıl pırıl güneş ışığıyla geçti. Hogwarts normale dönmüştü, sadece birkaç küçük değişiklik vardı: Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersi iptal edildi ("ama biz nasılsa o konuda yeterince antrenman yaptık," dedi Ron, pek canı sıkkın görünen Hermione'ye) ve Lucius Malfoy yönetim kurulu üyeliğinden çıkarıldı. Draco artık okulda, orası kendine aitmiş gibi bir edayla dolaşmıyordu. Aksine, gücenik ve somurtkan görünüyordu. Diğer taraftan, Ginny Weasley gene son derece mutluydu.
Hogwarts Ekspresi'yle eve dönüş yolculuğu vakti çok çabuk geldi. Harry, Ron, Hermione, Fred, George ve Ginny'nin kendilerine ait bir kompartımanları vardı. Tatilden önce büyü yapabilecekleri son birkaç saatin tadını çıkardılar. Patlamalı Pişti oynadılar, Fred ve George'un Filibuster Maytapları'nın sonuncularını ateşlediler ve büyüyle birbirlerini silahsız bırakmaya çalıştılar. Harry bu konuda çok iyi hale gelmeye başlamıştı.
Neredeyse King's Cross'a varmışlardı ki, Harry'nin aklına bir şey geldi.
"Ginny - Percy'yi ne yaparken gördün de kimseye söylemeni istemedi?"
"Ha, o mu?" dedi Ginny kıkırdayarak. "Şey -
Percy'nin bir kız arkadaşı var."
Fred, George'un kafasına bir kitap bohçası düşürdü.
"Ne?"
"Şu Ravenclaw'lu Sınıf Başkanı, Penelope Clearwater," dedi Ginny. "Yaz boyunca ona mektup yazıyordu. Okulun her yerinde gizli gizli onunla buluşuyordu. Bir gün boş bir sınıfta öpüşürlerken yakaladım onları. Kız o saldırıya uğradığında Percy öyle üzüldü ki. Onunla dalga geçmezsiniz, değil mi?" diye ekledi endişeyle.
"Aklımızın ucundan bile geçmez," dedi Fred. Yüzünde sanki doğum günü erken gelmiş gibi bir ifade vardı.
"Kesinlikle," dedi George, pis pis gülerek.
Hogwarts Ekspresi yavaşladı ve sonunda durdu.
Harry bir tüy kalem ve bir parça parşömen çıkardı ve Ron'la Hermione'ye döndü.
"Buna telefon numarası deniyor," dedi Ron'a ve telefon numarasını iki kez yazarak parşömeni ikiye yırtıp ikisine de birer parça verdi. "Babana geçen yaz telefonun nasıl kullanıldığını anlatmıştım, hatırlayacaktır. Beni Dursley'lerden ara, olur mu? Sadece Dudley'yle konuşarak iki ay daha geçiremem..."
Trenden inip sihirli bölmeye doğru yürüyen kalabalığa katılırlarken, Hermione, “Teyzenle enişten gurur duyacaklar ama, değil mi?" dedi. "Yani bu yıl yaptıklarını duyunca."
"Gurur duymak mı?" dedi Harry. "Aklını mı oynattın sen? Ölmem için o kadar fırsat çıkmışken ve ben bunu başaramamışken mi? Sinirden çılgına dönecekler..." Ve hep birlikte geçitten geçerek Muggle dünyasına doğru yürüdüler.

...............THE END.............
  Alıntı ile Cevapla