|
Guest
Mesajlar: n/a
Üye No:
Cinsiyet :
|
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Hızır Otobüs
Harry birkaç sokak uzaklaştıktan sonra Magnolia Crescenf ta alçak bir duvarın dibine yığıldı. Sandığını çekerken harcadığı çabadan dolayı soluk soluğa kalmıştı. Orada öyle, sessizce oturdu. Kanı hâlâ beynindeydi, kalbinin deli gibi çarpışını dinliyordu.
Ama karardık sokakta on dakika kadar tek başına durduktan sonra, içinde yeni bir duygu kabardı: panik. Hangi açıdan bakarsa baksın, daha önce kendini hiç böylesine kötü bir açmazda bulmamıştı. Tek başına karanlık Muggle dünyasında mahsur kalmıştı ve gidecek hiçbir yeri yoktu. Daha da beteri, az önce okkalı bir büyü yapmıştı, bu da kesinlikle Hogvvarts'tan atılacağı anlamına geliyordu. Genç Yaşta Büyücülüğün Kısıtlanması Kararnamesi'ni öyle bir ihlal etmişti ki, şimdi o burada otururken Sihir Bakanlığı temsilcilerinin üzerine çullanmamasına şaşıyordu.
Harry ürperdi ve Magnolia Crescent'ı gözleriyle taradı. Ona ne olacaktı şimdi? Tutuklanacak mıydı, yoksa büyücülük dünyasından bütün bütüne dışlanacak mıy-
43
di? Ron'la Hermione'yi düşündüğünde içi adamakıllı burkuldu. Suçlu olsa da olmasa da Ron'la Hermi-one'nin ona böyle bir durumda yardım etmek isteyeceklerinden emindi. Ama ikisi de yurtdışmdaydı ve Hedwig olmadığından onlarla irtibat kurmak mümkün değildi.
Yanında Muggle parası da yoktu. Sandığının dibindeki para kesesinde biraz büyücü altını vardı, ama annesinin ve babasının ona bıraktığı servetin geri kalanı Londra'daki Gringotts Büyücüler Bankası'nda bir kasadaydı. Sandığını çeke çeke ta Londra'ya götürmesine imkân yoktu. Tabii eğer...
Hâlâ elinde tuttuğu asasına baktı. Eğer zaten okuldan atılmışsa (şimdi kalbi acı verecek kadar hızla çarpıyordu), biraz daha büyü yapmasının bir zararı olmazdı herhalde. Baba yadigârı Görünmezlik Pelerini yanındaydı - sandığa büyü yapıp tüy gibi hafifleştirse, süpürgesine bağlasa ve üzerine Pelerin'i geçirip Londra'ya uçsa ne olurdu sanki? O zaman kasasından parasının geri kalanını alabilir ve... dışlanmış biri olarak hayatına başlayabilirdi. Korkunç bir tablo, ama bu duvarın dibinde de sonsuza kadar oturamazdı ya. Yoksa Muggle polisine gecenin yarısında bir sandık dolusu büyü kitabı ve bir süpürgeyle dışarıda ne işi olduğunu açıklamak zorunda kalabilirdi.
Harry yine sandığının içindekileri karıştırıp Görünmezlik Pelerini'ni aramaya koyuldu - ama daha Pele-lin'i bulamadan, aniden doğruldu ve bir kez daha etrafına bakındı.
44
Ensesindeki tuhaf bir ürperti Harry'de gözetlendiği duygusunu uyandırmıştı. Ne var ki, sokak bomboştu ve büyük, kare biçimindeki evlerin hiçbirinde ışık yanmıyordu.
Yeniden sandığına eğildi, ama neredeyse eğilir eğilmez, eli asasında, tekrar ayağa dikildi. Bir şey duymaktan çok, bir şey hissetmişti: Birisi ya da bir şey arkasındaki çitle garaj arasındaki dar boşlukta duruyordu. Harry gözlerini kısarak karanlık sokağa baktı. O şey bir hareket etse, sokak kedisi mi yoksa başka bir şey mi, anlayacaktı.
Harry, "Lumos," diye fısıldadı ve asasının ucunda gözlerini kamaştıran bir ışık belirdi. Asayı başının üstüne kaldırınca iki numaranın çakıllı çimentodan duvarı birden aydınlandı. Garaj kapısı parlaklaştı ve Harry tam ikisinin ortasında çok büyük bir şeyin heybetli siluetini apaçık gördü. Kocaman, ışıl ışıl gözleri vardı.
Harry irkilip geriledi. Ayakları sandığa çarptı, tökezledi. Düşüşünü kesmek için kolunu savururken asası elinden fırladı ve Harry olanca ağırlığıyla suyoluna yığıldı.
Sağır edici bir GÜM sesi duyuldu ve Harry ansızın ortaya çıkan kör edici ışıktan korunmak için ellerini kaldırıp gözlerine siper ettiT..
Bir çığlık atarak arkasındaki kaldırıma doğru yuvarlandı. Tam zamanında. Bir saniye sonra devasa bir çift tekerlek ve far, kulak tırmalayan bir frenle' Harry'nin az önce yattığı yerde durdu. Harry başını kaldırdığında tekerlek ve farların üç katlı, iflah olmaz
45
derecede mor bir otobüse ait olduğunu gördü. Otobüs adeta orada bitivermişti. Ön camında altın harflerle Hz-zır Otobüs yazıyordu.
Harry bir an için düşüşten dolayı sersemledim mi acaba diye merak etti. Derken otobüsten mor üniformalı bir biletçi çıktı ve yüksek sesle gecenin karanlığına doğru konuşmaya başladı.
"Mahsur kalmış cadıların ve büyücülerin acil durum taşıtı Hızır Otobüs'e hoş- geldiniz. Asanızı tuttuğunuz elinizi uzatın, otobüse atlayın, sizi istediğiniz yere götürelim. Benim adım Stan Shunpike, biletçiniz
//
Biletçi lafını yanda bıraktı. Hâlâ yerde oturmakta olan Harry'yi yeni görmüştü. Hkrry asasını tekrar eline alıp zar zor ayağa kalktı. Yakından bakınca Stan Shun-pike'ın kendinden yalnızca birkaç yaş büyük olduğunu gördü; en fazla on sekizinde ya da on dokuzundaydı. İri, kepçe kulakları ve epeyce sivilcesi vardı.
"Yerde naapıyodun ööle?" dedi Stan, profesyonel tavrını bir kenara bırakarak.
"Düştüm," dedi Harry.
Kıs kıs gülüp, "Ne diye düştün ki?" dedi Stan.
"Bilerek düşmedim," dedi Harry, bozularak. Kotunun bir dizi yırtılmıştı ve düşüşünü kesmek için kullandığı eli kanıyordu. Birden niye düştüğünü hatırladı ve dönüp garajla çit arasındaki dar yola baktı. Hızır Oto-büs'ün farlarıyla apaydınlık olan yol boştu.
"Nereye bakıyosun?" dedi Stan.
"Büyük, siyah bir şey vardı," dedi Harry, kendin-
46
den pek emin olmadan boşluğu işaret ederek. "Köpek gibi bir şey... ama dev gibi..."
Dönüp Stan'e baktı. Stan'in ağzı hafifçe açıktı. Harry tedirginlik içinde, Stan'in gözlerinin alnındaki yara izine kaydığını gördü.
"O başındaki de ne ööle?" dedi birden Stan.
"Hiç," dedi Harry hemen, yara izini saçıyla örterek. Sihir Bakanlığı onu arıyorsa, işlerini kolaylaştırmak istemiyordu.
"Adın ne?" diye üsteledi Stan.
"Neville Longbottom," dedi Harry, aklına gelen ilk ismi söyleyerek. "Ee - bu otobüs," diye devam etti hiç beklemeden, Stan'in dikkatini başka yere çekmeyi umarak, "her yere gider mi demiştin?"
'Tabii," dedi Stan gururla, "nereye istersen. Karada olsun da. Suda beş para etmez. - Baksana," dedi yine şüpheci bir ifadeyle, "bize sinyal gönderdin, di mi? Asam kaldırıp, di mi?"
"Evet," dedi Harry hemen. "Baksana, Londra'ya gitmek ne l ^dar tutar?"
"On bir Sickle," dedi Stan, "ama on üçe sıcak çikolata da veriyoruz, on beşeyse^bi şişe sıcak suyla istediin renk diş fırçası ahyosun."
Harry bir kez daha sandığını karıştırıp para kesesini çıkardı ve Stan'in eline bir miktar gümüş bıraktı. Sonra Stan'le birlikte Harry'nin sandığını ve onun üstünde dengede duran Hedwig'in kafesini kaldırıp otobüsün basamaklarından çıkardılar.
İçeride koltuk yoktu; onun yerine, perdeli pencere-
47
lerin yanında yarım düzine kadar pirinç somya duruyordu. Bütün yatakların \anmdaki mesnetlerde yanan mumlar, ahşap kaplı duvarları aydınlatıyordu. Otobüsün arkasında, gece takkesi giymiş bir büyücü, "Sağ ol, ama şimdi olmaz, sülük turşusu kuruyorum/' dedi ve uykusunda döndü.
"Sen şuraya geç," diye fısıldadı Stan. Harry'nin sandığını, direksiyonun önünde rahat bir koltukta oturan şoförün tam arkasındaki yatağın altına tıktı. "Bu şoförümüz, Ernie Prang. Ern, bu Neville Longbottom."
Çok kalın camlı bir gözlük takmış yaşlı bir büyücü o}an Ernie Prarıg, Harry'yi başıyla selamladı. Harry yine tedirgin tedirgin perçemim düzeltip yatağının üstüne oturdu.
Stan, Ernie'nin yanındaki koltuğa oturup, "Hadi gazla, Ern," dedi.
Yine muazzam bir GÜM sesi çıkh ve Harry kendini yatağa yapışmış buldu, Hızır Otobns'ün hızıyla arkaya doğru fırlamıştı. Doğrularak karanlık pencereden dışarı baktı ve şimdi bambaşka bir caddede gittiklerini gördü. Stan, Harry'nin yüzündeki afallamış ifadeyi büyük bir keyifle izliyordu.
"Sen bize sinyal göndermeden önce burdaydık işte," dedi. "Nerdeyiz, Ern? Galle/de bi yerde mi?"
"Haa," dedi Ernie.
"Nasıl oluyor da Muggle'lar otobüsü duymuyor?" dedi Harry.
"Onlar mı?!" dedi Stan küçümseyen bir tavırla. "Onlar dooru dürüs dinlemezler, di mi? Dooru dürüs
48
bakmazlar da ayrıca. Hiçbişiyin farkına varmaz onlar."
"Gidip Madam Marsh'ı uyandırsan iyi olur, Stan," dedi Ern. "Bir dakika içinde Abergavenny'de olacağız."
Stan, Harry'nin yatağını geçip dar bir tahta merdivenden yukarı çıkarak gözden kayboldu. Harry hâlâ pencereden dışan bakıyor, kendini anbean daha da tedirgin hissediyordu. Ernie direksiyon kullanma konusunda ustalaşmışa benzemiyordu. Hızır Otobüs kaldırıma çıkıp duruyor, ama hiçbir şeye çarpmıyordu; o ge-1 irken sıra sıra sokak lambası, posta kutusu ve çöp bidonu çil yavrusu gibi dağılıyor, o geçtikten sonra yine yerlerine dönüyorlardı.
Stan arkasında seyahat pelerinli, hafiften yeşil bir cadıyla döndü.
"İşte geldik, Madam Marsh," dedi neşeyle. Ern frene asıldı ve yataklar otobüsün içinde yarım metre kadar öne kaydı. Madam Marsh ağzına bir mendil tıkıştırarak basamaklardan düşe kalka indi. Stan arkasından onun çantasını attı ve kapıları çarparak kapadı; yine GÜM diye bir ses çıktı ve dar bir taşra yolunda yıldırım gibi gitmeye başladılar. Ağaçlar hoplayarak yollarından çekiliyordu.
Harry sürekli GÜM'leyen ve yüz millik sıçramalar yapan bir otobüste olmasa da uyuyamazdı. Başına neler geleceğim ve Dursley'lerin Marge Hala'yı tavandan indirmeyi becerip beceremediklerini düşünmekten kendini alıkoyamıyor, midesi bulanıyordu.
Stan bir Gelecek Postası çıkarmış, dili dişlerinin ara-
49
sında, onu okuyordu. Uzun, çitileşmiş saçlı, çökük yüzlü bir adamın fotoğrafı Harry'ye birinci sayfadan yavaşça göz kırptı. Adam Harry'ye tuhaf bir biçimde tanıdık geliyordu.
"O adam!" dedi Harry, dertlerini bir an için unutarak. "Muggle haberlerine çıkmıştı!"
Stanley birinci sayfaya göz atıp kıkırdadı.
"Sirrus Black," dedi, başını evet anlamında sallayarak. "Tabii Muggle haberlerine çıkar, Nevüle. Hiçbişi-den haberin yok galba senin..."
Harry'nin boş boş baktığım görünce üstünlük taslar bir tavırla güldü, birinci sayfayı çıkarıp Harry'ye uzattı.
"Daha çok gaste okuman lazım, Nevilîe."
Harry gazeteyi mum ışığına doğru kaldırıp okumaya başladı:
BLACK HÂLÂ YAKALANAMADI
Sihir Bakanhğı'mn bugün yaptığı açıklamaya göre, muhtemelen şimdiye dek Azkaban kalesine kapatılmış en rezil tutsak olan Sirius Black, hâlâ yakalanamadı.
Sihir-Bakanı Corneliııs Fudge bu sabah yaptığı açıklamada, "Black'i yeniden yakalamak için elimizden geleni yapıyor ve büyücü toplumundan sakin olmalarını rica ediyoruz," dedi.
Yudge, Muggle Başbakanı'nı krizden Mberdar ettiği için Uluslararası Sihirbazlar Federasyonıı'nun bazı üyelerince sert bir şekilde eleştiriliyor.
Fudge sinirli bir tavırla, "Ama bunu yapmak zorundaydım sonuçta," dedi. "Black deli. Is'ter Muggle olsun
50
ister büyü dünyasından biri, karşısına çıkan herkes için büyük bir tehlike oluşturuyor. Başbakan'dan Black'in gerçek kimliği hakkında kimseye tek kelime etmeyeceği konusunda güvence aldım. Zaten söylese de kim inanır ki?"
Muggle'lara Black'in tabanca (Muggle'lann birbi'-lerini öldürmede kullandıkları bir tür metal asa) taşıd ğı söylendi. Büyücü t'oplumuysa, Black'in on iki yıl önce on üç kişiyi tek bir lanetle öldürdüğündeki gibi bir kctli-amın korkusuyla yaşıyor.
Harry, Sirius Black'in çökük yüzünün canlı görünen yegâne bölgesi olan gölgeli gözlerinin içine baktı. Şimdiye kadar hiç vampirle karşılaşmamış, ama Karanlık Sanatlara Karşı Savunma derslerinde resimlerini görmüştü ve Black mum gibi beyaz teniyle tam bir vampire benziyordu.
Harry'nin haberi okumasını izleyen Stan, "Korkunç bişi, di mi?" dedi.
"On üç kişiyi mi öldürmüş?" dedi Harry, sayfayı Stan'e uzatarak. "Tek bir lanetle, ha?"
"Evet," dedi Stan. "Hem de şahitlerin önünde falan. Güpegündüz. Ortalık baya bi karışmıştı, di mi Ern?"
"Haa," dedi Ern kasvetli kasvetli.
Stan, elleri arkasında, Harry'yi daha iyi görebilmek için koltuğunda döndü.
"Black, Kim-Olduunu-Bilirsin-Sen'in önemli des-"ekçilerindendi," dedi.
"Ne, Voldemort'un mu?" dedi Harry düşünmeden.
51
Stan sivilcelerine kadar bembeyaz kesildi; Ern direksiyonu öyle hızlı çevirdi ki, bu defa bir çiftlik evi otobüsün önünden kaçmak için olduğu gibi kenara sıçramak zorunda kaldı.
"Kafana saksı falan mı düştü senin?" diye viyakladı Stan. "Ne diye ismini sölüyosun k\7"
"Affedersiniz," dedi Harry te.kşla. "Affedersiniz, unuttum -"
"Unuttun mu?!" dedi Stan tel »izce. "Üff, kalbim ööle bi atıyo ki..."
"Yani - yani Black, Kim-Oldug unu-Bilirsin-Sen'in destekçisiymiş, öyle mi?" diye özü: dilercesine lafını düzeltti Harry.
"Evet," dedi Stan, hâlâ göğst nü sıvazlayarak. "Evet, doğru. Kim-Olduunu-Bilirsin-£en'le çok yakınmış diyolar... neyse, küçük 'Arry Potter, Kim-Olduunu-Bilirsin-Sen'e gününü gösterince" - o sırada Harry yine tedirgin bir halde perçemini düzeltti - "Kim-Olduunu-Bilirsin-Sen'in bütün müritleri birer birer avlandı, di mi Ern? Çoğu zaten biliyodu işlerinin bittiğini, kuşu kuşu geldiler. Ama Sirius Black ööle yapmadı. Kim-Oldu-unu-Bilirsin-Sen başa geçse, onun saakolu olcaanı dü-şünüyomuş diye duydum.
"Neyse, Black'i Muggle'larla dolu bi caddenin ortasında kıstırıyolar, o da asasını çekip caddenin yansını havaya uçuruyo. Bi büyücü ve o sırada orda olan on iki Muggle hapı yutuyo. Dehşet, di mi? Bi de Black ondan soora naapıyo biliyo musun?" diye dramatik bir adayla fısıldadı Stan.
52
"Ne?"
"Gülüyo," dedi Stan. "Orda ööle durup gülüyo. Sihir Bakanlığı'ndan destek kuvvetleri gelince de kuşu kuşu gidiyo onlarla, bu arada da katıla katıla gülmeye devam ediyo. Deli çünkü, di mi Ern? Deli, di mi?"
"Azkaban'a gittiğinde deli değildiyse de, şimdi olmuştur," dedi Ern sıkıntılı bir sesle. "O yere adım atacağıma kellemi keserim. Gerçi, yanlış anlama... yaptığından sonra, hak etti bunu..."
"Olayın üstünü örtmek için baya bi uğraştılar, di mi Ern?" dedi Stan. "Koca bi cadde havaya uçuyo, o kadar Muggle ölüyo falan. Nooldu demişlerdi, Ern?"
"Gaz patlaması," diye hırıldadı Ernie.
"Şimdi de dışarda," dedi Stan, Black'in gazete fo-toğrafındaki kupkuru suratını inceleyerek. "Daa önce Azkaban'dan kaçan olmamış*! hiç, di mi Ern? Naşı yaptı, hiç kafam basmıyo. Korkutucu, di mi? Gerçi o Azka-ban muhafızlarına karşı pek şansı yok bence, ha Ern?"
Ernie birden ürperdi.
"Başka bir şeyden bahsetsene, Stan, haydi aslanım. O Azkaban muhafızları tüylerimi diken diken ediyor."
Stan gazeteyi isteksizce bir kenara bıraktı. Harry de Hızır Otobüs'ün penceresine yaslandı. Kendini daha da kötü hissediyordu. Stan'in birkaç gece sonra yolcularına neler anlatacağını hayal etmekten de kendini alamıyordu.
"Şu 'Arry Potter'ı duydun, di mi? Halasım uçurmuş havaya yav! Geçende burda bizlt ydi, Hızır Otobüs'te, di mi Ern? Kirişi kırmaya çalışıyodu..."
53
Harry de tıpkı Sirius Black gibi büyücü yasalarını çiğnemişti. Marge Hala'yı şişirmek onu Azkaban'a gönderecek kadar kötü bir suç muydu? Harry büyücü hapishanesi hakkında .hiçbir şey bilmiyordu, ama orası hakkında konuşan herkesin ses tonunda aynı korku vardı. Daha geçen yıl Hogvvarts bekçisi Hagrid orada iki ay geçirmişti. Harry, Hagrid'e nereye gideceğini söylediklerinde yüzüne yerleşen dehşet ifadesini kolay kolay unutamayacaktı. Üstelik Hagrid, Harry'nin tanıdığı en cesur insanlardan biriydi.
Hızır Otobüs karanlığın içinde çalıları ve direkleri, telefon kulübelerini ve ağaçları etrafa saçarak yoluna devam etti, Harry de kuştüyü yatağında sessiz ve perişan bir halde yattı. Bir süre sonra, Harry'nin sıcak çikolata için gereken parayı verdiği Stan'in aklına geldi, ama tam servis yaparken otobüs birdenbire Angle-sea'den Aberdeen'e sıçrayınca çoğunu Harry'nin yastığının üstüne döktü. Arada bir, gecelikli ve terlikli bir büyücü ya da cadı alt kata geliyor, otobüsten iniyordu. Hepsi de inmekten çok memnun görünüyordu.
Sonunda otobüste yolcu olarak bir tek Harry kaldı.
"Pekâlâ, Neville," dedi Stan, ellerini çırparak. "Londra'da nereye?"
"Diagon Yolu," dedi Harry.
'Tamam," dedi Stan, "sıkı tutun o zaman..."
GÜM
Charing Cross Caddesi'nde yıldırım hızıyla ilerli-yorlardı.'Harry doğrulup binaların ve bankların otobüsün önünden kıl payı kaçmalarını izledi. Gökyüzünün
54
rengi açılmaya başlamıştı. Bir iki saat ortalıkta görün-meyecek, açılır açılmaz Gringotts'a gidecek, sonra da yola koyulacaktı - ama nereye, kendi de bilmiyordu.
Ern frenlere asıldı ve Hızır Otobüs küçük ve derme çatma bir meyhanenin önünde durdu. Bu, arkasında Diagon Yolu'na sihirli bir geçiş bulunan Çatlak Kazan'di.
"Teşekkürler," dedi Harry, Ern'e.
Basamaklardan aşağı atlayıp, Stan'e saldığı ve Hedwig'in kafesini kaldırıma indirmesinde yardımcı oldu.
"Eh," dedi Harry, "hoşça kal!"
Ama Stan onunla ilgilenmiyordu. Otobüsün kapısının ağzında durmuş, faltaşı gibi gözlerle Çatlak Kazan'in kafir anlık girişine bakıyordu.
"İşte buradasın, Harry," dedi bir ses,
Harry daha arkasını dönemeden, omzunda bir el hissetti. Aynı anda Stan'in seslendiğini duydu: "Vay canına! Ern, çabuk buraya gel! Çabukl"
Harry omzundaki elin sahibine baktığında başından aşağı kaynar sular boşandı - gidip Sihir Bakanı Corneıius Fudge'ın ta kendisine toslamıştı.
Stan kaldırıma, hemen onların yanına atladı.
"Neville'e naşı hitap ettiniz, Bakanım?"Medi heyecanla.
Uzun, ince çizgili bir pelerin giymiş, tombalak, ufak tefek bir adam olan Fudge, üşümüş ve yorgun görünüyordu. ^
"Neville mi?" dedi. "Bu Harry Potter."
55
"Biliyordum!" diye bağırdı Stan neşeyle. "Ern! Ern! Bil bakalım Neville kimmiş, Ern! 'Arry Potter'mış! Yara izini görebiliyorum!"
"Evet," dedi Fudge, durumu tartarak. "Hızır Oto-büî'ün Harry'yi almasına çok memnun oldum, ama şrndi onunla Çatlak Kazan'a girmemiz gerekiyor..."
Fudge, Harry'nin omzunu daha sıkı tutup onu Çatlak Kazan'a doğru yönlendirdi. Kapı aralığından, barın arkasında elinde bir fener bulunan, kambur duruşlu biri görünüyordu. Mekânın pörsük derili, dişsiz sahibi Tom'du bu.
"Onu bulmuşsunuz, Bakanım!" dedi Tom. "Bir şey arzu eder misiniz? Bira? Brendi?"
"Belki bir demlik çay," dedi Fudge. Hâlâ Harry'nin omzunu bırakmamıştı.
Arkalarından sürtünme ve öfüldeme sesleri geldi ve içeri Stan'le Ern girdi. Harry'nin sandığını ve Hed-wig'in kafesini taşıyorlar, etraflarına heyecanlı heyecanlı bakıyorlardı.
Stan, Harry'ye parlayan gözlerle bakarak, "Ne diye bize kim olduğunu söylemedin, Neville, ha?" dedi. Bu arada Ernie baykuşu andıran suratıyla Stan'in omzunun üstünden sahneyi ilgiyle izliyordu.
"Bir de özel konuk salonu rica edeceğiz, Tom," dedi Fudge anlamlı anlamlı.
Tom, Fudge'ı barın arkasındaki geçide götürürken, Harry de Stan'le Ern'e perişan bir sesle, "Hoşça kalın," dedi.
"Hoşça kal, Neville!" diye seslendi Stan.
56
Fudge, Harry'yi Tom'un fenerinin ışığında dar geçitten yürüttü. Az sonra küçük bir salona girdiler. Tom parmaklarını şıklath ve aniden ızgarada bir ateş yanmaya başladı. Tom eğilip selam vererek odadan çıktı.
Fudge ateşin yanında bir sandalyeyi göstererek, "Otur, Harry/' dedi.
Harry oturdu. Ateşin parlaklığına rağmen tüyleri diken dikendi. Fudge ince çizgili pelerinini çıkarıp bir kenara attı, sonra da şişe yeşili takım elbisesinin pantolonunu çekiştirip Harry'nin karşısına oturdu.
"Benim adım Cornelius Fudge, Harry. Sihir Baka-ru'yım."
Harry bunu zaten biliyordu elbette; Fudge'ı daha önce bir kez görmüştü. Ama o sırada babasının Görün-mezlik Pelerini'ni giymiş olduğu için, Fudge'ın bunu bilmemesi gerekiyordu.
Hancı Tom yeniden içeri girdi. Gece kıyafetinin üstüne bir önlük takmıştı ve bir tepsinin içinde çayla sıcak ekmek taşıyordu. Tepsiyi Fudge'la Harry'nin arasındaki masaya i,~>yup salondan çıktı, kapıyı da arkasından kapattı.
"Evet, Harry," dedi Fudge, bir taraftan çay koyarak. "Hepimizi zor duruma düşürdüğünü söylemeliyim. Teyzenle eniştenin evinden öyle kaçıp gitmek! Sandım ki... ama sağ salim buradasın, önemli olan da bu."
Fudge sıcak bir ekmek üzerine tereyağı sürüp tabağı Harry'nin önüne itti.
"Ye biraz, Harry, yürüyen bir ölüye benzemişsin. Pekâlâ... Miss Marjorie Dursley'nin şişirilmesi olayını
57
hallettiğimizi duymak hoşuna gider herhalde. Büyü Kazalarını Düzeltme Dairesi'rfin iki üyesi birkaç saat önce Privet Drivo'a gönderildi. Miss Dursley'nin havası indirildi ve hafızası değiştirildi. Olayı hiç hatırlamıyor. Böylece mesele kapandı, kimse de zarar görmedi."
Fudge fincanının üzerinden Harry'ye, en sevdiği yeğenini süzen bir amca gibi baktı. Kulaklarına inanamayan Harry konuşmak üzere ağzını açtı, ama aklına söyleyecek hiçbir şey gelmeyince yeniden kapattı.
"Ne o, teyzenle eniştenin tepkisinden mı kaygılanıyorsun?" dedi Fudge. "F-h, ikisinin de son derece kızgın olduğunu inkâr etmeyeceğim, Harry. Ama Noel'i ve Paskalya'yı Hogwarts'ta geçirmen şartıyla gelecek yaz seni almaya hazırlar."
Harry'nin dili çözüldü.
."Ben Noel ve Paskalya tatillerinde hep Hogwarts'ta kalıyorum zaten/' dedi. "Ve bir daha da hiç Privet Dri-ve'a dönmek istemiyorum."
"Yapma ama, eminim biraz sakinleştikten sonra fikrin değişecek," dedi Fudge endişeli bir ses tonuyla. "Ne de olsa onlar ailen, Harry ve eminim birbirinizi çok seviyorsunuz... şeyy, yani çok derinden derine."
Harr/nin aklına Fudge'a işin aslını anlatmak gelmedi. Hâlâ kendisine ne olacağını öğrenmeyi bekliyordu.
"Geriye kalan tek şey," dedi Fudge, kendisine ikinci bir tereyağh ekmek hazırlayarak, "tatilinin son iki haftasını nerede geçireceğine karar vermek. Benim önerim burada, Çatlak Kazan'da bir oda tutup -"
58
"Bir dakika/' diye lafını kesti Harry. "Peki ya cezam?"
Fudge ona gözlerini kırpıştırdı.
"Ceza mı?"
"Yasaları çiğnedim!" dedi Harry. "Genç Yaşta Büyücülüğün Kısıtlanması Kararnamesi!"
"Canım, seni öyle ufacık bir şey için cezalandıracak değiliz ya!" dedi Fudge, elindeki ekmeği sabırsızca sallayarak. "Bir kazaydı! Sırf halalarını şişirdiler diye insanları Azkaban'a göndermeyiz biz!"
Ama bu, Harr/nin geçmişte Sihir Bakanlığı'yla yaşadıklarına pek uyan bir durum değildi.
"Geçen yıl bir ev cini eniştemin evinde bir puding patlattı diye resmi bir ihtar aldım!" dedi Harry kaşlarını çatarak. "Sihir Bakanlığı orada bir kez daha büyü yapılırsa Hogwarts'tan atılacağımı söylemişti!"
Harr/nin gözleri onu yanıltmıyorsa, Fudge birden biraz sarsaklaşmıştı.
"Şartlar değişir, Harry... şunu da dikkate almalıyız ki... şu anki iklimde... e ahlmayı'z'stemiı/orstm herhalde?"
'Tabii ki istemiyorum/' dedi Harry.
"Eh, o zaman neyi tartışıyoruz?" dedi Fudge, şen bir kahkaha atarak. "Şimdi sen bir ekmek al, Harry. Ben de gidip bakayım, Tom'un senin için bir odası var mıymış/' * .
Fudge odadan çıktı ve Harry arkasından bakakaldı. Son derece tuhaf bir şeyler dönüyordu ortada. Fudge madem yaptıkları için Harry'yi cezalandırmayacakh, niye Çatlak Kazan'da onu beklemişti? Hani düşünüyor-
59
du da, herhalde genç yaşta büyü yapma olaylarıyla ilgilenmek Sihir Bakanı'nın kendisine düşmezdi.
Fudge yanında hancı Tom'la geri döndü.
"On bir numaralı oda boş, Harry," dedi Fudge. "Çok rahat edeceğini sanıyorum. Senden bir tek şey istiyorum, Harry, eminim anlayışla karşılayacaksındır: Senin Muggle Londra'sında dolaşmanı istemiyorum, oldu mu? Diagon Yolu'ndan çıkma. Ve her gece karanlık basmadan buraya döneceksin. Eminim anlıyorsun-dur. Tom benim için sana göz kulak olacak."
"Tamam," dedi Harry ağır ağır, "ama niye -?"
,"Seni yeniden kaybetmek istemeyiz, değil mi?" dedi Fudge, candan bir kahkahayla. "Yo, yo... nerede olduğunu bilmemiz daha iyi... yani..."
Fudge yüksek sesle gırtlağını temizledi ve ince çizgili pelerinini aldı.
"Eh, ben artık gideyim, yapacak iş çok."
"Black'le ilgili bir, gelişme var mı?" diye sordu Harry.
Fudge'in parmakları pelerininin gümüşi ipliklerinden kaydı.
"Ne, ne? Ha, duydun demek - şey, şu anda bir şey yok, ama an meselesi. Azkaban muhafızları şimdiye kadar hiç başarısızlığa uğramadılar... ve daha önce onları hiç böyle öfkeli görmemiştim."
Fudge hafifçe omuz silkti.
"Peki, hoşça kal."
Elini uzattı, onun elini sıkarken Harry'nin aklına birden bir fikir geldi.
60
"Şey - Bakanım? Bir şey sorabilir miyim?"
"Elbette," dedi Fudge gülümseyerek.
"Şey, Hogwarts'ta üçüncü sınıfların Hogsmeade'i ziyaret etmesine izin veriliyor, ama teyzemle eniştem izin belgemi imzalamadılar. Siz imzalayabilir misiniz acaba?"
Fudge rahatsız olmuşa benziyordu.
"Ah," dedi. "Hayır, hayır, kusura bakma Harry, ama ben senin ebeveynin ya da velin değilim -"
"Ama siz Sihir Bakanı'siniz," dedi Harry hevesle. "Eğer siz bana izin verirseniz -"
"Hayır, kusura bakma Harry, ama kurallar böyle," dedi Fudge kararlı bir tavırla. "Belki Hogsmeade'e gelecek yıl gidebilirsin. Aslında, bana sorarsan, gitme daha iyi... evet... eh, ben gideyim. İyi tatiller, Harry."
Fudge son bir kez gülümsedikten ve Harry'nin elini sıktıktan sonra odadan çıktı. Tom, Harry'ye gülümseyerek yanına geldi.
"Lütfen beni takip edin, Mr Potter," dedi. "Eşyalarınızı yukarı çıkardım bile..."
Harry, Tom'un peşinden şık bir tahta merdiveni çıktı ve kapısında pirinç rakamlarla on bir yazan bir odaya geldi. Tom kapıyı açtı.
İçeride çok rahat görünen bir yatak, iyi cilalanmış meşeden eşyalar ve coşkuyla çıtırdayan bir ateş vardı. Ve dolabın üstünde de -
"Hedwig!" dedi Harry, heyecandan soluğu kesilerek.
Kar beyaz baykuş gagasını tıkırdattı ve uçup Harry'nin koluna kondu.
61
"Çok akıllı bir baykuşunuz var/' dedi Tom gülerek. "Siz geldikten beş dakika sonra o da geldi. Bir şeye ihtiyacınız olursa, istemekten çekinmeyin, Mr Potter."
Eğilip selam verdi ve odadan çıktı.
Harry uzun süre yatağının üstünde oturup dalgın dalgın Hedwig'i okşadı. Pencereden görünen gökyüzü hızla koyu kadife maviden soğuk çelik grisine, sonra da alfan benekli bir pembeye döndü. Harry yalnızca birkaç saat önce Privet Drive'dan ayrıldığına, okuldan atılmadığına ve şimdi önünde Dursley'lerden uzak iki hafta bulunduğuna inanmakta güçlük çekiyordu.
"Çok garip bir geceydi, Hedwig," dedi esneyerek.
Ve gözlüğünü bile çıkarmadan, yastıklarının üzerine yığılıp uykuya daldı.
62
|