Tek Mesajı Görüntüle
Old 12-10-2006, 01:44 AM   #40
GeCeLeR
Guest
 
Mesajlar: n/a
Üye No:
Cinsiyet :
Varsayılan

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çatlak Kazan


Harry'nin bu tuhaf yeni özgürlüğüne alışması birkaç gününü aldı. Daha önce hiç istediği saatte kalkmamış, istediği şeyi yememişti böyle. Şimdi Diagon Yolu'ndan çıkmadığı sürece istediği yere bile gidebiliyor-du. Ve bu uzun, parke taşlı cadde dünyanın en harikulade büyücü dükkânlarıyla dolu olduğundan, Fudge'a verdiği sözü tutmayıp da Muggle dünyasına dönmek Harry'nin aklının ucundan dahi geçmiyordu.
Her sabah Çatlak Kazan'da kahvaltısını ederken diğer konukları izlemek Harry'nin hoşuna gidiyordu: alışverişe gelmiş taşralı ufak tefek, komik cadılar; Biçim Değiştirme Güncesi'nde çıkan son makale üzerine tartışan saygın büyücüler; vahşi görünümlü sihirbazlar, kaba saba cüceler... Hatta bir keresinde, kalın yün başlığının altından bir tabak çiğ böbrek sipariş eden, şüpheli bir şekilde cadaloza benzeyen birini bile görmüştü.
Harry kahvaltıdan sonra arka bahçeye çıkıyor, asa-sıyla çöp tenekesinin üstündeki soldan üçüncü tuğlaya
63
tıklıyor ve geri çekilip duvarın içinde Diagon Yolu'na açılan kemerli geçidin ortaya çıkmasını bekliyordu.
Harry uzun, güneşli günleri dükkânları gezerek ve açıkhava kafelerinde rengârenk şemsiyelerin altında yemek yiyerek geçiriyordu. Kafelerdeki diğer müşteriler birbirlerine aldıkları şeyleri gösteriyor ("bu bir ays-kop, dostum - artık ay çizelgeleriyle debelenmeye paydos, gördün mü?") ya da Sirius Black vakasını tartışıyorlardı ("şahsen ben, o Azkaban'a dönene dek çocukları dışarı bırakmayacağım"). Harry ödevlerini battaniyelerin altında, fener ışığında yapmaktan da kurtulmuştu. Artık Florean Fortescue'nun Dondurma Dük-kânı'nda oturup, ara sıra Florean Fortescue'nun kendisinden de yardım alarak ödevlerini bitirebilirdi. Fortes-cue hem ortaçağ cadıları hakkında çok şey biliyor, hem de Harry'ye her yarım saatte bir bedava sundae veriyordu.
Gringotts'taki kasasına gidip para kesesini altın Galleon'lar, gümüş Sickle'lar ve bronz Knut'larla doldurduktan sonra, hepsini bir çırpıda harcamamak için Harry'nin nefsine epey hâkim olması gerekti. Hog-warts'a daha beş yıl boyunca gideceğini ve büyü kitapları için Dursley'lerden para istemenin nasıl bir his olacağını kendine tekrar tekrar hatırlatarak, som altından, çok şık bir Tükürenbilye takımını almamayı başardı (miskete çok benzeyen bu büyücü oyununda, taşlar sayı kaybeden oyuncunun suratına iğrenç kokulu bir sıvı fışkırtıyordu). Büyük bir cam topun içindeki mükemmel galaksi modeline de epey içi gitti, bu modeli satın
64
alsaydı Astronomi dersinden ömür boyu kurtulurdu. Ama iradesini en çok zorlayan şey, Çatlak Kazan'a geldikten bir hafta sonfa, en sevdiği dükkân olan Kaliteli Quidditch Malzemeleri'nde karşısına çıktı.
Dükkândaki kalabalığın nereye baktığını merak eden Harry güçbela içeri girip heyecanlı cadıların ve büyücülerin arasından itiş kakış ilerlerken, gözüne yeni kurulmuş bir platform ilişti. Platformun üstünde, hayatında gördüğü en muhteşem süpürge duruyordu.
"Yeni çıkmış... prototip..." diyordu köşeli çeneli bir büyücü, yanındaki arkadaşına.
Harry'den daha küçük bir erkek çocuğu babasının koluna yapışmış sallanarak, "Dünyadaki en hızlı süpürge bu, değil mi baba?" diye ayaklıyordu.
"İrlanda Milli Takımı bu bebeklerden daha demin yedi tane sipariş etti!" dedi dükkânın sahibi kalabalığa. "Biliyorsunuz, o takım Dünya Kupası'nm favorisi!"
Önünde duran iriyan cadı çekilince, Harry süpürgenin yanındaki levhayı okuyabildi:
ATEŞOKU
Bu son model sürat süpürgesitıin dişbudak ağacından yapılma, son derece ince işlenmiş ve pürüzsüz sapı, cam gibi bir cilaya ve elle kazınmış kendi kayıt numarasına sahip. Süpürge kuyruğunda bulunan, tek tek özel olarak seçilmiş huş ağacı dallarının aerodinamik açıdan kusursuzluğu, Ateşoku'na benzersiz bir denge kazandırıp hata payını sıfıra indiriyor. Ateşoku saatte sıfır kilo-
65
metreden 250 kilometreye on saniyede çıkıyor. Bozulamaz fren büyüsü de cabası. Talep üzerine fiyat bildirilir.
Talep üzerine fiyat bildirilir... Harry, Ateşoku'nun kaç al tır a mal olacağım düşünmek bile istemiyordu. Hayatında hiçbir şeyi bu kadar çok istememişti - ama şimdiye dek kendi Nimbus İki Bin'iyle de hiç Quid-ditch maçı kaybetmemişti. Zaten iyi bir süpürgesi varken, Ateşoku almak için Gringotts'taki kasasını boşaltmasının ne anlamı vardı? Harry fiyat sormadı, ama o günden sonra hemen her gün Ateşoku'na bakmak için oraya geri döndü.
Öte yandan, Harry'nin gerçekten alması gereken şeyler de vardı. Aktara gidip İksir malzemeleri stoğunu yeniledi. Artık okul cüppeleri kollarına ve bacaklarına kısa gelmeye başladığından, Madam Malkin'in Her Duruma Göre Cüppeleri'ne gidip kendine yeni cüppe aldı. Elbette en önemli işi, yeni dersleri Sihirli Yaratıkların Bakımı ve Kehanet de dahil, yeni okul kitaplarını almaktı.
Harry dükkânın vitrinine baktığında şaşırdı. Camın arkasında her zamanki altın kabartmalı, parke taşı boyunda büyü kitapları yerine büyük bir demir kafes, içinde de yüz tane kadar Canavar Kitap: Canavarlar duruyordu. Hiddetle güreş tutmuş olan kitaplar boğuşuyor, birbirlerini kapmaya çalışıyor, bu arada yırtılan sayfalar da dört bir yana saçılıyordu.
Harry cebinden kitap listesini çıkardı ve ilk kez listede neler olduğuna baktı. Canavar Kitap: Canavarlar, Si-
66
hirli Yaratıkların Bakımı için temel kitap olarak geçiyordu. Harry, Hagrid'in niye kitabın işine yarayacağını söylediğini şimdi anlıyordu. İçi rahatladı; Hagrid yine korkunç bir hayvan edinip yardıma muhtaç mı kaldı acaba diye merak etmişti.
Flourish ve Blotts'a girerken, görevli aceleyle yanına geldi.
"Hogvvarts mı?" dedi hemen. "Yeni kitaplarını mı almaya geldin?"
"Evet," dedi Harry. "Gerekenkitaplar-"
Görevli, Harry'yi kenara itip, "Kaçıl oradan," dedi sabırsızca. Ellerine çok kalın eldivenler geçirdi, büyük, yumrulu bir baston kaptı ve Canavar Kitap'ların kafesine doğru ilerledi.
"Dur," dedi Harry çabucak. "Bende ondan var zaten."
"Var mı?" Adamın yüzünde muazzam bir rahatlama ifadesi belirmişti. "Şükürler olsun, zaten bu sabah beş kez ısırıldım -"
Birden vahşi bir yırtılma sesi havayı yardı; Canavar Kitaplardan ikisi bir üçüncüyü yakalamış, orasından burasından çekiştirip parçalıyordu.
"Kesin! Kesin!" diye bağırdı görevli, elindeki bastonu parmaklıkların arasından uzahp kitapları ayırarak. "Bir daha hayatta bu kitapları satmam! Burası tımarhaneye döndü! Oysa iki yüz tane Görünmez Kitap: Görünmezlik aldığımızda, artık bundan kötüsü o^az diye düşünmüştüm - bir servete mal olmuşlardı ve bir tanesini bile bulamamıştık... Ee, sana başka nasıl yardımcı olabilirim?"
67
T "Evet," dedi Harry, kitap listesine bakarak. "Cas-sandra Vablatsky'den Geleceğin Sis Perdesini Aralamak'1 almam gerekiyor."
"Oo, Kehanet'e başlıyoruz, ha?" dedi adam. Eldivenlerini çıkarıp Harry'yi dükkânın arka tarafına götürdü. Orada fal bakmaya ayrılmış bir köşe vardı. Küçük bir masanın üstü öngörülemezi Öngörmek: Kendinizi Şoklara Karşı Yalıtın ve Kırık Toplar: Fallar Melunlaşınca gibi kitaplarla doluydu.
Küçük bir merdivene tırmanmış olan görevli, "Buyur," diyerek kalın, kara kaplı bir kitap uzattı. "Geleceğin Sis Perdesini Aralamak. Temel fal bakma yöntemleri için çok iyi bir rehber. El falı, kristal küreler, kuş bağırsakları..."
Ama Harry dinlemiyordu. Gözü küçük bir masanın üstündeki bir vitrinde duran başka bir kitaba takılmıştı: ölüm Alametleri: Ecel Kapıya Dayandığında Yapabilecekleriniz.
"Yerinde olsam onu okumazdım," dedi Harry'nin hangi kitaba baktığını gören tezgâhtar nazikçe. "Her tarafta ölüm alametleri görmeye başlarsın, insanı korkudan öldürmek için birebir."
Ama Harry'nin gözü hâlâ kitabın kapağındaydı; ayı büyüklüğünde, gözleri parlayan siyah bir köpek vardı kapakta. Tuhaf bir şekilde tanıdık geliyordu...
Tezgâhtar Geleceğin Sis Perdesini Aralamak'1 Harry'nin eline tutuşturdu.
"Başka bir şey var mı?"
"Evet," dedi Harry, gözlerini köpeğinkilerden ayı-
68
np şaşkın bir halde kitap listesine bakarak. "Şeyy - Orta Sınıflar için Biçim Değiştirme ve Üçüncü Sınıflar için Temel Büyüler Kitabı almam gerekiyor."
Harry on dakika sonra koltuk altında yeni kitaplarıyla Flourish ve Blotts'tan çıktı ve nereye gittiğinin pek farkında olmadan, yürürken birkaç kişiye çarparak Çatlak Kazan'm yolunu tuttu.
Merdivenleri çıkıp odasına girdi ve kitaplarını yatağın üstüne bıraktı. Biri temizliğe gelmişti; pencereler açıktı ve içeri güneş ışığı giriyordu. Harry arka taraftaki gözden uzak Muggle caddesinden otobüslerin geçtiğini duyabiliyordu, aşağıda Diagon Yolu'nda gezen görünmez kalabalığın sesini de. Lavabonun üstündeki aynada kendini gördü.
"Bu bir ölüm alameti olamaz," dedi yansımasına, boyun eğmez bir tavırla. "Magnolia Crescent'ta o şeyi gördüğümde panik içindeydim. Büyük ihtimalle sadece bir sokak köpeğiydi..."
Elini istemsizce kaldırıp saçını düzleştirmeye çalıştı.
"O konuda kazanamayacağın bir mücadeleye giriyorsun, güzelim," dedi aynası muzip bir sesle.
Günler geçtikçe, Harry her gittiği yerde Ron'un ve Hermione'nin izine rastlamak için etrafına bakınır oldu. Okulun açılması yaklaştığından, artık Diagon Yolu'na bir sürü Hogwarts öğrencisi gelmeye başlamıştı. Harry,
69
Kaliteli Quidditch Malzemeleri'nde, Gryffindor'dan arkadaşları Seamus Finnigan ve Df.an Thomas'la karşılaşmıştı. Onlar da Ateşoku'ndan gözlerini alamıyorlardı. Aynca Flourish ve Blotts'un önvnde toparlak suratlı, unutkan bir çocuk olan Neville Longbottom'a da rastladı. Harry durup onunla sohbet etmedi; görünüşe bakılırsa Neville kitap listesini kaybetnuşfi ve çok sert biri gibi görünen ninesi onu haşlıyordu H ırry, Sihir Bakan-hğı'ndan kaçarken Neville'miş gibi yaptığını ninenin hiç öğrenmemesini umdu.
Tatilin son günü uyandığında, Ron ve Hermi-one'yle hiç olmadı ertesi gün Hog\ 'Arts Ekspresi'nde buluşacağını düşünüyordu. Kalktı, g \nndi, Ateşoku'na son bir kez bakmaya gitti. Tam nerede öğle yemeği yiyeceğini düşünürken, biri ona seslendi. Harry dönüp baktı.
"Harry! HARRY!"
İşte ikisi de oradaydılar. Florean Fortescue'nun Dondurma Dükkânı'nın önünde oturuyorlardı. Ron çok çilli, Hermione'yse çok bronz görünüyordu, ikisi de ona çılgınca el sallıyorlardı.
"Nihayet!" dedi Ron, Harry otururken ona sırıtarak. "Çatlak Kazan'a uğradık, ama çıktığını söylediler. Biz de önce Flourish ve Blotts'a gittik, sonra Madam Malkin'e, sonra -"
"Bütün okul malzemelerimi geçen hafta aldım," diye açıkladı Harry. "Hem siz benim Çatlak Kaan'da kaldığımı nereden biliyorsunuz?"
"Babam," dedi Ron kısaca.
70
Sihir Bakanlığı'nda çalışan Mr Weasley elbette Mar-ge Hala'nın başına gelenlerin öyküsünü duymuş olmalıydı.
"Halanı gerçekten de şişirdin mi, Harry?" dedi Her-mione, çok ciddi bir sesle.
"Öyle yapmak istememiştim/' dedi Harry. Ron bir kahkaha patlatmıştı. "Sadece - kontrolümü kaybettim."
"Komik değil, Ron/' dedi Hermione sert bir şekilde. "Cidden, Harry nasıl atılmadı şaşıyorum."
"Ben de," diye itiraf etti Harry. "Bırak atılmayı, tutuklanacağım sandım." Ron'a baktı. "Baban Fudge'ın beni niye bıraktığını bilmiyor, değil mi?"
Ron omuz silkip, "Sensin diyedir herhalde, değil mi?" dedi. Hâlâ kıkırdıyordu. "Ünlü Harry Potter falan. Ben öyle halamı teyzemi şişirmeye kalksam, Bakanlık bana ne yapar, düşünmek bile istemiyorum. Gerçi önce toprağı kazıp çıkarmanız gerekirdi, çünkü annem öldürürdü beni. Neyse, bu akşam bunu babama kendin sorabilirsin. Bu gece biz de Çatlak Kazan'da kalıyoruz! Böylece yarın King's Cross'a bizimle gelebilirsin! Hermione de orada kalıyor!"
Hermione gözleri gülerek evet anlamında başını salladı. "Annemle babam bu sabah bütün Hogwarts eşyalarımla birlikte beni buraya bıraktı."
"Harika!" dedi Harry neşeyle. "Ee, bütün yeni kitaplarınızı, öteberinizi aldınız mı?"
"Şuna bak," dedi Ron, uzun ince bir kutu çıkarıp açarak. "Yepyeni bir asa. Otuz beş santim, söğüt, bir tane tekboynuzlu at kuyruğu tüyü var. Bütün kitapları-
71
mızı da aldık" - iskemlesinin altındaki büyük bir çantayı işaret etti. "Şu Canavar Küap'lara ne diyorsun? İki tane istediğimizi söylediğimizde tezgâhtar az daha ağlayacaktı."
Harry, Hermione'nin yanındaki iskemlenin üstünde duran bir değil üç tane tıka basa dolu çantayı işaret ederek, "Onlar ne, Hermione?" diye sordu.
"Eh, ben sizden daha çok yeni derse kaydoldum, öyle değil mi?" dedi Hermione. "Onlar ders kitaplarım: Aritmansi, Sihirli Yaratıkların Bakımı, Kehanet, Eski Tılsımlar, Muggle Araştırmaları -"
"Niye Muggle Araştırmaları alıyorsun ki?" dedi Ron, Harry'ye bakıp gözlerini devirerek. "Sen Mugg-le'lardan doğmasın! Annenle baban Muggle! Mugg-le'larla ilgili bilinecek her şeyi biliyorsun zaten!"
"Ama onları büyücülerin bakış açısından görmek muhteşem olacak," dedi Hermione ciddi ciddi.
"Bu yıl hiç yemek yemeyi ya da uyumayı düşünüyor jnusun, Hermione?" diye sordu Harry. Ron kıs kıs güldü. Ama Hermione onlara aldırış etmedi.
"Hâlâ'im Galleon'um var," dedi çantasını kontrol ederek. "Doğum günüm eylülde, annemle babam kendime şimdiden bir hediye alayım diye bana biraz para verdiler."
"Şeyle iyi bir kitaba ne dersin?" dedi Ron masum bir ede yla.
"Hayır, sanmıyorum," dedi Hermione istifini bozmadan. "Aslında bir baykuş istiyorum. Harry'nin Hed-wig'i var, seninse Errol'ın -"
72
"Yok," dedi Ron. "Errol bir aile baykuşu. Benim sadece Scabbers'ım var." Cebinden faresini çıkardı. "Ve ona bir baktırtmak istiyorum/' diye ekledi, Scabbers'ı masanın üstüne koyarak. "Sanırım Mısır ona pek uymadı."
Scabbers normalde olduğundan çok daha zayıf görünüyordu, üstelik bıyıklarında da belirgin bir sarkma vardı.
Artık Diagon Yolu'nu çok iyi bilen Harry, 'Tam şurada bir sihirli-hayvan dükkânı var," dedi. "Sen Scabbers için bir şey verebilirler mi bakarsın, Hermione de baykuşunu alır."
Dondurmalarını ödediler ve karşıya geçip Sihirli Hayvanevi'ne gittiler.
İçeride ayakta duracak pek yer yoktu. Kafeslerden bir santim bile duvar görünmüyordu. İçerisi çok kokuyordu, çok da gürültülüydü, çünkü kafeslerin içindekiler ya cikliyor, ya viyaklıyor, ya vıdı vıdı ediyor, ya da tıslıyordu. Kasadaki cadı çift-uçlu su kelerlerinin bakımı hakkında bir büyücüye tavsiyelerde bulunuyordu. Harry, Ron ve Hermione kafesleri inceleyerek beklediler.
İki kocaman, mor kara kurbağası oturmuş, ıslak yutma sesleri çıkarıyor, ölü kurt sinekleriyle kendilerine bir ziyafet çekiyorlardı. Mücevherlerle bezeli dev bir tosbağa pencerenin kenarında ışıl ışıl parlıyordu. Zehirli turuncu salyangozlar cam kaplarının kenarından ağır ağır süzülüyorlardı. Şişman, beyaz bir tavşansa pat diye ipek bir silindir şapkaya dönüşüyor, sonra pat diye
73
normale dönüyordu. Her renkten kedi, bir kafes dolusu gürültücü kuzgun, bir sepet dolusu yüksek sesle vınlayan komik, kaymak rengi yün topağı vardı. Bir tezgâhın üstünde de, uzun tüysüz kuyruklarını kullanarak bir tür ip atlama oyunu oynayan parlak siyah farelerle dolu bir kafes duruyordu.
Çift-uçlu su kelercisi büyücü dükkândan çıkınca, Ron tezgâha yaklaştı.
"Benim farem," dedi cadıya. "Mısır7dan döndüğümüzden beri biraz solgun."
"Tezgâha yatır," dedi cadı, cebinden ağır, siyah bir gözlük çıkararak.
Ron iç cebinden Scabbers'ı çıkarıp diğer farelerin bulunduğu kafesin yanma koydu. Fareler ip atlama numaralarını bırakıp daha iyi görebilmek için tele yaklaştılar.
Ron'un her şeyi gibi fare Scabbers da elden düşmeydi (daha önce ağabeyi Percy'ye aitti) ve biraz hırpalanmış haldeydi. Kafesteki farelerin yanında iyiden iyiye efkârlı görünüyordu.
"Hm," dedi cadı, Scabbers'ı kaldırarak. "Bu fare kaç yaşında?"
"Bilmiyorum," dedi Ron. "Bayağı yaşlı. Eskiden ağabeyimindi."
"Ne tür güçleri var?" dedi cadı, Scabbers'ı yakından inceleyerek.
"Ee -" dedi Ron. İşin aslı, Scabbers en ufak bir güç kırıntısı bile göstermemişti hiç. Cadının gözleri Scab-bers'ın lime lime olmuş sol kulağından bir parmağı eksik ön patisine kaydı. Yüksek sesle cık-cık'ladı.
74
"Bu farenin imam gevremiş."
"Percy onu bana verdiğinde böyleydi zaten," dedi Ron, kendini savunurcasına.
"Böyle sıradan, normal bir bahçe faresinin üç yıldan falan çok yaşaması beklenemez," dedi cadı. "Daha zor yıpranan bir şey arıyorsan, bunlardan biri hoşuna gider belki..."
Hemen yine ip atlamaya başlayan siyah fareleri işaret etti. "Gösterişçiler," diye mırıldandı Ron.
"Eğer yenisini istemiyorsan, bu Fare Toniği'ni deneyebilirsin," dedi cadı, tezgâh altından küçük bir kırmızı şişe çıkararak.
"Tamam," dedi Ron. "Ne kadar - AH!"
Ron'un kafası öne düştü. En üst kafesten kocaman, turuncu bir şey atlayıp kafasına inmiş ve deli gibi tükürük saçarak Scabbers'ın üstüne doğru fırlamıştı.
"HAYIR, CROOKSHANKS, HAYIR!" diye bağırdı cadı. Ama Scabbers ellerinin arasından sabun gibi kayıp yüzükoyun yere yapıştı, sonra da kapı istikametinde sıvıştı.
"Scabbers!" diye bağırdı Ron, onun peşinden dükkândan dışarı fırlayarak. Harry de Ron'u izledi.
Scabbers'ı bulmaları neredeyse on dakika sürdü. Kaliteli Quidditch Malzemeleri'nin önündeki bir kâğıt sepetine sığınmıştı. Ron tir tir titreyen fareyi cebine koydu ve başına masaj yaparak doğruldu.
"O da neydi öyle?"
"Ya çok büyük bir kediydi, ya da küçük bir kaplan," dedi Harry.
75
"Hermione nerede?"
"Herhalde baykuşunu alıyordur."
Kalabalık caddede Sihirli Hayvanevi'ne doğru ilerlediler. Oraya vardıklarında Hermione dükkândan çıktı, ama bir baykuşla değil. Kollarını kocaman sarman kediye sıkı sıkı sarmıştı.
"O canavan satın mı aidini" dedi Ron, şaşkınlıktan bir karış açık ağzıyla.
"Nefis, değil mi?" dedi Hermione. Heyecandan yüzünü al basmıştı.
Bu, görüşe göre değişir, diye düşündü Harry. Kedinin turuncu tüyleri kalın ve kabarıktı, ama biraz çarpık bacaklı olduğu kesindi. Suratıysa somurtkan ve garip bir şekilde ezik görünüyordu, sanki duvara toslamış gibiydi. Ancak şimdi Scabbers ortalıkta olmadığından, kedi Hermione'nin kollarında, halinden memnun, mı-rıldıyordu.
"Hermione, o şey az daha kafa derimi yüzüyordu!" dedi Ron.
"Ama isteyerek yapmadı, değil mi, Crookshanks?"
"Peki ya Scabbers?" dedi Ron, göğüs cebindeki şişkinliği göstererek. "Dinlenmeye ve gevşemeye ihtiyacı var! O şey ortadayken nasıl olacak bu?"
"Aklıma geldi de, Fare Toniği'ni unuttun," dedi Hermione, küçük kırmızı şişeyi Ron'un eline şamar atar gibi bırakarak. "Endişelenmeyi de bırak, Crookshanks benim yatakhanemde'y atacak, Scabbers ise seninkinde. Ne var bunda? Zavallı Crookshanks, cadının söylediğine göre asırlardır oradaymış: Kimse onu istememiş."
76
"Neden acaba!" dedi Ron alaylı alaylı. Çatlak Kazan'in yolunu tuttular.
Oraya vardıklarında Mr Weasley barda oturmuş, Gelecek Postesz'm okuyordu.
"Harry!" dedi başını kaldırıp gülümseyerek. "Nasılsın?"
"İyiyim, sağ olun," dedi Harry, üçü eşyalarıyla birlikte Mr Weasley'ye katılırlarken.
Mr VVeasley gazetesini bıraktı. Harry artık kendisine tanıdık gelen Sirrus Black fotoğrafının gazeteden ona baktığını gördü.
"Onu hâlâ yakalayamadılar öyleyse." dedi.
"Hayır," dedi Mr Weasley. Yüzünde son derece ciddi bir ifade vardı. "Bakanlık'ta hepimizi gündelik işlerimizden çekip onu arama çalışmasına yönlendirdiler, ama şimdiye kadar şansımız yaver gitmedi."
"Onu yakalasak ödül alır mıydık?" diye sordu Ron. "Biraz daha para bulsak iyi olurdu -"
"Saçmalama, Ron," dedi Mr Weasley. İkinci bakışta, çok gergin görünüyordu. "Black on üç yaşında bir çocuğa yakalanmaz. Onu Azkaban muhafızları yakalayacak, şuraya yazıyorum."
O anda Mrs VVeasley bara girdi. Elleri alışveriş tor-balanyla doluydu. Arkasından da Hogwarts'ta beşinci senelerine başlayacak olan ikizler Fred ve George, yeni Öğrenci Başı seçilmiş olan Percy ile VVeasley'lerin en küçük çocuğu ve tek kızı olan Ginny içeri girdi.
Baştan beri Harry'ye zaafı olan Ginny, onu gördüğünde her zamankinden de çok utanmış gibiydi, belki
77
de Harry geçen y ü Hogwarts'ta onun hayatını kurtardığı için. Kıpkırmızı kesilerek, Harry'nin gözlerine bakmadan "merhaba" diye mırıldandı. Percy ise sanki Harry ile tanışmamışlar gibi resmi bir şekilde elini uzattı. "Harry. Seni görmek ne güzel."
"Merhaba, Percy," dedi Harry. Gülmemek için kendini zor tutuyordu.
"Umarım iyisindir," dedi Percy şişinerek. Harry'nin elini sıkmayı da bırakmamıştı. Bu, belediye başkanına takdim edilmek gibi bir şeydi.
"Çok iyiyim, sağ ol -"
"Harry!" dedi Fred, Percy'yi dirseğiyle önünden çekip abartılı bir şekilde eğilerek. "Seni görmek muhteşem, azizim -"
"Harika," dedi George, Fred'i itip Harry'nin elini kaparak. "Kesinlikle fiyakalı."
Percy'nin alnı kırıştı.
"Haydi, yeter," dedi Mrs VVeasley.
"Anne!" dedi Fred, sanki onu yeni görmüş gibi. Annesinin de elini yakaladı. "Seni görmek ne fevkalade -"
"Yeter dedim," dedi Mrs VVeasley, elindekileri boş bir sandalyeye bırakarak. "Merhaba, Hany7çiğim. Herhalde müjdemizi duymuşsundur." Percy'nin göğsündeki yepyeni gümüş rozeti gösterdi. "Ailedeki ikinci Öğrenci Başı!" dedi, göğsü kabararak.
"Ve sonuncu," dedi Fred, usulca.
"Ona ne şüphe," dedi Mrs VVeasley, birden kaşlarını çatarak, "ikinizi Sınıf Başkanı yapmadıklarının farkındayım."
78
"Niye Sınıf Başkanı olmak isteyelim ki?" dedi Geor-ge. Bu fikir ona tiksinti vermiş gibiydi. "Hayatın ne zevki kalır o zaman?"
Ginny kikirdedi.
"Kız kardeşinize daha iyi örnek olmalısınız!" diye çıkıştı Mrs Weasley.
"Ginny'nin örnek alacak başka ağabeyleri var, anne," dedi Percy mağrur bir edayla. "Ben gidip yemek için üstümü değiştireyim..."
Percy gidince George derin bir oh çekti.
"Onu bir piramide kapatmaya çalıştık," dedi Harry'ye. "Ama annem bizi gördü."
O geceki yemek çok keyifli geçti. Hana Tom salondaki üç masayı birleştirdi ve yedi VVeasley, Harry ve Hermione beş leziz yemeği afiyetle yediler.
Enfes çikolatalı pudinglerine sıra gelince, "Yarın King's Cross'a nasıl gidiyoruz, baba?" diye sordu Fred.
"Baka^hk iki araba gönderiyor," dedi Mr VVeasley.
Herkes başım çevirip ona baktı.
"Niye?" diye sordu Percy merakla.
"Senin sayende, Perce," dedi George ciddi bir ses tonuyla. "Kaportalarının üzerinde küçük bayraklar da olacak, onlann üstünde de ÖB yazacak -"
"- Öküz Başlı anlamına," dedi Fred.
Percy ve Mrs VVeasley dışında herkesin gülmekten burnundan puding fışkırdı.
79
Percy vakur bir sesle, "Bakanlık niye araba gönderiyor, baba?" diye sordu yine.
"Şey, bizim artık bir arabamız olmadığından," dedi Mr Weasley, "ve ben orada çalıştığımdan, bana bir iyilikte bulunuyorlar..."
Sesi rahattı, arna Harry onun kulaklarının kızardığını fark etti. Tıpkı baskı altında olduğu zamanlarda Kon'un kulaklarının kızarması gibi.
"İyi de ediyorlar," dedi Mrs VVeasley hemen. "Ne kadar bagajımız var farkında mısınız? Muggle Metro-su'nda çok güzel bir tablo çizerdiniz... Hepiniz eşyalarınızı topladınız, değil mi?"
"Ron yeni eşyalarının hepsini sandığına koymadı daha," dedi Percy, ıstıraplı bir sesle. "Onları benim yatağıma yığdı."
Mrs Weasley masanın öbür ucundan seslendi: "Gidip bütün eşyalarını toplasan iyi olur, Ron. SabaMeyin pek vaktimiz olmayacak." Ron, kaşlarını çatarak Percy'ye baktı.
Yemekten sonra herkesin karnı doymuş ve uykusu gelmişti. Eşyalarını kontrol etmek için birer birer odalarına çıktılar. Ron ve Percy, Harry'nin yanındaki odadaydılar. Harry sandığını yeni kapatıp kilitlemişti ki, duvarın öbür tarafından kızgın sesler duydu ve neler olduğuna bakmaya gitti.
On iki numaranın kapısı aralıktı ve Percy bas bas bağırıyordu.
"Burada, komodinin üstündeydi, cilalamak için çıkarmıştım -"
80
Ron da bağırarak, "Ona dokunmadım bile, tamam mı?" diye karşılık verdi.
"Ne oldu?" dedi Harry.
"Öğrenci Başı rozetim gitmiş," dedi Percy, hızla Harry'ye dönerek.
"Scabbers'ın Fare Toniği de," dedi Ron, sandığını boşaltıp aranarak. "Sanırım barda unuttum -"
"Rozetimi bulana kadar hiçbir yere gitmiyorsun!" diye bağırdı Percy.
Harry, Ron'a, "Scabbers'ın toniğini ben alırım, eşyalarımı topladım nasılsa," dedi ve aşağı indi.
Bara giden geçidin yarısına gelmişti ki, salondan iki kızgın ses daha geldi kulağına. Seslerin Mr ve Mrs We-asley'ye ait olduğunu hemen anladı. Tereddüt etti, onları kavga ederken duyduğunu bilsinler istemiyordu. Ama kendi adını da duyunca durdu ve salonun kapısına yaklaştı.
"... ona söylememenin hiç anlamı yok," diyordu Mr VVeasley hararetle. "Bunu bilmek Harry'nin hakkı. Fud-ge'a anlatmaya çalıştım, ama o Harry'ye çocuk gibi muamele etmekte ısrarlı. O on üç yaşında ve -"
"Arthur, gerçeği söylersen ödü kopar!" dedi Mrs VVeasley tiz bir sesle. "Okula bunu kafasına takmış olarak mı yollamak istiyorsun onu? Tanrı aşkına, bilmediği için mutlu o!"
"Niyetim onu perişan etmek değil, tetikte olmasını sağlamak," diye kendini savundu Mr VVeasley. "Harry ile Ron'un nasıl olduğunu biliyorsun, akıllarına eseni yapıyorlar - şimdiye dek iki kez Yasak Orman'a düştü-
81
ler! Ama Harry bu yıl öyle bir şey yapmamalı! Evden kaçtığı gece başına neler gelebilirdi diye bir düşünüyorum d".! Hızır Otobüs onu almasaydı, her iddiasına varım ki Bakanlık bulmadan ölmüş olurdu."
"Ama ölmedi, gayet iyi, o zaman ne anlamı var -"
"Molly, Sirius Black'in deli olduğunu söylüyorlar. Belki öyledir, ama Azkaban'dan kaçabilecek kadar akıl-lıymış demek, hem de böyle bir şey imkânsız sayıldığı halde. Üç hafta oldu, kimse izine rastlamadı. Fudge'm Gelecek Postasz'na söyleyip durduğu şeyler umurumda değil, Black'i yakalamamız, kendi kendine büyü yapan asalar üretmemiz kadar uzak bir ihtimal gibi görünüyor. Kesin olan tek şey, Black'in neyin peşinde olduğu -"
"Ama Harry, Hogwarts'ta tamamen güvende olacak." .
"Azkaban'ın da tamamen güvenli bir yer olduğunu düşünüyorduk. Black, Azkaban'dan kaçabildiyse, Hog-warts'a da girebilir."
"Ama kimse Black'in Harry'nin peşinde olduğunda •> emin değil -"
Tahtadan tok bir ses çıktı. Harry, Mr VVeasley'nin yumruğunu masaya vurduğuna emindi.
"Molly, sana kaç kere söylemem gerekiyor? Basına anlatmadılar, çünkü Fudge bunun gizli kalmasını istiyordu. Ama Black'in kaçtığı gece, Fudge, Azkaban'a gitti. Muhafızlar Fudge'a Black'in bir süredir uykusunda konuştuğunu söylemişler. Hep aynı şeyi söylüyormuş: "O, Hogwarts'ta... o, Hogvvarts'ta." Black çıldırmış, Molly, Harry'nin ölmesini istiyor. Bana sorarsan
82
Harry'yi öldürmenin Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'i yeniden güçlü kılacağını sanıyor. Harry'nin Kim-Olduğu-nu-Bilirsin-Sen'i durdurduğu gece Black her şeyini yitirdi, Azkaban'da da bunu saplantı haline getirebileceği on iki yıl geçirdi..."
Bir sessizlik oldu. Gerisini de duymak için yanıp tutuşan Harry, kapıya iyice yanaştı.
"Arthur, tabii ki neyin doğru olduğuna inanıyorsan onu yapmalısın. Ama Albus Dumbledore'u unutuyorsun. Dumbledore Müdür olduğu sürece kimsenin Harry'ye Hogwarts'ta zarar verebileceğini sanmıyorum. Herhalde onun da bütün bunlardan haberi vardır."
"Tabii ki haberi var. Ona Azkaban muhafızlarının okul arazisinde mevzilenmesinin bir mahzuru olup olmadığını sorduk. Hoşuna gitmedi, ama kabul etti."
"Hoşuna gitmedi mi? Black'i yakalayacaklarsa niye hoşuna gitmesin ki?"
"Dumbledore, Azkaban muhafızlarından pek hoşlanmıyor," dedi Mr VVeasley sıkıntıyla. "Aslına bakarsan, ben de... ama Black gibi bir büyücüyle uğraşıyorsan, normalde uzak durmak isteyeceğin kişilerle güç birliği yapman gerekir bazen."
"Eğer Harry'yi kurtanrlarsa -"
"- o zaman bundan sonra onlar hakkında tek bir kötü söz bile söylemem," dedi Mr VVeasley bitkin bir sesle. "Geç oldu, Molly, yukarı çıksak iyi olur..."
Harry iskemlelerin gıcırtısını duydu. Elinden geldiğince sessiz bir şekilde, bara giden geçitten indi ve göz-
83
den kayboldu. Salonun kapısı açıldı. Birkaç saniye sonra kulağına gelen seslerden, Mr ve Mrs Weasley/nin merdivenleri çıktığını anladı.
Fare Toniği şişesi yemekte oturdukları masanın altında duruyordu. Harry, Mr ve Mrs VVeasley'nin odalarının kapısının kapandığını işitene kadar bekledi, sonra elinde şişeyle yukarı çıktı.
Fred ve George gölgelerin içinde eğilmiş, Perc/nin rozetini bulmak için Ron'la birlikte kald;ğı odanın altını üstüne getirmesini dinleyerek kahkahadan kınlıyorlardı.
Fred, "Rozeti biz aldık," diye fniıdadı Harry'ye. "Biraz geliştiriyoruz."
Şimdi rozetin üstünde öğrenci Koa wşı yazıyordu.
Harry kendini zorlayarak güldü, gidip Ron'a Fare Tonigi'ni verdi ve kendini odasına kapayıp yatağına uzandı.
Demek Sirrus Black onun peşindeydi. Bu her şeyi açıklıyordu. Fudge ona yumuşak davranmıştı, çünkü onu sağ salim görünce çok rahatlamıştı. Harry'ye Di-agon Yolu'nda kalma sözü verdirmişti, çünkü oradaki çok sayıda büyücü onu gözaltında tutabilirlerdi. Yann onlan istasyona götürmesi için iki Bakanlık arabası göndermedeki amacı da, VVeasley'lerin trende Harry'ye göz kulak olmalarıydı.
Harry yan odadan gelip duvarda eriyen bağırışları dinleyerek yatağında yatıp, niye daha fazla korkmadığını merak etti. Sinüs Black tek bir lanetle on üç kişiyi öldürmüştü; Mr ve Mrs VVeasley, Harry gerçeği bilirse
84
paniğe kapılır diye düşünüyordu besbelli. Ama Harry Mrs VVeasley'yle tamamen aynı fikirdeydi: Dünyanın en güvenli yeri, Dumbledore'un olduğu yerdi. Herkes sürekli Dumbledore'un hayatta Lord Voldemort'un korktuğu tek insan olduğunu söylemiyor muydu? Herhalde Voldemort'un sağ kolu olan Black de ondan aynı derecede korkardı.
Bir de şu herkesin sözünü ettiği Azkaban muhafızları vardı. Çoğu kişinin korkudan kendini kaybetmesine sebep oluyor gibiydiler. Eğer onlar okulda mevzile-niyorsa, Black'in içeri girme şansı çok küçük görünüyordu.
Hayır, bütün bunların içinde Harr/nin canını en çok sıkan şey, artık Hogsmeade'e gitme şansının sıfıra yakın olmasıydı. Kimse Black yakalanana kadar Harr/nin şatonun güvenli ortamından ayrılmasını istemeyecekti; hatta, tehlike geçene kadar, attığı her adımın dikkatle izleneceğini düşünüyordu.
Karanlık tavana kaşlarını çatarak baktı. Kendi başının çaresine bakamaz mı sanıyorlardı? Lord Volde-mort'dan üç kere kurtulmuştu, hepten işe yaramaz biri değildi...
Durup dururken, MagnoLa Crescent'ta gölgelerin içinde gördüğü yaratığın resmi gözünün önüne geldi. Ecel kapıya dayandığında yapabilecekleriniz...
"öldürülmeyeceğim" dedi Harry yüksek sesle.
"Hah şöyle, güzelim," dedi aynası uykulu bir sesle.
85
  Alıntı ile Cevapla