Okun Çileli Oluşumu
Çam, gürgen ve kayın ağaçlarından yapılan okların en iyisi genç çam ağaçlarından yapılırdı. Bu çamların en iyileri de Bayramiç'nin Çavuş Köyü Kumunç dağında yetişirdi. Devlet-i Âliye'nin, çam ormanlarında, yalnız körpe çam dalı kesmeye memur ettiği "Çamcı" denilen hususî müfrezeleri vardı. Bunlar üçer parmak kalınlığında ve bir metre uzunluğundaki çamları keserek rutubetsiz bir yerde en az üç sene bekletirlerdi. Okların en iyisini yapmak için bu çamların yirmi sene, bunların daha mukavemetlisi olan "Tımarlı" okları elde etmek için ise elli sene bekletmek lazımdı.
Bursa, Edirne ve İstanbul başta olmak üzere imparatorluğun büyük şehirlerinde ok yapımcılarına mahsus çarşılar meydana getirilmişti. Buralarda imâl edilen oklar daha sonra hususî sandıklarda fırınlara verilirdi. Belli zaman aralıklarıyla da soğuğa ve güneşe tutulan bu oklar mukavemet kazandırılarak kullanıma hazır hale getirilirdi. Osmanlı ordusunun ok ihtiyacı Cebeci Ocağı tarafından karşılanırdı.
Araştırmalar 1511'de bu ocak tarafından 780 bin ok yaptırıldığını ortaya koymaktadır.. Evliya Çelebi de 17. yüzyılda İstanbul'daki ok imâl eden esnafla alâkalı olarak şu bilgileri verir: "Esnaf-ı okçuyan: Dükkan 200 ve nefer 300'dür. Pîr-leri, Ebu Muhammed bin Ömer bin el Vakkas olup, Hazreti Muhammed'in (sav) okunu ve yayını taşır ve seferden dön-dükçe ok yapardı. Kabri Eğin'dedir. Selman-ı Pâk'ın 46'ncı kemerbestesidir (kuşağındandır)."
Ok imâli, türüne göre incelik isteyen bir sanattı. Okların sap kısımlarına, okun yörüngesinde itmesi için "yele" tâbir edilen kuş kanatları takılırdı. Kuğu, karabatak, kaz ve kartal tüylerinden yapılan bu kanatlar, devletin, bu tüyleri temin etmek için kurduğu hususî teşekküllerinden elde edilirdi. Topkapı Sarayı'ndaki Gülhane Hastahanesi'nin yanında bulunan havuzlardaki kuğular bu gaye için yetiştirilirdi. Yarışmalarda kullanılacak okların yelelerinin hazırlanması da başlı başına hassasiyet isteyen bir uzmanlık işiydi. Sağ kanattan alınan tüyler, sol kanattakilere göre daha tercih edilir ve ağırlıkları demrenin (uç) ağırlığı ile orantılı olarak hesaplanırdı. Bu orantı ölçüsü de demrenin ağırlığının sekizde biridir. Okların başlarına takılan ve "demren" adı verilen madenî sivri ucun geçirildiği yere "soya" denilirdi. Çavuş oklarının soyasına, içi delik bir kemik takılır, düdüklü ok denilen bu kemik, ok atılınca yılan gibi ıslık çalardı. Uçları testere gibi tırtıklı olan demrenler de vardı ki bunlar saplandıkları yerleri paramparça etmeden çıkmazlardı. Geniş uçlu dermenler ayı, domuz gibi av hayvanlarına atılırdı. Uçları meşinli oklar da tecrübe, staj ve tâlim için kullanılırdı. Osmanlı oklarının en mühimi ise parlayıcı, fitilli (dumdumlu) oklardı. Deniz savaşlarında, düşman yelkenlilerine karşı kullanılan önemli silahlardan biri olan bu okların demrenlerinin uçlarında yelkene sarılacak çengelleri, barut fişekleri ve fitilleri bulunurdu. Kemankeş (okçu), bu okun fişeğini ateşleyip düşman yelkenine fırlatıldığında ok, yelkene isabet ederek patlar ve yelkeni cayır cayır yakardı.
|