VE BUGÜN
Bugün İslâm dünya gündeminin birinci maddesi ama, dün Kilisenin temsil ettiği Batı taassubu bugün Batı’da Devlet-Üniversite-Medya tarafından devam ettiriliyor.
Batı’nın hakikate kapalı dar zihniyetinin çerçevesi hiç değişmemiştir. Roma’nın dünya hâkimiyeti kompleksinden kaynaklanan bir despotizm, daha sonra bütün Orta Çağ ve Yeni Çağ boyunca -Batı tarih terminolojisine ait bu terimleri dönemlerin anlaşılması için kullanıyoruz- Kilise ile temsil edilen bir bağnazlık ve yobazlık, Reform ve Rönesans hareketlerinin doğurduğu, insanı putlaştıran akılcı ve insancı (rasyonalist ve hümanist) felsefeler, 19. yüzyıldan itibaren ve en üst seviyede günümüzde taassuba yeni bir boyut getiren Satı bilimciliği (scientifisme). Bütün bunlar Batı’nın Hristiyanlık ve daha sonra İslâm karşısındaki hiçbir akli ve ilmi temele dayanmayan tepkisinin tarihi sürecini anlatıyor bizlere. Burada değişmeyen bir öz var, o da Batı’nın kör, bağnaz ve tarih dışı kalmaya mahkum tavrı ve kendini beğenmişliğidir. Modernizm ve postmodernizm gibi Batı’nın kendi içinde yakın zamandaki istihaleleri de aynı şekilde sadece şekil ve kılıftaki değişikliklerdir. Ayrıca bu yeni kavramlar, bir fikir akımı olma olgunluğuna ulaştıkları anlaşıldığında yeni zihin kilitleme aracı olarak Batılı entelektüeller tarafından Üçüncü Dünya’nın okumuş kesimine pazarlanmaktadırlar.1957 Roma Antlaşması da kaderin ne garip cilvesidir ki, yeni bir Haçlı tasssubunun tarih boyunca görülmemiş geniş bir ittifak şeklinde kendisini ifade etmesidir. Bunun sebebi de sadece iki dünya savaşının Batı coğrafyasında meydana getirdiği çok boyutlu büyük yıkım değildir elbette. Bu kez bütün Avrupa ve Batı dünyası için ilk olarak böylesine büyük, geri adım atmayan ve kendinden son derece emin, ortak bir düşman söz konusudur artık. Fakat madalyonun bir de diğer yüzü var.
Batı’da, özellikle düşünce-sanat hareketleri itibariyle belli tarihi geleneklere sahip olan Avrupa’da, kişi hak ve hürriyetlerinin kazanılmasıyla ve Müslümanlarla içli-dışlı yaşamanın da tabii bir neticesi olarak bu toplumlar İslâm’ı ve Müslüman aydını daha yakından tanıma fırsatı buldular. Bugün İslâm Batı için bir Afrika kabile dini değil. Kur’an-ı Kerim,Tevrat ve İncil gibi bir vahiy, Hz. Muhammed (sav) de Hz. Musa ve Hz. İsa (as) gibi, kendisine Allah tarafından vahyolunan bir elçi. Bütün Batı ülkelerinde hem de devlet televizyon kanallarında haftanın belli günlerinde Müslümanlara yönelik özel programlar ekrana geliyor (mesela Fransa’da bu tür düzenli programlar devlet kanalı olan Antenne-2 tarafından hazırlanmaktadır). Müslümanlara ait özel radyo istasyonları mevcut. Ve en önemlisi, İslâmiyet hakkında belli malumatı olan Batılı aydınlar, sosyal problemlerin temelini oluşturan aileyi düzensizlikleri ortadan kaldırabilecek tek çözümün İslâmi aile yapısının benimsenmesi olduğunu açıkça ifade edebiliyorlar. )Bkz. Bruno Etenne, La France et l’İslâm, 1989)
Netice olarak diyebiliriz ki, günümüzde Batı taassubu kendi rüzgârında nefessiz kalmıştır. Zira, “Zaman dönmüş, başladığı yere varmıştır”
|