Konu: Onur Bilge
Tek Mesajı Görüntüle
Old 07-24-2008, 08:23 AM   #2
GooD aNd EvıL
Aşmış Üye
 
GooD aNd EvıL Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98
Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57960
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi : GooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

.BiR AVUÇ TOPRAK

BİR AVUÇ TOPRAK


Hani, seyahate çıkarız; çantamızı, bavulumuzu alır, gideriz ya; işte, bir gün yine öyle çıkıp, gideriz, evimizden. Hem de hiçbir şey almadan... Dünyaya geldiğimiz gibi; çırılçıplak...

Kutsal topraklarda da öyle oluruz. Kefenlerimizle gezeriz. Orada dil, ırk, millet, mevki, rütbe, benlik, hiçbir şey olmaz. Herkes tek tip giysi içinde, herkes yaya, eşit... Oradakilerin tek ortak özellikleri insan oluşları… Cinsiyet ayırımı, haremlik, selamlık gibi yerler yok. Birlikte ibadet ediliyor. Kabirlerimizde de böyle olacağız. Erkekler bir tarafta, kadınlar bir tarafta yatmıyor, orada. Tek tip giysi içinde, yan yana kabirlerde, eşit, adil bir şekilde sorgulanıyorlar.

Dünya da bir ev, bizim için, içinde yaşadığımız, içinde öldüğümüz. Dünya denilen evi ve tüm evleri temsil eden bir ev, Kâbe… Basit, gösterişsiz, küçük, dört duvardan ibaret bir yapı...

Evler yapılmış, insanlar için. Evler yıkılıyor, daha güzelleri, daha gösterişlileri, daha yüksekleri yapılıyor. Konaklar, villalar, şatolar, saraylar, apartmanlar, gökdelenler... İnsanlar kat kat binalarda oturuyorlar. Kat kat yükseliyorlar, tırmanıyorlar göklere. Gidiş nereye? Son durak nere?

Hangi kata kadar çıkarsak çıkalım, yere iniyoruz. Hem de yerin altına... Toprak gibi olmalı gönüllerimiz. Yerle bir olmalı. Bugün, ayağımızın altında, toprak; yarın, üstümüze yorgan... Hani, deprem olur da, kalıverir ya insan, evinin altında... Kabir, üstümüze çöken evimiz. Başımıza yıkılan dünyamız. “Biraz daha geniş, daha konforlu, daha çok güneş gören...” diyerek, bitmek bilmez arzularımızın bizi gezdirdiği evlerin sonuncusu. En güneşsizinden güneşsiz, en darından dar, en rutubetlisinden rutubetli, en kasvetlisini mumla aratan, başımıza göçen, daraltan, sıkan, boğan, yiyen, yutan, çürüten, yok eden son ev. Eşyasız, konforsuz, süssüz, dekorsuz, tablosuz, biblosuz sığınak... Ne bir milim sağa, ne bir milim sola... Ne aşağıya bir yol var, ne de yukarıya...Gir kalıba nefis! .. Gir kalıba! ..

Bedenimiz kadar yerimiz yok, aslında, dünyada. Damar boşalır, kan akar. Karıncalar, solucanlar, tarla fareleri, yılanlar, ağaç kökleri... Açmış ağızlarını, yeraltındakiler... Ne deri, ne kas, ne damar, ne sinir... Yerler, ciğer, mide, dalak, böbrek... Ne yanak, ne kulak, ne dudak, ne dil... Önce, yumuşak yerler; göz, kulak memeleri, burun, parmak uçları...

Göz...Doymak bilmez göz! .. Göz; gören, isteyen,arzuları kamçılayan, gönülleri akıtan, kalplerin ibresinin yönünü değiştiren, gönlü baştan çıkaran göz! .. “İnsanoğlunun Uhut Dağı kadar altını olsa, bir o kadarını daha ister. Onun gözünü ancak toprak doyurur.”

“Hangi güzel göz ki; yere akmadı? ! ..
Hangi güzel yüz ki; toprak olmadı? ! ..”

Kabir; gözleri toprakla doyuran, arzuları, insanı, bedeni bir noktaya çivileyen, eritip, bitiren yer. Kabir, kemiklere gelip, dayanan, öğüten, un eden değirmen. Kabir; vücudumuz kadar yeri bile bize çok gören dünyanın, iştahla açılan ağzı.

Hani, biraz daha oval olsa, dünyayı yutmak isteriz ya! .. O bizi yutar. Toprak satın alırız. Biraz daha, biraz daha... Ömrümüzü harcarız, arsa, ev, parsel parsel dünya almak için. Dünya bizi alır. Can veririz, kan dökeriz, toprak için, tapu denilen kağıt parçaları verirler elimize, sevinir, avunuruz. Gaflette kağıt biriktirirken, toprak açar ağzını, ağzında hayvanlardan, köklerden dişleri; büyük bir zevkle bizi bekler. Biz para kazanmaya, toprak, mal, mülk almaya gittiğimizi zannederken, her adımda, şiş karınlı dünyanın kasvetli ağzına doğru gideriz. Bir de bakarız ki; ağzının içindeyiz! .. Ne arsalar, tarlalar, bağlar, bahçeler gelebilmiş, bizimle, ne tapular, ne paralar, ne pullar...
Kabir; çıkmaz sokak... Değirmen; ezen, öğüten, yok eden... Kabir; bir uzay üssü, belki de uzaya, bir başka yıldıza, Berzah Alemi’ne, cennete, cehenneme...

Sırat köprüsü denen, dünya. Dünyayı itebilirsen elinin tersiyle; ondan vazgeçebilirsen, yani dünyadan geçersen, sırattan geçmiş olursun.
Hani hadislerde sırat tasvirleri vardır, iki yanı uçurum, ince bir hat; altında cehennem, ucunda cennet ve o hat üzerinde engeller, çengeller... Altı; cehennem, mağma, ateş... Yer altı dünyası; disko, kumarhane, meyhane, gizli işlerin döndüğü yerler... Çengeller; arkadaşlar, dedikodu, faiz, haram, içki, kumar, kadın... Çengeller takılmadıysan, aşağıya düşmediysen, hızlı da gitsen, yavaş da gitsen, önün cennet. İnce hat, İslamiyet. Bir yanı dinsizlik, yani ateizm, bir yanı batıl dinler, batıl inançlar... Sıratın kıldan ince, kılıçtan keskin oluşu; İslami emirlerin kıldan ince, kılıçtan keskin oluşu.

Yunus gibi olabilsek! .. Vız gelse, kılıcın keskin tarafı! .. Üzerinde koşabilsek! .. Hatta uçabilsek, Burak’la! .. Evler kurabilsek, üzerine, Yunus’ca! .. Öyle bir yansak ki; ALLAH AŞKI ile, kor olsak, yalım yalım girsek, cehenneme, narı hissedemesek, ALLAH AŞKInın ateşinden! .. Soğuk gelse, cehennemin ateşi! ..

“Kahrın da hoş, lutfun da
Nurun da hoş, narın da! ”

Tut ki; girmişim, kabre. Tut ki; sıkmış, toprak. Yolum, cehennemi bir azaba çıkmış. Taptığım başka bir ilah mı var? Yine “ALLAH! ALLAH! ” diyeceğim. Biliyorum ki; O’ndan başka ilah yok! .. Biliyorum ki; O’ndan başkası bana yardım edemez. Yaratan’ım O. Koruyacak olanım O. Bütün yollar O’na çıkar. O, mümin olan herkesin Sevgilisi. Benim de gerçek Sevgilim. Azap etse de O’ndan başkası olamaz benim için. Yaksa da, kahretse de, azap üstüne azap etse de, O’ndan vazgeçmem! .. Başka kapıya gitmem! .. Çünkü O’nun kapısından başka kapı bilmem! ..

Sadece aşkımla gideceğim, O’na. Sevgi karşılıklıdır. Bir adım gelene koşarak gittiğini söylediğine göre; o da beni sever. Seviyorsa; yeter! .. Merhametlilerin en merhametlisi! .. Sevdiğine kıyar mı? Azap eder mi? O ki; bir annenin bebeğine duyduğu merhametin yüz misline sahip! ..

İnşallah, tüm müminleri, hepimizi affeder! .. Bizlere, Firdevs Cenneti’ni, Cemal’ini nasip eder! ..

***

Onur Bilge
GooD aNd EvıL çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla