|
Aşmış Üye
Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98
Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57948
Rep Puanı : 34658
Cinsiyet : Erkek
|
Beni Bu ülkenin Acıları Aymazları Delirtti Beni Bu Ülkenin Güzellikleri Şair Etti
BENİ
ÜLKEMİN
DERDİ
GAMI KEDERİ
GÜZELLİKLERİ DELİRTTİ
VE BENİ BU ÜLKENİN
GÜZELLİKLERİ
ŞAİR ETTİ
Beni
Binlerce gazi
Binlerce şehit
Dip diri dururken
Milyonlarca genç
Kalbini çıkarsan
Güvercin uçar ortasından
Ama yoksulluktan
İhanetten
Fukaralıktan
Kan ağlayan
Utançtan
Avuç açmaktan
İşsizlikten kıvranan
Erdemli çalışkan
Milyonlarca can
Bu ülkenin hali delirtti
Daha dün
Bir nesil geçmedi üstünden
Sakarya afyon
Her taraf her yan
Kanla sulanıp
Karış karış alınan
Bayramlarda
Dosta düşmana öğündüğün
Gelini gül
Kızı gonca
Yazıyla kışıyla
Ozanıyla sazıyla Türkü
Her karışı bir öykü
Her karışı destan
Kendi öz oğlunca
Çarşaf çarşaf ilan
Satışa çıkarılan
Ekersen can
Sıksan kan damlar topraktan
Söyle anam babam
Bacım söyle
Nasıl çatlamaz yürek
Nasıl delirmez
Nasıl dayanır insan
Yaralı asker koğuşları
Tıklım tıklım doluyken ağzına kadar
Bu kadar kararsız kalmadı bu şehirler
Böylesine ağlamadı gökler
Böylesine durgun akmadı bu nehirler
Böyle yanmadı
Böylesine kederli
Kahır dolu olmadı bu şiirler
Basmaya korkardı
Birbirinin ayağına
Aynı amaç uğruna
Olgun başaklarca yan yana
Omuz omuza
Türkü söyler gibi giderdik
Ölümlerin en hasına
Ortaktık
Yanardık
Birbirimizin gadasına belasına
Talan girdi
Kaçtı toprağın beti bereketi
Yalan girdi
Kalmadı sözün hikmeti
Bir ataş attılar
Başağa durmuş tarlanın ortasına
Uyup hayatta kalma güdüsüne
Yağız atlar
Yürekli yiğitler
Bölük bölük göçüp gittiler
Kimi hiç gelmedi
Kimi yılan deliğinde zehirlendi
Kimini sevdası soldurdu
Kimileri sıla hasretiyle öldüler
Kimi döndü ama
Döndüğünde
Tanınmayacak haldeydiler
Kalanlar
Hapislerde
İşkencelerde
Güz yaprakları gibi döküldüler
Nasıl demlendi bu devran
Yüzüne tükürdü
Aşkın sevdanın
Ne varsa insana dair olanın
Takılı kalmış
Acılar gördük annelerin gözlerinde
Öyle derin öyle engin
Teselli olmaz
Bir o kadar ulaşılmaz
Yağmalanmış bütün duyguları
Anasını takip edip
Yavrusunu yuvada vurdular
Analar ve babalar
Hapishane ve gurbet mektuplarından
Gözyaşlarını okşadılar
Oğullarının kızlarının
Anısını takip edip
Sevgisini yürekte buldular
Ölürken onlar da
Gözleri açık gittiler
Oğula kıza
Eşe ve güneşe hasrettiler
Bağladılar gözünü
Hayalin hülyanın
Prangalara vuruldu elleri sevdanın
Adres yazması yasaktı
Yazdığı mektuba hasretin
Eşkıyalar bastı ülkemin dört yanını
Haramiler
Dönekler
İşbirlikçiler teslim aldı
Yalanlarla talanlarla
Vurgunlarla
Ülkemin dört yanını
Yerini göğünü
Aşkını sevdasını kirlettiler
Tüm güzellikler
Bir bir bizi terk ettiler
Sevda ışığa durmuş
Sevda henüz beşiğe konmuşken
Sevda süt kokulu bir bebekken
Yağlı kurşunlara geldi
Alnının orta yerinden
Bilmezler ki
Melanetin ihanetin
Kinin ve nefretin
Elindeyse mavzer
Bilirse ki sevda
Rezaletin sefaletin
Şeytanın ve şirretin
Elinde olacaksa heder
Sevda firar edip
Dağlarda gezer
Keşiş olur
Derviş olur
Sevgiliye güneş olur
Seviş olur
Eşkiyaya
Haramiye ateş olur
Zalimi sefil
Rezil rüsva eder
Bir od düştü
Ülkemin can evine
Bir hüzün bağdaş kurup oturdu
Dudakların kenarına
Yabani otlar engerekler bastı
Seki seki ekerken toprağını
Saçından tutup
Alıp gittiler
Kirlettiler tüm kutsiyetlerini
Bilekleri büküldü
Bilimin bilginin
Bilekleri büküldü
Alın terinin erdemin sevginin
Nutku tutuldu
Evrimin eytişimin bilgenin
Yolu kesildi
Gerçeğin evrenin ve yaşamın
Zehir zıkkım ekildi
Yaşamın her anına
Hasret düştü düşüne sevdiğine
Umudu
Güz yaprakları gibi döküldü
Zümrüdü Anka kuşu oldu
Kaf dağının ardına sürüldü
Bu nasıl dolap nasıl değirmen
Bu nasıl makina
İnsan dair bütün değerler öğütüldü
Unufak edildi
Bu nasıl çark nasıl düzen
Taş bağlı köpekler salındı sokağa
İblisin ordusu topyekûn örgütlü
Güneşin çocuklarının elinde bukağı
Olmadı
Tarih yazmadı böylesini
Bu nasıl zaman
Zalimliğin
Zulmün
Hainliğin
İşkencenin
Ve ölümün tarihi yazıldı
Merhameti kalmadı adaletin
Politikası yapıldı
Hainliğin
İşbirlikçiliğin
Teslimiyetin
Politikası yapıldı
İhanetin
Riyanın
Rüşvetin
Et tırnaktan
Cenin rahimden ayrılır gibi
Yüreklerden kazındı
Dürüstlük
İnsanlık
Erdem
Helalinden bir lokma ekmek hani
İhanet
Lümpenlik
Zalime teslimiyet
Liyakat madalyası verildi
Riyaya, ihanete, işbirlikçiye
Beceriksize çıkardılar adını
Dürüstlüğün erdemin
Can evinden vuruldu
Bedreddin’in düşü
Mevlana’nın bilişi
Can evinden vuruldu
Dadaloğlu Köroğlu
Pir sultan’ın duruşu
Karartıldı içi boşaltıldı
Hoca Nasrettin’in gülüşü
Karacaoğlan’ın sevişi
Can evinden vuruldu
Çağdaş uygarlık hedefi
Kutsal isyanlar
Kurtuluş savaşı
Yer açıldı
Soysuza soyguncuya
Haine işbirlikçiye
Yer açıldı
Arsıza
Hırsıza vurguncuya
Sömürünün her türlüne
Dört kitaptan
Ayetlerle kutsandı
Yalanlar riyalar
Doğadan çevreden ve sistemden çıkarılıp
Rüyalarımıza
Uyanık halimize
Dâhil edildi kötülüğün her türlüsü
Süslü sözlerle çerçevelendi
Bir de sömürü
Kan kusarken kalemşörler
Teller, antenler
‘Entel fahişeler’
Götürenler
İktidar ve halk dalkavukları
Ağzından ötürenler
Unutturdular bize
Çanakkale’de Memet gibi ölmeyi
Unutturdular bize
Unutturdular kardeş kardeş bölüşmeyi
Fırat nehri gibi bölüşmeyi
Bahara durmuş
Erzurum yaylaları gibi gülüşmeyi
Unutturdular bize
Kop Köroğlu gibi
Dadaloğlu gibi
Sırtını verip dağlara
Döne döne dövüşmeyi
Unutturdular bize
Hacı Bektaşi velice sevmeyi
Ayıp dediler
Yasak ettiler
Haine Vurguncuya
Soyguncuya soysuza işbirlikçiye
Ana avrat
Yedi sülale
Gelmişine geçmişine
Ağız dolusu sövmeyi küfretmeyi
Kardeş kardeşe düşman
Bir tuhaf oldu insan
Teslim aldı ruhumuzu şeytan
Tersine döndürdüler
Eytişime uyup değişmeyi
Bilinç çıktı zıvanadan
Akıl tutulması
Kan tutması yaşanan
Nice güzellikler terk etti bizi
Unutturdular
Sevmeyi Türkü söylemeyi
Burası müstemleke değil
Burası
Yabancı bir ülke değil
Taşıyla toprağıyla
Altıyla üstüyle zengin
Fatih’in Yavuz’un
Koca Sinan’ın
Mevlana’nın
Miskin Yunus’un
Bir nice değer bir nice aklın usun
Oğluyla kızıyla yiğit
Tarihiyle kültürüyle engin
Vakur
Şanlı ve şerefli bir ulusun
Hanıyla hamamıyla
Mabetleri
Töresi ve terbiyesiyle
Türküsüyle türbesiyle
Canıyla kanıyla
Türk’ün mührünü vurduğu
Erenler evliyalar
Şehitler zahitler yurdu
ANADOLU
En önemlisi
Tüm bunların sorumlusu
Ermeni değil Yunan değil
Rum değil düşman değil
Memuruyla mebusuyla
Seçeniyle seçilmişiyle
KENDİ ÖZ OĞLU! ! !
Bire kurban olduğum
Bu nasıl düzen nasıl değirmen
Bu ne iştir
Hemo kuşu gibi
Terk eder yavrusunu ana yabana
Bu ne kuştur
Bırakır dölünü elin yuvasına
Bu ne dosttur
Nasıl kardeştir
Kimler bozdu huyunu
Bu düşman ne kalleştir
Bu nasıl bir alicengiz oyunu
Kimse bilmez ne olduğunu
Bu nasıl devran nasıl zaman
Bilenler söylemez
Söyleyenler bir şey bilmez
Ne de söylenenden bir şey anlar insan.
Karanlıkta iz sürer
Sırtlan gülüşlü kör şeytan.
Sanma ki
Sevr, Mondros
Tarihin
Tozlu raflarında unutuldu
Her gün kutsal bir ayet gibi
Çıkarılıp şeytanın zulasından
Üç vakit beş vakit
Pazar ayinlerinde
İblisin çocuklarına okutuldu
Unuturken sen
Yetim kalmışlığın
Sömürülmüşlüğün
İç edilmişliğin acısını
Düşünmezken
Nedenini nasılını niçinini
Maraş’ın, Antep’in,
Otuz Ağustos’un üzerine mim konuldu
Onlarda kuyruk acısı varken
Yaşarken yenilmişliğin utancıyla
Sanma ki dost olundu
Kendileri gitti ama
Geride bıraktılar
Yüreklerindeki iblisi
Geride bıraktılar
Nifak tanrıları Eris’i
Geldiler
Dedikleri gibi geldiler
Onlar zengin onlar arsız
Onlarda para
Benimkiler mecalsiz
Bizimkiler yoksul fakir fukara
Geldiler
Arsızca
Acımasızca
Fütursuzca
Eşkere eşkere
Göstere göstere geldiler
Donlarıyla dolarlarıyla geldiler
Misyonerleriyle
Lejyonerleriyle
Milyonerleriyle geldiler
Popuyla topuyla geldiler
Afyonlarıyla papyonlarıyla geldiler
Alicengiz oyunlarıyla geldiler
Gelenler insan suretindeydiler
Tüm bunlar olurken
Ninniler söylediler
Beşiğini saldılar ki
Uyanmayasın.
Masallar anlattılar ki
Ayılmayasın.
Kılıflar dikildi minare boyunca
Korkular salındı yüreğine
Bir dudağı yerde bir dudağı gökte.
Afyonlanmış düşlerle beslendi umutların.
Borsa, kumar, loto, toto, faiz haram,
Onurun sürünürken yerde;
Yalanlar,
Ezberletilmiş olanlar
Büyür, yüreğinde,
Sanırsın ki dünya avcununi çinde.
Sen ki
Emeğinin
Alınterinin ırzına geçilmiş köylüsün
Sen ki
Yanağının alı
Yüreğinin yeşili alınmış
Tüm güzellikleri
Betonlara gömülmüş şehirlisin
Sen kölenin kölesi kadın
Hadım edilmiş memur
Gölgesinden korkan işçisin
Sen ki
Çocuk hayalleriyle oynanmış
Hayalleri kafdağının ardına sürülmüş
Düşük bel giyinen
Kulağında küpen
Allahına kadar lümpen üniversitelisin
sen ki
Haftada iki saat matematikli
İmam hatip liselisin
Bir şey için çıktı sesin
Soru sormasını bilmiyorsan
Her soru sıfır sekizle değil
Seksenle çarpılsa ne yazar
Sen çarpılmışsın çarpılacağın kadar
Dirisini sen taşıdın sırtında
İmam olsun ki
Ölüsü de inmesin yoksulun üstünden
Umurunda mı sanırsın
Okumuşsun okumamışsın
Onların ta şeyine kadar
Hangi kumpasın ürünü
Evindeki eşyayı bir saysan
Karının kilotu Çin’den
Boyası Paris’ten
Gayrimüslim ortaklı yediğin salam
Sana ağlamak bile haram
Bir şeyin özgürlüğüne layıksın sen
Başörtüsü türban
Bir de ihram
Harami eller dolaşırken yarinin döşünde
Sen neyin peşinde
Neyin savaşındasın
Keşke bir düşünebilsen
Onlar ki,
Kendilerine yaşamayı hak,
Sana sürünmeyi yazgın belletmişler.
Biz ki
Ezilmeyi,
Biz ki ihaneti,
Bu melaneti,
Cehaletimizle;
Biz ki
Sülüklerin,
Kenelerin bedenini
Kanımızla, alın terimizle beslerken;
Biz ki
Amansız dertlere tutulurken,
Ölürken zamansız
Bir günümüz geçmezken kaygısız;
Demedin ki yazgım bu mu?
Düşünmedin ki
BÖYLE KADER OLUR MU?
Bir kere sormadın kendi kendine
‘‘İnsan kendi eliyle heder olur mu? ’’
Sormadın bir kere
‘Ne yapmalı? ’’ diye
Tepremedin yerinden
Bir şey yapmalı, diye
Şimdi sor istersen
Kârdır bilirsin
Zararın neresinden dönsen,
Şimdi sor lütfedersen!
Nasıl odu?
Neden, niye?
Dudağından öpecek
Prensi beklerken, sen
Donuna kadar
Tüm kazandıkların
Limanların
Madenlerin
Tören terbiyen
Tüm değerlerin
Bir bir gitti,
Gidiyor elden.
Sen ki
Komşunun itine attığı
Taşa bile tahammül edemezken
Bir yanlış söz için
Eşini dostunu
Tavuk gibi boğazlayan sen
İşsizlik yoksulluk
Kızlarını oğullarını sokağa düşürürken
Bunca alçaklığa
Namussuzluğa
Hayınlığa
Nasıl tahammül edersin
Nasıl çanak tutarsın bilmem
Nedir bu delalet?
Bu zillet bu ihanet neden?
Yer mi delindi
Gök mü yere indi
Ne oldu
Güneşin oğullarına
Ayın kızlarına
Işığın çocuklarına ne oldu
Bu mu sana layık görülen
Bu mu Tanrının sana yazdığı kader
Bir düşün hele
Sen ki
Taa ıraklardan duyup da güzelliğini
Çöllerle,
Kuru ve sıcak rüzgârlarla gelen
Laneti atıp üzerinden;
Demirden dağları eritip,
Sarp yokuşları düz edip;
Yoluna çıkan kırk kavimle döğüşe döğüşe;
Eşkin, tırıs, dörtnala
Göze alıp bin yıllık bir koşuyu;
Taa uzaklardan gelip,
Yurt edindin Anadolu’yu
Sevdanı kattın
Kanını kattın
Bu ülkenin can suyuna
Sen ki halel getirmedin
Ulusunun şanına şerefine
Bir kulak ver
Orhun abidelerine
Elegeş kitabelerine
Bedreddin’e, Akşemseddin’e
Kulak ver Mustafa Kemal’e
Biz ki
Baş eğmedik yedi düvele
Son bir damla kanımız,
Bir sıkımlık canımız kaldığında bile;
Kartal olup uçmak varken yıldızlara
Güvercin olup geçmek varken
Lekimşahın altından
Yerlerde çöplenmek niye
Şahin olup süzülmek varken
Bulutların arasında
Bir deli tay olup kişnemek varken
Uçsuz bucaksız savanlarda
Yerlerde sürünmek niye
Biz ki
Ana avrat söğmüşüz
Sömürünün, baskının, esaretin;
Zulasında cinlik
Zulasında hainlik
Yüreğinde yamukluk
Saklısında iblislik olana
Verip atını tımarını eline
Sövmüşüz ceddine
Yedi sülalesine
Nasıl olur da
Yatarsın gaflet uykularına
Zifiri karanlıkta
Kara sacın üzerindeki
Karıncayı gören sen
Nasıl düşersin karadulun ağına
Doğrulmalı
Silkinmeli ayağa kalkmalı
Uyanmalı gaflet uykularından
’BİR ŞEY YAPMALI’’
Gör gözüm
Kime ne ettik
Ne günah işledik
Kimin tavuğuna kış dedik
Bu iş, iş değil
Kedi çıkmış kaplan avına
Bu gidiş, gidiş değil
Ah ederiz
Ar ederiz
Bu biz miyiz
Sürüm sürüm sürünmek düşmüş payına
Bu geliş geliş değil
Yer delinse içine gireceğiz
Kim bilir daha neler göreceğiz
Görmez misin
Sana adam olmak
Sana adam gibi yaşamak yasaklı
Bilmez misin
Bir avuç haine
Namussuza işbirlikçiye karşı
Gücün birliğinde saklı
Derdini belasını aldığım
Bunca dinsize imansıza
Kitapsıza merhametsize
Bunca haine
Bunca lâine karşın
Bu dağların suskunluğu
Bu nehirlerin durgunluğu
Bu insanların kör sağır ve dilsizliği
Şaşkın etti
Bu ülkenin aymazları
Duymazları
Yüreğimin yağını eritti
Bire g******
Gadasına kurban olduğum
Beni bu ülkenin destanları
Beni bu ülkenin sevdaları
Mecnun etti delirtti
Beni bu ülkenin acıları
Şair etti.
Bakma celallendiğime
Biliriz
Belada da açar dağ başlarında çiçekler
Yeter ki
Horona halaya dursun
Bu ülkenin oğlu kızı yan yana
İnsanın beş paraya satıldığı yerde
Bu çilede de türküler söylenir köylerde
Henüz oyun bitmiş değil
Yüklenip de alını yeşilini
Karanlıkların içinden
Sabaha varacak umut
Bekle yarını
Bekle de gör hele
Ayakta alkışlanacak son perde
Maviş bakışlı
Melek tenli
Ay yüzlü bebek
El ele tutuşturup
Tüm güzelliklerini cennetin
Alıp gelecek salya sümük
Doğup gelecek sancılar içinde
Gör o zaman
Nasıl gömülürmüş kötülükler
Yedi kat yerin dibine
Gör o zaman
Nasıl sığmaz kabına
Nasıl yükselir yürek
Dokuz kat gökyüzüne.
Gör ki
Nasıl çiçek açarmış dudakta
Nasıl kızarırmış elma yanakta
Gör ki o zaman
Ne işe yaramış bilgi,
Nasıl gelin olurmuş hayat,
Sevgi çalışma ve aşkta.
Bekle de gör
Nasıl çiğdemleşir gülüşler
Nasıl gerçekleşir düşler
Gör ki o zaman
Nasıl çiçeğe durur nisan.
Nasıl şahlanır
Kuşun kurdun
Secde ettiği insan
Ama
Doğrulmalı
Silkinmeli ayağa kalkmalı
Uyanmalı gaflet uykularından
’BİR ŞEY YAPMALI’’
Tören terbiyen talan olmadan
Bu ulus, bir zaman olmadan
Koskoca bir tarih, yalan olmadan
’BİR ŞEY YAPMALI’’
Dağların boynu bükülmeden
Üstümüze kaynar sular dökülmeden
Doğrulmalı
‘’BİR ŞEY YAPMALI’’
Kuşlar bizi terk etmeden
Ana yavruyu atmadan
Evlat atayı satmadan
Oğul anayla yatmadan
Göğün, yerin
Ve aradakilerin soyu tükenmeden
Ayağa kalkmalı
’BİR ŞEY YAPMALI’
Üzerimize sinmeden dağların laneti
Başımıza yıkılmadan insanın ihaneti
Yer değişmeden
Yalanla doğru olan
’’BİR ŞEY YAPMALI! ’’
Kulağın duyduğuna
Gözün gördüğüne
İnanmakta zorlanmadan
’’BİR ŞEY YAPMALI! ’’
Sakındığın sana ihanet etmeden
Geçmişin geleceğin lanet etmeden
Tarih yüzümüze tükürmeden
Doğrulmalı
Ayağa kalkmalı
’’BİR ŞEY YAPMALI! ’’
__________________
Buraya Kadarmış ..
|