|
Aşmış Üye
Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98
Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57950
Rep Puanı : 34658
Cinsiyet : Erkek
|
_ Sevgiliye Mektuplar / GÜL KOKuLU YAĞMURLAR...
(**gül kokulu yağmurlarda ıslandık** / **yine de senin kokun gitmedi** / **Kadınım'dan**)
…………… Sağanak yağmurlarda yürüyorum günlerdir durmadan, her damlanın saçlarımdan ayaklarıma
kadar süzülmesini izliyor, onlarca, yüzlerce damlacığı tek tek takip ediyorum saçak altı ve şemsiye tutan
korunaklı, meraklı bakışların izleyişinde… Biliyorum insanların akıllarından neler geçirdiklerini ve ben
düşünmek istemiyor ilerliyorum damla damla… Islanmayan tek zerrem kalmasın, yaşamda kirletilmemiş
ne kaldı diye anımsamaya çalışırken saf, masum, temiz ve dokunduğu, gezinti yaptığı her dokumda
çocukluğumun çizmelerini renklendirip, birikintili yerlere giriyorum su ile dolsun diye ayakkabılarım…
……………En çok Serpil'i severdim küçüklüğümde, benden deli ve her su birikintisinde adeta vals yapar
gibi yürüdüğü ve çamurlu suları yüzüme atıp sonra temizlerken anne şefkati gösterdiğinden, sonra da
bize gidelim üstünü kurulayayım dediği için ve ben büyümeyen asla da büyümeyecek olan utangaçlığıma
hiçbir kılık giydirmeden utanır koşarak eve kaçardım… Serpil'den… Yağmur'dan… Utangaçlığımdan… Ve
ablamın okuldan gelmesine yakın saatlerde onun havlusunu kullanırdım kızacağını ve beni birkaç mahalle
kovalayacağı bildiğimden… Vazgeçmezdim büyüklerimin öfkesini, kızgınlıklarını bana aktarmalarından
ve onların bu sayede sinir sistemlerini çalıştırdığımı düşünür her hangi kalp rahatsızlıkları geçirmeyerek
uzun soluklu yaşayacaklarına inanırdım çocuk yüreğimle… Ve sevinirdim ölmeyeceklerine dair… Şımar-
tılmama uygun fırsat ve insanlar olmadığından her an mahallelinin tümüne usumdan geçen geçmeyen
her muzurluğu onların istemediği benim çok sevdiğim, hala tatlı tatlı gülümsediğim biçimde sunardım…
…………… Vera'ya yazdığı mektupları okurken büyük ustanın... Kaldığım, daha sonra okunmak üzere
açacağım sayfanın aralarına bahçemizden kopardığım güllerin yaprağını koyardım açıldığında koksun,
yayılsın diye okuduğum ortama… Sınıftaki kızlardan öğrenmiştim kitap arası kurumuş gül yapraklarını
ve önceleri kırışırken sonra ütülenmiş gibi olurlardı sayfa aralarında orta okula giderken ve bedenimde
sesimde ergenliğe geçişin izlerini taşımaya başlıyordum usul ve ağır ve delişmen… Değişirken ben tüm
fizyonomimle, duygularıma bana ait olmayan romantizmleri eklerken, gülle tanışıyor, renklerini karıştırıp
olmayan renkte güller üretiyordum bahçemizin kimsenin göremeyeceği kuytu bir köşesinde… Her gün
yeni bir renk ekleniyordu bahçemizin gizli gül köşesindeki güller den yaptığım dünyama ve en güzel gülü
senin için yetiştirmeye başlıyordum o zamanlardan bugüne sana ulaştırmak gül kokulu tenine emeğimin
güllerini sarmak için… Solan ve yaprakları azalanları kopartıp gökyüzüne serpiştiriyordum gece ve yıldız
yıldız düşüyorlardı savurduğum uzaklıktan toprağa…
…………… Taç olarak kalanları koparıp yenilerini ekiyordum bahçeyi gül kokuları kaplarken ve en çok
*******i sever, sular, konuşurdum onlarla ki ağır, dingin büyümesi yılları alacak olan göz kırpardı bana
gecenin karanlığında, yıldız yansırdı çenekleri ve taçlarından, her yağmur yağdığında kokusu giderken
hepsinin, yıldız gözlü gül adeta raks eder, damlaların sesinde gök yüzüne yansıtırdı rengini, tek renkli
gökkuşağı oluşurdu sadece benim gördüğüm ve bana yansıyan… Yağmurlu *******de görünmeyen
yıldızlara kızar, açık havalarda toplardım yıldızları asılı oldukları lacivert geceden ve ceplerime doldurup
yağdığında yağmur, binerdim sen renkli gökkuşağının üzerine yol alırken seninle, semada, birer birer
çıkartıp ceplerimden serperdim dünyaya yıldızları… Yıldız yağdırırdım düşlerimden güllerimin üzerine,
ebru desenli gül zar oluşturmak, bahçemim çitlerini yıldızlarla çevirmek için…
…………… Ay gösterince yüzünü seyre dalardım yıldızları, uzanır, yakalar, biriktirirdim yeniden ve her
gece daha çok… Şimdi her yağmurdan sonra açık havayı kolluyor, gecesinde yıldızlarla konuşuyorum
sesimi iletsinler diye ve göz kırparken ay'a yansıtsın sana istiyorum gülümsememi ve ardından attığım
kahkahalarımı ki çok seversin… Ben büyüdüm, ceplerim büyüdü, hacminin büyüklüğüne sığdırıyorum
onlarca, yüzlerce yıldızı ve sana büyüttüğüm gül, gül zar'a dönüştü artık, görmedin, ama içinden asla
çıkmayacağın… Çıkmak istemeyeceğin… Görmediğin renklerde, İrem bahçesi kıvamında çoğaldılar
ve seni yolunu gözlerken, kokularıyla raksına hazırlanıyorlar görsel şölenlerinin ilk ve tekliğinde…
…………… Pamuk tarlasında açan kozalara günün ilk ışıkları değdiği an aydınlık, ışıl ışıl, parıldayan
bir örtü kaplar ekili alanları, büyülü atmosferin içinde egzotik yolculukta zannedersin görünce seni ve
yanında olanları, uzun sürmez gün uzayınca uyanırsın sisler tarlasındaki düşsel geziden… Düşsel tüm
düşünceleri yırttım topladığım yıldızlarla… Tüm güllerin yapraklarını koparıp heybemde sakladım hiç
birinin kokusunu gidermeden… Her gül taç'ının üzerine yıldızlar yerleştirdim sabahın alacasından
gecenin matemine kadar ve şimdi her gül fidanı yıldız açıyor, yıldız kokuyor, yıldız yansıyor görenleri
hayrete düşürüp… Ay ışığında yıldızlar yansıyor gökyüzüne gül kokulu, cilveleşiyor, oynaşıyorlar her
gece yeryüzünden gökyüzüne… Gökyüzünden yeryüzüne… Kayan yıldızlar gül resitali sergiliyor
gökyüzünü izleyenlere… Heybemdeki gül yapraklarını gökyüzüne asıyorum topladığım yıldızların
yerine ve yerleri boş kalmasın diye… Şimdi yağmur bekliyorum, yıldız yıldız astığım gül yapraklarından
süzülsün, gül kokulu yağmurlar yağsın diye… Alnıma, saçıma, yanağıma, tenimin her yerine davet
ediyorum düşecek her bir damlayı, tenim yağmur, tenim gül kokulu yağmur koksun diye… Artık ve
bundan sonra göğsümüze düşecek '' Gül Kokulu Yağmurlar ''…
6.4.2006 - Adana
Olgun Ekinci
__________________
Buraya Kadarmış ..
|