www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee  

Geri Git   www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee > Forum > Eskiler (Arşiv)

Eskiler (Arşiv) Eski konular

CevaplaCevapla
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Old 09-24-2006, 11:46 PM   #21
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Tırnak Yeme Alışkanlığı
Bunun nedeni olarak gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilir. Ayrıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır. Bunun içinde tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terk etmektedir.
Tırnak yemek bazen ayak parmaklarını ısırmakla ve ayak tırnaklarını el parmaklarıyla yakalama ile ilişkili görülmektedir. Ayak parmağı tırnağının yenilmesi ve ısırılması hemen hemen sadece kızlarda görülmektedir.
Tırnak yeme alışkanlığının sebepleri
Bu davranışın altında yatan sebepler parmak emmede olduğu gibi çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklardır.
Alışkanlık daha çok baskı altına alınmış heyecanların ilgilendiği durumlarla olup, çocuk bunun arzu edilmeyen bir davranış ve alışkanlık olduğunu anlayınca kökleşmekte olduğu görülmektedir.
Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik başlıca nedenlerdir.
Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri anne babanın sık sık kavga etmesi ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yanı sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir.
Tırnak yeme daha önce belirttiğimiz gibi taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Ailede herhangi bir bireyin tırnak yeme davranışı göstermesi doğal olarak çocuğun ilgisini çekecektir. Ayrıca tırnak yeme davranışı olaylara bağlı olarak gelişebilmektedir. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar.
Tedavi ve alınabilecek önlemler

En etkili yöntem 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Daha sonra bu alışkanlık devam ederse;

Çocuğun gerginlik ve uyumsuzluk nedenleri iyice araştırılmalı ve bunlar saptanarak çözüm getirilmeli

Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir.

Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir.

Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır.

Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken eski hafif eldivenleri giydirmek. Çocuk gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir.

Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir.

Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. Sinema, televizyon izlerken veya radyo dinlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin ve ısırmanın yerine gelecek bir etkinlik olabilir.

Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir.

Tırnak derin kesilebilir. Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Bunun içinde çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir.
Son söz ve bir önlem olarak tırnak yemenin ve ısırmanın çok kötü bir alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır. Çocuk buna inandırıldığı zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir. Çünkü dış etkenler çocuğun bu alışkanlıktan vazgeçmesine fazla etkili olmamakla bazı hallerde alışkanlığın kökleşmesine ve başkalarını kızdırmak ve huzursuz etmek için bir araç olarak kullanılmasına neden olmaktadır
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:46 PM   #22
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Tırnak Yeme Alışkanlığı
Çocukluk yıllarında hemen herkes evde ailesi ya da okulda öğretmenleri tarafından mutlaka “Evladım elini ağzından çek" sözüyle uyarılmıştır. Çocukları tırnak yeme alışkanlığından vazgeçirmek ise, o kadar kolay değil. Tabii ki bu alışkanlık sadece çocukların değil, stresli bir hayattan dolayı sonradan bu alışkanlığı edinmiş herkesin problemi. Bu durum kötü bir görüntü yaratmasının yanı sıra, pek çok sağlık probleminin de tetikleyicisi olabiliyor. Tırnak yemeyi engellemek adına acı ojeler veya protez tırnaklar çare olarak denense de, bunlar her zaman kesin bir çözüm getirmiyor.
STRES VE KORKU TETİKLİYOR
Son yıllarda, bu alışkanlığı yenmek üzere yurtdışında geliştirilen “biofeedback” (biyofidbek) yöntemi tercih ediliyor. “Biofeedback” yöntemiyle, beynin daha uyumlu çalışması sağlanıyor. Dikkat dağınıklığı, hiperaktivite, unutkanlık, diş gıcırdatma, tırnak yeme gibi hastalıkların ´uyku bozuklukları´ ile ilişkili olduğunu söyleyen uzmanlar, uyku sorunlarının kişiyi tırnak yemeye itebildiğini söylüyorlar. Sebepler birbirinden farklı olsa da, tırnak yeme şikâyeti olanların tedavisinde, “Biofeedback” yönteminden yararlanılıyor.
Şikâyetin vücuttaki fotoğrafına bakıldığında şu görülüyor:
Normalde beynin iki yarısında, yaşamımızdaki farklı fonksiyonların kontrolü yapılmakta, bu çalışma esnasında da küçük elektrik akımları üretilmektedir. Bu akımların ritmi, uyurken, uyanıkken ve belli bir işi yaparken farklı düzeylerde seyreder. Tırnak yiyen kişilerde ise, beynin SMR (Sensory Motor Rythm) dalgalarının genliği düşüktür. Biofeedback yöntemiyle, elektriksel olarak bu genlikleri artırıp azaltarak ritimleri değiştirilmeye çalışılır. Böylece beynin daha etkin kullanımı sağlanmış olur.
YAN ETKİSİ YOK
Tırnak yeme şikâyetiyle laboratuvarlara başvurduğunuzda, şikayetinizilk olarak görüşme ve elektro fizyolojik test olmak üzere iki aşamada değerlendiriliyor. Sonuçlara göre kişiye en uygun tedavi programı başlatılıyor. Vücuda ilaç ya da elektrik verilmediği için bu tedavinin herhangi bir yan etkisi yok. "Hastaya kulaklara ve üzerinde çalışılacak beyin yarım küresinin üzerine olmak üzere üç elektrot yerleştirilerek, kişinin beyin dalgaları bilgisayara oyun olarak yansıtılıyor. Bilgisayarda beyin dalgaları bazen bir top, yıldız ya da araba olarak görülüyor. Bu aşamada diğer bilgisayarda yer alan terapist, oyunun parametrelerini belirleyip gittikçe zorlaştırarak, uygulayıcının beynini eğitmesine yardımcı oluyor."
6 YAŞINDAN BÜYÜK HERKESE
Tedavinin basit ve çok etkili olduğunu söyleyen uzmanlar "Kişi üzerinde çalışılan dalganın genliğini her artırışında ya da ihtiyaca göre azalttığında, sesle ve ekranda görünen puanlar ile feedback (geri bildirim) alır. Böylece, motor öğrenme dediğimiz biçimde, geribildirim aldıkça, beynini istenen şekilde kullanmayı öğrenir. Seanslar sonunda, elde edilen kazanımlar ömür boyu unutulmadığı için tırnak yeme sorununa kesin çözüm sağladığımızı söyleyebiliriz" diyorlar. Altı yaşından büyük herkese uygulanabilen bu tedavide, seanslar haftada üç kez yarım saat uygulanıyor.

Tırnak yemek, psikolojik sorun
Tırnak yeme alışkanlığı sıklıkla çocuklarda görülmesine rağmen yetişkinlerde de görülen bir davranış. Tırnak yeme alışkanlığının çocuklarda 3-4 yaşlarında başladığını vurgulayan uzmanlar, "Bu aynı zamanda öğrenilmiş bir davranıştır. Ailesinde tırnak yeme davranışı olan bir çocuk bunu kopyalayabilir" dediler. Uzmanlar, tırnak yemenin diğer nedenlerini ise şöyle sıraladılar: "Ev ortamındaki aşırı baskıcı tutumlar ve kuralcı yapı sonuçta güvensizlik göstergesidir. Çocuğun azarlanması, toplum içinde aşağılanması, ona yaşına uygun sorumluluk verilmemesi (mesela odasını toplaması, kahvaltıyı hazırlaması, gibi basit ev işleri), kardeşler arasında taraf tutma, ana baba ilgisizliği, yaşamış olduğu korkular gibi nedenler çocukta tırnak yeme davranışını tetikler". Çocukta gerginlik ve huzursuzluk oluşturan nedenlerin titizlikle araştırılmasını öneren uzmanlar, sonuçta tırnak yemenin duygusal bir sorun olduğunun altını çizdiler. Azarlamak, korkutmak, başkalarını örnek göstermek veya çocuğu tehdit etmenin sorunu çözmeyeceği gibi daha da ağırlaştıracağını anlatan uzmanlar şu temel görüşü dile getiriyor:
"Onları, korku ve kaygı oluşturabilecek film, video, atari gibi faaliyetlerden uzak tutmak gerekir. Ebeveynler cocuklarının önünde asla kavga etmemelidirler. Ederlerse bile bu bir alışkanlık haline gelmemeli anlaşmazlık nedenleri çocuga uygun bir dille açıklanmalıdır. Sorun uzun sürerse bir uzmanla yüzyüze görüşülmeli. Çocuklar yeni ortamlara ve yeni kişilere uyum göstermekte zorluk çekmezler. Ve çocuklarda bazı davranış biçimlerinin soruna dönüşmesine neden olan yetişkinlerdir"
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:46 PM   #23
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Çocuklarda Tik
Tikler çocuklar arasında sık görülür. Özellikle 7-11 yaşları arasında daha fazladır. Erkek çocuklarda kız çocuklarına göre daha sık gözlenmektedir.
Göz kırpma, baş sallama, omuz silkme, boğaz temizleme, ses çıkarma ya da daha karmaşık olabilen tiklerin önemli bir özelliği haftalar ve aylar içinde, hatta gün içinde çevre koşullarının değişimine göre şiddetinin artıp azalabilmesidir. Tikler uykuda belirgin olarak azalır; stres, heyecan, yorgunluk ve hastalık ile artarlar. Tik bozukluğu olanlar tiklerini bir süre için az da olsa baskılayabilirler ama bu süre sonunda tiklerde artış olabilir. Bunu gözleyen anne, baba ve öğretmenler (yanlış olarak) bu çocukların hareketleri bilinçli yaptıklarını, eğer isterlerse hiç yapmayabileceklerini düşünebilirler.
Bu da çocuk ve anne-baba arasında sürtüşmelere neden olabilir.
Tik bozuklarının gidişi genellikle iyidir. Erişkinlik dönemine geçerken şiddetleri azalır ya da kaybolurlar. Birlikte kronik bir hastalığın bulunması ve yetersiz aile desteği gidişi olumsuz yönde etkileyen etkenlerdendir.
Eğer tikler belirginse çocuğun benlik saygısını düşürüp, sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebilirler. Ayrıca yukarıda belirtilen nedenle anne, baba ile çocuğun arasında ilişki sorununa neden olabilir, ya da var olan sorunu artırabilir. Bu nedenlerle tedavi edilmesi uygun olur.
Tik bozukluğunu bir yelpaze gibi düşünürsek, yelpazenin bir ucunda çoğu okul çocuğunda görülebilen, geçici, tek belirtili tikler varken; diğer ucunda Tourette Bozukluğu vardır. Geçici ve şiddetli olmayan tiklerde destekleyici tedavi yeterli olabilir. Burada anne, baba ve öğretmenin tiklerin istemli olmadığını kabullenmesi ve çocuğa destek olması önemlidir. Hekim tarafından da stresin azaltılması, çocuğun benlik saygısının ve aile içi ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik yaklaşımlar uygulanabilir. Eğer tikler şiddetliyse ya da kronikleşmişse ilaç tedavisi eklenmelidir.
Aileye öneriler:
Çocuğunuzda tik benzeri tekrarlayıcı hareketler gördüğünüzde önce bu hareketleri gözlemleyin. Sıklığını, şiddetini arttırıcı ya da azaltıcı etkenler olup olmadığını, birlikte başka fiziksel belirti bulunup bulunmadığını gözleyin ve çocuk hekiminize danışın. Eğer söz konusu olan bir fiziksel hastalık değilse bir çocuk ruh sağlığı çalışanından randevu alın. Bu arada çocuğunuzun bu haraketleri istemli olarak yapmadığını bilin, tikleri için onu uyarmayın. Uyarmanızın çocuğunuzun stresini artıracağından tiklerini de şiddetlendirebileceğini unutmayın. Ayrıca uyarmanız, tam da desteğe ihtiyacı olan çocuğunuzla aranızı daha gerginleştirecek, kendine güvenini de azaltacaktır. Çoğu zaman basit tikler, bu tutumlara dikkat edilirse ve öğretmen desteği de sağlanırsa bir süre sonra geçebilecektir.
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:46 PM   #24
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

TV De Şiddet ve Çocuklarınız: Etkilenmemeleri İçinNeler Yapabilirsiniz?
Bu yazi, anne-babalarin gençlerde gözlenen siddeti azaltmak için aile içinde, okullarda ve toplumda neler yapabileceklerini görmelerinde yardimci olmak üzere hazirlanmistir.
Çocuklariniz için yapabilecekleriniz:
Anne-babalar çocuklarinin güven ve sevgi dolu bir evde yasamalarini saglayarak siddeti azaltmada önemli bir rol üstlenebilirler. Asagida bu konuyla ilgili bazi öneriler verilmektedir. Bunlarin hepsini harfiyen yerine getiremeyebilirsiniz. Ama elinizden geleni yaparsaniz, çocuklarinizin içinde yasayacaklari dünyayi onlara daha az zarar verici hale getirebilirsiniz.
Çocuklariniza yönelik sevgi ve ilginiz sürekli ve tutarli olsun:
Kendisini güvencede hissedebilmesi ve digerlerine güvenebilmesi için, her çocugun anne-babasiyla ya da bir yetiskinle güçlü , sevecen bir iliski, bir "bag" kurabilmesi gerekir. Kendisine sevgi ve ilgi gösteren bir yetiskinle böyle bir bag kuramayan bir çocugun, düsmanlik duygulari içinde gelismesi ve "zor" bir genç olmasi ihtimali vardir. Kendileriyle çok küçük yaslardayken ilgilenilmis çocuklar arasinda , "sorunlu davranislari" olan gençlere daha az sayida rastlanmaktadir.
Bir çocuga her zaman sevgi gösterebilmek hiç de kolay bir sey degildir. Hatta eger genç, deneyimsiz ya da çocugunu tek basina yetistirmek durumunda kalan bir anne ya da babaysaniz, çocugunuz hasta ya da özel ihtiyaçlari olan özürlü bir çocuksa, bu is daha da zordur. Eger çocugunuzu idare etme konusunda herkesinkinden daha farkli güçlükler yasiyor ve çok zorlaniyorsaniz, bunu çocugunuzun doktoru ile ya da bir baska hekimle tartisiniz. Eger çocugunuzun görünen tibbi bir problemi yoksa, bu durumda bir psikologa basvurabilirsiniz. Böylelikle, çocuk yetistirme konusunda bilimsel kanitlara dayali bazi yöntemler hakkinda bilgiler edinebilirsiniz.
Çocuklarin kendi akillarinin oldugunu unutmamak çok önemlidir. Çocuklarinizin giderek artan bagimsizlik ihtiyaçlari ve bu ihtiyaci doyurmaya yönelik davranislari bazen sizleri kizdirabilir, engelleyebilir ya da hayal kirikligina ugratabilir. Onlara herhangi bir tepki göstermeden önce, durumu çocugunuzun bakis açisindan degerlendirme konusunda göstereceginiz istek, sizin de kendi duygularinizla basetmenize ve daha sabirli davranmaniza yardimci olur. Çocuklariniza öfke ve düsmanlik dolu sözler ve davranislarla tepki vermekten kaçinmak için elinizden geleni yapin.
Çocuklarinizi gözetim altinda yönlendirin
Çocuklar kendi ayaklari üzerinde duruncaya kadar, cesaretlendirilmek, korunmak ve destek almak için ebeveynlerine ve aile üyelerine muhtaçtirlar. Uygun yönlendirme ve gözetim olmadigi zaman, ihtiyaç duyduklari bu rehberlikten yoksun kalacaklardir. Arastirmalar, zamaninda ve yapici bir yönlendirme almayan çocuklarin davranis problemleri oldugunu göstermektedir.
Çocuklarinizin her zaman nerede oldugunu, arkadaslarinin kimler oldugunu bilmekte israrli olun. Çocuklarinizi kendiniz gözetemeyecekseniz, bir baska yetiskinin gözetiminin altinda olduklarindan emin olun. Çok kisa bir süre için bile olsa çocuklarinizi evde yalniz birakmayin.
Ilkokul yasindaki ve daha ileri yasta olan çocuklarinizin, bir yetiskinin gözetiminde yapilan, okul-disi spor faaliyetlerine, egitim programlarina ya da düzenli ve yapilandirilmis eglencelere, katilmalarini tesvik edin. Degerlerine saygi duydugunuz kurum, kurulus ya da bireylerin yönetiminde olan toplumsal programlara kaydettirin.
Gözetim altinda yapilan eglence faaliyetlerine çocuklarinizla birlikte gitmeye çalisin ve diger kisilerle iliskilerini izleyin. Diger çocuklarin asagilayici, tehditkar, küfürlü konusmalarina onun nasil cevaplar verdigine; vurma, çarpma davranislari ile öfke ifadelerine nasil tepki gösterdigine dikkat edin. Kizginlik ve öfkenin ifadesi için bu tür davranislarin uygun yöntemler olmadigini çocugunuza anlatin ve benzer biçimde davranmasini engelleyin.
Çocuklariniza uygun davranislari ögretebilmek için kendiniz model olun
Çocuklar genellikle taklit ederek ögrenirler. Ailelerinin degerleri, tutumlari ve davranislarinin onlar üzerindeki etkisi büyüktür. Saygi, dürüstlük, ailemizden ve akrabalarimizdan gurur duymak gibi degerler, çocuklarimiz için önemli bir güç ve güven kaynagi olabilirler. Çocugunuzun olumsuz arkadas baskisi altinda oldugu, siddetin yogun rastlandigi bir ortamda yasadigi ya da davranis bozukluklari olan ögrencilerle ayni okullara gittigi durumlarda bu degerler özellikle önemlidir.
Çocuklarin çogu, bazen saldirganlasip bir baska insana vurabilirler. Bu tür siddete yatkin davranislarin olasi tehlikeleri hakkinda çocuklarinizla konusurken kesin olun. Sorunlarini siddete basvurmadan daha yapici yöntemlerle çözmüsse, onu bunun için takdir ettiginizi hemen belirtin ve ödüllendirin. Iyi davranislarina daha fazla dikkat gösterilerek ve takdir edilerek, çocuklarin bu davranislarini tekrar etmeleri ve sürdürmeleri saglanabilir.
Çocuklarinizin sorunlarini saldirgan olmayan yöntemlerle çözmelerine yardimci olabilmek için asagidaki önerilerden yararlanabilirsiniz.
Sorunlarini onlarla birlikte tartisin.
Sorunlarini siddet kullanarak çözmeye kalkarlarsa neler olabilecegini sorun.
Sorunlarini siddet kullanmadan çözmeye kalkarlarsa neler olabilecegini sorun.
Bu tür bir, "birlikte sesli düsünme" egzersizi, çocuklarinizin siddete basvurmanin yararli bir yöntem olmadigini görmelerinde yardimci olacaktir.
Anne-babalar bazen farkinda olmadan siddet dolu davranislari tesvik edebilirler. Örnegin bazi ebeveynler, erkek çocuklarinin kavga etmeyi ögrenmeleri gerektigini ileri sürerler. Çocuklariniza anlasmazliklarini, tehdit, yumruk ya da silah kullanarak degil, sakin ve yerinde kullanilan sözcüklerle çözmelerini ögretin.
Bos zamanlari için yapici, siddet-disi oyunlar, faaliyetler bulmalarinda çocuklariniza yardimci olun. Onlara sizin de bir zamanlar hoslandiginiz oyunlari, spor faaliyetlerini, hobileri ögreterek, kendi beceri ve yeteneklerini gelistirmelerinde destek olun. Küçük çocuklariniza hikayeler okuyun, daha büyüklerini kütüphanelere götürün ya da akrabalariniz arasindan deger verdiginiz, hayran oldugunuz, çevresi ve diger insanlar için birseyler yapmis olanlarin hayat hikayelerini anlatin.
Çocuklariniza vurmayin
Çocuklariniza ceza vermek için onlari itmek, kakmak, tokatlamak, vurmak ya da dayak atmak gibi davranislar, onlara sorunlarini iterek, kakarak, vurup, çarparak çözmenin uygun olacagi; ceza vermeleri gerektiginde onlarin da benzer sekilde cezalar verebilecekleri mesajini vermektedir.
Fiziksel cezalar istenmeyen davranislari ancak belli bir süre için durdurabilmektedirler. Hatta çocuklarin çok sert cezalara bile uyum yapabildigi bu nedenle de cezanin hiç bir etkisi kalmadigi bilinmektedir.
Oysa ki fiziksel olamayan disiplin yöntemleri çocuklarin duygulariyla daha kolay basaçikmalarina yardimci olmakta; sorunlarini siddet-disi yöntemlerle çözebilecekleri yollari ögretmektedir. Asagida bazi öneriler bulacaksiniz:
Çocugunuzun her yasi için bir dakika sürecek sekilde, sesini çikarmadan bir kösede oturmasini isteyebilirsiniz. (Bu yöntem çok küçük çocuklarla kullanilamaz)
Bazi izinlerini ya da harçligini geri alabilirsiniz
Arkadaslari ile çikmasina ya da bazi okul/toplum etkinliklerine katilmasina izin vermeyebilir evden disari çikarmayabilirsiniz (Bu ceza daha çok büyük yastaki çocuklar ve ergenler için uygundur)
Harçligin, önceden verilmis izinlerin geri alinmasi ya da evden disari çikarmama gibi cezalarin, tutarlilikla ve kisa süreler için uygulanmasi daha uygundur.
Hata yaptiklari zaman çocuklarin bu hatalarini düzeltebileceklerine inanabilmeleri lazimdir. Hatalardan nasil ögrenilebilecegini onlara gösteriniz. Hatalarini bulmalarina, gelecekte benzer hatalari yapmaktan nasil kaçinabileceklerini anlamalarina yardimci olunuz.
Bu tür durumlarda çocuklarinizi asagilamamaniz, utandirmamaniz özellikle önemlidir. Çocuklarinizin her zaman için sizin sevginizi ve sayginizi hissetmeye ihtiyaçlari vardir.
Davranis degistirme yöntemlerinden biri de hatali davranislari cezalandirmak yerine, olumlu davranislari ödüllendirmektir. Takdir etme, ilgi, sevkat göstermenin en etkili ödüller oldugunu unutmayin.
Kurallariniz ve disiplin yöntemleriniz konusunda tutarli olun
Bir kural yaptiysaniz onu yerine getirin ve vazgeçmeyin. Çocuklarin kendilerinden hangi davranislarin beklendigi konusunda açikliga ve belirginlige ihtiyaçlari vardir. Olusturdugunuz bir kuralin yerine getirilmesi konusunda gelisigüzel biçimde davranirsaniz, bu sadece çocuklarinizin kafasini karistiracaktir ve "kaçamak yollar" aramalarini destekleyecektir.
Kurallarinizi olustururken olanaklar ölçüsünde çocuklarinizin da katilimlarini saglamaya çalisin. Neyi beklediginizi ve kurallara uyulmadigi zaman ne tür sonuçlarla karsilasacaklarini açiklayin. Böyle bir yaklasim, onlarin hem kendileri hem de çevrelerindeki insanlar için en iyi olani elde edebilmeleri amaciyla neler yapmalari gerektigini ögrenmelerini saglayacaktir.
Çocuklarinizin atesli silahlara ulasamayacaklarindan emin olun
Silahlar ve çocuklar çok öldürücü bir bilesimdir ve biraraya getirilmemelidir. Eger kullaniyor ya da evinizde bulunduruyorsaniz, silahlarin ya da diger öldürücü araçlarin tehlikeleri konusunda çocuklarinizi bilgilendirin. Eger evinizde tabanca ya da tüfek varsa, içini bosaltip, kursunlari ve silahlari ayri ayri kilitli dolaplarda saklayin. Doldurulmamis bile olsalar bu silahlari asla çocuklarinizin bulabilecekleri yerlerde saklamayin.
Asla üzerinizde tabanca ya da öldürücü bir silah tasimayin. Silah tasimanin çocuklara verdigi mesaj, sorunlarin silahlarla çözülebilecegidir.
Çocuklarinizin çevrenizde ya da evinizde siddet görmelerini önlemeye çalisin
Evdeki siddet çocuklar için korkutucu ve zararlidir. Çocuklarin korku duymadan, sevgi içinde yasayabilecekleri güvenli bir eve ihtiyaçlari vardir. Evinde siddete tanik olan çocuklarin, ileride mutlaka siddet gösterecekleri söylenemese de karsilastiklari sorunlari siddete basvurarak çözmeye "yatkin" olacaklari söylenebilir.
Evinizi siddetten uzak, güvenli bir yer haline getirmek için elinizden geleni yapin ve kardesler arasindaki siddet içeren davranislari kesinlikle engelleyin. Anneler babalar arasindaki düsmanlik ve saldirganlik dolu kavgalarin da çocuklari çok korkutacagini ve onlar için kötü örnekler olusturacagini unutmayin.
Eger evinizdeki bireyler birbirlerini sözel ya da fiziksel yöntemlerle incitiyorlarsa ya da kötüye kullaniyorlarsa, çevrenizdeki bir psikologdan yardim almanizi öneririz. Bu profesyonel kisi, sizin ve ailenizin,siddetin hangi nedenlerle olustugunu ve durdurulabilmesi için neler yapilabilecegini anlamanizda yardimci olacaktir.
Bazen çocuklarinizin sokaklarda, okulda ya da evde siddete maruz kalmasini engelleyemeyebilirsiniz. Bu durumlar oldugunda, yasadiklari korku duygulariyla basedebilmeleri için kendilerine yardim etmeniz gerekebilir. Onlara bu konularda yardimci olabilecek kisiler arasinda okulundaki rehber ögretmeni ya da bir psikologu sayabiliriz.
Çocuklarinizin medyadaki siddete çok fazla maruz kalmalarini önlemeye çalisin
Televizyonda, sinemada ya da bilgisayar oyunlarinda çok fazla siddet izlemenin de çocuklarda saldirgan davranislara yol açtigi bilinmektedir. Bir ebeveyn olarak çocugunuzun izledigi siddet miktarini kontrol altinda tutabilirsiniz. Asagida bazi öneriler bulacaksiniz:
Televizyon izlemeyi günde bir ya da iki saat ile sinirlandirin.
Çocuklarinizin hangi televizyon programlarini izlediklerini, hangi filmlere gittiklerini ve hangi tür bilgisayar oyunlarini oynadiklarini bilin.
Televizyon programlarinda, sinemalarda ve bilgisayar filmlerinde izledikleri siddet hakkinda onlarla konusun. Bu tür davranislarin gerçek hayatta ne kadar aci verici olduklarini ve ne tür ciddi sorunlara yol açabileceklerini anlamalarini saglayin.
Sorunlarin siddet kullanmadan nasil çözülebilecegini onlarla tartisin
Çocuklariniza siddet kurbani olmayacaklari yollari ögretmeye çalisin.
Çocuklarinizin siddet kurbani olmamalari için ne tür önlemler almalari gerektigini ögrenmeleri çok önemlidir. Asagida kendinizi ve çocuklarinizi siddetten korumanizda yardimci olabilecek bazi yollar önerilmektedir:
Çocuklariniza çevrenizdeki güvenli sokak ve caddelerin hangileri oldugunu ögretin
Her zaman için aydinlik, kalabalik yerlerde ve bir arkadasla yürümelerini ögüt verin
Gördükleri kuskulu davranislari ya da tanik olduklari suçlari size, ögretmenlerine, güvenilir bir baska yetiskine ya da polise bildirmelerinin ne kadar önemli oldugunu anlamalarini saglayin. Polis Acil 155 nolu telefondan nasil arayacaklarini ögretin.
Kendilerine zarar vermeye kalkan biri oldugunda , "Hayir" deyip kaçmalarini ve güvenilir bir yetiskine bu konuyu mutlaka söylemeleri gerektigini anlatin.
Yabancilarla konusmanin tehlikelerini vurgulayin. Bilmedikleri ve güvenmedikleri kimseye kapiyi açmamalarini ve bir yere gitmemelerini ögütleyin.
Çocuklariniza siddete karsi olmalarini ögretin
Siddete karsi davranislar sergiledikleri her ortamda çocuklarinizi destekleyin ve ödüllendirin. Arkadaslarindan birinin digerine vurdugu, küfrettigi, tehdit ettigi durumlarda çocugunuza sakin ama kesin sözcüklerle nasil tepki gösterebileceklerini ögretin. Siddete karsi durmanin ve direnç göstermenin, daha fazla cesaret gerektirdigini anlatin.
Çocuklarinizin farkli yörelerden, farkli aile yapilarindan gelen kisilerle geçinmelerine, onlari kabullenmelerine yardimci olun. Insanlari sadece farkli olduklari için elestirmenin ve etiketlemenin aci verici, incitici oldugunu ögretin ve kesinlikle bu tür davranislara izin verilmeyecegini anlamalarini saglayin. Siddeti baslatan ya da cesaretlendiren sözcükleri kullanmanin ya da siddet dolu davranislari sessizce seyretmenin, yanlis ve zararli oldugunu anlatin. Tehditlerin ve itip-kakmanin siddeti körükleyen davranislar olduklari konusunda kendilerini uyarin.
Yetiskinler için ekstra öneriler
Ailenizle, arkadaslarinizla, çevrenizdekilerle yakin olun ve onlarla ilgilenin. Arkadaslardan olusan bir grup, size hos zaman geçirmenizde katkida bulunabilecegi gibi, zor zamanlarinizda destek vererek, yardim iletebilir. Çocuklarinizi büyütürken stresi ve yalnizligi azaltmak çok yararli olacaktir.
Çevrenizle iliskiye geçin, komsularinizi taniyin. Öldürücü silahlarin komsu evlerde de bulundurulmamasini saglayin. Suçlulugu ve siddeti azaltmaya yönelik sivil toplum girisimlerine gönüllü olun. Çevrenizde bu tip programlar yoksa, siz baslatin.
Seçtiginiz milletvekillerinin ve belediye görevlilerinin siddet konusundaki hassasiyetinizi bilmelerini ve konuyla iliskili önlemleri almalarini saglayin, baski gruplari olusturun. Siddet içeren programlar sunan televizyon kanallarina, onlara reklam veren ya da sponsor olan sirketlere sikayetlerde bulunun.
Çocuklarinizin çevrenizdeki "çevre temizligi", "agaç dikme", vb. etkinliklere katilmalarini ve içinde yasadiklari toplumla bütünlesip, onunla gurur duymalarini saglayin. Bu tür gruplar, bir yandan çevrenizi daha "yasanir" ve güvenli bir hale getirmeye çalisirken, diger bir yandan da çocuklarinizin güvenli, yararli ve ödüllendirici etkinlikler içinde hos zaman geçirmelerine yardimcidirlar.
Potansiyel tehlike isaretleri
Çocuklari asagidaki belirtileri gösteren ebeveynler, bu konulari profesyonel bir kisiyle görüsmeli ve çocuklarini anlamaya çalismalidirlar.
Bebekler ve okul-öncesi çocuklarda gözlenen tehlike isaretleri
Bir gün içinde çok sik olarak ortaya çikan, 15 dakikadan daha uzun süren ve ebeveynler, bakicilar ya da diger aile üyeleri tarafindan sakinlestirilemeyen öfke nöbetleri
Nedeni olmadan çok sik ortaya çikan saldirganlik patlamalari
Çocugunuzun asiri aktif, kontrolsüz ve korkusuz olmasi
Yetiskinleri ve kurallari hiçe saymasi
Ebeveynlerine yönelik baglilik davranislarini göstermemesi, yabanci yerlerde onlari aradigini, onlarin yakininda olmak istedigini gösteren davranislari sergilememesi
Televizyonda siklikla siddet içeren programlar aramasi, siddet temasi olan oyunlara girmesi, diger çocuklara yönelik hain davranislarda bulunmasi
Okula giden çocuklarla iliskili tehlike isaretleri
Dikkat ve konsantrasyon sorunlarinin olmasi
Sinif aktivitelerinde "oyun-bozan davranislar" göstermesi
Okulda basarisiz olmasi
Okulda diger çocuklarla sik sik kavga etmesi
Hayal kirikliklari, elestiriler ve alaylara, yogun öfke patlamalari, suçlamalar ya da intikam temali davranislarla tepki göstermesi
Televizyonda çok sayida siddet içerikli program seyretmesi, bu tür flimlere gitmesi ve bu tür bilgisayar oyunlari oynamasi
Çok az sayida arkadas sahibi olmasi, davranislari yüzünden arkadaslari tarafindan dislanmasi
Saldirgan, kural dinlemez oldugu bilinen çocuklarla arkadaslik kurmasi
Digerlerinin duygu ve düsüncelerine duyarsiz olmasi
Ev hayvanlarina ya da sokaktaki hayvanlara yönelik hainlikler yapmasi
Kendini çok çabuk engellenmis hissetmesi
Ergenlik-öncesi ve ergenlik dönemi çocuklariniz için tehlike ,isaretleri
Otoriteye sürekli karsi durmasi
Digerlerinin duygu ve davranislarini hiçe saymasi
Insanlara kötü davranmasi ve problemlerinin çözümü için fiziksel siddete ya da siddet tehditlerine basvurmasi
Sik sik hayatin kendisine haksizlik ettigini vurgulamasi
Okulda basarisiz olmasi ve "ders asma" davranislarinin sikligi
Herhangi bir nedeni olmadigi halde okula gitmemesi
Okuldan uzaklastirilmasi ya da atilmasi
Çetelere, kavgalara katilmasi, hirsizlik ya da vandalizm gibi davranislarda bulunmasi
Alkol, ilaç ya da uçucu madde kullanmasi


Mine ÖZKAMALI
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:46 PM   #25
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Televizyon ve Çocuk
İyi seçilmiş programlar izlettirildiğinde çocukların bilgisini, hayal gücünü artırabilir. İlk yıllarda özellikle reklamlar bebeklerin ve çocukların ilgisini daha fazla çeker. Müzik kanalları da aynı şekilde müzik-ritm ve renkli görüntülerin eşlik ettiği klipler nedeniyle ilgi çekici olur. Bu dönemde fazla televizyon karşısında tutulan çocukların televizyon izleme alışkanlıklarının gelişmeye başladığı bilinmektedir. Özellikle de çocuğa rahat yemek yedirmek veya onun sakince oturmasını sağlamak amaçlı olarak televizyon seyretmeye teşvik edilen çocukların okul yıllarında da sürdürecekleri şekilde televizyon izleme alışkanlığı gelişmektedir. Ayrıca anne-babası çok televizyon izleyen çocukların da yine model alma yoluyla zaman geçirme ve eğlenme aracı olarak televizyonu tercih etmeleri söz konusudur. Küçük yaşlardan itibaren televizyon izleme saatleri sınırlandırılmayan çocuklar okul yaşlarında televizyon bağımlısı olmaya aday olmaktadırlar. Kontrolsüz şekilde televizyon izlettirilen çocukların yorum yapma, muhakeme etme yeteneklerinin olumsuz etkilendiği bilinmektedir. Çünkü televizyon izlemek tek yönlü, pasif bir etkinliktir. Oysa en etkin öğrenme yolu deneyerek yaşayarak öğrenmedir. Fazla televizyon karşısında kalan çocuk direkt bilgi almaya alışır ve etkileşim içine giremez. Bu nedenle televizyonun olumlu etkileri ancak sınırlı ve seçilmiş programların izlenmesiyle sağlanabilir.Çocuğun bebekliğinden itibaren televizyonun aynı ortamda açık olmasında bir sakınca yoktur. Hatta bol işitsel uyaran içermesi bakımından yararları da olabilmektedir. Ancak bu, çocuğun televizyon karşısına oturtulup başka uyaran verilmemesi anlamına gelmemelidir. Aslında çocuklar 2 yaşlarından itibaren televizyon karşısına oturup kısa çizgi filmler izleyebilirler. Ya da eğitimsel içerikli çocuk programlarını izlemeleri uygundur. Ama bebeklikten itibaren izlenen müzik kanallarının çocukların dil ve iletişim becerileri üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Çocuklar okul öncesi dönemde çizgi filmler, çocuk filmleri ve eğitimsel programları izleyebilecek dikkat ve sabır süresine sahiptirler. Yani bir saat civarı televizyon başında oturabilirler. Bu süreyi aşmamak uygun olur. Çünkü bu dönemdeki çocuklar çok alıcıdırlar ve zihinsel gelişimleri için gerekli olan başka bir çok faaliyetle ilgilidirler. Öğrenmenin en yoğun olduğu bu dönemde tek yönlü bir etkinlik olan televizyon ile doldurmamak gerekmektedir. Ayrıca bu yaşlarda çocuklar yaşam rutinleri konusunda alışkanlıklar edinirler. Sürekli televizyon izleyen çocuklar bunu alışkanlığa dönüştürmekte ve bir çok gelişim alanında yetersiz uyaranlar nedeniyle geri kalabilmektedirler. Özellikle okul çağına gelindiğinde televizyon alışkanlığı nedeniyle okul ve derse uyum ve uygun çalışma alışkanlıkları geliştirme konusunda ciddi sorunlar yaşanabilmektedir. Bazen çocuklar için hazırlanan programlar ve çizgi filmler de şiddet ve uygun olmayan görüntüler içerebilmektedir. Buradaki denetim yine ailelere düşmektedir. Televizyon için ayrılan süre çocuğun gün içindeki boş zamanına oranlanmalıdır. Örneğin okul ve günlük ihtiyaçlarının karşılanması haricinde çocuğunuzun kalan boş vaktinin dörtte birinden fazlasının televizyon ile harcanması uygun olmayacaktır. Çünkü çocuğun oyuna, paylaşıma, hobilerini geliştirecek zaman geçirmeye de ihtiyacı vardır. Eğer çocuğun baş zamanlarında onunla sohbet etmeye, oyun oynamaya veya başka hobilerine vakit ayırabiliyorsanız çocuğunuz genellikle TV izlemek yeri ne sizinle vakit geçirmeyi tercih edecektir. Televizyonun en önemli olumsuz etkisi çocuğun tek yönlü bir iletişim içinde olması ve karşılıklı etkileşime fırsat vermemesidir. Özellikle dil gelişiminin ve sosyal gelişimin temellerinin atıldığı en önemli dönem olan ilk 3 yılda televizyon karşısında fazla vakit geçiren çocukların konuşmada gecikmelerinin olma olasılığı artmakta ve dış dünya ile iletişimde sorunlar yaşayabilmektedirler. Okul çağı çocuklarında ise yeterli ve uygun çalışma alışkanlığı geliştirememe ve aktif öğrenme yerine kalıp öğrenmeye eğilim, düşünce esnekliğinin azalması gibi bazı olumsuz etkilerden söz edilmektedir.Renk, ses, ritm ve hareketin bir arada sunulduğu reklam ve müzik klibi gibi programlar çocukların çok ilgisini çekebilmektedirler. Reklamlarda kullanılan bazı bilinç altı uyaranların çocukların tutum ve tavırlarını etkilediği bilinmektedir. Yani bu tür programların çocukları çok fazla etkilediği bilinmektedir. Reklam ve klipleri kontrolsüzce izleyen çocukların verilen her tür mesajı kalıcı olarak alabilmekte, korku, kaygı, öfke gibi duyguları yoğun yaşayabilmekte, zaman zaman şiddet eğilimlerinin arttığı ve sosyal ilişkilerde zorlanabildikleri bilinmektedir.
TV izlemenin yararları : Bazı eğitimsel programların özellikle yetersiz çevresel koşullarda yaşayan çocuklar için yararlı olabileceği düşünülmektedir. Burada yine bu programların belli bir pedagojik sansürden geçmiş olması gerekliliği söz konusudur. Bunun yanı sıra çocukların gerçek hayatta karşılaşma fırsatı bulamadıkları doğa ve çevre ile ilgili bazı görüntüleri örneğin belgesel programlar aracılığı ile izlemeleri okul bilgisinin görsel bir malzemeyle eşleştirilmesi anlamında kalıcılık sağlamaktadır. Belgesel programlar hem çocukların ilgisini çekmekte hem de yeni bilgiler öğrenmek konusunda teşvik edici ve merak uyandırıcı olmaktadır.
Anne-babanın tavrı ne olmalı? ınırlandırma buradaki en temel prensiptir. Çocuğun zaman zaman dinlenmek ve eğlenmek için bir keyif aracı olarak kullanması durumunda televizyon etkili bir araçtır. Ancak çocuğu esir alan bir hale dönüştüğünde tamamıyla zarar verici olmaktadır. Öncelikle çocuğunuzun izlediği programların hangileri olduğunu bilmeli ve çocuğunuz için ne kadar yararlı ve gerekli olduğunu önce siz değerlendirmelisiniz.
TV dışı aktiviteler :Her yaş grubunun ilgisi ve becerisi farklı olmakla beraber tüm çocuklar anne-babalarıyla zaman geçirmekten keyif alırlar ve her türlü oyunu anne-babalarıyla oynayabilirler. Seçtikleri, tercih ettikleri oyun ve oyuncaklarla sizin de ilgilenmeniz, oyun kurmak ve o oyunun parçası olmak konusunda ona destek vermelisiniz. Çocukların hem ilgilerini çekebilecek hem de dikkat, algı, hafıza ve muhakeme gibi yeteneklerini geliştirebilecek, dil gelişimine yardımcı, yaratıcılığı destekleyen bir çok oyun mevcuttur. Çocuğunuzla yapacağınız aktiviteyi planlamadan önce onu çok iyi tanımalısınız. Bazen çocuklar hep benzer oyunları tercih ederler. Bu kolaylarına gelebilir. Bu durumda eğitimsel oyunlar ve materyaller satan mağazalara danışarak yaşına uygun yeni malzemelerle tanıştırabilirsiniz. Ayrıca evde oluşturacağınız kağıt, karton, boya, hamur vb gibi bazı yaratıcı malzemelerle de çocuğunuzun ilgisini çekecek oyunlar hazırlayabilirsiniz. Bu tarz aktiviteler hem çocuğun duygularını ifade etmesi için bir araç olmakta hem de becerilerini geliştirmeye yardımcı olmaktadırlar. Çocuklar genellikle bu tarz oyunlardan keyif alırlar. Onlara serbestçe oynamaları konusunda fırsat verilmesi önemlidir. Bazen anne-babalar çocuklarının çok mükemmel şeyler yaratmalarını isteyebilirler. Örneğin yaptığı resimleri eleştirirler ve neden daha özenle yapmadığını sorabilirler. Bu tavır çocukların kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olabilmekte ve bu tarz aktivitelerden kaçınmalarına neden olabilmektedir. Oysa televizyon izlemek bir performans gerektirmez. Bu durumda çocuk televizyon izlemeyi başka aktivitelere tercih edecektir.
Anne-Babalara öneriler
• 3 yaş civarında çocukların çizgi film, belgesel ve eğitimsel programları izlemeleri onların yaratıcılıklarını geliştirir ve hoşça vakit geçirmelerini sağlar. Ancak bu yaşlardan itibaren televizyon başında geçirecekleri vakit sınırlandırılmalıdır. Bebeklik çağlarından itibaren fazla televizyon izlettirilen çocukların özellikle iletişim ve konuşma becerilerinin gecikmesi riski oluşmaktadır.
• Bazı çizgi filmlerin aşırı şiddet ve korku ögesi içerdikleri ve bu nedenle çocuklar üzerinde birçok olumsuz etkiye yol açtıkları bilinmektedir. Oyun çağı çocuğu henüz hayal ile gerçeği ayırt edemeyeceğinden şiddet ve saldırganlık içeren görüntülerden daha çok etkilenir. Bu nedenle çocuğunuzun izlediği çizgi filmlerin denetimini siz yapmalısınız.
• Okula giden çocukların, dinlenme, yemek yeme, oyun oynama, uyku ve ders zamanları çıkarıldığında eğer vakitleri kalıyorsa televizyon seyretmelerine izin verilmelidir. Bu saat de genellikle derslerin bitmesinin ardından planlanmalıdır.
• Çocukların günlük televizyon izlemeleri gereken saatler konusunda değişik görüşler olmakla beraber özellikle okul çocuklarının günde bir saatten fazla televizyon izlememeleri önerilmektedir
• Çocuğun yaşına uygun programlar izlemesi sağlanmalıdır. Yetişkinler için hazırlanmış dizi, film, magazin türü programların mümkün olduğunca çocuklara izlettirilmemesi gerekmektedir.
• Çocuklar genellikle evde yalnız hissettiklerinde ve uygun aktivite bulamadıklarında televizyonu tercih etmektedirler. Çocuğunuzun yaşına ve ilgi alanına uygun oyunlar bulup onunla oynayabilirseniz ve televizyon dışında birlikte eğlenebileceğiniz aktiviteler bulabilirseniz çocuğunuz televizyon izlemek yerine sizinle oynamayı tercih edecektir.

Hazırlayan: Belgin Temur -Uzm. Pedagog
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:47 PM   #26
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Aşırı Televizyon Seyretmek Ne Kadar Sakıncalı?
Araştırmaların ortak sonucu maalesef hiç umut verici değil. Çünkü sonuçlar aşırı televizyon izleme davranışına doğru orantılı olarak olumsuz faktörlerin görülme olasılığının arttığını söylüyor.Bu araştırmalar çeşitli yaş grupları üzerinde yapılmış ve en çok etkilenen grubun çocuklar olduğunu ortaya çıkarmış.Çocuklar arasında yapılan sınıflamada da 3-6 yaş grubunun en hassas grup olduğu belirlenmiş.
Neden 3-6 yaş grubu?
Hepinizin bildiği gibi bu yıllar okul öncesi dönemi içine alıyor.Bu dönemin iki ana özelliği var.Birincisi okul öncesi dönemde bir çok çocuk her hangi bir eğitim kurumuna gitmiyor ve günlerini evde geçiriyor, böylece çok fazla televizyon seyrediyor ve televizyonun her türlü etkisine maruz kalıyor, ikincisi ise bu dönemde çocukların beyin gelişimlerinin büyük bir kısmı tamamlanıyor, o nedenle televizyonda seyrettikleri her şey onların zihinsel gelişimini olumlu yada olumsuz etkiliyor.
Gelecekteki etkileri neler?
Uzun dönemli araştırmalar sonunda, okul öncesi dönemde aşırı miktarda televizyon seyreden çocuklar (günde 3- 5 saat arası) ileriki yaşlarında obezite ve dikkat bozukluğu problemleriyle oldukça sık karşılaşıyorlar.
Obezite probleminin çocukların çok fazla televizyon izlemeleri sonucunda hareketsiz kalmalarına ve televizyonda gördükleri besin değeri düşük ama yağ oranı fazla olan besinlere özenmeleri ve bunları sık sık tüketmelerine bağlanıyor.Dikkat bozukluğuna bağlı problemler ise beyin gelişiminin bu dönemdeki rolü ile çok ilgili.İyi bir beyin gelişimi çocuğun çevresinden fazla uyaran alması ile doğru orantılı, ancak çocuklar televizyon seyrederken çevrelerinden çok fazla uyaran almazlar, sadece pasif konumda kalarak görüntüleri takip ederler.Böylece beyin gelişimleri için gerekli olan uyaranları almamış ve beyin gelişimlerini tamamlamamış olurlar.Dikkat bozukluğuna televizyonda kısa aralarla seri şekilde farklı bölümlere geçen görüntülerin de sebep olduğu düşünülüyor.Çünkü bu durum da çocuklar çok fazla konsantrasyona ihtiyaç duymadıkları gibi sahneler arasında sebep-sonuç ilişki de kurmaları gerekmez.
Çocuğunuzun ileri de bu problemlere sahip olmaması için çeşitli önlemler alabilirsiniz.Nasıl mı?
Neler Yapabilirsiniz?
● Kendi alışkanlıklarınızı değiştirin!Eğer siz de günde 3-5 saat arası televizyon seyreden biri iseniz bu süreyi azaltmaya çalışarak işe başlayabilirsiniz.Çünkü çocukların en etkili öğretmenleri onların anne ve babalarıdır.Farklı uğraşlar edinmeye çalışın, hatta bu uğraşlarınızı seçerken çocuğunuzla beraber yapabileceğiniz bir şeyler bulmaya çalışı.Böylece ikinizde uzun saatler televizyon seyretmemiş ve birlikte zaman geçirmiş olursunuz.
●Çocuklarınızı plan yapmaları konusunda teşvik edin. O hafta içerisinde hangi programları izlemek istiyorsa onların belirleyin ve bu programların dışında her hangi bir programı izlemesine izin vermeyin.Program seçimi yaparken programın çocuğunuzun gelişimine uygun olmasına dikkat edin.
●Televizyonu sürekli açık tutmayın, sadece izleyeceğiniz zamanlar açık olsun, izlediğiniz program bittiğinde de televizyonu kapatmaya özen gösterin.Böylece çocuğunuz için televizyonu hayatının vazgeçilmez bir öğesi olarak değil sadece keyifli vakit geçirmek için kullanılan bir araç olarak görecektir.
● Çocuğunuz televizyon seyrederken ona eşlik edin.Çocuklar televizyon seyrederken her şeyi anlamayabilir yada yanlış anlayabilirler, bu nedenle onlarla beraber izlemek ve anlamadıkları kısımları onlara izah etmek gereklidir.Programı izledikten sonra izledikleriniz hakkında konuşun, bu konuşma çocuğunuzun zihinsel, duygusal ve dil gelişimine katkıda bulunacaktır unutmayın!
●Haftada en az bir kez televizyon izlememe günü oluşturun.Bu gün içerisinde çocuğunuzla beraber çeşitli aktiviteler yapın.(Piknik yapın, beraber yemek yapın, puzzle yapın…) Çocuğunuz hayatında televizyon olmadan da eğlenebileceğini keşfetsin.
●Yemek yerken televizyon seyretmeyin ve çocuğunuzun da seyretmesine izin vermeyin.Çünkü yemek saatleri bütün ailenin toplandığı ve aile bireylerinin iletişimine en müsait anlardır.Bu anları televizyon seyrederek harcamak yerine kendi aranızda konuşmaya ayırmalısınız.

İDİL SEDA AK
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:47 PM   #27
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Saldırganlık
Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk sinirli, anlaşılmaz, eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir.ılişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez yada kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler. Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar.Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde okulda sürekli sorun yaratırlar ve yetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler. Genellikle erkek çocuklar daha saldırgandırlar.
SALDIRGANLIĞIN NEDENLERI
1-Saldırgan davranışların ebeveynler tarafından ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun saldırganlığını onaylaması(Ör: parkta iki çocuk birbirini döver. Biri daha çok dayak yerse, annesinin çocuğunun kendisini savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi)
2-Çocuğun yetişkinlerden katı ceza, anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi
3-Babanın uzun süreli yokluğunda, annenin sürekli çocuğun etrafında olmasıyla ortaya çıkan feministik ortam
4-TV. Ve kitle iletişimim araçlarının olumsuz etkisi(Kurtlar Vadisi örneği ver.)
5-Ana-baba tutumlarının olumsuzluğu, çocukla aralarındaki iletişimin iyi olmaması
6-Çocuğun ana-babasından dayak yemesi
7-Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi gibi fizyolojik sorunlar
SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBILIRIZ?
1-herşeyden önce ana-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır.(Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Yada hayvanlara eziyet ediyor.)Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır.
2-Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir.Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir.Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.
3-Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır.Ana-babanın ligisi sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır.(Böyle davrandığın için üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak,çocukta düşmanca duygular geliştirir.
4-Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.
5-Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok Şeyleri başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.
6-Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir.Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini, istediği Şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.
7-Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı görmemezlikten gelmelidir.Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir. Ör:10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında bu sözel olarak ödüllendirme.
8-Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme, bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.
9-Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir Şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir.
10-Kendi kendine konuşma:Çoocuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa;çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilebilir.Ör:10´na kadar say ve ona vurma gibi.
11-Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir.TV.deki Şiddet içeren proğramları seyretmesi engellenmelidir.Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederek Şiddetin sonuçlarını tartışabilirler.Ayrıca bu Şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa anlatılabilir.
12-Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler,resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol,basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.
13-Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.
14-Bu çocukların özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır.
15-Anne-babalar bu çocuklarla iletişim kurarken ben dilini kullanmalıdır.Ör:Böyle kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi.kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranış anında dile getirmelidir.
Saldırganlık
Saldırgan çocuk, ruhsal sorunları nedeniyle, yaşıtları ve genel olarak çevresiyle uyumlu ilişkiler kuramayan çocuktur. Aşırı geçimsizdir. Parlamaya hazırdır, kavgacıdır. Durmadan kuralları çiğner; sık sık ceza görür. Cezalardan hiç etkilenmez veya bir süre etkilenmiş görünür. Çocuklukta sık görülen yaramazlık, itişip kakışma, arasıra geçimsizlik ve kavgalar, bir çocuğu saldırgan olarak tanımlamaya yetmez. Burada söz konusu olan, tutum ve davranışta süreklilik gösteren saldırganlıktır. Genellikle, erkek çocuklar daha saldırgandırlar. Anlaşmazlıklarını dövüşerek çözmeye eğilimlidirler. Kız çocuklar ise ağız kavgasını yeğ tutarlar.
Saldırganlık, cinsel dürtü gibi, hayvanda ve insanda doğuştan varolan bir dürtüdür. Aslında bireyin yaşaması için gereklidir. Hayvan davranışlarının gözlenmesi saldırganlığın belli amaçlar için kullanıldığını gösterir. İnsanda saldırganlık, temelde benzer amaçlar için kullanılır. Ancak saldırganlık, insanda çok değişik kılıklara bürünür. İnsan hayvandan farklı olarak, söz ve tutumuyla da saldırgan olabilir.
Saldırgan çocuk, temelde güvensiz çocuktur. Çevreden iyi bir davranış beklemediği için, ilk tepkisi saldırmak olur. İnsan ilişkilerini "Ezmezsen, ezilirsin" biçiminde değerlendirir.
Saldırgan çocuk, dürtülerini dizginlemeyi öğrenme olanağı bulamamış çocuktur. Anababa tutumu çok sert ve hoşgörüsüz olduğu için, biriken öfkesini ev dışında açığa vurur. Yada evdeki eğitim çok tutarsızdır. Çocuk neyin doğru, neyin eğri olduğunu öğrenmekte güçlük çeker. Bu nedenle toplumsal kuralları benimseyemez.
Saldırgan çocuk, ailedeki dengesizliğe ve ayartıcı çevre koşullarına bağlı olarak suça yatkınlık kazanır. Sevgi yetersizliğine, katı cezalar ve sürekli anlayışsızlık da eklenince suça itilme olasılığı artar.
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:47 PM   #28
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Çocuklarda Şiddet Eğilimi
Çocuk kendisine bakan ve birtakım fizyolojik gereksinmelerini karşılayan ailesinden sevgi görmek ister. Bu sevgiyi bulamayan çocuk için doğrudan saldırganlık yasaklanmıştır. Böylece kızma, öfke gibi duygular içe itilmektedir. Bunlar bilinçdışına ait ve ifade edilemeyen duygulardır. Kırıklıklar aşırı derecede artarsa, birey nörotik bir yapıya bürünür ve hedefini aile dışında arar. İşte bu iç çatışmanın çeşitli ifade yönlerinden biri de şiddettir, saldırganlıktır.
Karakterin şekillendiği ilk beş yıl içinde anneden ayrı kalmanın çocukta suçlu kişilik yapısının oluşmasında en büyük etken olacağı ileri sürülmektedir. Bunun yanısıra çocuğun, sınır tanımayan gelişme potansiyelinin büyükler tarafından sınırlandırılması, durdurulması, büyüklerce istenilen şekilde yönlendirilmesi de çatışmaların doğmasına neden olmaktadır.
Çocuk, gelişme hızının verdiği oranda bilgi, yetenek deneyim ve becerileri ölçüsünde, haz duyduğu eylemlere girecek ve çoğu zaman da bu eylemlerini tekrarlayacaktır. Bu eylemlerde itici güç bilinçaltından, dürtü, ve psişik ihtiyaçlardan kaynaklanmaktadır.
Çocuklar ayrıca yaşadıklarını ve gördüklerini taklit etme eğilimi içindedirler. Kendisine bir şey yaptırılmak istenirken şiddet gören çocuk da büyükten küçüğe, güçlüden güçsüze oluşan hiyerarşi içinde, kardeşlerine arkadaşlarına bunu dener ve şiddeti öğrenir.
Anne - babasının davranışlarını örneklediği gibi, bir çizgi film kahramanıyla da kendini özdeşleştirip yaptıklarını uygulamaya koyulabilir. Maalesef çocuk çizgi filmlerinin bir çoğunda şiddet öğesi ağır basmaktadır. Ayrıca çocuklar,büyüklerin seyrettikleri filmleri de izlemektedirler.
Bazı durumlarda okul, çocukların gelişme ve uyum güçlüklerini çözmeye yardım edecek yerde farkında olmadan uyum güçlüklerini arttırmaktadır.
Bunun bir sonucu olarak da okuldan kaçma, öğretmeninden şiddet gördüğü için şiddete başvurma gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır.
Ayrıca bir aile ortamı içinde büyüyemeyen, yetiştirme yurtlarında, hatta sokaklarda büyüyen, ya da geçim sıkıntısı derdine düşüp çalışan çocuklar var. Bu çocukların da karşılaştıkları sorunlar, yaşadıkları acılar,çaresizlikler onları yanlış davranışlara ve şiddete itmektedir.
Bu çocuklara ne derece yardımcı olabiliyoruz?
Çocuklarda şiddet eğilimini azaltabilmemiz için duygu ve düşüncelerin uygun şekilde ifade edilmesine olanak vermeliyiz. Sağlıklı iletişim kurmayı öğrenmeliyiz. Çocuklarımızın kişisel özelliklerini tanımalı, farklı beklentiler içine girmemeli, ilgi ve ihtiyaçlarının farkında olmalıyız.
Disiplin anlayışımızda asla şiddete yer vermemeliyiz. Seyrettikleri filmlerden etkilenmemeleri içinde bu konuda da dikkatli davranmalıyız.
Eğitim ve öğretim süreci içine girdiklerinde, başarıya ve iyi bir toplumsallaşmaya ulaşmaları için de okul-aile işbirliği içinde olmalı, rehberlik servislerini ilköğretimde de yaygınlaştırmalıyız.
Sokaklarda büyüyen, yetiştirme yurtlarında kalan, çalışan çocuklara sevgiyle yardım eli uzatmalıyız. Sakin, barışçıl bir ortamda sevgiyle yetişen, şiddeti görmeyen bir çocuk şiddet göstermez.
Çocuklarımıza barış ve sevgi dolu bir dünya, bir ülke, bir toplum, bir aile ortamı sağlayalım.
Bahar Soydan
Pedagog

Kaynakça: " Çocuk ve Suç " Doç. Dr. Haluk Yavuzer
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:47 PM   #29
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Parmak Emme
ParmaK emme bize bazı sıkıntıların varlığını hatırlatabilir .Genelde çocuğun karşılaştığı stres etkenleri ( kardeş doğumu , göç , aile içi problemler vb.) karşısında hayatın daha eski ve mutlu dönemlerine dönme isteğinin bir belirtisi olarak bu belirtinin ortaya çıktığı düşünülür. Ve o dönem için bir doyum aracı olarak parmak kullanılır .Bu durumu olan çocuklarda stres etkenleri değerlendirilerek çocuğa gerekli yönlendirme yapılmalıdır. Bir başka nedende aile tarafından fiziksel bakımın yapıldığı ama sevgi olarak yeterli doyumu alamayan çocuklarda bu türlü davranışları görülebilmesidir. Bu nedenle ailelerin yalnızca çocukları için ayırdıkları belli bir zaman dilimi ile beraber çocuğa devamlı ilgi ve sevgi mesajları ile çocuğun sevgi ve ilgi gereksinimini karşılamaları gerekir.
Bazı durumlarda çocuk bebekliğinde alıştığı bu davranışı ( sütten veya biberondan kesmenin devamı olarak ) devam ettirmek ister . Bu durumda da anne babaların çocuğu zamanlama olarak normal gelişim basamaklarına hazırlamalarında bir sorun var demektir. Bir başka durumda çok fazla koruyucu kollayıcı ve çocuğa yaşından küçükmüş gibi muamelede bulunan anne babaların çocuklarındada bu türlü bir durum görülebilir. Bu nedenle anne babanın çocuğa olan tavırları ve yönlendirmeleri önemlidir. Çocuğun yaşına uygun davranma ve ona gereken değeri verme çocuğu o aşamanın gereklerini yapmaya zorlar aksi durumda çocuk belli aşamaları geçmekte zorlanır.
Anne babalar bu sorunun halledilmesi için değişik yollara başvururlar , hatta bu durum çocuğa abartılı bir şekilde de yansıyabilir ( eline acı biber sürmek gibi) , Bu durum istisnai durumlarda başarıya ulaşsa bile genelde kalıcı bir çözüm olmaz . Anne baba çocuk ilişkilerinin bozulmasına yardımcı olur. Bizim tavsiyemiz çocuğun bu durumunu tamamen ilgi ve sevgi ortamı içerisinde halletmek olacaktır. Yukarıda bahsedilen durumda anne baba çocuğun cezalandırılma psikolojisine kapılmasına neden olabilir. Yaşı belli bir seviyede olan çocuklar için onunla konuşmak ve bu durumdan rahatsiz olduğunuzu belirtmek önemlidir. Ama bu durumdada çocuğu yargılamadan ve onu suçlamadan ilgi ve sevgi ile yaklaşarak halledebilirsiniz. Bu durumun alışkanlık olarak iyice yerleştiği durumlarda ise çocuğun eline krem sürme şeklinde bir yol denenebilir. Elini ağzına aldığında karşılaştığı krem tadı, ona sizin uyarılarınızı ve yapılmaması gereken bu davranışı hatırlatacaktır.
Parmak emme durumu kesinlikle bir mücadele haline getirilmemelidir. Çünkü bu mücadeleyi genelde çocuklar kazanır . O nedenle çocuğa yaklaşım türü önemlidir. Bazı çocuklar uykuya dalarken parmak emme şeklinde bir yol seçerler , uykuya dalma esnasında bazı çocuklar bir geçiş objesi ararlar . Bu durumda çocuğun ilgileneceği bir oyuncak veya ona masal anlatma şeklinde dikkati başka yöne kaydırılabilir.
Bazı durumlarda evde canı sıkılan , yapacak ve ilgilenecek bir hobisi olmayan , genelde yalnız başına kalmak zorunda olan çocuklarda uyarı eksikliğine bağlı bu tür problemler artabilir veya yerleşebilir . Bu nedenle bu durumda olan çocuklara gereken yönlendirme yapılmalıdır. Çocuğun sıkıntısı ona sağlayacağınız ortamlar ve yapabileceği uğraşlara motive etmek ile engellenmelidir.
Çocuğunuzun iyi davranışları ödüllendirilmelidir. Bu konuda gösterdiği başarılar takdir edilmeli ve bu alışkanlığı bırakmak için gerekli motivasyon sağlanmalıdır.Eşlik eden psikiyatrik durumlar varsa bunların tedavisi ile çocuğun bu türlü şikayetleri de geçecektir.
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:47 PM   #30
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3038
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Okula Yönelik Olumsuz Duygular ve Nedenleri
Okula yönelik olumsuz duygular, eğitim ve öğretim sürecini neredeyse durduracak kadar önemlidir. Bu nedenle eğitimcilerin bu alanda bilgili ve kendilerini sürekli geliştirerek her an donanımlı olmaları gereklidir. Çünkü aşağıda inceleyeceğimiz üzere okula yönelik olumsuz duyguların denetlenebilir ve denetlenemez bir çok nedeni oluşundan dolayı eğitimcilerin her hangi bir anda ve aşamada karşılaşabilecekleri bir sorundur. Teorik olarak okul, bulunduğu ülkenin yasaları ile işleyen, bu yasaların görmeyi arzuladığı bireyleri yetiştiren, kendisi ve toplumu ile uyumlu, bilgi ve görgü düzeyi yüksek, zihinsel ve yaşamsal sorunların çözüm yöntemlerini öğrenmiş bireyler yetiştirmeyi hedefler. (Kepçeoğlu, Taşdemir, Ertürk, Shretzer ve Stone, Yavuzer) Görüldüğü gibi eğitimcilerin verdiği okul tanımı içeriği ve yapısı gereği aslında siyasidir. Ve siyasetinin hedeflerini bağlı bulunduğu ülkenin yasaları belirler. Her ne kadar ülkemizdeki okulların bu niteliklere ne kadar yaklaştığı tartışılması gereken bir konu olsa da okula yönelik olumsuz duyguların en temelinde yer alan “disipline edicilik” işlevinden dolayı okul tanımına ihtiyacımız oldu. Çünkü, doğal olarak disipline edilmek insan için alabildiğine zor ve tepkilerle karşıladığı bir durumdur. Ve okul, toplum ve yasalar içindeki güçlü konumu nedeniyle tercih edilen değil mecburen gidilen bir mekan olmakla verilen karşı tepkiler zamanla pekişmektedir. Okula yönelik olumsuz duygular her eğitimcinin sık karşılaştığı bir konudur. En bariz şekliyle okula gelmek istemeyen öğrenciden tutun da, derslerde konuşarak, gezerek tüm öğrencilerin ve öğretmenlerin dikkatini dağıtan öğrenciye kadar, hatta neredeyse sessiz bir protesto gibi hiç konuşmayan, derslere katılmayan, hiç kimse ile arkadaşlık dahi kurmayan öğrenciye kadar defalarca gözlenmiş ve çözülmeye yada kendi haline bırakılmıştır.
Bu noktada gerekli olan bir açıklama vardır. Derslerde konuşan her öğrenci, okulun tüm kurallarını hiçe sayarcasına aktif olan her öğrenci okula karşı olumsuz duygular içinde midir? Tam tersi olarak, bazen böyle davranışları olan öğrencilerde, okulun sosyal boyutu olan arkadaşlık ilişkileri nedeniyle okula bağımlılıktan bahsetmek bile yerinde olacaktır.
Yine aynı şekilde karıştırılmaması gereken bir başka durum de “okul fobisi” olarak nitelendirdiğimiz olgudur. Okul fobisi kuvvetli bir endişe nedeni ile öğrencinin okula gitmeyi reddetmesi ya da bu konuda isteksiz görünmesidir. (Yavuzer, 1993) Okul fobisini incelemeye çalıştığımız olgudan ayıran kriterler vardır. Çoğu kez okul fobisi tepkileri bedensel yakınmalarla ifade edilir ve bu fobiyi yaşayan birey kendini evde tutma çabası içerisindedir. Bedensel yakınmalar; mide bulantıları, karın yada baş ağrıları şeklinde olabilir. Ve en ilginci okula gitme “tehdidi” ortadan kalkınca kendiliğinden geçer. Okul fobisi olan öğrencileri ayıran bir diğer kriter ise, okul fobisi olan öğrencilerin okul başarılarını genelde orta düzeyde olması ve ödevleri ile yakından ilgilenmeleridir. Ama okula yönelik olumsuz duyguları olan öğrenciler, mesela okul kaçakları, genellikle “okulu sevmezler, aynı zamanda tembeldirler ve akademik bir amaçları yoktur (Yavuzer, 1993). Okula yönelik olumsuz duyguları olan öğrencilerde eğer fırsatını bulurlarsa okuldan kaçma eğilimi vardır. Derslerine karşı ilgisizdirler, ödevlerini ise ya yapmazlar ya da son anda birsinden elde etmeye çalışırlar. Otorite konumunda olan anne-baba, öğretmen ya da diğer kişilerle ilişkilerinde ortaya çıkan aksamalar çoğu kez onların zeka düzeyinden kuşkulanmamamıza yol açacak kadar barizdir. Oysa bu öğrencilerin sorunu zeka düzeyleri ile ilgili değildir. Arkadaşlık ilişkileri genel olarak sınıf içindeki küçük ve hareketli grupların liderliği şeklinde olur. Eğer kendilerinden baskın bir diğer lider varsa, onun sırdaşı ya da sağ kolu oluverirler. Akademik amaç tanımları kişiselleşmemiştir; neden okula gelmek zorunda bırakıldıklarını anlamamışlardır ve bu tanım çoğu kez ezberlenmiş ve üzerinde düşünülmemiş cümlelerden oluşur. Silah’ın araştırmasına göre: “Okul rehberlik servisleri ve disiplin kurullarından elde edinilen bilgiye göre, öğrencilerin bu alandaki tipik uyumsuzluk davranışları şöyledir: Sinirlilik, saldırganlık, kıskançlık, kin ve nefret, isyankar davranma, okul kurallarına uymama, okul eşyalarına zarar verme, okuldan kaçma, devamsızlık alışkanlığı, öğretmen ve arkadaşlarına saygısız davranma, arkadaşını dövme, sözle sarkıntılık yada küfür etme, yalancılık, çalma gibi duygusal kökenli tepkilerdir. Öğrencilerin çoğu bu duygusallıklarını açığa vurarak okul, aile ve toplumsal çevre ile uyumsuzluğa düşmüşlerdir. Bir bölümü de duygusallıklarını dışa vurmadıkları yansıtamadığı için kendi benlikleri ile geçinemeyen güvensiz, kaygılı ve huzursuz çocuklardır (Yaşadıkça Eğitim, Sayı 24, 1994) Bu kadar ağır sonuçlara gebe olan okula karşı olumsuz duyguların nedenleri neler olabilir? Hangi alanların hangi eksikleri ya da kimlerin hangi tutumları öğrencide okula yönelik olumsuz duyguların yerleşmesine neden olabilir? Bu alanların ve kişilerin başında aile ve anne-baba gelmektedir. Çünkü çocuğun yaşamındaki tüm alanların, tüm uyaranların nasıl algılanması gerektiği eğitimin ilk verildiği yer ailedir. “Her çocuk okula geldiği zaman aile ortamının izlerini taşır. Okul, eğitim ve öğretim görevlerini yerine getirirken aile ortamının çocuk üzerindeki etkilerine dayanmak ev onlardan hareket etmek zorundadır. Aile ortamının çocuk üzerindeki etkisi okulun eğitim anlayışına uygun olabilir yada tam tersi okul tarafından istenmeyen türde olabilir (Oktay, 1993). Oktay’ın da temas ettiği gibi, ailenin okula yönelik bakış açısı, çocuk üzerinde ailenin sosyo-ekonomik yada eğitim düzeyinden çok daha etkilidir. Bu nedenle okula yönelik olumsuz duygular içindeki öğrenciyi anlamanın ilk ve temel koşulu ailenin eğitim kurumuna yaklaşımını anlamakla başlayacaktır. Ailenin eğitim kurumuna yönelik bakış açısı, ülkemizde yasal bir zorunluluk olan ilköğretim eğitimi sürecinde bariz şekilde gözlenebilmektedir. Ailenin, alınacak eğitimin yararına ve eğitim kurumunun doğruluğuna ilişkin yargıları öğrencide olumlu yada olumsuz duyguları başlatacak, ortaya çıkaracak yada pekiştirecektir. Yavuzer’in araştırması bu konuya getireceği netlik açısından önemlidir. Bu araştırma 335 ilköğretim 5. Sınıf öğrencisi üzerinde yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, okulda başarısı düşük öğrencilerin %45’inin annesi, %21’inin de babası hiç eğitim almamıştır. Buna karşılık okulda başarılı olan öğrencilerin ise annelerinin %18!i, babalarının da %8’i hiç eğitim almamıştır. Silah’ın araştırma sonuçlarına göre ise; okula yönelik olumsuz duyguları olan öğrencilerin uyumlarını güçleştiren etmenlerin %36.8’i aile ve diğer sosyal çevreden kaynaklanmaktadır. Silah bu etmenleri şu şekilde sıralamıştır:
• Ailenin eğitim düzeyinin düşük oluşu
• Ailenin ekonomik düzeyinin çok düşük oluşu
• Evde sağlıklı çalışma ortamının olmayışı
• Ailenin fazla baskı yapması
• Aile ortamı huzursuzluğu, aile geçimsizliği
• Ailenin, çocuğu okul dışında çalışmaya zorlaması
• Ailenin çocuğun eğitimine ilgisiz kalması
• Evin okula uzaklığı
• Ailenin çocuğu okutmak niyetinde olmayışı
Bu etmenler farklı araştırmacılar tarafından farklı şekillerde tasnif edilmiştir. Ama temel olarak bu sınıflamalarda ortak olan nokta, ailenin öğrenciye yaklaşımının ve öğrencinin aldığı eğitimin gerekliliğine olan inancının ve eğitim kurumuna duyduğu güvenin öğrenciyi direk olarak etkilediğidir. Bu durumda okul yönetimlerinin ve rehberlik servislerinin bu konuya ciddi ve programlı bir şekilde eğilmeleri kaçınılmaz olacaktır. Rehberlik servisleri aracılığı ile aile ve yapısı tanınarak gerekli işbirliğine gidilmeli ve öğrencideki aileden kaynaklanan okula yönelik olumsuz duygular oluşturucu etmenler aşılmaya çalışılmalıdır.
Okula yönelik olumsuz duygulara kaynaklık eden ikinci önemli etmen ise, eğitim kurumu kaynaklıdır. Okulun idari yapısı, öğretmenlerin ders içi ve ders dışı tutumları, derslerin işleniş biçim ve araç-gereç zenginliği de okula yönelik olumsuz duygular oluşturacak yapıda olabilir. Yine de okulun fiziki özelliklerinden çok okulda uygulanan eğitim sisteminin daha baskın olduğunu gösteren araştırmaların sayısı oldukça fazladır. “Her öğrencinin aynı şekilde eğitim görmesini gerektiren bir program, öğrencinin bireysel özelliklerini dikkate alamaz. Ülkemizde uygulanmakta olan öğretim’ ortak öğretim sistemine’ göre hazırlanmış, bir başka deyişle orta düzeydeki öğrencinin kapasitesi ölçüt alınarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Dolayısı ile dersler bazı öğrencilere güç, bazı öğrencilere kolay gelmektedir. Bunun sonucu olarak da bir bölümü hayal kırıklığına uğrarken bir bölümü de tembelliğe alışmaktadır (Yavuzer, 1993)”
“Uzmanlar, ilgi ve yeteneği doğrultusunda öğretim gören çocukların, eğitim alanında başarılı ve kişisel uyumlarının da yerinde olduğu görüşündedirler. Hatta onların görüşleri formal öğretim çalışmaları dışında, özel ilgi ve yeteneklerini doyuma ulaştıran informal uğraşlar bulan çocukların öğretim yaşantılarında daha başarılı ve uyumlu oldukları yönündedir (Silah, 1992).
Ülkemizde tek merkezli yönetim ve bu sisteme uygun kitleler yetiştirme politikaları nedeniyle daha uzun zaman bu sorun çözüleceğe benzemiyor kanaatindeyiz. Vatandaşına neredeyse paranoyak bir içgüdü ile saldıran anlayışın kendi varlığının devamı için gerekli gördüğü vatandaşına yaklaşımı eğitim alanında ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. Eğitim müfredatları çoğu kez en ilgili öğrenciyi dahi eğitimsiz kalmaya gönüllü edecek derecede yüklü ve yaşamın alanlarında pratik bir ifade bulamasa bile yetiştirilmeye çalışılan ideolojik zihniyet için fazlası ile yanlıdır. Üstelik kullanılan yöntemin tartışma ve paylaşımdan ziyade ‘bu böyledir’ şeklindeki dayatması da ayrı bir sorun olarak ele alınmalıdır.
Silah, eğitim ve okul kaynaklı sorunların öğrencide olumsuz duygulara kaynak oluş oranını %51.3 olarak vermektedir ve doğal olarak bu rakam cidden oldukça yüksektir. Bu sorunları Silah şu şekilde tasnif etmiştir:
• Öğretmenlerin ve yöneticilerin öğrenciyi tanıyamaması
• Öğretim programlarının ağır oluşu
• Öğretimde deney ve uygulamaya yer verilmeyişi
• Derslerin ilgi çekici hale getirilmeyişi
• Sınıfların kalabalık ve gürültülü oluşu
• Okul ders araçlarının yetersiz oluşu
• Öğretmenlerin öğretim yöntemlerinin yetersiz oluşu
• Okulun ısı, temizlik ve sağlık koşullarının yeterli olmayışı
• Öğretmenlerin sayı ve nitelik yetersizliği
• Okulun cezalandırma yöntemlerinin çok katı oluşu
Okula yönelik olumsuz duygulara kaynaklık edebilecek bir diğer alan da öğrencinin kendisidir. Öğrencinin içinde bulunduğu dönem (ergenlik, okul değiştirme, hastalıklar, ilişkilerinin algılanış biçimi vs.), öğrencinin eğitime yaklaşımı, eğitim kurumunu nasıl algıladığı da okula yönelik olumsuz duygulara kaynaklık edebilecektir. Silah araştırmasında öğrenci kaynaklı sorunların oranını %11.9 olarak vermektedir. Silah öğrenci kaynaklı sorunları şu şekilde tasnif etmiştir:
• Gelecek için kararsızlık ve psikolojik danışma ihtiyacı içinde olma
• Yüksek öğretim yapamama korkusu
• Sınıfta kalma korkusu
• Öğrencinin kendine güven duymayışı
• Yeni durumlara uyun güçlüğü
• Yeterince zeki ya da yetenekli olmayış
• Heyecansal kişilik yapısında oluş
• Çok çekingen bir kişilik yapısında olma
• Sıkıntı ve bunalım içinde oluş
• Aşırı alıngan bir kişilik yapısına sahip olma
• Sağlık koşullarına uygun iyi beslenememe
• Önemli sağlık sorunlarının oluşu
• Çok sinirli ve kendini kontrol gücünden yoksun oluş
• Özürlü yada çirkin oluş
• Diğer duygusal kompleks ve saplantılar
Sonuç olarak; okula yönelik olumsuz duygular tüm öğrencilerde zaman zaman görülebilen ve çeşitli nedenleri olan bir olgudur. Bu olgu ile karşılaşan anne-baba, eğitmen ve idarecilerin duygusallığa kapılmadan mantıklı çözümler aramaları gerekmektedir. Hiç kuşku yok ki, çözüm aşaması ne anne-babaların, ne eğitmenlerin ne de idarecilerin tek başına aşabilecekleri bir basamak değildir. Rehberlik servisleri aracılığı ile sağlanacak entegrasyon diğer sorun alanlarının çözümünde gerekli olduğu gibi bu alanda da şarttır.
“Bu yönde okulların önemli eksikleri vardır. Okullarımızda öğrenciyi tanımayı, problemlerine tanı koyarak çözümleyip ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yöneltmeyi amaçlayan eğitsel çalışmalara ve psikolojik yardım hizmetlerine işlerlik kazandırılmalıdır (Silah, 1992).
Bu hedeflere varabilmek için de okullarda eğitim hizmetlerinin niteliklerinin arttırılması, en önemlisi çağdaş ve bilimsel eğitim metotlarının okula girişi ve öğretmen ve idarecilerden başlanarak tüm eğitim elemanlarının zihniyetlerini yenilemeleri gerekecektir. Ancak böylelikle eğitilmeleri gibi zor bir işi başarmalarını beklediğimiz öğrencilerdeki gerginlik ve okula yönelik olumsuz duyguları anlayabilir ve çözüm yolunda kalıcı adımlar atabiliriz.

Hazırlayan: Mahmut Şefik

KAYNAKLAR
• YAVUZER, Haluk. Çocuk Psikolojisi, 1993, İstanbul
• KEPÇEOĞLU, Muharrem. Psikolojik Danışma ve Rehberlik, 1986, İstanbul
• TAŞDEMİR, Mehmet. Birleştirilmiş Sınıflarda Eğitim, 1997, Kırşehir
• YILMAZ, Mustafa. Eğitim ve Bilim, 1989, Ankara
• YÖRÜKOĞLU, Atalay. Gençliğin Eğitimi, 1986, Ankara
• YÖRÜKOĞLU, Atalay. Gençlik Çağı, 1986, Ankara
• ÖZGÜNEL, Sevgi. İlkokulun İlk Günlerinde Çocuk, Yaşadıkça Eğitim, Sayı 24
• SİLAH, Mehmet. Diyarbakır İl Merkezi Orta Öğretim Okullarında Eğitim sorunlarının, Öğrenci Başarısı, Zihinsel Yetenek ve Kişisel Uyuma Yansıyan sonuçları, Yaşadıkça Eğitim, Sayı: 24
• OKTAY, Ayla. Okul Ortamı ve Veli Öğretmen İlişkisinin Okul Başarısına Etkisi, Yaşadıkça Eğitim, Sayı: 30
• TUZCUOĞLU, Necla. İlköğretimde Rehberlik, Yaşadıkça Eğitim, Sayı:30
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
CevaplaCevapla


Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 2 (0 üye ve 2 misafir)
 

Yayınlama Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap gönderemezsiniz
Eklenti ekleyemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

Kodlama is Açık
Smilies are Açık
[IMG] code is Açık
HTML code is Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Psikolojik Tepkime GooD aNd EvıL Felsefe-Psikoloji 0 04-26-2009 01:37 PM
psikolojik bir test WrAtBoY Eskiler (Arşiv) 8 09-06-2008 11:16 PM
Psikolojik Sorunlar.. jockeя Eskiler (Arşiv) 35 02-14-2008 07:21 PM
atsız üstad'tan makaleler Tathar Elanessé Eskiler (Arşiv) 5 03-20-2006 07:39 PM
Psikolojik Terimler Misyoner Eskiler (Arşiv) 1 10-04-2005 03:09 AM

Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:46 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.