![]() |
|
|
#25 |
|
Forum Kalfası
![]() Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26 Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3052
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
2. Yaşlılık Kuramları
Tıbbın bütün alanlarında yüzyılımızda ortaya çıkan ilerlemelere karşın maksimum insan ömrünün daha fazla artmadığı bilinmektedir. Genel olarak insanın yaşam uzunluğu organizmanın yaşına bağlı etkenlerle belirlenmektedir. Ancak, bu ilişkinin doğası yani biyolojik yaşlanmanın nedenleri henüz açıklanabilmiş değildir. Aşağıda, biyolojik yaşlanma konusundaki çeşitli görüşler aktarılmaktadır. Biyologlar tarafından belirlenen çok çeşitli yaşlanma türleri vardır. Bakteriler yeterli gıda ve fiziksel ortam buldukları sürece yaşayabilirler. Ağaçlar köklerindeki suyu yukarıya çekemez ve güneş ışığını kullanamaz duruma gelinceye kadar yaşarlar. Vahşi hayvanlar genellikle yaşlanmadan çetin doğa koşulları altında ölürler. Çeşitli memeliler de üreme işlevlerini bitirdikten sonra yaşamdan çekilirler. Filler üretkenliklerini yitirdikten sonra yavrularını yetiştirmek için yaşayabilen nadir memelilerdendir. İnsan ırkı da üreme yeteneğini yitirdikten sonra yaşamayı sürdürür. (Bir kadın menopozdan sonra 20 yıl, son çocuğunun doğumundan sonra 35-40 yıl yaşayabilir.) Gerontoloji, yaşlanmanın, ırkların var olmasına ilişkin evrimsel bir süreç sonucu mu, yıpranmanın birikmiş etkisi sonucu mu, yoksa doğal fizyolojik değişim süreci sonucu mu ortaya çıktığını saptayamamıştır. Yaşlanma genel olarak organizmanın çevreye uyumunda gitgide artan bir yetersizlikle ortaya çıkar. Belirli ırkların yaşam uzunluklarında kalıtsal özelliklerin rol oynadığı açıktır. Türlerin yaşam süresi, genetik ve kalıtsal özelliklerinin yüzyıllar boyunca evrimiyle ortaya çıkmıştır. Ancak üretimden sonra yaşamanın ne tür bir evrimsel katkısı olduğu tartışmalıdır. Weisman, insanın üretkenlikten sonra yaşamasının insan türünün yaşam değerini "toplumsal" olarak arttırdığını ileri sürmüştür. Şu halde yaşlanma süreci çocukların yaşamını iyileştirmek için ortaya çıkmış olabilir. Çünkü yaşlılar birtakım güçlükleri aşmayı bilirler, örneğin kıtlık yıllarında yiyecek ve suyun nerede bulunduğunu anımsayabilirler. Öte yandan, yaşlılığın evrim sonucu olmadığını, genetik programın sona ermesinden kaynaklandığını ileri sürenler de vardır. İnsanın düşünme yeteneği onun daha uzun yaşamasını sağlamış olabilir, yaşlanma bir bakıma "programın tükenmesi" anlamına gelebilir. Böylece insanın ileri yaşları, bir görev için uzaya gönderilen roketin görevini bitirdikten sonra yörüngede kalmayı sürdürmesine benzetilebilir. Bir başka evrimsel yaşlanma modeline göre, insanın yaşlanması, daha önce birincil önem taşıyan uyum özelliklerinin ileri yıllarda olumsuz özelliklere dönüşmesidir. Örneğin, insanın sinir sistemi hücrelerinin yenilenmemesi, bellek ve öğrenme yeteneklerini arttırması açısından türün sürmesi için çok uygundur, ama yaşamın sonsuza dek işlemesini de engeller. Böylece insanın uzun yaşamasının ve sonuç olarak yaşlanmasının, türünün varoluşu için gerekli olduğundan mı ortaya çıktığı (doğrudan evrimin sonucu olarak), yoksa evrimleşmiş bir tür olarak çevresiyle başaçıkmada ve yaşamını uzatmadaki başarısına mı bağlı olduğu (gelişmiş zihin yapılarının sonucu olarak) henüz belli değildir. Kalıtsal özellikler özel çevre koşullarında en üst düzeyde gerçekleşebilecek gizilgüçlerdir. Kaza, hastalık, açlık gibi olaylar insanın genetik özelliği ne olursa olsun yaşamına son verebilir. Jones, kır yaşamı ve evlilik gibi etkenlerin yaşamı 5 yıl uzatığını, şişmanlığın ise 4-15 yıl kısalttığını belirtmektedir. Ayrıca, çocukluk yıllarının ve bulaşıcı hastalıkların denetime alınması ortalama yaşam süresini 15 yıl uzatmıştır. Dış etkenler arasında radyasyon da yaşlılığın olası nedeni olarak ilgi çekmiştir. Hemen herkes günde bir miktar kozmik radyasyona maruz kalmaktadır. Yüksek miktarda radyasyon hücre çekirdeğini tahrip ettiği gibi, daha alt düzeylerdeki radyasyonun da yaşam süresini kısalttığı belirlenmiştir. Radyasyon ile yaşam süresinin azalması arasındaki ilişki birçok araştırmada ortaya konmuştur. Radyasyona maruz kalanlar daha fazla kromozom yitimine uğramaktadırlar, böylece yaşlanmanın hızlanması söz konusu olmaktadır. Ancak, hücrenin kendi kendini onarması gerçeği bu ilişkinin kesinliğini azaltmaktadır. Hem kalıtsal, hemde dış etkenler (hastalık, radyasyon, virüs vb.) yaşam uzunluğuyla ilgili bulunmakta, ancak yine de bu etkenler yaşlanma olgusunu açıklayamamaktadır. Böylece fizyolojik yaşlanma kuramlarına gerek duyulmaktadır. Yaşlanmanın biyolojik sürecini açıklayan pek çok kuram vardır, fakat hiçbiri tümüyle kabul edilmiş değildir. Bu yaşlanma kuramları birincil yaşlanma süreçlerini tanımlayan kuramlardır. Birincil yaşlanma, bir türün bütün üyelerinde ortaya çıkan aşamalı, kaçınılmaz, yaşa bağlı değişimleri içerir. Kuşkusuz bu tür yaşlanma tamamen normaldir. Birincil yaşlanmanın nedenleri konusunda çeşitli kuramlar vardır; bunlardan ilk üçü genetik denetimle ilgilidir. a) Genetik programlama. Bu kurama göre düzenleyici genler gelişim sırasında harekete geçerler ve dururlar. Orta yaşlara yaklaşırken ya gençlik genleri durur ya da yaşlanma genleri harekete geçer. Şu halde bedenin bozulması ve ölümü genlerin önceden programlanmış olmasıyla düzenlenmektedir; başka bir deyişle, genler elden çıkarılabilecek bedenler üretmektedirler. b) Zaman ayarlama. Bu kurama göre yaşlanma çeşitli organların derece derece bozulması olarak görülebilir. Hipotalamusun içindeki biyolojik saat pitüiter bezine gönderdiği sinyalleri azaltmaya başladığında bedenin hormon dengesi bozulmakta ve yaşlanma başlamaktadır. c) Bağışıklık mekanizması. Bu kurama göre yaşlanma bağışıklık sisteminin olanaklarının azalmasıyla başlar. Yaşlanmayla birlikte bedenin doğal savunmaları normal hücrelere yönelmektedir; yani bağışıklık sistemi artık yabancı maddeleri ve anormal hücreleri tanımakta güçlük çekerek bedene saldırmaya başlamaktadır. Diğer yaşlanma kuramları ise insan bedeninde, özellikle hücrelerde biriken yıkımla ilgilidir; burada temel görüş biyolojik sistemin aşınmasıdır. d) DNA'nın onarımı. Bu kuram bedenin DNA'yı onarma yeteneğinin, metabolizma sırasında ya da kirlenme ve radyasyonla temas sonucunda ortaya çıkan yıkımla başedemediğini varsaymaktadır. Böylece yaşlanma DNA'nın biriktirdiği yıkımların depolanması olarak ortaya çıkıyor demektir. e) Kopye yanlışlarının birikmesi. Bu kuram biyolojik yıkımın hücredeki protein sentezi sırasında yapılan yanlışların sonucu olduğunu varsaymaktadır. Genetik mesajın tekrar tekrar kopyelenmesi sırasında yanlışlar yıkıma yol açacak oranlarda birikmekte ve sonuçta hücreler normal olarak işleyememektedir. f) Metabolik artıklar. Organizmalar yaşlanırlar, çünkü hücreleri metabolizmanın artık ürünleriyle yavaş yavaş zehirlenir ya da işlevleri bozulur. Metabolizma sırasında değişimler beden hücrelerindeki protein moleküllerinin doğasını sürekli olarak değiştirirler. Kalıcı bağlar oluşturan moleküller gitgide katılaşırlar, dolayısıyla uygun işlev yapamaz olurlar ve onarılamazlar (Hoffman ve ark., 1994). Perlmutter ve Hall'a (1992) göre, yaşlanma sürecini incelerken birincil, ikincil ve üçüncül yaşlanma arasında ayırım yapmak önemlidir. Birincil yaşlanma, yukarıda da belirtildiği gibi, herkeste ortaya çıkan, evrensel, kaçınılmaz yaşlanmadır ve genetik programın sonucu olabilir. Birincil yaşlanma (ya da "normal yaşlanma"), izleri yıllarca ortaya çıkmasa bile yaşamda erkenden başlar. Bazı belirtileri görünürdedir (saçların ağarması, hareketlerin yavaşlaması, görmenin zayıflaması gibi); görünür olmayan belirtiler bedenin uyum sağlama yeteneğini azaltan özelliklerdir (ısıya tepkinin değişmesi gibi). Hücre içinde DNA'nın onarım yetisi derece derece azalır. Yaşlanma bedenin bütün düzeylerinde (yani hücreden organa, organdan sisteme) sürer. Bütün beden sistemleri yaşlanır, ama bütün organlar ya da sistemler aynı oranda yaşlanmaz. İkincil yaşlanma insanların çoğunda ortaya çıkar, ama evrensel ya da kaçınılmaz değildir. Bu tür yaşlanma, hastalığı, kullanımı bırakmayı ya da kötü kullanımı içeren yaşamboyu bir sürecin sonucudur. İkincil yaşlanmaya bağlı değişimler yaşla ilişkili olduğu için çoğu zaman birincil yaşlanmayla karıştırılırlar. Söz gelimi, ciltteki buruşukluklar geçmişte birincil yaşlanmanın belirtisi sayılırken, günümüzde (güneş ışınlarından gelen radyasyonun birikmesi ile) ikincil yaşlanmanın sonucu olarak değerlendirilmektedir. Birçok hastalık yaşlanmanın sonucu değildir; normal yaşlanma bile hastalığa yol açmadığı halde yaşlanan bedenin azalan direnci yaşlıları hastalığa daha yatkın yapmaktadır. Hastalık yaşla gitgide daha bağlantılı hale geldiği için genellikle yaşla ilişkili sayılan değişimlere katkıda bulunmaktadır. Kullanımı bırakma da bütün beden sistemlerinde ikincil yaşlanmaya neden olabilir. Örneğin, egzersiz yokluğu kaslarda zayıflamaya (atrofi) ve mafsallarda sertleşmeye yol açabilir. Birçok yaşlı insan sırf artık yeteneği olmadığına ya da kendisine iyi gelmeyeceğine inandığı için egzersizi bırakmaktadır. Gerçekte ise bedenlerini kullanmadıkları için ikincil yaşlanmanın etkilerini çabuklaştırmaktadırlar. İkincil yaşlanmanın bir başka nedeni olan kötü kullanımın en açık örnekleri sigara, alkol, aşırı şişmanlık ve kötü beslenmedir. Kötü kullanımın bu derece açık olmayan biçimleri de vardır. Örneğin, belirli bir derece işitme yitimi birincil yaşlanmayla birlikte görülür; ama çalışırken ya da müzik dinlerkenki yüksek sesler de işitmeyi sınırlayabilir. Birincil yaşlanmanın etkileri konusunda bugünkü koşullarda hiçbir şey yapılamamaktadır; ama ikincil yaşlanmanın etkileri geciktirilebilir, yavaşlatılabilir, hatta durdurulabilir. Üçüncül yaşlanma yaşamın sonunu haber veren hızlı, sonul bozulmadır. Sağlıkta, toplumsal yaşamda, bilişsel işleyişte yaygın değişimlerle kendini belli eder; bu değişimler normal yaşlanmadaki değişimlerden hem nicelik hem nitelik açısından farklıdır. Yaşamın büyük bölümü artık uykuda geçmektedir, ölümün gelmesi yakındır (Perlmutter ve Hall, 1992). Timiras yaşlanmayı, "kaza, hastalık ve diğer çevresel baskıların kaçınılmaz bir biçimde artmasına neden olan fizyolojik yeterlilik azalması" olarak tanımlamaktadır. Zamanın geçmesi ile ölme olasılığı da böylece artmakta (Gompertz'in 1825'de ortaya koyduğu matematiksel olasılık eğrisi) ve bireyin doğal nedenlerle ölmesi önemli yaşamsal süreçlerin gerilediğini ve sonucun ölüm olduğunu ortaya koymaktadır. Henüz yaşlanmanın belirli bir nedene bağlı olarak açıklanması olanaklı görünmemektedir. Birden fazla gizil neden bir arada yaşlanmaya neden oluyor ya da sadece fizyolojik noksanların birikmesi yaşlanmayı yaratıyor olabilir. Dolayısıyla, teknoloji yaşlanmanın nedenini bulamadan yaşam süresini uzatacağa benzemektedir. Aşınma kuramı sağduyuya en yakın kuram gibi görünmektedir. Buna göre, organizma tıpkı makinada olduğu gibi eskimektedir. Ancak, yaşam süresini yalnız çok çalışmanın ya da stresin kısalttığına ilişkin kesin bulgular yoktur. Organların zamanla aşınması "organ nakli"ni ortaya çıkarmıştır, ama eskiyen organları yenileyerek yaşam süresini uzatmak olanaklı değildir, çünkü karmaşık homeostatik mekanizmanın gerilemesini ve hücre yaşlanmasını önlemek olanaksız görünmektedir. Bedende yaşamsal fizyolojik dengeyi sağlayan homeostatik mekanizmalar yaşlanmada da rol oynamaktadır. Bu görüşe göre yaşlanma, homeostatik kusurların artışı sonucu ortaya çıkmaktadır. Dinlenme durumunda mekanizmaların kendilerini düzenlemelerinde yaşlılarla gençler arasında fark yoktur; ama, stres sonrasında normal dengeye dönmenin yaşlı deneklerde daha yavaş olduğu ortaya konmuştur. Böbreklerin dengeyi yeniden bulması, beden ısısının normale dönmesi, kandaki şeker oranının dengelenmesi yaşlılarda daha zor olmaktadır. Yaşlı organizmanın kendi kendisini düzenleyen geribildirimi (feedback) azalmakta, gerekli dengeyi koruyamayınca da organizma ölmektedir. Homeostatik mekanizmada gençlerin kolayca dayanabildiği baskılar yaşlıların yaşamını tehdit edebilmektedir. Bu baskılar fiziksel olabildiği gibi, fiziksel ve toplumsal çevrede değişimler biçiminde de olabilir. Yaşlılıkta ortaya çıkan duygusal baskılar da yaşlıyı tehdit edebilir. Strese fizyolojik tepkinin azalan yeterliliği kuramı en geniş yaşlanma kuramıdır, çünkü yaşlanmanın fizyolojik, toplumsal ve psikolojik yönlerini bir arada açıklayabilmektedir. Yaşlanmayı metabolik artıkların birikmesiyle açıklayan kuram ise, bu artıkların yaşlılık nedeni olmaktan çok belirtisi olduğu biçiminde eleştirilmektedir. Ancak, biriken artık maddelerin yaşla ortaya çıkan değişimlerde önemli bir rol oynadığı da açıktır. Öz-bağışıklık kuramı, damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, romatizma, kanser gibi sorunları açıklamada yararlı olmaktadır. Hücresel yaşlanma kuramı ise bedendeki hücre oluşumundan çok tükenmesine dayandığı için yanılmaktadır. Bazı hücrelerin çok ender olarak yenilendiği ya da hiç yenilenmediği doğrudur, ama hücrelerin büyük bir bölümü üremeyi sürdürür ve kuramsal olarak sonsuza dek yaşar. Ancak bu üreme yaşla kusurlu olabilmekte ya da mutasyona uğrayabilmektedir. Hayflick ise, hücrelerin sonsuz üreme gizilgüçlerinin aslında yaşlanma mekanizması olabileceğini ileri sürmektedir; hücreler çoğaldıkça bozulma olasılıkları da artmaktadır. Bu kuramların hepsi insanın doğal bir yaşam uzunluğuna sahip olduğu sayıltısına dayanmaktadır. Araştırmacılar insan ömrünün en fazla 110 yıl dolaylarında olduğunu kestirmektedirler. Kuşkusuz yaşlanma derecesinde bireysel farklılıklar vardır, ama yaşlanmanın tipik değişimleri herkeste ortaya çıkar. Bu değişimler bir sonraki bölümde incelenmektedir.
__________________
M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır... Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!! |
|
|
|
| Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Uyku ve Yaşlılık | BeatLes | Revir | 0 | 04-05-2010 01:05 AM |
| Ölüm | GooD aNd EvıL | Eskiler (Arşiv) | 0 | 10-07-2007 07:40 AM |
| 'Yaşlılık aylığı yükseltilmeli' / 1 ekim | M@D_VIPer | Eskiler (Arşiv) | 0 | 10-01-2006 03:30 PM |
| 'Yaşlılık aylığı yükseltilmeli' / 1 ekim | M@D_VIPer | Eskiler (Arşiv) | 0 | 10-01-2006 03:24 PM |
| Romatizma yaşlılık hastalığı değil | Karizmatix | Eskiler (Arşiv) | 1 | 03-19-2006 03:20 AM |