www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee  

Geri Git   www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee > Forum > Eskiler (Arşiv)

Eskiler (Arşiv) Eski konular

 
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Old 12-10-2006, 01:35 AM   #11
GeCeLeR
Guest
 
Mesajlar: n/a
Üye No:
Cinsiyet :
Varsayılan

BÖLÜM 4 - Flourish ve Blotts'ta

Kovuk'ta hayat, Privet Drive'dakinden olabildiğince farklıydı. Dursley'ler her şeyin temiz, tertipli olmasını isterdi; Weasley'lerin evi ise ağzına kadar tuhaf ve beklenmedik şeylerle doluydu. Harry mutfak şöminesinin üstündeki aynaya ilk kez bakıp da ayna ona, "Gömleğini içine sok, pasaklı!" diye bağırdığında şok geçirdi. Tavan arasındaki gulyabani, etrafı fazla sessiz bulunca uluyor ve boruları düşürüyordu. Fred ve George'un yatak odasından gelen küçük patlamalar ise tamamen normal sayılıyordu. Ancak Harry'nin, Ron'ların evindeki hayata ilişkin olarak en sıradışı bulduğu şey konuşan ayna ya da şıngırdayan gulyabani değildi. Oradaki herkesin onu seviyor görünmesiydi.
Mrs Weasley çoraplarının durumu için yaygara kopardı durdu, her yemekte tabağını dördüncü kez doldurup onu yemeye zorladı. Mr Weasley yemekte Harry'nin yanına oturmasını seviyordu. Böylece onu Muggle hayatı hakkında sorularla bombardıman ediyor, elektrik prizleri ve posta servisi gibi şeylerin nasıl çalıştığım sorabiliyordu.
Harry bir telefon vasıtasıyla onunla konuşurken, "Büyüleyici!" derdi. "Muggle'ların sihirsiz idare etmek için buldukları yöntemler çok ustaca, gerçekten."
Harry, Kovuk'a geldikten yaklaşık bir hafta sonra güneşli bir sabah Hogwarts'tan haber aldı. O ve Ron kahvaltıya indiklerinde, Mr ve Mrs Weasley ile Ginny çoktan masaya oturmuşlardı. Ginny, Harry'yi gördüğü anda yulaf lapası kâsesine yanlışlıkla çarpıp büyük bir gümbürtüyle yere düşürdü. Ginny, Harry bir odaya her girişinde ona buna çarpmaya çok yatkın görünüyordu. Kâseyi almak için masanın altına daldı ve yüzü batan güneş renginde masanın altından çıktı. Harry bunu fark etmemiş gibi yaparak oturdu ve Mrs Weasley'nin ona verdiği kızarmış ekmeği aldı.
"Okuldan mektuplar," dedi Mr Weasley, Harry ve Ron'a sarımsı parşömenden, adresleri yeşil mürekkeple yazılmış, birbirinin eşi zarflar uzatarak. "Dumbledore burada olduğunu zaten biliyor, Harry o adamın da gözünden hiçbir şey kaçmaz. Size de var," dedi, pijamalarıyla ağır ağır içeri giren Fred ve George'a.
Hepsi mektuplarını okurken birkaç dakikalık bir sessizlik oldu. Harry'ninkinde, her zaman olduğu gibi l Eylül'de King's Cross İstasyonu'ndan kalkacak Hogwarts Ekspresi'ne binmesi isteniyordu. O yıl Harry'ye gerekecek yeni kitapların da listesi vardı.
İkinci yıl öğrencilerine şu kitaplar gerekli olacaktır:
Temel Büyüler Kitabî (Sınıf 2) (Miranda Goshawk) Ölüm Perisini Kovalamak (Gilderoy Lockhart) Gulyabanilerle Gezip Tozmak (Gilderoy Lockhart) Cadalozlarla Tatiller (Gilderoy Lockhart) ifritlerle Geziler (Gilderoy Lockhart) Vampirlerle Seyahatler (Gilderoy Lockhart) ********larla Yollarda (Gilderoy Lockhart) Yeti'yle Geçen Yıl (Gilderoy Lockhart)
Kendi Üstesini okumayı bitirmiş olan Fred, Harry' ninkine bir göz attı.
"Senden de Lockhart'in bütün kitaplarını alman istenmiş!" dedi. "Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinin yeni hocası onun hayranı olmalı - bahse girerim bir cadıdır."
Fred tam bu noktada annesiyle göz göze geldi ve derhal tabağındaki marmelatla ilgilenmeye başladı.
George da annesiyle babasına çabucak bir göz atarak, "Bunlar hiç de ucuza mal olmaz," dedi. "Lockhart'in kitapları sahiden de pahalıdır..."
"Eh, idare ederiz," dedi Mrs Weasley, ama dertlenmiş görünüyordu. "Ginny'ye almamız gerekenlerin çoğunu ikinci el alırız diye düşünüyorum."
Harry, "Ah," dedi Ginny'ye, "Bu yıl Hogwarts'a başlıyor musun?"
Kız başını salladı, alev rengi saçlarının diplerine kadar kızardı ve dirseğini tereyağı tabağına soktu. Neyse ki bunu Harry'den başka gören olmadı, çünkü o sırada Ron'un büyük ağabeyi Percy içeri girmişti. Giyinmişti bile, Hogwarts sınıf başkanı rozeti de örgü yeleğine iğnelenmişti.
"Herkese günaydın," dedi Percy çabucak. "Güzel bir gün."
Geriye kalan tek iskemleye oturdu, ama hani neredeyse o an yerinden sıçrayıp, altından tüyleri dökülmüş gri bir tüy fırça çıkardı - en azından Harry böyle sanmıştı, ta ki onun nefes aldığını görene kadar.
"Errol!" dedi Ron, gevşemiş baykuşu Percy'den alıp kanadının altından bir mektup çıkartarak. "Nihayet - Hermione'nin cevabını getirmiş. Ona yazıp seni Dursley'lerden kurtarmaya çalışacağımızı söylemiştim."
Errol'ı arka kapının hemen içindeki bir tüneğe taşıdı ve üzerinde durdurmaya çalıştı, ama hayvan hemencecik tünekten düştü. Ron da, "İçler acısı," diye mırıldanarak, onu bulaşıkların suyu süzülsün diye koydukları tezgâha yerleştirdi. Sonra da Hermione'nin mektubunu açtı ve yüksek sesle okudu:
Sevgili Ron ve Harry, eğer oradaysan, Umarım her şey yolunda gitmiştir ve Harry de iyidir ve umarım onu evden çıkarmak için yasadışı bir şey yapmamışsındır, Ron, çünkü bu da Harry'nin başını derde sokar. Sahiden kaygılandım, eğer Harry iyiyse lütfen bana hemen haber ver. Ama belki başka bir baykuş kullansan daha iyi olur, çünkü ikinci bir teslimatın bunun işini bitireceğini düşünüyorum.
Ders çalışmakla meşgulüm tabii -"Nasıl olabilir ki?" dedi Ron, dehşet içinde. "Tatildeyiz!"- ve önümüzdeki çarşamba yeni kitaplarımı almak için Londra'ya gidiyoruz. Niye Diagon Yolu'nda buluşmayalım?
Mümkün olan en kısa zamanda bana neler olduğunu bildir, sevgiler, Hermione.
Mrs Weasley, masayı temizlemeye başladı. "Eh, bu da pek güzel uyuyor, biz de gidip sizin öteberinizi o zaman alırız. Bugün ne yapacaksınız?"
Harry, Ron, Fred ve George tepeye tırmanıp Weasley'lerin sahibi oldukları küçük bir çimenliğe gitmeyi planlıyorlardı. Burası onları aşağıdaki köyün gözünden saklayacak ağaçlarla çevriliydi. Yani çok yükseğe uçmadıkça burada Quidditch antrenmanı yapabilirlerdi. Gerçek Quidditch topları kullanamazlardı, çünkü bir tanesi kaçıp da köyün üstünden uçarsa bunu açıklamak zor olurdu. Onun yerine birbirlerine yakalasınlar diye elmalar atıyorlardı. Şüphesiz en iyi süpürge olan, Harry'nin Nimbus İki Bin'ine sırayla bindiler. Ron'un eski Kuyruklu Yıldız'ı ise, oralarda uçan kelebekler tarafından bile geçiliyordu.
Beş dakika sonra, süpürgeler omuzlarında tepeyi tırmanıyorlardı. Percy'ye onlara katılmak ister mi diye sormuşlar, ama o çok işi olduğunu söylemişti. Harry şimdiye kadar Percy'yi sadece yemek saatlerinde görmüştü. Günün geri kalanını odasına kapanmış halde geçiriyordu.
Fred, kaşlarını çatarak, "Keşke ne işler çevirdiğini bilsem," dedi. "Her zamankinden farklı davranıyor. Sınav sonuçları senden bir gün önce geldi. On iki S.B.D. almış, gene de övünüp durdu sayılmaz."
George, Harry'nin yüzündeki şaşkın ifadeyi görünce, "Sıradan Büyücülük Düzeyi," diye açıkladı. "Bill'in de on iki tane vardı. Dikkat etmezsek ailede bir Öğrenciler Başkanı daha olacak. Bu utanca dayanabileceğimi sanmıyorum."
Bili, Weasley'lerin en büyük oğluydu. O ve bir küçüğü Charlie, artık Hogwarts'tan ayrılmışlardı. Harry ikisiyle de tanışmamıştı, ama Charlie'nin Romanya'da ejderhalar üzerine incelemeler yaptığını, Bill'in de Mısır'da büyücüler bankası Gringotts için çalıştığını biliyordu.
George, bir süre sonra, "Annemle babamın bu yıl bütün okul gereçlerimizin parasını nasıl karşılayacaklarını bilmiyorum," dedi. "Beş takım Lockhart kitabı! Ve Ginny'nin de bir cüppeye, bir asaya, her şeye ihtiyacı var..."
Harry hiçbir şey söylemedi. Kendini biraz tuhaf hissediyordu. Londra'da Gringotts'ta yeraltındaki bir mahzende annesiyle babasının ona bıraktığı küçük bir servet yatıyordu. Tabii bu para yalnızca büyücülük dünyası için geçerliydi. Galleon'lar, Sickle'lar ve Knut'ları, Muggle dükkânlarında kullanamazsınız. Gringotts'taki hesabından Dursley'lere hiç söz etmemişti. Sihire ilişkin her şeye karşı duydukları dehşetin koca bir altın yığınını da kapsamına alacağına inanmıyordu.
Mrs Weasley ertesi çarşamba sabahı hepsini erkenden uyandırdı. Adam başı yarım düzine pastırmalı sandviçi çarçabuk yedikten sonra paltolarını giydiler. Mrs Weasley de mutfağın şöminesinin üstündeki bir saksıyı kaldırıp içine baktı.
"Stoğumuz azalıyor, Arthur," diye içini çekti. "Bugün biraz daha almamız gerek... Eh peki, önce konuklar! Önden buyur, Harry'ciğim!"
Ve saksıyı ona ikram etti.
Harry onlara bakakaldı, hepsi gözünü ona dikmişti.
"Ne... ne yapmam gerekiyor?" diye kekeledi.
Ron birden, "Uçuç tozuyla hiç uçmamış," dedi. "Kusura bakma, Harry, unuttum."
"Hiç mi?" dedi Mr Weasley. "Ama geçen yıl okul gereçlerini almak için Diagon Yolu'na nasıl gittin?"
"Metroyla."
"Sahiden mi?" diye sordu Mr Weasley, hevesle. "Yürüten merdiven var mıydı? Tam olarak nasıl oluyor da..."
"Şimdi değil, Arthur," dedi Mrs Weasley. "Uçuç tozu çok daha çabuk, canım, ama hey Tanrım, daha önce hiç kullanmadıysan..."
Fred, "Bir şey olmaz, anne," dedi. "Harry, önce bizi gözle."
Saksıdan bir tutam ışıl ışıl parlayan toz aldı, ateşin önüne geldi ve tozu alevlere savurdu.
Ateş bir kükreyişle zümrüt yeşiline döndü, yükselerek Fred'in boyunu aştı. Fred dosdoğru ateşin içine girerek, "Diagon Yolu!" diye bağırdı ve yok oldu.
George da elini saksıya sokarken, Mrs Weasley Harry'ye, "Açık seçik konuşmalısın, canım," dedi. "Ve doğru ızgaraya çıkmaya da dikkat et..."
"Doğru ne?" dedi Harry endişeyle, ateş kükreyip George'u gözden uzaklaştırırken.
"Bir sürü büyücü ateşi var, ama açık seçik konuştuğun sürece..."
"Bir şey olmaz, Molly, merak etme," dedi Mr Weasley, kendisi de Uçuç tozu alarak.
"Ama canım, ya kaybolursa, teyzesiyle eniştesine durumu nasıl açıklarız?"
Harry, "Aldırmazlar," diye güvence verdi ona. "Bir bacanın içinde kaybolursam Dudley bunun harika bir espri olduğunu düşünür, üzülmeyin siz."
"Eh... peki... öyleyse sen Arthur'dan sonra git," dedi Mrs Weasley. "Şimdi, ateşe girince, nereye gittiğim söyle..."
"Ve dirseklerini vücuduna yapıştır” diye akıl verdi Ron.
Mrs Weasley, "Gözlerini de kapat," dedi. "Yoksa kurum..."
"Rahat dur," dedi Ron. "Yoksa yanlış şömineden çıkarsın..."
"Ama paniğe kapılıp erken de çıkma, Fred'le George'u görene kadar bekle."
Harry, bütün bunları aklında tutmaya çalışarak bir tutam Uçuç tozu aldı, ateşin yanına yürüdü. Derin bir nefes alarak tozu alevlere savurdu, bir adım attı. Ateş, ılık bir meltem gibiydi sanki. Ağzını açtı, açar açmaz da epeyce sıcak kül yuttu.
"Di... Dia... gon Yolu," dedi öksürerek.
Sanki dev bir tapa deliğinden aşağı çekiliyormuş gibi hissetti kendini. Çok hızlı dönüyor gibiydi... kulaklarında sağır edici bir gürleme vardı... gözlerini açık tutmaya çalıştı, ama yeşil alevlerin fırıl fırıl dönmesi midesini bulandırdı. Dirseğine sert bir şey çarpınca sıkıca yanına yapıştırdı, hâlâ topaç gibi dönüyordu... şimdi soğuk eller yüzünü tokatlar gibiydi... gözlüğünün arasından gözünü kısıp bakınca flu bir şömine seli gördü, arkalarındaki odalara da şöyle bir göz attı... pastırmalı sandviçler midesinde çalkalanıp duruyordu... Keşke dursa dileğiyle gene gözlerini yumdu ve sonra -soğuk bir taşa yüzüstü düştü, gözlüğünün sarsıldığını hissetti.
Başı dönerek, yara bere içinde, baştan aşağı kurumla kaplı, yavaşça ayağa kalktı. Kırık gözlüğünü gözüne tuttu. Yalnızdı ama nerede olduğu konusunda en ufak fikri yoktu. Bir tek, koca, loş bir büyücü dükkânını andıran bir yerin taş şöminesinde durduğunu anlamıştı, o kadar - ama buradakilerin hiçbiri Hogwarts okul listesinde yer alacak cinsten şeyler değildi.
Yakınındaki cam bir muhafazada bir yastık üzerinde kurumuş bir el, kan lekeli bir iskambil destesi ve ona dik dik bakan bir cam göz duruyordu. Kötülük saçan maskeler duvarlardan aşağı pis pis bakıyordu, tezgâh üzerinde çeşit çeşit insan kemiği vardı, tavandan ise paslı, sivri uçlu aletler sarkıyordu. Daha da beteri, Harry'nin tozlu dükkân vitrininden gördüğü karanlık, dar sokak da kesinlikle Diagon Yolu değildi.
Buradan ne kadar çabuk çıksa o kadar isabet olurdu. Şöminenin tabanına vurduğu burnu hâlâ sızlayan Harry çabucak ve sessizce kapıya yöneldi. Ama daha yolun yarısına gelmeden vitrinin öbür yanında iki kişi belirdi -- bir tanesi Harry'nin kaybolmuş, kuruma bulanmış ve kırık gözlük takmış haldeyken görmek isteyeceği son kişiydi: Draco Malfoy.
Harry hızla etrafı kolaçan etti, sol yanında kocaman siyah bir dolap gördü. Ok gibi içine dalıp kapıları çekti, dışarıyı gözleyecek küçük bir aralık bıraktı. Birkaç saniye sonra bir zil çaldı ve Malfoy dükkâna girdi.
Arkasından gelen adam, olsa olsa babasıydı. Aynı solgun, sivri yüze, oğlununkinin eşi soğuk kurşuni gözlere sahipti. Malfoy sergilenen şeylere tembel tembel bakarak lil'kâm geçti ve tezgâhtaki bir zili çaldı. Sonra da oğluna dönüp, "Hiçbir şeye elini sürme, Draco," dedi.
Cam göze elini uzatmış olan Malfoy, "Bana bir armağan alacağını sanıyordum," diye cevap verdi.
Babası parmaklarıyla tezgâh üzerinde trampet çalarak, "Sana bir yarış süpürgesi alacağımı söyledim," dedi.
"Bina takımında olmadıktan sonra ne anladım bundan?" Malfoy'ur. somurtkan ve huysuz bir hali vardı. "Harry Potter'a geçen yıl bir Nimbus İki Bin alındı. Gryffindor'da oynasın diye Dumbledore özel izin verdi.
O kadar iyi bile değil, sadece meşhur olduğu için... alnınada aptal bir yara izi okluğu için meşhur..."
Malfoy, kafatası dolu bir rafı incelemek için eğildi.
"... herkes onun pek akıllı olduğunu düşünüyor, yara izi ve süpürgesiyle harika Potter..."
Mr Malfoy oğluna susturmak isteyen bir bakış attı. "Bana bunu on kereden fazla söyledin. Seni uyarıyorum. Harry Potter'dan hoşlanmıyor görünmek hiç de... tedbirli bir davranış değil. Hele bizim cinsimizin çoğu ona Karanlık Lord'un yok olmasını sağlayan kahraman gözüyle bakarken - ah, Mr Borgin."
İki büklüm bir adam, yağlı saçlarını elleriyle arkaya yatırarak tezgâhın arkasından göründü.
"Mr Malfoy, sizi tekrar görmek ne zevk efendim," dedi Mr Borgin, saçları kadar yağlı bir sesle. "Çok memnun oldum - işte küçükbey de burda - ne kadar hoş. Size nasıl yardımcı olabilirim? Mutlaka göstermeliyim, daha bugün geldi, fiyatı da çok makul..."
"Bugün almıyorum, Mr Borgin, satıyorum," dedi Mr Malfoy.
"Satmak mı?" Mr Borgin'in yüzündeki gülümseme silinir gibi oldu.
"Bakanlığın arka arkaya baskın düzenlediğini duymuşsunuzdur mutlaka," dedi Mr Malfoy, iç cebinden bir parşömen rulosu çıkartıp Mr Borgin okusun diye açarak. "Benim evde, Bakanlık uğrarsa eğer... eee... beni rahatsız edebilecek birkaç parça şeyim var..."
Mr Borgin burnuna bir kelebek gözlük oturtup listeye baktı.
"Bakanlık sizi rahatsız etmeye cüret etmez ama, değil mi, efendim?"
Mr Malfoy'un dudağı kıvrıldı.
"Henüz kapımı çalan olmadı. Malfoy adı hâlâ belli bir saygı uyandırıyor. Ama Bakanlık da burnunu her şeye sokmaya başladı artık. Yeni bir Muggle Koruma Yasası'na ilişkin dedikodular dolaşıyor ortada - eminim ki bunun arkasında o pire ısırıklı, Muggle âşığı aptal Arthur Weasley vardır."
Harry sıcak bir öfke dalgasına kapıldı.
"Ve görüyorsunuz, bu zehirlerden bazıları insanda sanki..."
"Anlıyorum, efendim, elbette," dedi Mr Borgin. "Bir bakayım..."
"Bunu alabilir miyim?" diye araya girdi Draco, yastıktaki kurumuş eli gösteriyordu.
"Ah, Şanlı El," dedi Mr Borgin, Mr Malfoy'un listesini bırakıp Draco'nun yanına koşturarak. "İçine bir mum koyarsanız, sadece sahibine ışık verir! Hırsızlarla soyguncuların en iyi dostu' Oğlunuz zevk sahibi, beyefendi."
Mr Malfoy, soğuk soğuk, "Umarım oğlum hırsız ya da soyguncudan daha iyi bir şey olur, Borgin," dedi. Mr Borgin hemen düzeltti. "Estağfurullah, efendim, saygısızlık etmek istemedim..."
Mr Malfoy daha da soğuk bir edayla, "Ama okulda notlan yükselmezse," diye ekledi, "belki de elinden gelen tek şey bu olur."
Draco, "Benim kabahatim değil ki," diye cevabı yapıştırdı. "Öğretmenlerin hepsinin gözdesi var, o Hermione Granger..."
"Ailesi büyücü olmayan bir kızın her sınavda seni alt etmesinden utanırsın sanıyordum."
"Hah!" dedi Harry kendi kendine, Draco'nun hem utanmış, hem de kızgın görünmesine sevinmişti.
Mr Borgin yağlı sesiyle, "Her yerde aynı," dedi. "Büyücü kanı artık gittikçe değersizleşiyor..."
Mr Malfoy, "Benim için değil," dedi, uzun burun delikleri tir tir titriyordu.
Mr Borgin yerlere kadar eğilerek reverans yaptı. "Benim için de değil, efendim, benim için de değil."
"Madem öyle, belki de listeme dönebiliriz," diye lafı kısa kesti Mr Malfoy. "Hayli acelem var, Borgin, bugün başka yerde önemli işler beni bekliyor."
Çekişe çekişe pazarlık etmeye başladılar. Harry ise, Draco satılık eşyaları inceleyerek adım adım saklandığı yere yaklaşırken kaygıyla onu izledi. Draco uzun bir cellat ipi kangalını incelemek için durdu ve görkemli bir opal kolyeye iliştirilmiş kartı aptal aptal sırıtarak okudu: Dikkat: Dokunmayın. Lanetlidir - Bugüne Kadar Sahibi Olmuş On Dokuz Muggle'ın Canını Aldı.
Draco döndü ve tam önündeki dolabı gördü. Adım attı... sapını tutmak için elini uzattı...
"Tamam," dedi Mr Malfoy tezgâhtan. "Gel, Draco!"
Draco geriye dönünce, Harry alnını koluna sildi.
"İyi günler, Mr Borgin. Yarın malları almaya gelmeniz için sizi malikâneye bekliyorum."
Kapı kapanır kapanmaz, Mr Borgin de yağlı tavırlarını bir yana bıraktı.
"Sana iyi günler, Mister Malfoy, eğer anlatılanlar doğruysa bana malikânende saklı olanların yarısını bile satmadın demektir..."
Mr Borgin. melun melun homurdanarak arka odaya gidip gözden kayboldu. Harry belki gelir diye bir dakika bekledi, sonra elinden geldiği kadar sessizce dolaptan dışarı kaydı, cam muhafazaların yanından geçti ve dükkân kapısından dışarı çıktı.
Kırık gözlüğünü yüzüne yapıştırarak etrafa bakındı. Tamamen Karanlık Sanatlar'a adanmış dükkânlardan oluşuyormuş gibi görünen kasvetli, dar bir sokağa çıkmıştı. Az önce çıktığı dükkân, Borgin ve Burkes, en büyükleri gibiydi. Ama karşıda kirli bir vitrinde kuruyup küçülmüş kafataslan sergileniyordu ve iki kapı aşağıda da içinde devasa kara örümceklerle capcanlı bir kafes vardı. Pejmürde görünüşlü iki büyücü bir kapı aralığının gölgesinden onu gözlüyor, mırıldanarak konuşuyorlardı. Kendini diken üstünde hisseden Harry, gözlüğünü düz tutmaya çalıştı ve umut etmeye neden olmadığı halde gene de buradan çıkmanın bir yolunu bulmayı umut etti.
Zehirli mumlar satan bir dükkânın üzerindeki eski, tahta sokak tabelası, ona Knockturn Yolu'nda olduğunu söylüyordu. Bunun bir faydası olmadı, çünkü Harry daha önce böyle bir yerin adını hiç duymamıştı. Weasley'lerin şöminesindeki ateşte, ağız dolusu külün gerisinden yeterince açık konuşamamış olmalıydı. Sakin kalmaya çalışarak ne yapabileceğini düşündü.
Tam o sırada kulağının dibinde bir ses, "Kaybolmadın ya, tatlım?" deyince de yerinde zıpladı.
Önünde yaşlı bir cadı duruyordu, korkunç bir şekilde insan tırnaklarına benzeyen bir tepsi taşıyordu. Ona pis pis gülerek, yosunlu dişlerini gösterdi. Harry geriye çekildi.
"İyiyim, teşekkürler," dedi. "Ben sadece..."
"HARRY! Burda n'aptığını sanıyorsun sen?"
Harry'nin yüreği hopladı. Cadının da kendisi hopladı. Bir dolu tırnak, ayaklarına doğru şelale gibi yağdı. Hogwarts bekçisi Hagrid muazzam cüssesiyle, dimdik kabarmış sakalının üstünde parıldayan böcek karası gözleriyle uzun adımlar atarak onlara doğru gelirken, cadı ona lanet okudu.
Rahatlayan Harry, "Hagrid!" dedi karga gibi bir sesle. "Kayboldum... Uçuç tozu.."
Hagrid, Harry'yi ensesinden yakaladı ve cadıdan uzaklaştırdı, elindeki tepsiyi de savurdu. Çalının çığlıkları, dolambaçlı sokak boyunca, parlak güneş ışığına erişene kadar onları izledi. Harry uzakta aşira, kar beyazı mermer bir bina gördü: Gringotts bankası. Hagrid onu dosdoğru Diagon Yolu'na götürmüştü.
"Üstün başın berbat” dedi boğuk bir sesle, Harry'nin kurumlarını öyle kuvvetle silkeledi ki, az daha onu bir eczanenin dışındaki ejderha gübren variline yapıştırıyordu. "Knockturn Yolu'nda sinsi sinsi dolaşmak, bilmiyorum tekinsiz bir yer, Harry - kimsenin seni orada görmesini istemezsin..."
Harry, "Bunun farkındayım," dedi, Hagrid tekrar üstünü süpürmeye kalkışınca da ona şaşırtmaca verip kurtuldu. "Dedim ya, kayboldum. Peki sen burada ne yapıyordun?"
"Et Yiyen Sümüklüböcek Kovucusu arıyordum," diye homurdandı Hagrid. "Okulun kıvırcık salatalarını mahvediyorlar. Tek başına değilsin ya?"
"Weasley'lerde kalıyordum, ayrı ayrı düştük," diye açıkladı Harry. "Gidip onları bulmam gerek..."
Birlikte sokaktan aşağı doğru yola koyuldular.
Harry yanı sıra koşar gibi yürürken (Hagrid'in o muazzam çizmelerinin her adımı için onun üç adım atması gerekiyordu) Hagrid, "N'oldu da bana cevap vermedin hiç?" diye sordu. Harry, Dobby'yi ve Dursley'lerin yaptıklarını açıkladı.
"Kahrolasıca Muggle'lar!"diye homurdandı Hagrid. "Bilseydim..."
"Harry! Harry! Burdayım!"
Harry kafasını kaldırınca Hermione Granger'ın Gringotts'a çıkan beyaz basamakların tepesinde durduğunu gördü. Gür kestane rengi saçları ardında uçuşarak onların yanına, aşağı koştu.
"Gözlüğüne de ne oldu? Merhaba, Hagrid... Ah, ikinizi yeniden görmek ne harika... Gringotts'a geliyor musun, Harry?"
"Weasley'leri bulur bulmaz, ı odi Harry.
"Fazla beklemeyeceksin," diye sırıttı Hagrid.
Harry ve Hermione etraflarına baktılar. Ron, Fred, George, Percy ve Mr Weasley kalabalık sokaktan doğru son sürat geliyorlardı.
"Harry," dedi Mr Weasley soluk soluğa. "Sadece bir p-vn? öteye gitmiş olsan diye umut ediyorduk..." Kafasının pırıl pırıl parlayan saçsız bölümünü kuruladı. "Molly çok endişelendi - o da şimdi geliyor."

"Nereye çıktın?" diye sordu Ron.
Hagrid, haşin bir edayla, "Knockturn Yolu” dedi.
"Müthiş!" dedi Fred ve George, bir ağızdan.
Kon, hasetle, "Bizim oraya gitmemize asla izin ve-" dedi.
"Herhalde verilmez," diye homurdandı Hagrid.
Mrs Weasley dörtnala göründü, bir elinde deli gibi çantasını sallıyordu, Ginny ise öbür eline ancak tutunabilmişti.
"Ah, Harry - ah, canım - her yere gitmiş olabilirdin..."
Soluk almaya çalışarak çantasından koca bir elbise fırçacı çıkardı ve Hagrid'in temizleyemediği kurumlan süpürmeye koyuldu. Mr Weasley Harry'nin gözlüğünü aldı, anasıyla bir dokundu ve yepyeni halde geri verdi.
"Eh, artık gitmem gerek” dedi Hagrid, Mrs Weasley elini sıkarken
"Knockturn Yolu, ha! Eğer onu bulmuş olmasaydın, Hagrid!"
"Hogwarts'ta görüşürüz!" Sonn da, başı ve omuzlan tıbş tıkış sokağı dolduran he^tsın üstünde, oradan uzaklaştı.
Harry, Gringotts merdivenlerini tırmanırlarken Ron ve Hermione'ye, "Bilin bakalım Borgın ve Burke&'te kimi îr»rdüm?" dedi. "Malfoy ve babası."
Arkalarından gelen Mr Weasley, "Lucius Malfoy bir şey aldı mı7" diye sordu hemen.
"Hayır, satıyordu."
Mr Weasley, ürperten bir memnuniyetle, "Demek kaygılanmış," dedi. "Ah, Lucius Malfoy'u herhangi bir nedenle yakalamayı nasıl isterdim..."
Kapıda reverans yapan bir cincüce onları bankaya buyur ederken, Mrs Weasley, "Dikkat et, Arthur," dedi haşin haşin. "O aile insanın başına dert açar, beceremeyeceğin işin altına girme."
"Demek sen benim Lucius Malfoy'la başa çıkamayacağımı sanıyorsun?" Mr Weasley incinmişti, ama Hermione'nin annesiyle babasını görür görmez dikkati dağıldı. Büyük mermer holü boydan boya dolanan bankonun başında durmuş, Hermione'nin onları tanıştırmasını bekliyorlardı.
Mr Weasley sevinçle, "Ama siz Muggle'sınız!" dedi. "Beraber bir içki içmeliyiz! Neymiş bakalım bu? Ah, Muggle parası değiştiriyorsunuz. Molly, bak!" Heyecanla, Mr Grarnger'ın elindeki on sterlinlik banknota işaret etti.
Weasley'ler ve Harry, başka bir Gringotts cincücesi tarafından yeraltındaki mahzenlere götürülürken, Ron Hermione'ye, "Burada buluşuruz," dedi.
Mahzenlere, cincücelerin sürdüğü ve bankanın altındaki tüneller boyunca uzanan minyatür raylarda hızlı hızlı giden arabalarla ulaşılıyordu. Harry, Weasley'lerin mahzenine kadar olan kelle koltukta yolculuktan pek keyiflendi. Ama mahzen açılınca kendini Knockturn Yolu'nda olduğundan da kötü hissetti. İçerde küçücük bir gümüş Sickle yığını ve sadece bir altın Gaileon vardı. Mrs Weasley önce köşe bucakta kalan olmasın diye yokladı, sonra da hepsini çantasına süpürdü. Harry mahzenine vardığında kendini daha da kötü hissetti. Avuç dolusu madeni parayı çantasına doldururken içerdekileri gözden saklamaya çalıştı.
Dışarı mermer merdivenlere yeniden çıkınca ayrıldılar. Percy yeni bir tüy kaleme ihtiyacı olduğu konusunda belli belirsiz bir şeyler mırıldandı. Fred ve George, Hogwarts'tan arkadaşları Lee Jordan'ı görmüşlerdi. Mrs Weasley ve Ginny, elden düşme elbiseler satan dükkâna gidiyorlardı. Mr Weasley, Granger'lan bir içki için Leaky Cauldron'a götürmekte ısrar edip duruyordu.
Mrs Weasley, Ginny'le yola çıkarken, "Okul kitaplarınızı almak için hepimiz bir saat sonra Flourish ve Blotts'un önünde buluşuruz," dedi. İkizlerin arkasından da bağırdı: "Knockturn Yolu'na adım atmak yok, anlaşıldı mı?"
Harry, Ron ve Hermione dolambaçlı, parke taşı döşeli yolda yürümeye başladılar. Harry'nin cebindeki kesede neşeyle şangırdayan altın, gümüş ve bronzlar ille de harcanmak istiyordu. O da çilekli ve fıstıklı üç tane kocaman dondurma aldı, sevinçle yalaya yalaya dolaşmaya koyuldular, bir yandan da dükkânların baştan çıkarıcı vitrinlerine bakıyorlardı. Ron, "Kaliteli Quidditch Malzemeleri" dükkânının vitrinindeki bir tam takım Chudley Cannon giysisine özlemle gözlerini dikti. Derken Hermione onları mürekkep ve parşömen kâğıt almak üzere bitişiğe sürükledi. Gambol ve Japes Büyücülük Şakaları Mağazası'nda Fred, George ve Lee Jordan'la karşılaştılar; "Dr. Filibuster'ın Meşhur Islak Başlamalı, Isısız Maytaplarından stok yapmakla meşguldüler. Kırık asalar, titrek pirinç teraziler ve iksir lekeli eski cüppelerle dolu minicik bir elden düşme eşya dükkânında da Percy'yi buldular. Güç Sahibi Olan Sınıf Başkanları adlı küçük ve son derece sıkıcı bir kitabı derin derin okumaya dalmıştı.
Ron kitabın arka kapağından yüksek sesle okudu: "Hogwarts Sınıf Başkanları ve daha sonraki meslek hayatları üzerine bir çalışma. Büyüleyici, ha..."
"Git surdan," diye tersledi Percy.
Percy'yi kendi haline bırakıp giderlerken, Ron, Harry ile Hermione'ye alçak sesle, 'Tabii, çok hırslı," dedi. "Percy her şeyi önceden planlamış durumda... Sihir Bakanı olmak istiyor..."
Bir saat sonra Flourish ve Blotts'a gittiler. Anlaşılan kitapçıya tek giden onlar değildi. Dükkâna yaklaştıklarında şaşkınlık içinde kapının dışında büyük bir kalabalığın içeri girmek için itiştiğini gördüler. Bunun nedeni de, üst vitrine boydan boya asılmış bir pankartla ilan ediliyordu zaten.
GILDEROY LOCKHART
bugün 12.30 -16.30 arasında özyaşamöyküsü SİHİRLİ BEN'i imzalayacak
Hermione, "Onunla sahiden tanışabileceğiz demek!" diye çığlık attı. "Yani, listedeki kitapların neredeyse hepsini yazmış!"
Kalabalık daha çok Mrs Weasley'nin yaşına yakın cadılardan oluşmuşa benziyordu. Canından bezmişe benzeyen bir büyücü kapıda durmuş, "Sakin olalım, hanımlar..." diyordu. "Lütfen, itmeyin... kitaplara dikkat edin, lütfen..."
Harry, Ron ve Hermione itişe kakışa içeri girdiler. Büyük bir kuyruk, Gilderoy Lockhart'ın oturmuş, kitaplarını izlediği dükkânın arka bölümüne kadar uzanıyordu. Her biri Ölüm Perisini Kovalamaktan birer tane kapıp, sıraya, Weasley'lerin geri kalanının Mr ve Mrs Granger ile birlikte durduğu noktaya sokuldular.
"Ah, buradasınız, iyi," dedi Mrs Weasley. Soluk soluğa kalmış gibiydi, boyuna saçını düzeltiyordu. "Bir dakika sonra onu görebileceğiz..."
Gilderoy Lockhart yavaş yavaş göründü. Kendi yüzünün büyük resimleriyle çevrili bir masaya oturmuştu. Resimlerin hepsi göz kırpıyor ve göz kamaştıracak kadar beyaz dişlerini kalabalığa gösteriyorlardı. Gerçek Lockhart ise, gözlerinin rengine tamı tamına uyan unutmabeni mavisi giysilere bürünmüştü. Ucu sivri büyücü şapkası, dalgalı saçlarına şık bir açıyla oturtulmuştu.
Kısa boylu, öfkesi burnunda bir adam dans edercesine koşuşturup, her kör edici çakışıyla birlikte mor dumanlar çıkartan büyük siyah bir fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekiyordu.
Daha iyi bir görüntü için geriye çekilirken, Ron'a, "Çekil yolumdan," diye hırladı. "Bu resimler Gelecek Postası için."
Fotoğrafçının üzerine bastığı ayağını ovan Ron, "Aman, ne önemli," dedi.
Gilderoy Lockhart onu duydu. Başını kaldırıp baktı. Ron'u gördü - sonra da Harry'yi gördü. Bakakaldı. Derken ayağa fırladı ve resmen haykırdı: "Bu Harry Potter olamaz, değil mi?"
Kalabalık ikiye ayrılarak heyecanla fısıldaşmaya koyuldu. Lockhart ileri atlayıp Harry'nin kolundan yakaladı ve onu öne çekti. İnsanlar alkışlamaya başladılar. Lockhart, deliler gibi makinesinin düğmesine basıp Weasley'leri kalın bir dumana boğan fotoğrafçı çeksin diye onun elini sıkarken, Harry'nin yüzü alev alev yanıyordu.
"Şöyle güzel, büyük bir tebessüm, Harry," dedi Lockhart, kendi pırıl pırıl dişlerinin arasından. "Sen ve ben birlikte, birinci sayfayı hak ediyoruz."
Sonunda elini bıraktığında, Harry nerdeyse parmaklarını hissedemez hale gelmişti. Gene Weasley'lerin yanına sokulmaya çalıştı, ama Lockhart kolunu omzuna asmış ve onu yanına sıkıca kenetlemişti.
Susmaları için elini sallayarak, "Hanımlar, beyler," dedi yüksek sesle. "Ne kadar olağanüstü bir an bu! Bir süredir yapmaktan kaçındığım küçük bir duyuruyu nihayet yapmam için en uygun an!
"Genç Harry, Flourish ve Blotts'a bugün girdiğinde, sadece benim özyaşamöykümü almak istiyordu, ki ona hemen şimdi memnuniyetle, parasız bir tane vereceğim." kalabalık gene alkışladı, "- ve hiçbir fikri yoktu," diye devam etti Lockhart. Harry'yi biraz sarsaladı, oğlanın gözlüğü sarsılıp burnunun ucuna düştü. "Evet, çok geçmeden benim özyaşamöyküm Sihirli Ben'den çok, çok daha fazlasını elde edeceği konusunda hiçbir fikri yoktu. Aslında o ve okul arkadaşları gerçek 'sihirli ben'e sahip olacaklar. Evet, hanımlar, beyler, bu eylülde Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nda Karanlık Sanatlara Karşı Savunma hocalığı görevini üstleneceğimi size bildirmekle büyük zevk ve gurur duyuyorum."
Kalabalık bağırdı ve alkışladı, Harry'ye de Gilderoy Lockhart'ın bütün eserleri sunuldu. Ağırlıkları altında birazcık sendeleyerek, sahne ışıklarından kurtulup odanın kenarına varmayı başardı. Ginny orada yeni kazanının yanında duruyordu.
Harry ona, "Bunlar senin olsun," diye mırıldandı, kitapları kazana yuvarlayarak. "Ben kendiminkileri satın alırım..."
Harry'nın tanımakta hiç güçlük çekmediği bir ses, "Bahse girerim ki buna bayıldın, değil mi, Potter?" diye sordu. Doğruldu ve kendini, yüzünde her zamanki alaycı gülüşü tanıyan Draco Malfoy'la yüz yüze buldu.
"Meşhur Harry Potter," dedi Malfoy. "Birinci sayfaya geçmeden bir kitapçıya bile giremiyor."
Ginny, "Onu rahat bırak!" dedi. "Bütün bunları istemedi ki!" Harry'nın önünde ilk defa konuşmuştu. Malfoy'a ters ters baktı.
"Potter, bir kız arkadaşın olmuş!" dedi Malfoy ağzını yaya yaya. Ron ve Hermione, her ikisi de Lockhart kitapları yığınlarını sıkı sıkıya tutmuş halde boğuşa boğuşa yanlarına gelirken, Ginny kıpkırmızı kesildi.
"Sensin ha," dedi Ron. Malfoy'a sanki ayakkabısının tabanındaki nahoş bir şeymiş gibi bakıyordu. "Harry'yi burda gördüğüne şaşırdın, ha?"
"Seni bir kitapçıda gördüğüme şaşırdığım kadar değil, Weasley. Herhalde annenle baban bunların parasını ödemek için bir ay aç kalmıştır."
Ron, Ginny kadar kızardı. Kitapları kazana bırakıp Malfoy'a doğru hamle etti, ama Harry ile Hermione arkadan onun ceketini yakaladılar.
"Ron!" dedi Mr Weasley, Fred ve George'la birlikte kalabalıkla mücadele ederek gelmişti. "Ne yapıyorsun? Burası çıldırmış, hadi dışarı çıkalım."
"Bak hele sen - Arthur Weasley."
Mr Malfoy'du. Elini Draco'nun omzuna koymuş, tıpkı onun gibi alayla gülüyordu.
Mr Weasley başıyla soğuk bir selam vererek, "Lucius," dedi.
"Bakanlık'ta çok meşgulmüşsün diye duydum," dedi Mr Malfoy. "Bütün bu baskınlar... umarım sana fazla mesai ödüyorlardır?"
Ginny "nin kazanına uzanarak oradaki parıl parıl Lockhart kitaplarının arasından, Yeni Başlayanlar için Biçim Değiştirme Rehberi'nin çok eski, çok yıpranmış bir baskısını çıkardı.
"Besbelli ki ödemiyorlar. Yazıklar olsun, sana iyi para vermiyorlarsa, büyücü adına leke sürmenin ne yararı var?"
Mr Weasley, Ron ve Ginny'den daha da fazla kızardı.
"Büyücü adına neyin leke süreceği konusunda çok farklı fikirlerimiz var, Malfoy."
Mr Malfoy, soluk renkli gözleriyle, onları kaygıyla izleyen Mr ve Mrs Granger'ı süzerek, "Anlaşılıyor," dedi. "Kimlerle dolaşıyorsun, Weasley... oysa ben senin ailenin daha alçalamayacağını düşünüyordum…
Ginny'nin kazanı havada uçarken madeni bir gümbürtü duyuldu. Mr Weasley kendini Mr Malfoy'un üstüne atmış, onu bir kitap rafının üstüne, geriye savurmuştu. Onlarca ağır büyü kitabı, gümbür gümbür hepsinin başına indi. Fred ve George, "İşini bitir, baba!" diye bağırdılar. Mrs Weasley, avaz avaz, "Hayır, Arthur, hayır!" diye haykırıyordu. Kalabalık geriye doğru kaçıştı, sonuçta daha da fazla raf devirdiler. Mağaza görevlisi, "Beyler lütfen... Lütfen!" diye bağırdı. Sonra daha da yüksek sesle bağırdı: "Ayrılın, hadi, beyler, ayrılın..."
Hagrid bir kitap denizi arasından onlara doğru kararlı bir şekilde geliyordu. Bir anda Mr Weasley ile Mr Malfoy'u çekip ayırdı. Mr Weasley'nin dudağı kesilmişti, Mr Malfoy da gözüne bir Zehirli Mantarlar Ansiklopedisi yemişti. Ginny'nin eski biçim değiştirme kitabını hâlâ elinde tutuyordu. Gözleri kötülükle ışıldayarak kitabı kıza fırlattı.
"Al, kız - kitabını al - babanın sana verebileceğinin en iyisi bu..."
Kendini Hagrid'in kıskacından kurtararak Draco işaret etti ve dükkândan hızla çıkıp gitti.
Hagrid, giysilerini düzeltirken Mr Weasley'yi neredeyse havaya kaldırarak, "Ona aldırmamalıydın, Arthur," dedi. "Kokuşmuş onlar, bütün aile, herkes bilir bunu. Hiçbir Malfoy'un söylediğini dinlemeye değmez. Kötü kan, mesele bu. Hadi yürü çıkalım burdan."
Görevli sanki onlara, gitmesini engellemek istermiş gibi görünüyordu, ama boyu Hagrid'in beline bile gelmiyordu, o da bir şey yapmamanın kendisi için hayırlı olacağını düşündü herhalde. Aceleyle sokağa çıktılar, Granger'lar korkudan titriyordu, Mrs Weasley ise çileden çıkmıştı.
"Çocuklarına çok iyi örnek oluyorsun doğrusu, çok... halkın içinde kavga etmek... Gilderoy Lockhart ne düşünmüş olmalı kim bilir..."
"Memnun oldu," dedi Fred. "Biz çıkarken ne sorduğunu duymadın mı? Gelecek Postası'nda çalışan o adama, kavgayı da yazısının içine sokabilir mi diye soruyordu hepsi tanıtıma girermiş."
Ama Leaky Cauldron'da şömine başına geri döndüklerinde, hızı kesilmiş bir gruptular. Harry, Weasley'ler ve aldıkları her şey Kovuk'a, Uçuç tozu kullanarak gidecekti. Meyhaneden öbür yandaki Muggle sokağına gitmek için ayrılan Granger'larla vedalaştılar. Mr Weasley tam onlara otobüs duraklarının nasıl kullanıldığını sormaya başlamıştı ki, Mrs Weasley'nin yüzündeki bakışı görünce hemen sustu.
Harry, Uçuç tozu kullanmadan önce gözlüğünü çıkarıp sağ salim cebine koydu. Bu onun en sevdiği seyahat şekli değildi, orası kesindi
  Alıntı ile Cevapla
 


Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 

Yayınlama Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap gönderemezsiniz
Eklenti ekleyemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

Kodlama is Açık
Smilies are Açık
[IMG] code is Açık
HTML code is Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Simpsons Harry Potter spoof TiTaN Eskiler (Arşiv) 0 07-03-2007 09:04 PM
Harry Potter and the Sorcerer's Stone guzelcocuk Eskiler (Arşiv) 0 06-29-2007 03:45 PM
Harry Potter Serİsİ yuko_can Eskiler (Arşiv) 0 01-01-2007 07:17 PM
Harry Potter Harfler CaKaLBoT Eskiler (Arşiv) 1 08-14-2006 11:30 AM
harry potter goblet of fire coOLBoy Türkçe alt yazılar.. 1 08-10-2006 06:21 PM

Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 05:51 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.