![]() |
|
|
|
|
#1 |
|
Forum Kalfası
![]() Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26 Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3054
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
2. Bilişsel İşlevler
a) Zeka Zekanın değerlendirilmesi ve ölçülmesi en iyi koşullarda bile belirsiz ve kesin olmayan bir süreçtir. Bu güçlüğün bir bölümü zekanın tanımlanmasından kaynaklanmaktadır. Zeka, zeka testlerinde başarılı olmak mıdır? Zeka, insanlarla iyi ilişkiler kurmak, birçok arkadaşı olmak mıdır? Zeka, çok para kazanmak mıdır? Tanımı kimin yaptığına bağlı olarak zekanın aslında hiçbir anlamı olmadığı bile söylenebilir. Yaşlılıktaki bilişsel işlevler konusundaki araştırmalar birçok değişim yönü olduğunu göstermektedir. Gelişim psikolojisinde uzun yıllar boyunca zekanın yaşlılıkta azaldığı görüşü benimsenmiştir. Ancak bugün bu görüşün tümüyle doğru olmadığı ortaya çıkmaktadır. Özellikle boylamsal araştırmaların kesitsel araştırma bulgularını tam anlamıyla doğrulamadığı görülmektedir. Zihinsel işlevlerin yetişkinlikte azalmaya başladığı inancı kesitsel araştırmalardan kaynaklanmıştır. Boylamsal yöntemi kullanan Blum, Jarvik ve Clark gibi araştırmacılar ZB'nin ancak 65-85 yaşları arasındaki bireylerde değiştiğini saptadılar. Zeka testi puanlarında 55-73 yaşları arasında sadece küçük bir azalma olduğunu, daha fazla azalmanın ancak 73-85 yaşları arasında olduğunu buldular. Green gibi onlar da değişim derecesinin zeka testinin farklı bölümlerinde sabit olmadığını gördüler. Sözcük dağarcığı gibi bilgi testlerinde 85 yaşlarında bile azalma olmadığını, buna karşılık hız gerektiren testlerde azalmanın 65-73 yaşları arasında oldukça fazla olduğunu saptadılar. Geçmişte psikologların ileri yetişkinlikteki zeka konusunda olumsuz bir sörüş geliştirmelerine yol açan kesitsel araştırmalar bireyleri "farklı" yaşlarda testten geçiriyor ve sonuçları karşılaştırıyordu. Oysa boylamsal araştırmalar daha çok vaka öyküleri gibidir, "bazı" bireyleri yıllar boyunca yeniden testten geçirmektedir. Yaşlılara ilişkin kesitsel araştırmaların, zeka testlerindeki başarıda kuşak farklılıklarını dikkate almadıkları görülmektedir. Eğitim olanaklarının artması ve diğer toplumsal değişimler, birbirini izleyen kuşakların gitgide daha yüksek düzeyde başarı göstermesini sağlamaktadır. Dolayısıyla halkın ölçülen zekası (ZB) da yükselmektedir. 1963 yılında 50 yaşında olanlar 1956'da 50 yaşında olanlarla karşılaştırıldığında ölçümlerin yükseldiği görülmektedir. Fakat 1963'te 50 yaşında olanlar 1956'da 43 yaşında olduklarına göre, 1956'da yapılan bir kesitsel araştırma, onların 1956'da 50 yaşında olanlardan daha başarılı olduklarını yanlış bir biçimde telkin edebilecektir. Böylece zekanın yaşla azaldığı sonucuna yanlış olarak ulaşılacaktır. Sonuç olarak, kesitsel araştırmalar kuşak (bölük) farklılıklarını kronolojik yaş farklılıklarıyla karıştırıyorlar demektir. Öte yandan, boylamsal araştırmaların da zekanın yaşla azalmasını çok az değerlendirdiği ya da en aza indirdiği söylenebilir. Araştırmaların gözden geçirilmesi, zihinsel yeteneklerde özellikle ileri yıllarda yaşla birlikte bir düşüşün ortaya çıktığını göstermektedir. Zekanın bazı yönleri, özellikle performans testleriyle ölçülenler ve akıcı zeka, diğerlerinden daha fazla yaştan etkilenmektedir. Buna karşılık zekanın bazı yönleri de -özellikle birikimli zeka- ileri yaşlara kadar artmaktadır. Daha önce de sözü edilen akıcı ve birikimli zeka ayrımı kimi psikologlar için çok önemlidir. Akıcı zeka "kültürden bağımsız"dır ve organizmanın fizyolojik yapısına dayanır; buna karşılık birikimli zeka toplumsal deneyimler sırasında kazanılır. Birikimli zeka testlerindeki dereceler. akıcı zeka testlerindekinden daha fazla resmi eğitimden etkilenirler. Genellikle birikimli zeka yaşla birlikte artış gösterir ya da en azından azalmaz; oysa akıcı zeka ileri yaşlarda yaşla birlikte düşüş göstermektedir. Zekada yaşam süresinde ortaya çıkan gelişimsel değişimlerle ilgilenen en önemli araştırmalardan biri K.Warner Schaie'nin 1956'daki araştırmasıdır. 21-70 yaşları arasındaki yaklaşık 500 kişi belirli bir sayıda zeka testinden geçirilmiş, yedi yıl sonra ilk örneklemdeki deneklerin % 61'i yeniden teste almmıştır. Schaie'nin bulgularına göre zeka iki boyutta yaşla artmaktadır: 1) "Birikimli zeka", yani sözel anlama, sayısal beceri, tümevarımsal akıl yürütme gibi bireyin eğitimle ve kitle iletişim araçlarıyla kazandığı beceriler; 2) "Görselleşme", yani resimli malzemeyi işleme ve düzenleme. Neugarten yaşlılık ve zeka konusunda şu sonuçlara varmaktadır: (a) Kronolojik yaş başarıyı kestirmede iyi bir etken değildir. (b) Eğitim düzeyi yaşlılıktaki başarıyı kestirmede etkendir, eğitim düzeyi yükseldikçe başarı da yükselmektedir. (c) Tepki hızı yaşla azalır. Bunun sonucu olarak yaşlı kişi hızlı koşullarda verilen bir testte özellikle zayıf bir başarı gösterir. (d) Fiziksel ve zihinsel bakımdan aktif olan bir yaşlı aktif olmayandan daha başarılıdır. (e) Zihinsel gerileme uzun ömürlülükle ters orantılı görünmektedir; daha az parlak olanlar erken ölürler. (f) Zihinsel gerileme yaşlı erkeklerde yaşlı kadınlardakinden daha fazladır. Sonuç alarak, hız, fiziksel etkinlik ya da kısa süreli bellek gerektiren yeteneklerin, zamana bağlı olmayan ya da deneyimden kaynaklanan yeteneklerden daha fazla düşüş gösterdikleri söylenebilir. Bu bulgu yaşlı kişilerin gençlerden ya da orta yaşlılardan daha az zeki oldukları anlamına gelmez. Tepkinin yavaşlaması zeka ölçümlerinin gençlerinkinden daha düşük olmasına yol açmaktadır. Yaşlı kişilerin görsel ve devinimsel eşgüdüm gerektiren görevlerde birtakım özel güçlükleri olduğu da açıktır. b. Bellek Piaget bilişin yapılarını vurgulamaktaydı, buna karşılık öğrenme kuramcıları özel becerilerin ve olguların öğrenilmesini vurgulamışlardır. Yeni bir bilişsel araştırma grubu ise, bu iki yaklaşımı birleştirmeye çalışmaktadır. Bu grup insanın öğrenmesinde bilgi-işlem süreçlerini esas almaktadır, çünkü insanın düşünmesinin bazı yönlerinin bilgisayarın işleyişine benzediği gözlemlenmiştir. Bu araştırmacıların en çok araştırdıkları konu bellektir. Gelişimciler, belleğin birbirinden ayrı olarak ele alınabilecek iki yönü olduğunu kabul ederler: Beynin ne kadar bilgiyi alabileceğini, işleyebileceğini ve saklayabileceğini belirleyen bellek kapasitesi (memory capacity); bilgilerin zihinde tutulmasını sağlayan çeşitli bellek tekniklerinin anlaşılmasını ve kullanılmasını içeren üst-bellek (metamemory). Bellek kapasitesi bilgiyi depolamanın üç düzeyini içerir: Birincisi, duyusal bilgiyi alındığı gibi geçici olarak depolayan bellek kaydı (sensory register)'dir. Duyusal kayıta giren malzeme çok kısa süre (bir saniyeden az) tutulur. Duyusal kayıt kapasitesinin çocuklarda ve yetişkinlerde hemen hemen aynı olduğu söylenebilir. Duyusal kayıta giren malzeme yaklaşık bir dakika süreyle kalacağı kısa süreli bellek'e (shortterm memory), oradan da daha fazla işlem göreceği ve günlerce, aylarca, yıllarca kalacağı uzun süreli bellek'e (long-term memory) aktarılır. Yetişkinlerin çocuklardan, büyük çocukların küçük çocuklardan daha iyi anımsamasının genel nedeni üst-bellek farkıdır. Üst-belleği oluşturan ögeler, seçici dikkat (selective attention) ve çeşitli bellek teknikleri (memory techniques)'dir. Üst-bellek araştırmalar bilgi-işlem araştırmacılarının genel öğrenmenin aşamalarını daha yakından görmelerini de sağlamıştır. Yaşlı kişilerin bellek stratejilerini kullanmayı başaramamalarının nedeni temel bellek süreçlerini bilmemeleri değildir. Yaşlı yetişkinler karmaşık bellek stratejilerinin etkili olduğunu bildiklerinde bile bunları çok az kullanmakta, basit ya da kolay dışsal stratejileri yeğlemektedirler. Bu farkın yaşam üslubuyla ilgili olabileceği düşünülmektedir. Öğrenme ve bellek birbirleriyle çok yakından ilişkilidir, dolayısıyla birindeki yaşa bağlı değişim diğerini de etkiler. Bellekte genellikle iki tür ayırt edilir: "Kısa süreli bellek" (örneğin, yeni bir telefon numarasını telefonu çevirişten hemen önce anımsamak) ve "uzun süreli bellek" (örneğin, bir yetişkinin çocukluk yaşantılarını anımsaması). Uzun süreli bellek yaşa bağlı etkenlere direnç gösterebilmektedir. Sözel beceriler, önceki deneyimlerden kaynaklanan bilgi ve kişisel geçmişe ilişkin bilgi genellikle yaşla azalmamaktadır. Aslında insanlar yaşlandıkça bellek sisteminin bütün bölümleri aynı biçimde değişmemektedir. Yaşlanma duyusal belleği (görme ya da ses belleği) pek etkilememektedir; belleğin içeriği de yaşlanmadan etkilenmemektedir; uzun süreli belleğe depolanan bilgi sabit kalmakta ve yaşla birlikte artabilmektedir. Bu tür bilgiler geçici olarak kullanımdan çıkmakta, ama yitip gitmemektedir. Bir bilgi bir kez uzun süreli belleğe aktarıldı mı orada tutulması yaşa bağlı değildir. Yaşlı kişilerin sorunu bilgiyi geri getirecek ipuçlarını bulma konusunda ortaya çıkmaktadır. Kısa süreli belleğin bazı kişilerde yaşla azalması konusunda çeşitli açıklamalar denenmiştir: Kullanmayışa bağlı bellek yitimi, bilgilerin birbirine karışmasına bağlı bellek yitimi, sinirsel-kimyasal değişime bağlı bellek yitimi. Kimmel özellikle son iki nedeni daha açıklayıcı bulmaktadır. Ancak, ilerleyen yaşla birlikte bellek yitiminin de ilerleyeceğini düşünmek yanlıştır. Araştırmalar, yalnızca bazı yaşlı kişilerin bellek yitimine uğradığını ve öğrenmeyi gençler kadar sürdürebildiğini göstermektedir. Yaşlıların bir bölümü yaşa bağlı olmayan ses belleğini korumaktadır. Ayrıca, belleğin bütün yönleri yaştan aynı derecede etkilenmemektedir. Yaşa bağlı düşüşler, anımsama görevleri için tanıma görevleri için olduğundan daha fazla olmaktadır. Yaşlılardaki bellek yitiminin pek çok nedenleri vardır; bazıları yeni bilgi edinmeye, bazıları bilginin korunmasına, bazıları da bilginin anımsanmasına ilişkindir. Örneğin, yaşlı kişiler yeni bilgiyi gençliklerinde yaptıkları kadar iyi ve tam olarak örgütleyemezler. Bellek yitimini açıklayan "bozulma" kuramına göre, unutma beyindeki bellek izlerindeki bozulmaya bağlıdır. "Karışma" kuramına göre ise, geri getirici işaret gitgide daha az etkili olmaktadır. Bilginin geri getirilmesi kusuru bellek yitiminin en büyük nedenlerinden biridir. Yaşlı kişiler, birikmiş bilginin geri çağrıldığı mekanizma ve stratejilerde bozulmaya uğrarlar. Ayrıca, yaş ilerledikçe geri getirme süresi de daha uzun olmaktadır. Çeşitli bilişsel yeteneklerin azalış oranlarının karşılaştırılması, belleği ve soyut akıl yürütmeyi içeren akıcı zekanın birikimli zekadan daha çabuk çöktüğünü göstermektedir. Bu bulgu bilişsel işleyişteki düşüşlerin bilgi-işlemin temel ögeleriyle bağlantılı olduğunu düşündürmektedir. Bu ögeler şunlardır: Girdi (bilginin beyne aktarılması), depolama (bilginin belleğe yerleştirilmesi), program (bilginin örgütlenmesi ve yorumlanması). Bilgiyi beyne getiren yollar açısından genç ve yaşlı kişiler arasında farklılık vardır. Yaşlı kişilerin bilgi alıcıları, özellikle gözler ve kulaklar duyusal uyaranı almakta daha az beceriklidir. Ayrıca, algı süreçleri yaşla birlikte yavaşlamaktadır. Çünkü yaşlılıkta beynin yeni bilgiyi kaydetme hızı azalmaktadır. Bir başka etken de, seçici dikkatteki azalmadır. Özellikle, birçok şeye aynı anda dikkat etmesi gerektiğinde yaşlı kişi genç birinden daha fazla ilişkisiz uyaranlar yüzünden dikkatini yitirebilir. Şu halde, yaşla birlikte girdi daha yavaş gelmekte ve daha az etkili olmaktadır. Algılanan bilginin bellekte depolanması gerekir. Bilgi depolamanın da yaşlılıkta daha az etkili olduğunu araştırmalar göstermektedir. Ancak, azalma belleğin bütün yönlerinde aynı değildir. Kısa süreli bellek, özellikle kişi için anlamlı ve ilginç olmayan konularda önemli bir düşüş göstermektedir. Bunun nedenlerinden biri bilgi işlemenin yaş arttıkça daha fazla zaman alması, bunun da bilgiyi belleklerine almayı yaşlı kişiler için daha güç yapmasıdır. Buna karşılık, uzun süreli bellek yaşla birlikte çok az azalıyor görünmektedir. Bir bilgi bellek bankasına bir kez güvenli biçimde yerleştirildikten sonra orada kalma eğilimi göstermektedir. Yaşlılıkta herkesin bilgiye yaklaşma ve bilgiyi özümleme süreçleri ya da programları vardır. Bu zihinsel stratejiler gençlerde ve yaşlılarda farklı olabilmektedir. Bu farklılıklar sorun çözme alanında da söz konusudur. Yaşlılar soyut sorunları çözmede ilişkisiz bilgilerden daha fazla etkileniyor ya da mantıksal teknikler kullanmaktan çok kendi bildiklerini izliyor görünmektedirler. Bunama (dementia), gitgide ilerleyen zihinsel bozulma, bellek yitimi, zaman ve mekan yönelimi bozukluğu ile belirlenen bir durumdur. Geriyatri uzmanları, 65-75 yaşlarındakilerin yaklaşık % 15'inin ve 75 yaşın üstündekilerin % 25'inin değişik derecelerde bunamaya uğradıklarını belirtmektedirler. Genellikle bu bozukluk beş yıl içinde ölümle sonuçlanmaktadır. Bunama orta yaşlı kişilerde ortaya çıktığı zaman, Alzheimer ya da Pick hastalığıyla bağlantılı olması koşuluyla, "presenile dementia" söz konusudur. Alzheimer hastalığında beyinde büzülme ortaya çıkar, Pick hastalığında ise değişimler lokalizedir. Anatomik bakımdan Alzheimer hastalarının beyni bunamaya uğramış kişilerin beyninden ayırt edilemez. Alzheimer hastalığı bir yaşlılık ya da erken yaşlılık dönemi hastalığıdır. Beyindeki sinir hücrelerinin yıkımıyla ilerleyen bu hastalık bütün beyin işlevlerinin derece derece yitirilmesine yol açar. Nedeni tam olarak bilinmeyen, tedavisi de şimdilik olanaksız olan bu hastalıkla ilgili araştırmalar son yıllarda hızla artmıştır. Hastalığın nedeni günümüzde bir yandan genetik etkenlerle (beyin dokusunda amiloid maddesinin birikmesi), öbür yandan çevresel etkenlerle (beyin hücrelerinde alüminyum miktarının artması) açıklanmak istenmektedir; ancak kesin bir sonuca ulaşılabilmiş değildir. Araştırmalar, bunamanın bir hastalık olduğunu, kaçınılmaz bir zihinsel bozulma ve düşüş ürünü olmadığını ortaya koymaktadır. "Senile dementia"ya benzeyen semptomlar, alkolizmden, başa sürekli ağır darbeden (örneğin boksta) ya da felçlerden (beyine kan götüren damarların tıkanması) kaynaklanan beyin hasarlarının ardından da ortaya çıkabilir. Bunamanın en yaygın belirtileri, bellekte zayıflama, unutkanlık, dikkat azlığı, dikkatini yoğunlaştıramama, zihinsel algı azlığı, duygusal tepki azlığıdır. Bunamaya ve damar sertliğine bağlı değişimler birlikte ya da birbirinden ayrı olarak ortaya çıkabilir. Sağlıklı yaşlıların incelenmesi yaşlanma ile hastalık arasındaki ayrımın vurgulanmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla, bunama, yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkabilecek ya da çıkmayabilecek bir hastalıktır.
__________________
M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır... Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!! |
|
|
|
![]() ![]() |
| Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Uyku ve Yaşlılık | BeatLes | Revir | 0 | 04-05-2010 01:05 AM |
| Ölüm | GooD aNd EvıL | Eskiler (Arşiv) | 0 | 10-07-2007 07:40 AM |
| 'Yaşlılık aylığı yükseltilmeli' / 1 ekim | M@D_VIPer | Eskiler (Arşiv) | 0 | 10-01-2006 03:30 PM |
| 'Yaşlılık aylığı yükseltilmeli' / 1 ekim | M@D_VIPer | Eskiler (Arşiv) | 0 | 10-01-2006 03:24 PM |
| Romatizma yaşlılık hastalığı değil | Karizmatix | Eskiler (Arşiv) | 1 | 03-19-2006 03:20 AM |