www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee  

Geri Git   www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee > Forum > Eskiler (Arşiv)

Eskiler (Arşiv) Eski konular

CevaplaCevapla
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Old 09-24-2006, 11:48 PM   #31
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3039
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Okul Korkusu
Çevresini henüz tanımayan, etrafında olup bitenlerden pek haberdar olmayan küçük bir bebeğin tanımadığı şeylerden korkması çok doğaldır. Yaşla birlikte yaşanan korkuların içeriği de değişmektedir. Bebek özellikle anne babası yanında olmadığında ya da onları göremediğinde kendisini terk ettiklerini düşünerek korkar. Yaşı 1,5-2´yi aştığında anne babası yanında olmayınca terk edildiği düşüncesi yerini onları kaybedeceği düşüncesine bırakır. 2-6 yaş arasındaki okul öncesi çocuklar ise en çok korku yaşayan gruptur. Bunun nedeni korkuların gelişiminin toplumsal gelişim ve kişilik gelişimi kadar bilişsel gelişimle de ilgili olmasıdır.
Çocuklar bu yaşta henüz zihinsel olarak onlarla başedebilecek yeterlilikte olmadıkları için soyut varlıklardan korkarlar. Bu dönem çocukları hayaletlerden, devlerden, yalnız bırakılmaktan ve karanlıktan korkarlar. Daha büyük çocuklar ise yaralanma gibi bedensel tehlike durumlarından korkarlar. Büyüdükçe çevresini ve çevresinden gelecek tepkileri daha iyi değerlendiren çocukta bu korkuların azalması beklenir. Çünkü çocuğun zihnen gelişmesi ve çevreyi tanıma oranının artması korkulacak nesne ve durum sayısını azaltır. Ancak anne ve babanın yanlış tutumları nedeniyle bu geçici korkular uzun yıllar devam edebilir.
Bilinmeyene duyulan korku çocuğun gelişiminde beklenen normal bir durum olsa da, aşırıya kaçtığında çocuğun yaşamını olumsuz olarak etkileyebilmektedir. Okul korkusu çocuğun uyum sağlamasını engelleyen korkulardandır. Bu korku her çocukta rastlanan bir durum olmayıp, ortaya çıkması halinde çocuğun akademik yaşantısını olumsuz etkileyerek anne babayı çaresiz kılabilir.
Okul Korkusunun Özellikleri
Okul korkusu okula giden çocukların yaklaşık %2´sinde görülür.
Daha çok ilköğretime başlandığı dönemde görülse de, yuvaya başlayan çocuklarda ve ergenlerde de görülebilir. Ergenlerde belirtiler ilköğretime başlayan çocuktaki kadar kuvvetli değildir. Yaş büyüdükçe görülme sıklığı hem azalmakta hem de ortadan kalkması güçleşmektedir.
Bu çocuklar utangaç davranırlar ve aile bireyleri dışındaki yabancı kişilerle sosyal ilişki kurmakta güçlük çekerler. Bu nedenle arkadaş ilişkilerinde ve sosyal faaliyetlerde etkin değildirler.
Ailelerine çok bağımlıdırlar. Yanlarında anne ya da babaları olmadan sınıfa girmek istemezler.
Anne babalarından ayrıldıklarında kendilerinin ya da ailelerinin başına kötü şeyler geleceğinden korkarlar.
Okula gitmeyip evde kaldıkları sürece mutludurlar.
Genelde başarı kaygıları yüksek olan, uyumlu ve aşırı onay bekleyen çocuklardır.
Okul korkusu okuldan kaçma ve okul fobisi ile karıştırılsa da hem belirtiler hem de davranışı ortaya çıkartan etkenler farklıdır.Okuldan kaçmada okul korkusu yoktur. Bedensel yakınmalar çok seyrek görülür. Saldırgan davranışlar ve umursamazlık vardır. Disiplin sorunu fazladır. Öğrenme ve başarı motivasyonu genellikle düşüktür. Zeka normal ya da normalin altındadır. Evde çocuğa karşı ilginin az olduğu sevgisiz bir ortam vardır. Çocuğun okula gitmediğinden anne babanın haberi yoktur. Çünkü okula gitmediği zaman genellikle evde kalmaz.
Okul fobisi yaşayan çocukta çeşitli derecelerde psikosomatik belirtiler görülür. Bunlar; mide bulantısı, karın ağrısı, kusma, baş dönmesi şeklindeki bedensel yakınmalardır. Bu yakınmalar, sabahları okula gitmeden önce ya da pazar akşamları görülür. Okula gitmeyeceği söylenince tüm yakınmalar biter. Bununla birlikte bazı araştırmalar fobiyle birlikte depresyon, psikotik ya da zorlamalı nevroz gibi psikolojik bozukluklarında ortaya çıkabildiğini göstermektedir. Okulda disiplin sorunu yoktur. Öğrenme ve başarı motivasyonu genellikle yüksektir. Zeka normal ya da normalin üstündedir.
Okul Korkusunun Nedenleri / Anne Babaya Bağlı Nedenler
Korkuların büyük çoğunluğu temel ihtiyaçların karşılanmamasından ya da karşılanmayacağı endişesinden kaynaklanır. Bunların içinde bir çocuk için en büyük korku anne babadan ayrı düşmek ve terkedilmektir. İhtiyaçlarını karşılayan, güven, korunma ve ait olma duygusu sağlayan ana babasının kendisini bırakıp gitme olasılığı çocuğu tedirgin eder ve korku verir. İlk yaşlarda daha çok duyulan bu korku 4 yaşında doruğa varır. Daha sonra yavaş yavaş azalma gösterir. Okul korkusunun temelinde de doğal korkuların en önemlisi olan ana babadan ayrılma korkusu yatmaktadır.
Anne ve babayla sıcak ilişkilerin kazandırdığı güven hissi ile çocuk kendi kendisine kararlar verecek, hareketlerini kendi hedefleri doğrultusunda planlayacak olgunluğa gelir. Ancak ailede anne baba geçimsizliği ve şiddet ortamı olduğu için çocuklara gerekli sevgi gösterilemiyor ve taşıyabilecekleri yeterli sorumluluklar verilemiyorsa özgüven eksikliğiyle beraber korkular ortaya çıkabilir.
Çocuk, anne babasının yokluğunda kendisine ya da anne babasına bir şey olacağından korktuğu için okula gitmek istemeyebilir.
Anne babanın kendilerine ve çocuklarına bir şey olacağı konusunda yoğun kaygı duyması, özellikle de annenin çocuğunun okula başlamasına ilişkin endişelerini yansıtması çocukta okula karşı korku oluşturabilmektedir.
Boşanma, yeni bir kardeşin doğumu, taşınma, maddi sorunlar, hastalık, yakın birinin ölümü gibi stres yaratan olaylardan birinin ya da bir kaçının olması okul korkusunda etkili olmaktadır. Okul korkusunda çoğu zaman asıl korkulan şey okul değil anneden ayrılmaktır. Boşanma, annenin hastalanması, kardeş doğumu gibi annenin ilgisini zorunlu olarak azaltan, çocuk için anneden ayrılma sayılabilecek her türlü olay sorunu tetikleyebilmektedir.
Okul korkusunda çocuğun anneye karşı geliştirdiği bağımlılık çok önemli rol oynamaktadır. Anneye bağımlı çocukların annelerinin büyük bir bölümü de çocuklarına bağımlıdır. Annelerin çocuklarına neden bağımlılık geliştirdiklerine gelince, bunun arkasında bütün bir kültür vardır. Bu durum anne babaların kendi annelerinde de aynı biçimde işlediği için anne çocuk bağımlılığı kültürümüz içinde karşılıklı sevgi olarak benimsenmekte ve ödüllendirilmektedir. Hatta sevgisini bağımlılık biçiminde göstermeyen anneler sosyal onay dışında bırakılmakta, sevgisiz anne olarak nitelendirilmektedir.
Annelerin bağımlılık geliştirmesinin arkasında kız çocuklarının geleneksel korkularla yetiştirilmesi de vardır. Bu korkular nedeniyle kadın olma kimliğini kazanamayan, özgüveni gelişmeyen, hep bir otoriteye (önce baba, sonra koca) bağımlı olarak davranması istenen genç kızlar, güven eksikliklerini anne çocuk bağımlılığı geliştirerek sürdürürler. Diğer bir ifadeyle anne birey olamadığı, güvensiz kaldığı ve duygusal doyumu yeterince sağlayamadığı zaman çocuğuyla karşılıklı bağımlılık geliştirmektedir. Bunun yanlış olduğunu anladığı zaman da bu bağımlılıktan kurtulması zor olmaktadır.
Korkunun önemli nedenlerinden bir diğeri anne babanın aşırı koruyucu tutumudur. Aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumda, çocuk sürekli olarak "aman düşersin, hasta olursun, çocuklara sokulma döverler, sen karşıya geçemezsin dur ben geçireyim" gibi uyarıları duyar. Çocuk adım atsa yanında biri vardır ve yardıma hazırdır. Bu tutum çocukta her an her yerde tehlikelerle karşı karşıya olduğu inancı oluşturur. Özgürlüğü bu denli kısıtlanmış çocuk neyin tehlikeli, neyin tehlikesiz olduğunu öğrenme fırsatı bulamaz. Denemeye fırsat verilmediği için kendine güveni gelişmemiş çocuk elbette ilk denemelerinde düşer ya da ürkütücü bir durumla karşılaşır. Çocuğun başına bir şey gelebilecek korkusuyla çocuğun üzerine çok düşmek çocukta sadece hareket özgürlüğünü kısıtlamaz, çocuğun ürkek, pasif ve bağımlı bir kişilik yapısı geliştirmesine de neden olur. Böylece çocuk okul korkusu gibi diğer korku ve kaygılara daha açık hale gelir.
Annelerin bağımlılıkları (onlar buna sevgi demektedir), babaların da çocuklarıyla gurur duymak için (aile şerefi) çocuklarının yaşadığı her güçlüğü çözümlemeye çalışması, çocuğun sorumluluk duygusunu ve sorun çözme yetisi kazanmasını engeller. Bu durumdaki çocuk ve gençler daha güvensizdirler ve ciddi olaylar karşısında paniğe kapılırlar. Her güçlükte yakınlarına başvurmakta, sorunu kendileri çözme durumunda kaldıklarında da hata yapmaktan kurtulamamaktadırlar.
Toplumumuzda korkutma bir çeşit eğitim ve disiplin aracı olarak kullanılmaktadır. Anne babanın "Artık annen (baban) olmayacağım", "Annesiz (babasız) kal da gör", "Beni böyle üzersen ölürüm, sen de annesiz kalırsın" ya da "Seni sokağa atacağım" gibi korkutmaları çocuğun bilinçaltına terkedilme korkusu yerleştirebilir. Terk edilip yalnız kalma endişesi de, yaşamın sona ermesine duyulan endişeyle birleşerek çocukta psikolojik sorunların oluşmasına zemin hazırlayabilir.
Korku genellikle bir disiplin aracı olarak çok sık kullanılmaktadır. Uyumayan çocuğu "Bak hav hav geliyor, seni yer", "Uslu durmazsan seni bekçiye, dilenciye veririm" gibi konuşmalarla tehdit etmek ne yazık ki büyükler tarafından sıkça kullanılmaktadır. Ancak çocuğa sessizce boyun eğdirme yolu olarak etkili olan bu yöntem, çocukta korkuların yerleşmesine ve uyumsuzluğa neden olabilmektedir.
Çocuğun okulda hırpalanmasına, reddedilmesine veya kavga etmesine yol açacak sosyal becerileri okul öncesinde kazanmaması okul korkusuna yol açabilmektedir.
Araştırmalar, sabah yorgunluğunun şaşırtıcı sayıda okula karşı isteksizlik vakasına neden olduğunu göstermektedir. Yetersiz uyku çocukluk çağında bitkinliğin en önemli nedenlerinden biridir. Geç yatıp erken kalkan çocuklar yeterince dinlenemezler.
Okula Bağlı Nedenler
Okul, çocukların birbirleriyle sosyal ilişkiler kurmalarına olanak sağlayan bir yerdir. Sınıfta arkadaşlarıyla konuşan, teneffüslerde de oyun oynayan çocuk ait olma hissini tadar. Bu beklendiği gibi gitmez ve çocuğun hiç arkadaşı olmazsa, yaşadığı izolasyon çocuğu üzer. Bu durumdan kaçınmak için de okula gitmek istemez. Çocuk okulda yeniyse ve arkadaşlık kurmakta çekingen davranıyorsa izolasyon daha çok görülür.
Okul başarısızlığı okul korkusunun önemli nedenlerinden biridir. Çocuklar düşük performanslarından utanırlar ve alay edilmekten kaçınmak için okula gitmek istemeyebilirler.
Okula gitmek istememe, bazen önemli bir sınavda kötü bir not almadan sonra ortaya çıksa da, asıl sorun çocuğun yaşadığı tekrarlanan başarısızlıklardır.
Performans endişesi olan çocuklar için okuldan korkma bir sınavda 5 yerine 4 almak gibi küçük nedenlerle başlayabilir. Bazı çocuklar yeterli olma konusunda çok endişeli oldukları için küçük bir başarısızlığı bile kaldıramazlar.
Okul korkusu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda da görülür. Bu çocuklar sınıf düzeyini yakalamak için sürekli çabaladıklarından başarısızlık korkusu yaşarlar.
Bunların dışında;
Duyarsız, sürekli emir veren bir öğretmen ya da başka bir okul personeli,
Çocuğun kendini tedirgin hissettiği sınıf içi oturma düzeni,
Çocuğun sesli okuma, sınıf önünde ders anlatma ya da beden eğitimi gibi gerçekleştirmekte güçlük çektiği etkinlikleri yapmaya zorlanması,
Şiddetin ve belirsizliğin hüküm sürdüğü kötü bir okul ortamı,
Okulda ya da okul yolunda fiziksel olarak tehdit edici bir yerin ya da kişilerin olması okul korkusuna yol açabilmektedir.
Okul Korkusu Olan Çocuklar İçin Anne-Baba ve Eğitimcilere Öneriler
Anne Babaya Öneriler
Anne baba genel olarak çocukta korkuya yol açabilecek davranış ve tutumlardan kaçınmalıdır.
Çocuğun kendisini terkedilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınılmalıdır.
Çocuğa ayrılıkların doğal olduğunu hissettirmek için çok küçük yaşlardan itibaren vedalaşmalar kısa süreli tutulmalıdır.
Çocuğunun okulda rahat edemeyecek kadar küçük olduğunu düşünerek endişelenen anne, farkında olmadan çocuğuna onun okula gitmesini istemediğini belirten sinyaller verir (Çocuk buna ağlayarak veya annesinin elini bırakmayarak tepki gösterir). Anne bu endişesinin farkında olup bunlarla çocuğu olumsuz etkilememeye dikkat etmelidir. Çocuğa güvenmek, onun yeni çevrelere uyum göstermesini kolaylaştırarak ayrılmada yaşadığı zorluğun üstesinden gelmesini sağlar.
Çocuk için arkadaş toplantıları düzenlemek ve ona yeni oyunlar öğretmek, çocuğun sosyal beceriler kazanmasını sağlayarak anne babasına bağımlılığını azaltır.
Ödevlerini yaparken çocuğa daha fazla zaman ayrılması, okul hazırlıklarının beraberce yapılması ve ailenin tüm üyelerinin katıldığı neşeli kahvaltılar çocuğu rahatlatarak korkusunu azaltabilir.
Çocuğun yeterince dinlenmiş olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü çocuk uykusunu alamadığı için okula gitmek istemeyebilir. Akşamları saat 9´da yatmak okul çağındaki çocuklar için uygundur. Çünkü bu çocuklar 9-10 saatlik uykuya ihtiyaç duyarlar. Ergenlik çağındakilerin ise en az 8 saat uykuya ihtiyaçları vardır.
Çocuk korku sergiliyorsa, belli yaşantılarla henüz başa çıkmayı bilmiyor demektir. Anne baba çocuğun korkusunu anlamakta güçlük çekiyor olsa da çocukla ilgilenerek ona duygularının değerli olduğunu göstermelidir.
Çocuğa, korkusunu ifade etmesi için fırsat verilmelidir. Okuldan korkan bir çocuğa bunda korkulacak bir şey olmadığını kanıtlamaya çalışmak yerine, çocuğun bu korkusunu anlamak ve bunu yenmesi için ona zaman tanıyıp bu süreçte yalnız olmadığını hissettirmek gerekir. Çocukların korkularını rahatça ifade edebilmeleri, sağlıklı büyümelerini kolaylaştırır.
Çocuğa sempatiyle değil, empatiyle yaklaşılmalıdır. Sempati duymak çocuğa, sizin ona korktuğu şeyi yok edeceğiniz, bu nedenle korkmasında hiçbir sakınca olmadığı mesajını vererek uzun vadede çocuğun tek başına korkuların üstesinden gelmesini engelleyici bir etki yapar. Empatiyle yaklaşmak (kendini karşıdaki kişi yerine koyup olaylara onun gözüyle bakarak onu anlamaya çalışmak) ise hem sıkıntısını paylaşmasını hem de anlaşıldığını hissedip rahatlamasını sağlar.
Korktuğu için okula gitmeyip evde kalmasına izin vermek, çocuğun yaşamın bilinmeyenleriyle başa çıkmasını zorlaştırır. Çocuğun korkusunu gidermek yerine korkusuyla kendi başına başa çıkmasını öğretmek, gelecekteki korkularla başetmesini kolaylaştırır.
Çocuğun okula gitmesi konusunda ailenin tüm fertleri tutarlı olmalıdır. Okula devam etmeyen çocuğun geri dönme endişesi artar. Çocuk sınıf arkadaşlarından izole olur ve derslerinden geri kalır. Yaşanan bu olumsuzluklar çocuğun okula dönmesini daha da zorlaştırır. Sorunun çözümünde aile ile okulun işbirliği içinde olması ve çocuğun kararlı bir tutumla okula gönderilmesi çok önemlidir. Çocuğu onun için çok zor olan bir şeyi yapmaya mecbur etmek anne baba için oldukça güç olabilir. Ancak okula gitme konusunda ödün verilmemelidir. Çünkü bu çözümün yarısıdır. Hem okul içinde hem de ailede gerekli önlemleri alıp çocuğun okula devam etmesini sağlamak ailenin görevidir. Onun sıkıntı ve endişeleri kabul edilebilir, ama bunların onu okuldan uzak tutmasına izin verilmemelidir.
Anne babanın çocuklarını okuldan korktuğu için okula göndermeyip seneye göndermeyi düşünmesi sorunun çözümünü gelecek yıla ertelemekten başka bir işe yaramaz. Çocuk okuldan korksa da gitmeye devam ediyorsa ödüllendirilmelidir.Çocuk okula gitmek istemediği için suçlanmamalıdır. Çocuğun okula gitmekten duyduğu korkuyla alay edilmemelidir. Korkulardan kurtulması için çocuğun tehdit edilmesi, onun korkulardan kurtulmasını sağlamayacağı gibi yeni korkular edinmesine yol açabilir. Çocuğu okulda tutmaya yönelik her türlü baskıcı tutum çözüm sağlamadığı gibi sorunu daha da derinleştirebilir. Çocuğun tepkisinin aileye, öğretmene ya da okumaya karşı olmadığı akılda tutularak onu anlamaya çalışan sevecen bir tutumla yaklaşılmalıdır.Çocuğa okulun amacı açıklanmalı, okula gitmemesi halinde geri kalacağı çalışmalar ile bunun doğuracağı sıkıntılar yumuşak bir dille anlatılmalıdır.Anne babanın beklenti düzeyini gerçekçi kılıp çocuğa zaman tanıması, çocuğun okul korkusunu yenmesini kolaylaştırır. Bütün çocuklar okula gitmeleri için cesaretlendirilmeleri gereken bir dönemden geçerler. Çocuk en iyi arkadaşıyla kavga etmiştir ya da zor bir dersin sınavından kötü not alacağını düşünmektedir. Bazı çocuklar bütün yıl zorluk çekebilirler; öğretmenlerini sevmezler ya da okulun tek yeni öğrencisidirler. İnsanların onlardan hem akademik hem de sosyal bir çok beklentileri vardır. Tarih sınavında zayıf not almaktan korkan, sivilceleri ve popülerliği konusunda endişe duyan bir çocuğun okul hakkında pozitif düşünmesi çok zordur. Böyle durumlarda yapılabilecek en iyi şey, çocuğa okula gitmesini sağlayacak kadar destek ve cesaret vermektir.
Öğretmene Öneriler
Annelerin de okula gelmeleri ve çocuk kendini rahat hissedinceye kadar, kısa bir süre sınıfta oturmaları sağlanabilir.
Çocuğun okuldan uzak kalmamasına çaba harcanmalıdır. Sınıfa girmiyorsa bile belli bir süre öğretmenler odasında ya da okul bahçesinde durabilir.Özendirme girişimleriyle birlikte çocuğun gerekirse önce bir saat, sonra yarım gün ve daha sonra da tam gün okula gelmesi sağlanabilir.Çocuğun okulda kendini terkedilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınılmalıdır. Çocuğun kaygısı anlayışla karşılanmalı, "numara yapıyorsun" gibi sözler söylenmemelidir. Çünkü çocuk gerçekten kaygı duyuyor olabilir.Okul korkusu olan çocuk, sınıf içi çalışmalara katılmaya zorlanmadan kolaylıkla üstesinden gelebileceği görevleri alması için yüreklendirilmelidir. Öğretmenler sınıfta sıcak bir ortam yaratarak endişe ve korku olasılığını azaltabilirler. Sınıf öğretmenleri sıcak bir ortam yaratma ve öğrencilerin okula karşı duydukları korkuların üstesinden gelme konusunda genelde başarılıdır.Öğretmen arkadaşlık kurmada güçlük çektiği için okula gitmek istemeyen çocukları arkadaş edinme veya potansiyel dışlanmalarla başetme konusunda yönlendirebilir. Arkadaşlık kurma güçlüğü okula nakille gelen çocuklarda daha sık görülür. Çünkü diğer çocuklar yeni öğrenciye hoş geldin elini uzatmayabilir. Ama onun çıkışlarına olumlu tepki verirler. Öğretmen grubun bu özelliğini kullanarak, yeni öğrencinin kabulünü kolaylaştıran ortamlar yaratabilirÖğretmen, derste ve teneffüslerde, alayı ve korkutmayı engellemelidir. Alay ve korkutma gözle görülmeyecek şeyler değildir. Dikkatli bir öğretmen bunu hemen farkeder. Çocuk alaya alındığında, öğretmen sadece ona güven ve destek sağlamakla kalmamalı, bunu yapan öğrenciyle de ilgilenilmelidir. Daha sonra intikam alınmasına karşı da tetikte olmalıdır. Öğretmenler ailelerin okulda yeterli bakım ve eğitim olmadığı yolundaki inançlarını değiştirmek ve aşırı koruyucu tutumları ortadan kaldırmak için yaptıkları çalışmalar konusunda anne ve babalara bilgi vermelidir. Anne babalardaki olumsuz inançlar kaybolduğunda çocuklar rahatlar ve daha okula gelmeden ev içindeki kaygılı konuşmalara maruz kalmazlar.Çocuklarda başarısızlık korkusunun gelişip bunun okul korkusu olarak genellenmesinde, öğrenci başarısızlığını kendi başarısızlığı olarak gören ve başarıyı sadece yüksek notlara göre değerlendiren öğretmen tutumları da yatmaktadır. Bu inançtaki öğretmenler başarıyı değerlendirme şekillerini yeniden gözden geçirmelidirler. Öğretmenin çocuklara verdiği tepkiler (kimisiyle konuşarak, kimisinin omzuna dokunarak) çocukların okula uyum sağlamalarını kolaylaştırır. Deneyimli bir öğretmen ilk günün sonunda hangi çocuğun konuşmaya ihtiyaç duyduğunu, hangisinin hazır oluncaya kadar yalnız bırakılması gerektiğini bilir.
Psikolojik Danışmana Öneriler:
Öğrencilerin okula devamı konusunda dikkatli olunmalıdır. Devamsızlık yapan öğrencilerin devamsızlık nedeni belirlemeli, sorun okul korkusundan kaynaklanıyorsa buna yönelik gerekli çalışmaları yapmalıdır.Okul korkusu yaşayan çocuğun ailesi ve öğretmeniyle görüşerek gerekli düzenlemelerin (anne babaya ve öğretmene öneriler bölümünde ele alınmıştır) yapılmasına rehberlik edilebilir. Okul ve eğitim süreciyle ilgili ailelere bilgi verilebilir. Okulun güvenilir bir ortama sahip olduğunu ve çocuğun okulda emin ellerde olduğunu bilen aile rahatlar. Ailenin rahat olması çok önemlidir. Çünkü ailenin yaşadığı korku ve kaygı çocuğa çok kolay geçmektedir. Okula hazırlık toplantıları yapmak yararlı olabilir. Bu toplantılarla birlikte hem anne babalara hem çocuklara yönelik sosyal etkinlikler düzenlenebilir (tanışma çayı vb.). Bu tür çalışmalarla çocukların okula alışması kolaylaşır. Anne babalara normal ve endişe verici ayrılma zorlukları hakkında bilgi verilebilir. En etkili nasıl veda etmeleri gerektiğini öğreterek çocuğa ve ailesine ayrılma zorluklarının üstesinden gelmede yardımcı olunabilir.
Yaşar KUZUCU - Psikolojik Danışman
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:48 PM   #32
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3039
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Okul Fobisi ve Okul Reddi
Bazıları zorlamalara dayanamayıp yola çıkar, yarı yoldan döner, ya sınıftan çıkar eve gelir. Başlangıç bazen sinsidir. Ön belirtiler günlerce sürebilir. Çocuk neşesizdir, uykuya dalmakta güçlük çeker. İştahı kesilir, ödevlere karşı ilgisi azalır. Her sabah somatik bir belirti ile uyanır. Başı, karnı ağrır, midesi bulanır. Bir gün okula gitmeyeceğini bildirir. Neden olarak, öğretmenden korktuğunu ya da arkadaşının kendisini rahatsız ettiğini söyleyebilir. Bazıları da tanımlayamadıkları bir korkudan söz ederler. Çoğu zaman evde rahattırlar. Şiddetli vakalarda evde de huzursuz olabilirler. Aile bireyini (genellikle anne) bir yere bırakmaz, peşinden dolaşırlar.
KLİNİK ÖZELLİKLER ve TANI
Çocuklardaki anksiyete genellikle saf bir biçimde ortaya çıkmaz. Aşırı kaygılı çocuklarda ayrılma anksiyetesi bozukluğu, sosyal fobi, depresyon, panik bozukluğu, öğrenme bozuklukları ve enürezis bulunabilir.Bu sorunların herbiri okul fobisine ve okul reddine farklı yollardan katkıda bulunabilir.
Yaygın anksiyete bozukluğu olan çocuklar gelecek olaylara dair sürekli endişe içindedirler. Okul başarısı, sportif faaliyetler gibi çeşitli alanlarda yeterli olamamaktan kaygılanırlar. Gerçek bir tıbbi hastalık okul reddine neden olabilir. Diğer nedenler arasında aile dinamikleri (söz gelimi okul reddini alttan alta yüreklendiren bağımlı bir ana baba veya bakıcı), okulda büyük çocuklar tarafından ezileceğine dair gerçekçi korkular ve okuldan kaçma sayılabilir.Okul fobisi olan çocuklar, okula gitmek için evden ayrılmakta zorlanırlar; okuldan kaçarlarsa okula gittiklerini söyleyerek evden istekli ayrılırlar. Okuldan kaçmaya genellikle diğer davranışsal sorunlar eşlik eder (Örneğin kavga etmek, kuralları çiğneme vb.).
Ayrılma anksiyetesi bozukluğu olan çocuklar, okulda oldukları sırada kendilerinin veya ana-baba ya da bakıcılarının başına bir şey geleceğinden korkarlar. Depresyon, enerji ve güdülerini düşürür ve çocuklarda okul fobisine yol açar.Okul fobisi anaokuluna ve ilkokula başlayan çocuklarda sık görülür. Yaş büyüdükçe görülme sıklığı azalsa da tedavisi güçleşir.Dış yayınlarda görülme sıklığı %1-8 arasında gösterilmektedir.
Okul korkusunu ortaya çıkaran etkenler ne olursa olsun kaynağı genellikle anneden ayrılma korkusudur. Bu hastalık bir aile nevrozudur. Aile bireyleri birbirine bağlı ve bağımlıdır. Biri ötekine ve kendisine bir şey olacak korkusunu yaşar. En sık görülen aile etkileşimlerini şöyle özetleyebiliriz.
• Ana ya da baba kronik anksiyeteden yakınmakta ve kendilerine bir şey olacağından korkmaktadır.
• Ana-baba çocuğa okulda, yolda bir şey olacağından korkmaktadır.
• Anne ya da baba genel tutumlarında çocuğundan kendilerine bağlı ve bağımlı kalmasını istemekte ve bunu desteklemektedirler.
• Çocuk kendi yokluğunda anne veya babasına bir şey olacağından ya da kendisini bırakıp gideceğinden korkmaktadır.
• Çocuk anne ve babasının yokluğunda kendisine bir şey olacağından korkmaktadır.
Okul korkusu geliştiren çocuklar genellikle başarı kaygısı olan, uslu, uyumlu, aşırı onay bekleyen, ailesine bağımlı çocuklardır. Bu kişilik özelliklerine sahip çocuklarda tetiği çeken bir etken hastalığı başlatır (Aile de hastalık, sosyo-ekonomik bir kriz, kardeş doğuşu, bir kayıp, göç, okul veya öğretmen değişikliği vb).
Okul fobisi olan çocukların yaşamlarının daha önceki yıllarında anneleri tarafından aşırı özen içinde büyütüldükleri görülür. Bu tür annelerin sürekli olarak çocuklarını memnun ederek onların sevgilerini kazanma çabası içinde oldukları, tüm isteklerini karşıladıkları ve onları sürekli hayal kırıklığına uğramaktan korudukları dikkatimizi çeker. Bu anneler özellikle çocukların bedensel rahatsızlıklarıyla yakından ilgilidirler. Çocuklar gözlerinin önünde olmadığında kendilerini çok huzursuz hissederler. Psikolojik ve fizyolojik olarak çocuklarıyla yakın olma gereksinimi duyarlar. Bu anneler çocuklarını anaokullarına göndermekten kaçındıkları gibi, arkadaşlarının evine bile oyun oynamak üzere göndermekten kaçınırlar.
Annelerin bu koruyucu ve baskıcı ortamından bir an olsun uzak kalmanın bu çocukların yabancı bir çevrede ve tanımadıkları insanlarla birlikte günlerini geçirmeleri onları son derece huzursuz kılar.
Bu çocukların babaları da aşırı bağımlılık ve koruma hususunda eşleriyle işbirliği içindedir. Bu tür babalar ev içinde bir takım kurallar koyma ve disiplin uygulama yerine, pasif kalmayı ve ev içinde sürekli bir sakinlik ortamının yeğlerler.
TEDAVi
Okula gitmediğinden dolayı çocuğu suçlamaktan kaçınılmalıdır. Ona bu durumun bir çok çocukta görüldüğü, tedavi edilebileceği anlatılır. Onun güvenini kazandıktan sonra her ne şekilde olursa olsun okula gitmesi gerektiği, zaman geçerse bu korkuya, derslerden geri kalma korkusunun ekleneceği söylenir. Okula ailesinden birisi ile gitmesi, çıkışa kadar onunla beraber okulda kalması istenir (Bu kişi daha az bağımlı olduğu bir aile bireyi olabilir). Bunun için okulda işbirliği sağlanmalıdır. Bir yandan da çocuğun bireysel tedavisi, davranış ve oyun tedavisi ile sürdürülür.
Aile tedavisi ailede kronik anksiyete, bağlılık, bağımlılık konuları ele alınır. Yaş ne kadar küçükse tedaviye yanıt o kadar iyidir ve kısa sürede çocuk okula döner. Stresle ilgili yinelemeler olabilir.
İlaç olarak imipramin ve klomipromin’in etkili olduğu bildirilmektedir.

• Birinci Basamak Psikiyatri El Kitabı Harold I. Kaplan, M.D. Benjamin J.Sadock, M.D.
• Çocuk Psikoloji, Prof Dr. Haluk Yavuzer
• Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Prof Dr. M. Orhan ÖZTÜRK
Hazırlayan
Psikolog : Bilal İLİSU
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:48 PM   #33
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3039
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Çocuklarda Okul Korkusu
Diğer bir ifadeyle çocukların güvende olmalarını sağlamada korkunun da rolü vardır. Çocuğun uyum sağlamasını engelleyen korkular da vardır ki bunlardan biri de okul korkusudur. Okul korkusunun her çocukta rastlanan bir durum olduğu söylenemez. Ancak ortaya çıkması halinde çocuğun akademik yaşantısını alt üst edebilir, ana babayı çaresiz kılabilir.
ÖZELLİKLER :
• Okul korkusu olan çocuk, okulu sever ve okula gitmeyi başarırsa örnek bir öğrenci olabilir.
• Bu çocuklar genelde aile bireyleri dışındaki yabancı kişilerle sosyal ilişki kurmakta güçlük çekerler ve utangaçtırlar.
• Okul korkusu geliştiren çocuklar genellikle başarı kaygısı olan uslu, uyumlu, aşırı onay bekleyen, ailesine bağımlı çocuklardır.
• Okula giden çocukların yaklaşık %2 ‘sinde görülür.
• Yanlarında anne yada babası olmadan sınıfa girmek istemezler.
• Evde kaldıkları sürece mutludurlar.
• Arkadaş ilişkilerinde ve sosyal faaliyetlerde etkindirler.
• Liseye giden ergende de görülebilir ancak belirtiler ilkokula başlayan çocuktaki kadar kuvvetli ve zorlu değildir. Yaş büyüdükçe görülme sıklığı azalmaktaysa da tedavi güçleşmektedir.
• Okul korkusu okuldan kaçma ve okul fobisi ile karıştırılabilmekte, bazen bu üçünü birbirinden ayıkmak güç olabilmektedir. Ancak aslında hem belirtiler hem de davranışı ortaya çıkartan etkenler farklıdır.
Okuldan kaçmada, okul korkusu yoktur, bedensel yakınmalar çok seyrek görülür, saldırgan davranışlar ve umursamazlık vardır. Disiplin sorunu çok fazladır. Öğrenme ve başarı motivasyonu genellikle düşüktür. Zeka normal ya da normalin altındadır. Evde çocuğa karşı ilgi azdır ve sevgisiz bir ortam vardır. Çocuğun okula gitmediğinden anne babasının bilgisi yoktur. Çünkü okula gitmediği zaman genellikle evde kalmaz.
Okul fobisinde, çocukta çeşitli derecelerde psiko-somatik belirtiler görülür. Bunlar; mide bulantısı, karın ağrısı, kusma, baş dönmesi şeklindeki bedensel yakınmalardır. Bu yakınmalar, sabahları okula gitmeden önce yada pazar akşamları görülür. Okula gitmeyeceği söylenince tüm yakınmalar biter. Bununla birlikte bazı araştırmalar fobiyle birlikte depresyon, psikotik gelişme ya da zorlamalı nevrozlar gibi psikolojik bozukluklarda ortaya çıkabildiğini göstermektedir. Okulda disiplin sorunu yoktur. Öğrenme ve başarı motivasyonu genellikle yüksektir. Zeka normal ya da normalin üstündedir.
NEDENLER:
Ailevi Nedenler
• Asıl korkulan şey okul değil evden, anneden ayrılmaktır,
• Aile bireylerinin birbirlerine aşırı bağlı ve çoğu zaman bağımlı olması,
• Anne ve babanın çocuğun kendilerine bağlı yada bağımlı kalmasını istemesi,
• Anne babanın kendilerine ve çocuklarına bir şey olacağı konusunda yoğun kaygı duyması,
• Çocuğun, anne yada babasının yokluğunda kendisine yada anne babasına bir şey olacağından korkması,
• Boşanma, anne veya babanın başka biriyle evlenmesi veya maddi sorunlardan kaynaklanan stresli bir ev yaşamı,
• Çocuğun yeni bir kardeşin doğması, taşınma, hastalık, yakın birinin ölümü gibi bir stres faktörünün olması.
Okula Bağlı Nedenler
• Duyarsız, sürekli emir veren bir öğretmen yada başka bir okul personeli,
• Uygun olmayan bir sınıf içi yerleştirme, özellikle de çocuğunuzun fazla tehditkar bulduğu bir yere oturtulması,
• Teneffüs, sesli okuma, sınıf önünde ders anlatma, beden eğitimi gibi etkinliklerden korkup, gerçekleştirmede güçlük çekmesine rağmen bunları yapması için zorlanması,
• Okulda ya da okul yolunda fiziksel olarak tehdit edici bir yerin yada birilerinin olması,
• Ahlaki düzeyin çok düşük olduğu, şiddetin ve belirsizliğin hüküm sürdüğü kötü bir okul ortamı,
• Okulda hırpalanmasına, reddedilmesine veya kavga etmesine yol açacak bir sosyal beceri eksikliği.
BELİRTİLER:
• Heves ve enerji kaybı oluşmaya başlamışsa,
• Alıngan ve sinirli olma halinde artış görülüyorsa,
• İştahsızlık ve uykuda huzursuzluk varsa,
• Okul etkinliklerine karşı pasif, içe kapanık ve utangaç davranıyorsa,
• Okulda ve evde daha çok nedensiz ağlamaya, kavga etmeye ve dikkat çekmeye çalışmaya başladıysa,
• Evde kalmak ve okul ödevlerini kaçırmak arasında seçim yapamayıp aşırı kaygılı olduysa,
• Sık sık hasta olmadığı halde baş veya karın ağrısı bahane ederek şikayet ediyorsa,
• Okula giderken ağlama, hastalanma ya da okula gitmeyi istememe davranışları geliştiriyor ve evde kalmasına izin verilince bunlar birdenbire kayboluyorsa,
• Bir seferde günlerce okula gitmediği oluyorsa,
• Okula gitmediği için suçluluk duymuyorsa,
• Okula devam ettiği zamanlarda iyi bir öğrenci olabiliyorsa okul korkusundan şüphelenilebilir.
ÖNERİLER:
Anne Babaya Öneriler:
• Okula gitme konusunda ödün verilmemeli, mutlaka okula gitmesi sağlanmalıdır. Bu çözümün yarısıdır.
• Çocuğa, okulun amacını açıklamak, okula gitmesi konusunda ailenin tüm fertlerinin kararlı ve tutarlı olması ise yarar. Okula gitmemesi halinde yapılan çalışmalardan geri kalacağı ve bunun kendisi için bazı aksaklıklara yol açacağını anlatmaya çalışılmalıdır.
• Çocuğun kendini terkedilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınmalıdır.
• Okula gitmediğinden dolayı çocuğu suçlamamalı, korkusu ve gözyaşlarıyla alay edilmemelidir.
• Vedalaşmaları çabuk ve kısa süreli tutarak, ayrılıkların doğal olduğu hissettirilebilir.
• Ona gününüzün nasıl geçeceğini anlatıp, onunla gününün nasıl geçtiği hakkında konuşmak her ikinizi de rahatlatabilir.
• Çocuğa okula gitmesi gerektiği, zaman geçerse bu korkuya birde derslerden geri kalmış olmanın korkusunun ekleneceği söylenmelidir.
• Çocuğun endişeleri, duyguları üzerinde konuşmak, hem sıkıntısını paylaşmasını hem de anlaşıldığını hissedip rahatlamasını sağlar.
• Bu sıkıntılı durumun geçici olabileceği, kendisiyle aynı durumda olan başka çocuklarında olduğu anlatılabilir.
• Boş zaman ve oyun becerileri kazandırarak anne babaya bağımlılık azaltılabilir.
• Arkadaş toplantıları düzenleyerek, sosyal beceriler kazanmasına fırsat tanınabilir.
• Anne babanın beklenti düzeyini gerçekçi kılıp çocuğa zaman tanıması korkuyu yenmesini kolaylaştırabilir.
Öğretmene Öneriler
• Çocuğun okulda kendini terkedilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınmalıdır
• Kaygısı anlayışla karşılanmalı naz, numara yapıyorsun gibi şeyler söylenmemelidir. Çünkü çocuk gerçekten kaygı duymaktadır.
• Okulda çocuğun ilgisini çekecek sınıf içi aktiviteler çoğaltılabilir.
• Çocuk sınıf içi çalışmalara katılmaya zorlamaktan kaçınılmalı, başlangıçta kolaylıkla üstesinden gelebileceği görevleri alması için yüreklendirilmelidir.
• Özendirme girişimleriyle birlikte gerekirse önce bir saat, sonra yarım gün ve sonunda tam gün okula gelmesi sağlanabilir.
• Annelerinde okula gelmeleri ve çocuk kendini rahat hissedinceye kadar kısa bir süre sınıfta oturmaları sağlanabilir.
• Çocuk okuldan uzak kalmamalıdır, sınıfa girmiyorsa bile belli bir süre öğretmen odasında ya da okul bahçesinde durabilir.
• Okullar anne ve babaları eğiterek okulda yeterli bakım ve eğitim olmadığı yolundaki inancı yok edip, aşırı koruyucu tavırlarından kurtulmalarını kolaylaştırılabilir. Bu inanç kaybolursa otomatik olarak çocuklarda rahatlayacak ve okula başlamadan önce başlayan kaygılı konuşmalardan etkilenmeyeceklerdir.
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:49 PM   #34
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3039
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Çocuklarda Kaygı Nedenleri
Karen Horney, ‘çocukluk döneminin kaygıları’nın büyük ölçüde anne-baba tutumlarından kaynaklandığını belirtmektedir.
‘Kaygı’yı, ‘yapmak istediklerimizle koşullar arasındaki çatışma’dan, ‘dışa vurmak istediklerimizle bunu yapmamak arasındaki çatışmadan’, bir değer grubu arasındaki çatışmadan doğan ‘kaynağı belirsiz sıkıntılı durum ve tutukluk’ diye tanımlayabiliriz. O zaman da bu çatışmaların bizi etkilediği dönemlere ve durumlara bakmamız gerekmektedir.
Karen Horney, bu durumu şöyle açıklıyor:
“Çok sayıda nevrotik insanın çocukluk öykülerini incelerken hepsinde de ortak bölenin, farklı bileşenler içinde aşağıdaki özellikleri gösteren bir çevre olduğunu buldum.
Değişmeyen temel düşman, gerçek bir canayakınlık ve sevecenlik yokluğudur. Bir çocuk sık sık yaralayıcı (travmatik) olarak değerlendirilen - aniden sütten kesme, ara sıra dövme, cinsel deneyimler gibi- bir çok şeye dayanabilir, ancak içten içe sevildiğini ve istendiğini hissettiği sürece. Bir çocuğun sevginin gerçek olmadığını açıkça hissettiğini ve uydurma gösterilerle aptal yerine konamayacağını söylemeye gerek yok. Çocuğun yeterli sıcaklık ve sevecenlik alamamasının ana nedeni, annenin ve babanın kendi nevrozları yüzünden bunu verme yetisinden yoksun olmalarında yatmaktadır. Kendi deneyimlerime göre ‘temel içtenlik yokluğu’ çoğu kez kamufle edilir ve aileler çocuk için en iyisini istediklerini öne sürerler. Eğitim kurumları ve ‘ideal’ bir annenin aşırı vesveseli ya da aşırı özverili tutumu, gelecekteki derin güvensizlik duygularının köşetaşını büyük ölçüde oluşturan bir ortama katkıda bulunan temel etkenlerdir.
Ayrıca, anne-babaların tarafında, çocukta düşmanlık yaratmaktan başka işe yaramayan çeşitli eylemler ya da tutumlar buluruz: Öteki kardeşlerin yeğlenmesi, haksız azarlamalar, aşırı bir ilgiyle küçümseyici reddetme arasındaki önceden kestirilmesi olanaksız değişmeler (tutarsızlık), yerine getirilmiyen vaatler ve bir o kadar önemlisi, çocuğun ihtiyacına yönelik geçici düşüncesizlikten çoğu kez en mantıklı arzularına ısrarlı bir biçimde karşı olmaya, örneğin arkadaşlıklarını bozmaya, bağımsız düşünce çabasını alay konusu etmeye, kendi arayışı içinde sanatsal, atletik ya da mekanik ilgisini yok etmeye dek her türden derece değişmesi gösteren tutumlar. Bütün bunlar, ane-babaların amaçlı olmasa bile sonuç açısından çocuğun iradesini kırma anlamına gelen tutumlardır.
Çocukluk dönemlerinin kaygıları arasında ‘çocuk cinselliğine yönelik yasaklayıcı tutumun’ özel bir önemi olduğunu belirten Karen Horney, çocuklarda çaresizlik, korku, sevgisiz bırakılma ve suçluluk duyguları yaratmanın onları ilerde etkileyeceğini belirtiyor.
Peki, çocuklar hiçbir isteklerinde engellenmemeli mi? Onlara doğru/yanlış tutumları nasıl öğretebileceğiz?
Karen Horney şunu belirtiyor : “Gözlemler, yetişkinler kadar çocukların da büyük ve çok sayıda yoksunluğu, bunların haklı, doğru, gerekli ya da amaçlı olduğuna inanmaları koşuluyla kabul edebileceklerini her türlü kuşkudan uzak bir biçimde gözler önüne sermiştir. Örneğin anne-baba temizlik konusunda kesin bir baskı uygulamaz ve açık ya da gizli bir acımasızlıkla çocuğu zorlamazlarsa çocuk temizlik eğitiminden rahatsız olmaz.
Bir çocuk, genelde sevildiğinden emin olması ve cezanın haklı olduğuna ve onun yaralama ya da küçük düşürme amacıyla yapılmadığına inanması koşuluyla, ara sıra yapılan bir cezalandırmadan rahatsız olmayacaktır.
Görüldüğü gibi, çocuğa karşı gösterilen tutumun biçiminden çok daha önemli olan , tutumun özüdür, amacıdır. Çocuğun, ona gösterilen yaklaşımın özünü ve amacını çok iyi anlayacağından kuşku duyulmamalıdır. Çünkü çocuklar, kendi duyguları ve sezgileriyle kendilerine gösterilen tutumun özündeki niyeti çok iyi anlayabilirler. Onun için de ‘ne yapıldığı’ndan çok ‘neden yapıldığı’ önem kazanmaktadır.
Karen Horney, çocuklardaki, ‘kıskançlık’ uyandıran duyguların da kaygılarda önemli bir rol oynadığını belirtiyor. Kardeş kıskançlığı, yaşıtlar arası rekabetten doğan kıskançlık, anneyi ya da babayı kıskanma gibi kıskançlıklar da zamanında anlaşılması gereken duygulardır.
Çocuğun ‘bağımlı’ olup olmaması ise ailelerin tutumuyla ilgilidir : “Bu, bütünüyle ailelerin çocuklarının eğitimiyle neye ulaşmaya çalıştıklarına bağlıdır ; yani eğitimin bir çocuğu güçlü, cesur, bağımsız, her türlü durumla başa çıkabilecek bir insan yapmak mı, yoksa çocuğa kol kanat germek, onu boyun eğmeci yapmak, yaşamı savsaklamasını sağlamak ya da onu yirmi yaşına kadar ya da daha uzun bir süre için çocuksulaştırmak, çocuk kalmasını sağlamak mı olduğuna bağlıdır.”
Hepimizin en başta bunları bilmesi gerekmiyor mu?
(Çağımızın Nevrotik Kişiliği – Karen Horney, Öteki Yayınevi, Çeviren, Selçuk Budak.)
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:50 PM   #35
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3039
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Kardeş Kıskançlığı
Bu nedenle çocuk için diğer önemli kararlarda olduğu gibi kardeş isteğinin gerekliliğine de anne ve babanın karar vermesi gerekmektedir. Annenin beden ve ruh sağlığı, ailenin ekonomik gücü, doğacak çocuğun bakımına ilişkin sorumlulukların paylaşılması bu kararı belirleyecektir.
Kardeş kıskançlığına gelince; kıskançlık insanoğlunun en doğal, en evrensel duygularından birisidir. Kıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamak olduğuna göre, sevginin bulunduğu her yere girer. Sevgililer arasında belirli bir ölçüyü aşmadığı sürece, sevgi gülünün dikeni sayılır. Ancak bu doğal duygu insanı kemiren bir tutku olmaya başlayınca, sevgiyi gözeten bir duygu olmaktan çıkar, sevgiyi yok eder. Çocuk için en değerli varlık anne olduğuna göre onu başkalarıyla paylaşmak kolay, dayanılır bir duygu değildir. Sevgilisini başkasının kolunda gören bir erkekle, annesini, kucağında "yabancı" bir çocukla gören kardeşin duyguları pek ayrılık göstermez. Anne sevgisini yitirme korkusu, daha yeni bir kardeş geleceğini öğrendiği anda içini sızlatmaya başlar.
Kardeş doğumu bu ve diğer nedenlerle çocuk için zorlayıcı bir yaşam olayıdır. Gebeliğin ve yenidoğan çocuğun annede oluşturduğu bedensel güçlükler ve yorgunluklar, çalışan annenin zamanının önemli bir bölümünü çocuk bakımına ayırması gibi nedenler eve gelen bu yabancı yüzündendir. Gelen çocuğun cinsiyetinin farklı olması, beceriksizliği, yoğun bir ilgi ve bakıma gereksinimi olması onun daha çok sevildiği şeklinde yorumlanmakta ve kıskançlık artmaktadır. Annenin yenidoğan bebekle birlikte oluşacak güçlüklerini hafifletebilmek için çocuğun kreşe verilmesi ya da odasının ayrılması gibi değişiklikler de bu duyguyu artıracak, yeni uyum sorunlarına neden olacaktır.
Çocukla kardeşi arasındaki yaş farkı ne kadar azsa kıskançlık o denli büyük olmaktadır.Henüz anneye gereksinimin sürdüğü 3 yaşından küçük çocuklarda anne ilgisinin azalması sonucu yeni kardeşe tepkisi büyük olacaktır. İkinci ya da üçüncü kardeşi kabullenme daha kolay olmaktadır.
Kardeş kıskançlığı doğal bir duygudur, sevgi ve kıskançlık-nefret ara ara yoğunlaşarak zaman içinde yoğunluğunu kaybeder. Kardeşini sevmek zorunda değildir. Olumsuz duygular anlayışla karşılanmalı ve bu duyguları belirtmesi yüreklendirilmelidir (beni de uğraştırıyor, arasıra ben de kızıyorum, beceriksizliği yüzünden ona çok zaman harcıyorum, seni sevmediğimi düşünme, eskisi kadar seviyorum, ben de kardeşim doğduğunda kıskanmış, böyle düşünmüştüm). Anne-baba bebeği, çocuğun önünde gösterişli bir biçimde okşayıp sevmekten kaçınmalıdır.
Çocuklar eve gelen yabancıya farklı tutumlar sergileyebilir;
-sevgi gösterilerinde bulunabilir (annenin kendisinden tümüyle uzaklaşmaması için onun yanında yer alır)
-abartılı sevgi gösterileri (alttaki duyguları ele veren davranışlarla birliktedir; kardeşinin yanağını okşarken biraz fazla sıkar, ağlatacak ölçüde kucaklar, kaza ile yere düşürür)
-etkilenmemiş gibi davranma (bebekle ilgili görünmeyen huysuzluklar, hırçınlıklar, tutturmalar, isteği yapılmadığında ağlama, tepinme)
Hazırlayan: Doç. Dr. Selahattin Şenol
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:50 PM   #36
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3039
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Kardeş Kıskançlığı
Kıskançlık, kardeşler arasında rekabet olması, bir ödül için birbirleriyle yarışmaları demektir. Buradaki ödül, anne-babanın ilgisi ve sevgisidir. Kardeş kıskançlığı, anne-babalar için dayanılmaz olsa bile, çocukların hırs ve kıskançlık gibi duygularla başa çıkabilmeleeri açısından önemlidir. Sevgi, yorgunluk, başarı, güven ve kızgınlık gibi, kıskançlık duygusu da çok normal bir duygudur. Anne-babaların yapması gereken, çocuğa kıskanç olmamayı öğretmek değil, kıskançlık hissettiğini fark ettirmek ve ona bu duygusunu nasıl ifade edebileceğini öğretmektir. Bunun için ilk adım, anne-babaların bu duyguyu tanıyabilmeleri ve doğru tepkiler verebilmeleridir. Çünkü, çocuklar pek çok şeyi sözlerden değil, davranışlardan öğrenirler. Anne-babaların hatalı davranışları ve olaylara verdikleri tepkiler de, çocukların kıskançlık hissetmelerine neden olabilir. İşte anne-babaların hatalı tutum ve davranışlarından bazıları:
Çocuklarınızdan birini göz bebeği olarak seçmeyin: Anne-babalar, kimi zaman farkında olmadan, kendilerini bir çocuklarıyla özdeşleştirirler. Onlar için o çocuğun yeri ayrıdır. Her ne kadar bunu etrafa ve diğer çocuklarına hissettirmediklerini düşünseler de, çocuklar bunu hisseder ve kendilerinde suç aramaya başlarlar. Bununla beraber, çocuk için bir başkasını suçlamak daha kolaydır. Bu durumdaki ilk hedef, kardeşleridir.
Çocuğu etiketlemeyin: Ne yazık ki, anne-babalar çocuklarını herkesin duyacağı şekilde azarlayıp, eleştirip, şikayet ederken, farkında olmadan onları bu yanlışı yapmaları için teşvik etmiş olurlar. Utandırılan, küçük düştüğünü hisseden çocuklar, aynı davranışı yaparak, kendilerinin utanmasına ve suçluluk duymasına neden olan anne-babalarına ceza vermiş olrlar. Üstelik, etiketleme (yaramazsın, tembelsin gibi sözler), çocukların bu davranışlarını haklı çıkarmaları için yasal bir yol haline gelir. Her davranışının ardından bahane olarak “ben zaten yaramazım, tembelim” gibi sözlerle kendilerini haklı çıkarırlar.
Karşılaştırma yapmayın: Anne-babalar, çocukları birbirlerine örnek göstererek, onları cesaretlendirerek, doğru davranışa yönlendirmek isterler. Farkında olmadıkları ise, karşılaştırmanın (kardeşle ya da arkadaşla), çocuklardaki benlik hissini azaltacağıdır. Çocukları birbirleriyle karşılaştırmak, rekabeti doğurur ve arttırır. Rekabet ise, hırs ve kıskançlık getirir.
Taraf tutmayın ve hakem olmayın: Haksızlığı, anne-babaları tarafından onaylanan çocuk, küçük düşürme, becerisizlik, suçluluk, utanma, yetersizlik, değer verilmeme, sevilmeme gibi duygular içinde olacak ve bu kötü hissettiren duyguların sorumlusu olarak kardeşini görecektir. Bu gibi duygularla başa çıkmasını bilmeyen çocuk, aynı zamanda bu duyguları hissettiği için kendisinin “kötü bir çocuk” olduğunu düşünecektir. Bu gibi olumsuz duygular altında ezilen çocuk, yanlış yapmaya daha fazla meyilli olacaktır.
Unutmayın, her çocuk aynı olmaz: Anne-babalar, çocuklarının aynı davranmalarını ve aynı hissetmelerini beklerler. Esas hata buradadır. Çocuklar, zeka, duygu, huy, yetenek, ilgi ve kişilik bakımından farklıdırlar. Anne-baba olarak siz de farklısınız. Geçen zaman içinde siz de farkında olmadan değişmişsinizdir. Bu yüzden, farklı kişilere aynı davranmak sorunu çözmez. Aynı sevgi ve aynı ilgi farklı kişilerin ihtiyaçlarına aynı cevabı vermez. Yapılan araştırmalar, kardeş sahibi olmanın aynı derecede stres yarattığını ve bu duygularıyla başa çıkmayı öğrenen çocukların ileriki yaşamlarında karşılarına çıkan sorunları daha kolay çözebildiklerini gösteriyor. Çünkü, kardeş sahibi olmak çocuklara, paylaşmayı, hırslar ve kıskançlıklarla yüzleşmeyi öğretiyor. Her ne kadar kavga da etseler, kardeşler birbirlerinin zor durumlarında bir araya gelir ve tek vücut olurlar. Peki, anne-baba olarak kardeş kıskançlığının olumsuz yönlerini yok edip, nasıl olumlu bir hale getirebilirsiniz? İşte, yapılabilecekler:
Aile birliğine önem vermek: Ailece bir araya gelip, ortak bir zaman geçirebileceğiniz zamanlar yaratmalısınız. Ayrıca, çocuklarınıza davranışlarının sorumluluğunu almayı, kendilerini iyi ifade etmelerini, sorunlarını çözme yollarını öğretmelisiniz. Sorun çıktığında, duygularıyla nasıl başa çıkmayacağını bilmeyen çocuk, saldırganlaşmaya ve kavgaya girişir. Çocuğunuzun ne hissettiğinin farkına varmasını sağlamalı, bu duygularıyla başa çıkmasının vurmak ve kavga etmekle halledilemeyeceğini öğretmelisiniz.
Bireylerin kendilerine özgü özelliklerine önem vermek: Çocukların kendilerine özgü özellikleri, ilgi alnları ve yetenekleri vardır. Bunların farkına varıp, bu özelliklerini ortaya çıkarmak, onların kendilerini iyi ve başarılı hissetmelerine ve aynı zamanda sevildiklerini düşünmelerine neden olacaktır. Bir diğerinin yaptıklarını yapmasalar da, mutlaka kendisinin yaptığı ve anne-babası tarafından onaylanan iyi bir tarafları vardır. Bu, çocuğun kendine olan güvenini arttıracak, bir başkasında gördükleri karşısında üzülmesini önleyecektir. Çocukalrın okul başarıları dabirbirine benzemek zorunda değildir. Zeka, sadece matematik zekası değildir; 7-8 değişik zeka türü tespit edilmiştir. Bu yüzden, bir çocuğun matematik ve fen dersi notları yüksekken, bir diğerinin dil yeteneği ve kendini ifade yeteneği ön planda olabilir. Bunun dışında, spora olan yatkınlığı, müziğe veya resme olan yeteneği de zeka türleri arasındadır.
Çocuğunuzun duygularını gözardı etmeyin: Yanlış ya da doğru duygular diye bir şey yoktur. Bu yüzden, çocuğunuzu kardeşine karşı olumsuz duygular hissetmemesi konusunda baskı altına almamalısınız. Tam tersine, onunla davranışlarının nedenlerinin hissettikleriolduğu yolunda konuşmalı, hissettiklerini ayırt etmesine yardımcı olmalı ve ona doğru davranış yollarını göstermelisiniz. Bunun için, iletişim becerilerini kullanmalı, etkin dinleme ve ben dili metotları ile yola çıkmalısınız. Yapabileceğiniz şey, soracağınız sorularla, çocuğunuzun çözümü kendisinin bulmasına yardım etmek olabilir.
Çocuğunuzun duygularıyla yüzleşmesini sağlayın: Eğer çocuğunuz kardeşi için “Keşke ölse, bu evden gitse, nefret ediyorum” gibi düşünce ve duygularını dile getiriyorsa onu asla azarlamayın.
Çocuğa model olun: Genelde, herkes çoklu öğrenme sistemi uygulandığında daha iyi hatırlar. Dolayısıyla, çocuğunuza söyleyip, uyardığınız ya da tembih ettikleriniz, çocuğunuzun kulağının bir köşesinde kalabilir. Fakat, tembih ettiklerinizi anne-baba olarak sizin de uyguladığınızı gördüğünde, sizi ve davranışınızı örnek alır. Örnek aldığı davranışları uygulamaya başladığında, bunlar alışkanlık haline gelir. Zamanla alışkanlıklar, kişiliğin temel özelliği halini alırlar. İlgi odağını değiştirin: Sorun çıkaran çocuğunuz dikkat çekmeye çalışıyor olabilir. Bu nedenle ilgi, mağdur olana gösterilip, suçlu göz ardı edildiğinde, suçlu olan kötü davranışlar yolu ile ilgi odağı olamayacağını anlayacaktır. Bu demek değil ki, kardeşlerden birine ilgi gösterin ve diğerini ayırın. Kardeşler fiziksel olarak birbirlerine zarar verdiklerinde, acil olan canı acıyanı ya da zarar göreni iyileştirmektir; yoksa haksızlığa uğradığını, ne bahtsız olduğunu, ne kötü kardeşi olduğunu vurgulamak değildir. Amaç, diğer çocuğu dışlamak değildir. İşler durulduktan sonra, hep beraber oturulup, olayların nasıl geliştiğini, zarar görenin duygularını paylaşmak, empati kurmayı öğretmek, kardeşler arası ve çocuk-anne-baba arası ilişkileri ve iletişimi geliştirme açısından önemlidir.
Olumlu davranışlarını vurgulayın: Anne-babasından ilgi göstermesini beklemeden, çocuğa her durumda ilgi gösterilmelidir. Bu, hem ilişkinin kalitesini yükseltir, hem de çocuklar beraber daha fazla zaman geçirilmesini sağlar. Dikkatiniz, onun yaptığı olumlu davranışlara yöneldiğinde, olumlu davranışları ödüllendirildiğinde (övmek ya da sevgi ve ilgi göstermek gibi), sevgi koşulsuz verildiğinde (sana şu an kızıyorum, ama sevmeye devam ediyorum), çocuk kardeşini kıskanmanın ya da ona kötü davranmanın kendisine prim yapmadığını ve olumlu bir getirisi olmadığını öğrenecektir. Halbuki, kardeş kıskançlığına odaklanmanız, çocuğu bu davranışı yapmaya yöneltecektir.
İyi bir dinleyici olun: Çocukların aralarındaki rekabet ortamına çözüm getirmenin ilk adımı, iyi bir dinleyici olmaktır. Dinleyici derken, oturup dinlemek anlaşılmasın. Tersine, etkin dinleme ve ben dili beraber kullanılmalı. Dinleyip, olayı ve çocuğunuzun duygularını anladıktan sonra, ona anlaşıldığını, ancak etkin dinleme yaparak yani duygularını ona geri bildirerek yapabilirsiniz. “Kardeşimden nefret ediyorum. Keşke başka evde yaşasa” diye duygularını ifade eden çocuğunuza, “Anlaşılan seni çok kızdırmış ve üzmüş. Biraz yalnızlık hissediyorsun sanırım” gibi bir duygu geri bildiriminde bulunarak, onu anladığınızı, en azından yanlış anlamış bile olsanız, çocuğunuza düzeltme ve kendini açıklama fırsatı vermiş olursunuz.
Kavgalara hakem olmayın: En iyisi, durum çıkmaza girene kadar karışmamaktır. Durum çıkmaza girdiğinde ise çocukların öfkelerini kabul etmekle işe başlanılabilir. Çocukları dinleyip sorunlarını anladıktan ve sorunu tekrar edip doğru anlayıp anlamadığınızı kontrol ettikten sonra, eğer öfkeleri aynı şiddette devam ediyorsa, onları ayırmayı deneyip, başka odalara yollayabilirsiniz. 10 dakika ya da yarım saat sonra buluşmak için sözleşip, neler hissettiklerini, neyi niçin yaptıklarını birbirleriyle paylaşmalarını isteyebilirsiniz. Bir başka metot ise, sorunu kendilerinin çözebileceklerine güvendiğinizi belirtip, odayı terk etmek ve ancak onlar anlaşma yolunu bulduktan sonra döneceğinizi belirtmek olabilir. Bir açık kapı bırakıp, ihtiyaçları olduğunda, size danışabileceklerini hatırlatabilirsiniz. Bu aşamada en önemlisi, çocukların, bir diğerinin tarafını tutmayacağınıza dair size olan güven duygularının gelişmesini sağlamak olacaktır.
Sonuç olarak, doğru ve sağlıklı iletişim metotlarının kullanıldığı, duyguların ifade edildiği, çocuklara duygu ve düşüncelerini nasıl ifade edebileceklerinin öğretildiği ailelerde de, olumsuz duygu ve olumsuz davranışlar olacaktır. Ancak böyle ailelerde çocuklar anne-babalarına güvenmeyi, kendilerini ifade etmeyi ve empati kurmayı öğrenmiş olduklarından, olumsuz hissettikleri duygulara, doğru davranışlar göstererek başa çıkmayı daha kolay öğreneceklerdir.


Kaynak: "Anne şuna bak bana vuruyor" Elaine K. McEwan-ARZU YEŞİLLETEN- Uz. Psikolojik Danışman
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:50 PM   #37
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3039
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Tuvalet Eğitimi Dönemi ve Sorunları
Her şeyi eller, karıştırır, her yere çıkar, her yerden iner. Onun için tehlike söz konusu değildir. Bütün öğrenebilecekleri denemek, algılamak ve uygulayarak kendisine katmak ister.
Doğaldır ki, bu arada özgürlüğünün sınırlarını da zorlamaktadır çocuk. Bu döneme “özerklik dönemi” diyoruz, yani her şey çocuğun kendisinin elindedir ve böyle olmasını ister. O yüzden de anne ile sürtüşmenin başladığı bir dönemdir. Sonsuz bir merak içinde özgürlüğünün tadını çıkarmak için yola çıkmıştır o. Anne ise durdurmak, sınırlamak için beklemektedir. “Dur, yapma, gitme, alma, çıkma, elleme" şeklinde engellerle onun ardındadır. Bunun sonucu çocukta, anneye karşı, anneye yönelik duygularında bir çatışma ortaya çıkar. Bu dönem çocuğu bir yandan anneye bağımlıdır, ondan tümüyle kopmamıştır, gereksinim duymaktadır; Bir yandan da onun dediklerini yapmama, kendi sınırlarını anneye tanıtma konusunda anneyle kıyasıya bir şavaşım içindedir. Bu özerklik savaşımı kendini anneyle çocuk arasında belirgin olarak kendini üç alanda gösterir:
Tuvalet eğitimi, beslenme ve uyku alanları.
Bu döneme " anal dönem ", "tuvalet eğitimi dönemi" de denilmektedir. Bu önemde artık ağız bölgesi önemini yitirmiş, anal bölge özellik kazanmıştır. Bu yaşlarda çocuk için kakası ya da çişi, annesiyle girdiği savaşta çok etkin araçlardır. Bunları istediği yere, kendi istediği zaman yapacaktır; sınır tanımak istemeyecektir. Oysa, bu dönemde anne de ona tuvalet eğitimini vermeye çalıştığı için yer, zaman belirleme konusunda anneyle çocuk arasında bir sürtüşme ortaya çıkmaktadır. Yine uyku alanında; anne çocuğu belirli saatlerde yatırmak ister, çocuk ise uyumamakta, daha fazla uyanık kalarak dünyayı daha fazla tanımak istemektedir. Beslenme alanında da çocuk, bu özerklik duygusu ile hem yemeklerini kendi yemek, hem de bulaştıra, bulaştıra, ortalığa döküp saçarak yüzünü batırarak ve tadını çıkararak yemek ister, Anne bu kez de temizlik, düzen konusunda ona bir şeyler öğretmek ister; çocuğun doyduğundan tam emin olmak ister. Böylece, o bulaştırdıkça anne alacak ve aralarında yine bir gerginlik ortaya çıkacaktır,
Bu dönemde çocuğu tümüyle boş mu bırakalım, yoksa çok mu dizginleyelim ? Bu dönem çocuğu hiç sınır tanımak istemez, biz de onu sınırsızlığa bırakırsak bunun sonuçları ne olur? Bu dönemde çocuklar hiç sınırla tanışmadıklarında; engellendiğinde öfke nöbetleri geçiren, kural tanımaz, bencil, saldırgan bir isteği engellendiğinde yere yatıp tepinen, başını duvarlara vuran çocuklar olarak geliştirirler. Vurucu, kırıcı olurlar. Çişini kakasını nereye, nasıl yapacağını öğrenemeyen çocuklar kakayla, çişle dolaşırlar; bundan dolayı hiçbir kaygı duymazlar, yer ve zaman tanımazlar. Bir diğer uçta, engeller yersiz ve aşırı olduğunda, çocuğun doğasına uymayan engeller konulduğunda neler ortaya çıkar?
Bu dönemde dağıtıcı, meraklı, hareketli, karıştırıcı, özellikler gösteren çocuk fazlaca kısıtlanıp bu nitelikleri bastırılırsa; aşırı uysal ,edilgin, kuralcı olabilir; çocukta aşırı titizlik, düzen düşkünlüğü gelişebilir.
Tuvalet eğitimine çocuk fizyolojik ve ruhsal açıdan hazır olmadan başlandığında ya da aşırı baskıcı, esnekliğe, eğitimin başlangıcındaki küçük kaçırmalara bile izin vermenin bir tuvalet eğitimi ile çocuk ele alındığında; bu dönemde aşırı baskı ve denetim sonucu tuvalet eğitimi kazanılsa bile çocuk daha sonraki yaşlarda herhangi bir stres etmeni ile karşılaştığında çiş ya da kaka kaçırma ( enürezis , enkoprezis ) belirtileri ile birlikte tuvalet eğitimi dönemi içinde çözümlenmemiş olan süreç yeniden gündeme gelir.
Öyleyse, özerklik döneminde biz çocukları nasıl ele almalıyız? Bu dönemde doğası gereği aşırı direnen, tutturan çocuğun inadına inatla karşılık vermek, inadının üstüne gitme korkutmak geçersizdir ve olumsuz sonuçlar verecektir. Tutturduğunda dikkatini başka alanlara çekmek farklı seçenekler sunmak uygun bir tutum olabilir. Tuvalet eğimi verirken sabırlı, ufak aksamalarda abartılı, titiz bir kaygılıkla tepki vermeyen, eğitimi oyunla veren ancak kararlı bir ana baba tutumunun çok yarar sağlayacağı bilinmelidir. Çocuğun çiş ya da kakasının gelmiş olacağının varsayıldığı saatlerde tuvalete götürmek, bu işlemi uygun ve belirli aralıklarda yinelemek ve haber verdiğinde ödüllendirmek yeterli olacaktır.
Ayrıca bu dönem çocuğu çok karıştırıcı ve tehlike bilmez olduğundan, onu tehlikelerden korumak konusunda dikkatli davranmak gerekir. Tehlikelerden korumak için çocuğu büsbütün kısıtlamayarak; uygun ortamları evin içinde rahatça oynayabileceği, döküp saçabileceği köşeleri ona sağlayabilmek yararlı olacaktır, Bu dönem çocuğun eğitiminde “özerklik dönemi" nin gelişimsel özellikleri dikkate alınarak fazla kuralcı, fazla baskılı olmayan, çocuğun kendi yetilerini tanıyıp kullanımına fırsat tanıyan ancak gerektiğinde sınırlayıcı ve değişken olmayan bir tutum izlendiğinde hem ocukla ana-baba arasındaki gerginlikler en aza indirgenmiş, hem de çocuğun dönemsel nitelikle sağlıklı bir gelişim çizgisine doğru desteklenmiş olur.
Bu yaş çocuklarında su oyunları, toprak ve kum oyunları, ses çıkaran, vurmalı, takmalı oyunlar, takıp çıkarmalı oyuncaklar, gerek karıştırıcılık, bulaştırıcılık, gerekse merak ve saldırganlık dürtülerini boşaltma, yönlendirme açısından uygun oyun seçenekleridir.
TUVALET EĞİTİMİNE HAZIR MIYIZ?
Çocuğunuzun yeterli olgunluğa ulaşma sürecinin neresinde olduğunu saptamada aşağıdaki liste işinize yarayacak:
* Kakası düzenli, yumuşak ve şekillidir
* Kilotunu kendi kendine indirip kaldırabilmektedir.
* Ev halkının tuvalet/banyo hareketlerini taklit etmeye çalışmaktadır.
* Kakası geldiğini bir takım fiziksel hareketlerle belli etmektedir veya söylemektedir.
* Kaka ve çiş anlamına gelen kelimeleri kullanmaktadır.
* Basit emirleri anlamaktadır (Örnek: Oyuncağı al vb.)
* Tuvalete gitmesi gerektiğini anlatan fiziksel uyarıları anlamakta ve önceden size söylemektedir.
* Kakalı bezle kalmayı sevmemekte, istememektedir.
* 3-4 saatlik kuru dönemleri olmaktadır, mesane kasları idrarını tutacak kadar olgunlaşmıştır.
* Herşeye olumsuz yaklaşmamaktadır.
* Eşyaları yerine koyma alışkanlığını edinmeye başlamıştır.
* Bağımsızlık isteğini belli etmektedir.
* Yürüyebilmekte ve oturabilmektedir.
Doğru ve uygun malzemeyi satın alın
Çocuğunuzun boyuna uygun lazımlık yada klozete uygulanabilir oturma yeri alın. En önemli özellik, çocuğun otururken ayaklarının yere değmesidir. Bu durumda bağırsak hareketleri başlayınca, yerden destek alabilir.
Bir rutin oluşturun
Çocuğunuzu, günde bir kez giyinik olarak lazımlığa oturtun. Bu, kahvaltıdan sonra, banyodan önce yada bağırsak hareketlerinin başladığı herhangi bir zaman olabilir. Burada amacı, bebeğin, lazımlığa alışması, onu günlük rutinin bir parçası olarak görmeye başlamasıdır. Oturmak istemezse, bırakın. Sakın onu zorla lazımlığa oturtmaya çalışmayın. Hele korkmuşsa, sakın sakın zorlamayın! Bu durumda, lazımlığı bir kaç haftalığına bir kenara koyun, ardından tekrar deneyin. Oturursa iyi, ama ona neden oraya oturması gerektiğini anlatmaya çalışmayın! Unutmayın, sadece onu lazımlığa alıştırıyorsunuz ve bu iş için en uygun yer neresiyse oraya gidin; oyun odası en uygun yer olabilir!
Bezi çıkarın
Onu lazımlığa bezini çıkartarak oturtun. Yine başlangıçta alıştırmak amacıyla! Bu aşamada bir takım açıklamalar yararlı olabilir; anne-babanın, varsa-diğer kardeşlerin ve herkesin bu işi yaptığını ona anlatın. Soyunup tuvalete girmenin erişkince bir davranış olduğunu anlatmaya çalışın ona. Bu davranış işe yarar ve etki gösterirse iyi. Olumsuzluk durumunda unutmayın. Hazır olana ve kendi kendine tuvalete oturmaya ilgi gösterene kadar bekleyin!
Süreci açıklayın
Çocuğa bağırsak hareketlerinin nereye gideceğini anlatın. Bezine kaka yaptığı zaman, onu lazımlığa oturtun, bezi onun gözü önünde lazımlık içine boşaltın. Bu durum, onun oturma ve kaka üretme arasındaki ilişkiyi anlamasına yardım edecektir. Lazımlığı tuvalete döktükten sonra sifonu ona çektirin -korkuyorsa yapmayın- kakanın nereye gittiğini görsün. Kakadan sonra giyinmeyi ve ellerini yıkamayı öğretin.
Bağımsızca hareket etmeye teşvik edin
Sıkıştığı zaman lazımlığı kullanması konusunda ona cesaret verin. Ne zaman isterse sizden yardım göreceği konusunda da emin olmasını sağlayın. Ara ara bezini çıkararak kilotla dolaşmasına izin verin. Bu sırada lazımlık gözönünde olsun, ona ne zaman isterse oturabileceğini söyleyin ve bunu sık sık hatırlatın.
Alt bezinden kilota geçin
Eğitim bu aşamaya gelince, kalın bir kumaştan yapılmış yada tek kullanımlık kilotlar giydirin. Bezden olanlar genellikle çocuğun çişini farketmesi nedeniyle daha çok işe yarar. Tek kullanımlık olanları dışarı çıkarken kullanın. Önce bir kaç saatle başlayın. Geceleri alt bezine devam edin. Yavaş yavaş büyük çocuk kilotuna geçme vakti geliyor.
Geri dönüşlere hoşgörüyle yaklaşın
Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara ara altına kaçıracaktır. Ona kızmayın, cezalandırmayın. Kaslarını kullanmayı öğrenirken bu durum olağandır ve biraz zaman alabilir. Bir kaza durumunda altını temizlerken, bir dahaki sefere lazımlığı kullanmasını ona hatırlatın.
Gece eğitimine başlayın
Gündüz sorunu tamamen çözülse bile, gece kontrolü aylar, bazen yıllar sonraya kalabilir. Hemen alt bezini atmaya kalkmayın. Bez bağlamanıza itiraz ediyorsa, çarşafın altına naylon bir örtü sermeniz temizliği kolaylaştıracaktır. Bu yaşta vücudu tuvalete gitmek için, uyanmak için gereken olgunluğa henüz ulaşmamıştır. Bu aşamada, akşamları sıvı alımını azaltmanız, kuru gecelerin sayısını artıracaktır. Gece çişi gelir ve uyanırsa, size seslenebileceğini ona hatırlatın. Lazımlığını yatağının hemen yanına koymanız da yararlı olabilir.
İşte bu kadar
İnanın tüm bunlar çocuğunuz hazır olunca gerçekleşecektir. Hazır olana kadar beklemeniz, hem onun, hem de sizin işinizi kolaylaştıracaktır. Bir sonraki bebeğe kadar artık rahatsınız.
Altını Islatma
Normal gelişmekte olan bir çocuğun 4-5 yaşlarından sonra altını ıslatmasına “enuresiz” denir. Altını ıslatma erken çocukluktan beri devam ediyorsa, bu arada çocuğun kuru kaldığı uzunca bir dönem varsa, buna “primer enuresiz”, altını ıslatmadığı uzunca bir dönemden sonra yeniden ıslatmaya başlamışsa, buna da “sekonder enuresiz” denir. Görülen vakaların %80’i birinci tiptedir. Altını ıslatma ilköğretime başlama çağındaki çocuklarda %10-12 gibi oldukça yüksektir. 5-14 yaş arası ise %6 oranında görülmektedir. Genellikle erkek çocuklarda, kızlara göre biraz daha fazla görülür. Altını ıslatma bazı vakalarda hemen her gece, hatta gecede birkaç defa, bazılarında ise birkaç gecede bir olabilir. Bir çok vakada yaşın ilerlemesiyle önce seyrelme, sonra kendiliğinden düzelme olur.
Yatağa işeyen çocukların hepsi uyumsuz çocuklar sayılamazlar. Çocuğun belli bir dönem tuvalet eğitimi almasına rağmen daha sonradan bu kontrolün kaybolmasıdır. Bu tipte stres faktörü etkili olmaktadır. Bu nedenle sonradan altını ıslatan çocuklarda muhakkak ek psikiyatrik sorunlar gözden geçirilmelidir Altını ıslatma erkek çocuklarda kızlardan daha fazla görülmektedir. Sonradan altını ıslatan çocuklarda psikiyatrik sorunlar dikkaate alınmalıdır.
Altını ıslatmanın nedenleri genellikle bedensel (organik) ve psikolojik olmak üzere iki grupta toplanmaktadır.Bedensel nedenler daha çok tıp uzmanlarını ilgilendirmektedir. Bunlara göre:
• Böbrek ve idrar yollarındaki rahatsızlıklar ve iltihaplanmalar
• Tirod ve hipofiz bezinin yetersiz çalışması
• Gece gelen epilepsi (sara) nöbetleri,
• Sinir sisteminin gelişimini engelleyen nörolojik bozukluklar,
• Ağır uyku
• Kalıtıma bağlı yapısal yatkınlık gibi durumlar alt ıslatmanın bedensel nedenleridir. Geri kalan büyük çoğunlukta ise psikolojik nedenlere bağlıdır.
• Şiddetli heyecanlar,korkular okula başlama nedeniyle anneden kopma gibi duygusal şoklar,
• Bir kardeşin doğumu ile oluşan gerileme tepkisi,
• Ana- baba geçimsizliği,
• Ailede aşırı ve yetersiz ilgi görme,
• Tuvalet eğitimindeki yanlış tutumlar,
• Cinsel haz sağlama.Özellikle küçük yaşlarda annenin altını temizlemesinden hoşlanma duygusu.İleri yaşlarda ise mastürbasyona benzer bir istek,
• Çocuk ve anne arasındaki gergin ilişkiler sonucu bilinç altı kin ve düşmanlığın yansıması
Altını Kirletme (dışkı kaçırma)
Gece ve gündüz olabilir. Dört yaşından sonra tuvalet kontrolü sağlanmamışsa ve en az ayda bir kez tekrarlanıyorsa bu problemden bahsedebiliriz. Genelde sindirim sistemi rahatsızlıkları neden olabilir. Çocuğun altına bez bağlamak, çocuğun bu yaşına uygun olmayan davranışı karşısında sessiz kalmak, aşırı cezalandırma yoluna gitmek, çocuğun probleminin artmasına neden olur. Psikiyatrik tedavi gerekir. Altını kirletme ve altını ıslatma problemlerinde çocukta mevcut olabilecek problemlerin ele alınarak halledilmesi gerekir. Bu türlü problemler, daha ciddi başka problemlerin habercisi olabilir. Bu nedenle anne baba bu hususu küçümsememelidirler.
Motivasyon Teknikleri
Kayıt tutma ve ödüllendirme: Altını işeme tedavisinde takvim tutma vb. teknikleri de hem çocuğun motivasyonunu artırıcı hem de sorumluluk vericidir.Çocuk ıslak ve kuru geceleri bir takvim üzerine işaretler.Yazma bilmiyorsa yağmur resmi ile bilenler yazı ile belirtebilirler. Bu işaretler kesinlikle çocuk tarafından konulmalıdır. Haftalık kontrollerle kuru günler çoksa ödüllendirilir. Ödüller, onun istediği bir oyun oynayarak vb) Duygusal içerikli ödüller (aferin veya kucaklama, başını okşama, başarısını abartma), somut ödüller: oyuncak alma gibi.
Sıvı kısıtlanması ve gece uyandırma:Akşam yemeğinden sonra sıvı: kola, karpuz vb. kısıtlaması, uykuda idrar miktarını azaltabilir.Sıvı kısıtlamasında sorumluluk çocuğa verilmeli, konunun yeni odağı haline gelmesi engellenmelidir.Çocuk yatarken mutlaka tuvalete gitmeli ve yattığında tuvalet için kendi kendini koşullandırmalıdır.Çocuklar uyuduktan 1-1,5 saat sonra uyandırılıp tuvalete gitmesi sağlanmalıdır
Anal dönemde olan çocuklarda tuvalet eğitimi esnasında ebeveynlerin baskıcı tutumları çocuklarının aşırı titiz ve obsesif erişkinler olmalarına yol açabilir.
Kız çocuklarının tuvalet alışkanlığını edinmeleri genellikle erkek çocuklarına oranla daha erken gerçekleşmektedir. Kızlar ortalama 3 yaşında, erkeklerde kızlardan 3 ay sonra tuvalet alışkanlığını edinirler.
Kız çocuklarında tuvalet sonrası temizlik arkadan öne (anüsten vajinaya) doğru değil, önden arkaya doğru yapılmalıdır. Zira arkadan öne temizlik kalın bağırsak bakterilerinin vajinaya ve buradan da uretra ağzına bulaşmasına ve bu bölgelerde sık sık enfeksiyonlar yaşanmasına neden olabilir. Kızınıza tuvalet eğitimi verirken de bu kuralı öğretmeyi ihmal etmeyin.
Altını ıslatma problemi yaşayan çocukların % 50’sinde “geniz eti” olduğu saptanmıştır. “Geniz etlerinin” solunum yollarını tıkayarak uyku bozukluklarına, gece altını ıslatmaya ve horlamaya yol açabileceği söylenmektedir.
Tuvalet eğitimi başlangıcı için lazımlık tercih edilmelidir. Ayakları böylece yere dayanan çocuk oradan güç alarak bağırsak hareketlerini kontrolde zorlanmayacaktır.


Hazırlayan: Prof. Dr. Bahar Gökler
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:50 PM   #38
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3039
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi
Çocuğunuzun yaklaşık 18 ay ve 2 yaş arasında olmasıyla birlikte, rahat rahat yürüyüp konuşan ve sizin ne dediğinizi anlayan döneminde tuvalet eğitimine başlayabilirsiniz. Eğer çocuğunuz daha rahat bir şekilde yürüyemiyor ve konuşamıyorsa daha erken demektir. Daha erken yaşlarında tuvalet sorununu çözmek çok güzel olmasına rağmen eğer bu dönem ilerki yaşlara kaymış ve gecikmişşe telaş etmeyin mutlaka bu alışkanlık kazanılacaktır. Çocuktan çocuğa tuvale talışkanlığı değişiklik gösterecektir. Tuvalet alışkanlığını kazanmak için rahatça çıplak dolaşabileceği, altının rahat açık bırakabilineceği yaz ayları düşünülür, fakat yinede kış aylarında dahi bu alışkanlığı kazandırabilirsiniz.
İlk olarak gündüz tuvalet eğitimi ile işe başlamanız gerekir, aynı anda gece içinde tuvalet alışkanlığını getiremezsiniz. Bir lazımlık veya tuvalet adaptörü alarak ilk adımı atabilirsiniz, ilk başlarda lazımlık kullanabilir sonrasında tuvalet adaptörü ile devam edebilirsiniz. Lazımlık yerine tuvalet adaptörü daha hijyenik olacak ve sizde lazımlığı temizlemek zorunda kalmayacaksınız. Mutlaka lazımlığın veya adaptörün kullanılacağı yerin tuvalet olduğunu anlatmanız gerekir, evin odalarını kullanarak tuvalet eğitimi vermek doğru olmaz. Genellikle çocuğunuzun altını kirlettiği zamanlara dikkat edin eğer bu saatle rutine oturmuşsa ve ne zaman tuvaletini yapacağını anladığınızda ona tuvaleti kullanması gerektiğini anlatın. Çocuğunuzu hiç bir zaman bu iş için zorlamayın, çünkü çok daha zor bir durum oluşur ve tepki gösterir. Çocuk tuvale eğitimine çok çabuk alışamıyabilir, lütfen sabırlı olunuz ve sakın hemen pes etmeyiniz.
Bazı çocuklar lazımlıktan korkarlar ve hatta ilk tuvaletlerini yaptıktan sonra vücutlarında bir parçanın çıkmasını ve onu görmekten korkarlar ve bir süre bu işlem için direnirler. Çocuğunuza tuvalet yapmanın herkez için gerekli ve doğal olduğunu anlatın. hekesin bu işlemi yaptığını ona anlatın. Tuvaletin sifonuna basmak çocuklar için eğlencelidir, tuvaletini yaptıtan sonra sifonu ona çektirebilirsiniz. Hoşuna gidecek bir kitap veya oyuncağı, tuvalete oturmasını sağlamak için kullanabilirsiniz. Tuvalet işlemi bittikten sonra mutlaka çocuğunuzun ellerini yıkamayı ve temizlemeye özen gösterin.
Yavaş yavaş bez kullanımını azaltıp,( bu arada alıştırma külotlarıda kullanabilirsiniz ) ona bezini bağlamadığınızı ve tuvaleti gelince söyleyip, tuvalete yapması gerektiğini anlatın. Bu arada sık sık kazalara hazırlıklı olun ve sakın tepki göstermeyin, sabırla ne yapması gerektiğini anlatın. Hiç bir zaman onu utandırmayın, "yinemi altına yaptın", "ne kadar pis çocuksun" gibi söylemlerde sakın bulunmayın. Tuvalet eğitimine başladıktan sonra geri adım atmayın ve kararlılıkla devam edin. Gündüz bu alışkanlığı kazanmasıyla birlikte gündüz uykularından başlayarak geceleride tuvalet eğitimine başlayabilirsiniz.
Alışılmış ve kazanılmış olan tuvalet alışkanlığı zaman içersinde değişiklik gösterip bozulabilir, sakın paniklemeyin başa dönmüyorsunuz. Bu dengeyi bozan bir sebep veya bir tepki olabilir. Buna sebep yeni bir bakıcı, yuvaya başlamak veya bir tartışma bile olabilir. Mutlaka zamanla dü zene girecektir, yeterki siz sebebini araştırın ve sakinlikle çözmeye çalışın.
BİR KAÇ PRATİK ÖNERİ ;
Tuvalet eğitiminde yapılması gerekenler.
• İlk olarak bez kullanımına son vermek gerekir. Alıştırma külotları denen dışı naylon içi pamuklu bezden yapılmış olanlarını kullanabilirsiniz.
• Çocuğunuzun ne zamanlar tuvalet yaptığına dikkat edin ve bunu göz önünde bulundurarak ona tuvalet yapmasını teklif edin. Sık sık olabilecek kazalar sonucunda sakın ona kızmayın, güzelce haber vermesinin gerektiğini anlatın.
• Artık bez ile dolaşmadığını ve altına yapmaması gerektiğini, tuvaleti geldiğinde herkesin yaptığı gibi onunda tuvaletini yapması gerektiğini ve bunu size haber vermesini söyleyin.
• Sıcaklık durumunu göz önünde bulundurarak altını açık bırakabilir ve bezinin olmadığını hissettirebilirsiniz. Eğer altı açık değilsede kolay bir şekilde altını açıp tuvaletini hemen yapmasını sağlayabileceğiniz şekilde giydirin.
• Tuvalete oturması için veya hemen kalkmaması için oyalanacağı bir kitap veya hoşuna giden bir oyuncak verebilirsiniz. Tuvalet yapmayı eğlenceli hale getirebilir, örneğin sifonu çekmesine izin verebilir ve böylece tuvalete oturma isteğini arttırabilirsiniz.
• Çocuğunuza hijyen´in önemini anlatın ve tuvaleti kullanmasının doğru olduğunu anlatın, her tuvalet sonrasında el yıkama alışkanlığını şimdiden kazandırın.
• Çocuğunuzun bakıcısının ve onunla ilgilenen diğer aile büyüklerinin aynı tutarlılığı ve ilgiyi göstermesini sağlayın.

Tuvalet eğitimi sırasında yapılmaması gerekenler ,
• Çocuğunuzun bu alışkanlığı çok kısa sürede kazanmasını beklemeyin, sabırlı ve sakince onu teşvik etmeye devam edin.
• Sakın çok ısrarcı ve sabırsız olmayın ve çocuğunuzla bu konuda dalga geçmek veya başka çocuklarla kıyaslamak gibi hatalara düşmeyin. Kesinlikle bağırmak, kızmak veya cezalandırmak gibi yöntemlere başvurmayın.
• Karşınızdakinin çocuğunuz olduğunu, küçük ve sizin kadar çabuk anlayacak kapasitede olmadığını ve onun duygularını düşünün, her konuda kendinizi onun yerine koyun, böylece daha sabırlı ve anlayışlı olabilirsiniz.
• Tuvalete çok çıkmaması için sakın sıvı tüketimini azaltmayın, çocuğunuzun metabolizmasını etkileyecek bir hata yapmış olursunuz.
• Sakın pes etmeyin, alışkanlığı kazanması ne kadar uzun sürerse sürsün geri adım atmayın. Eğer bezden vazgeçiyorsanız ara sıra bile olsa tekrar bez bağlamayın.


Copyright © Minikeller.com
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:51 PM   #39
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3039
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Tuvalet Eğitimi
Tuvalet eğitimine başlama zamanına;
- Saatler süren kuru dönemleri
- Oturağa ilgi duyulması
- Islak ve kirli olunca altının değiştirilmesi isteği
- Basit emir dizilerini yerine getirebilme yeteneği gibi sinyallere dayanılarak karar verilmelidir.
Tuvalet eğitimine çocuk fizyolojik ve ruhsal açıdan hazır olmadan başlandığında ya da aşırı baskıcı, esnekliğe, eğitimin başlangıcındaki küçük kaçırmalara bile izin vermenin bir tuvalet eğitimi ile çocuk ele alındığında; bu dönemde aşırı baskı ve denetim sonucu tuvalet eğitimi kazanılsa bile çocuk daha sonraki yaşlarda herhangi bir stres etmeni ile karşılaştığında çiş ya da kaka kaçırma belirtileri ile birlikte tuvalet eğitimi dönemi içinde çözümlenmemiş olan süreç yeniden gündeme gelir.
Bu dönemde doğası gereği aşırı direnen, tutturan çocuğun inadına inatla karşılık vermek, inadının üstüne gitme korkutmak geçersizdir ve olumsuz sonuçlar verecektir. Tutturduğunda dikkatini başka alanlara çekmek farklı seçenekler sunmak uygun bir tutum olabilir. Tuvalet eğimi verirken sabırlı, ufak aksamalarda abartılı, titiz bir kaygılıkla tepki vermeyen, eğitimi oyunla veren ancak kararlı bir ana baba tutumunun çok yarar sağlayacağı bilinmelidir. Çocuğun çiş ya da kakasının gelmiş olacağının varsayıldığı saatlerde tuvalete götürmek, bu işlemi uygun ve belirli aralıklarda yinelemek ve haber verdiğinde ödüllendirmek yeterli olacaktır.
Tuvalet eğitimini genel ilkeleri :
- Oturakta başarı gösterilmediğinde ve oturak dışı kazalarda kızmak ve ceza vermek genellikle olumsuz etki yaratır ve uygun değildir.
- Çocuk oturağa oturmamak konusunda inat ettiğinde ayağa kalkmasına izin verin ve yemekten sonra tekrar deneyin.
- Direnç süre giderse eğitime birkaç hafta ara verin.
- Şiddetli tartışmalardan kaçınılmalıdır. Bu uzun süren dışkı kaçırma, gece işemelerine ve/veya annebaba – çocuk ilişkilerinin gerginleşmesine yol açabilir. Bir bebekle girişilen çatışmanın kazanılması neredeyse her zaman olanaksızdır ve erişkinin isteğinin dayatılması çocuğun gelişimini etkileyebilir ve utanç ile kuşku duygularını arttırabilir.
- Başarılı tuvalet eğitiminin anahtarı çocuğun bunu kendi başarısı olarak görmesinin sağlandığı yaklaşımdır.
- Gündüz eğitiminin yararlı olabileceği yaş çocuğun bireysel özelliklerine göre değişir. Çocuğun dışkılama saatlerinin öngörülebilmesi; çocuğun dışkılamayı önceden hissetme ve tuvalette gerçekleştirilen eylemleri anlayabilme yeteneği ( tuvalete zamanında gitme, soyunma, oturağa oturma, dışkılama, yıkanma, kurulanma ve tekrar giyinme) ve çocuğun tuvalet eğitimine karşı duyduğu ilgi.
Tuvalet eğitimde yöntemler :
- Çocuk hazır olduğunun sinyallerini verdikten sonra oturakla tanıştırın.
- Çocuğu başlangıçta kısaca ve giysili olarak oturtun.
- Çocuğunuza tuvalette kolay indirilip kaldırılabilen giysiler giydirin.
- Tuvalette ne yapacağını çocuğunuza gösterin.
- Tuvaleti vurgulayan kelimeleri öğretin
- Çocuğu tuvalete siz götürün ve yanında oturun.
- Daha sonra çocuğu oturakta kilodu çıkarılmış olarak ve giderek artan sürelerde oturtun. (1 dk en fazla 10 dk)
- Tuvalet işlemini tekrar tekrar ve basitçe açıklayın ve oturağa ıslak veya kirli bezler koyarak vurgulayın.
- Eğer başarılı bir sonuç varsa onu övün, Çocuklar büyümüş olma kavramından hoşlanırlar. Sen büyüdün abla-abi oldun. Çünkü tuvaletini beze değil oturağına yaptın gibi.
- Eğer çocuk bu denemelerde tuvaletini yapamamışsa, sakin olun, kızgınlık belirtisi göstermeyin. Sen bebek misin gibi ifadelerden kaçının. Bir dahaki sefere yaparsın deyip konuyu kapatıp, tuvaletten çıkartın.
- Tuvaletini yapıncaya kadar burada oturacaksın tarzında zorlayıcılıktan kaçının.
Altına kaçırdığında öfke belirtisi göstermeyin. Hatta bu kazaların her zaman olabileceğini peşin peşin kabul edin.
- Tuvalet eğitimindeki başarısıyla sizin ona olan sevginiz arasında ilişki kurmayın. Çocuğa bunu algılatabilecek kelimelerden uzak durun.
- Tuvalette oturmaktan sıkılıyorsa yanınıza resimli bir kitap alın veya yanında kalıp dinlemekten hoşlanacağı bazı hikayeler anlatın.
- Tuvaletini yaptıktan sonra ona doğru şekilde temizlenmeyi öğretin. Önceleri siz temizledikten sonra onun tekrar etmesini isteyebilirsiniz.
- Çocuğun dışkılama gereksinimini anlamaya çalışın (çocuğa göre ayarlı “ zamanlama yöntemi), oturakta başarılı dışkılama için olumlu güçlendirme yapın (övgü, sarılma, yıldız çizelgesi, çıkartma y da tekrar tekrar verilebilen, yeterli motivasyon sağlayan başka ödüller)
Yukarıda belirttiğimiz yöntemler düzenli dışkılama alışkanlığı olan çocuklarda çok yararlı olur. Düzensiz dışkılama alışkanlığı olan çocukların eğitimine başlanmadan önce gereksinimlerini kendilerinin hissetmesinin beklenmesi gerekebilir. Gündüzleri kapsayan tam tuvalet eğitimin alınması uzun bir süreye yayılabilir. Başarı başlangıçta geçici de olabilir. Tuvalet eğitiminden uzun bir süre sonra da arasıra kaza olabileceği göz önünde tutulmalıdır.
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Old 09-24-2006, 11:51 PM   #40
M@D_VIPer
Forum Kalfası
 
M@D_VIPer Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26
Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3039
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi : M@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond reputeM@D_VIPer has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Küfür
NEDENLERI
1-Dikkat çekme:Bazı çocuklar ana-babadan yeterli ilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için küfrederler.
2-Sarsılma:Bazı çocuklar için yetişkinleri Şok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.
3-Ağızdan kaçıverme:Insanlarda engellenme yada kızgınlık hissedildiğinde yada fiziksel bir gerginlik olduğunda küfürün ağızdan çıkıvermesi çok doğaldır. Çok engellenen, yaşama alanı çok daraltılan çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.
4-Savunma:Bazıları için kötü söz söyleme bir savunma davranışıdır.Küfür etmenin tam anlamıyla yasak olduğu çevrede yetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.
5-olgunlaşma:Bazende çocuklar yetişkin olmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.
6-Akranları tarafından onaylanması:
7-Çocukça bir zevk:Küçük çocuklarda banyo ve ona ilişkin konuşmak, çocuklarda bir tür çocuksu seksüel zevk alma durumu ortaya çıkarmaktadır.
NE YAPILMALIDIR?
1-Örnek oluşturma:Eğer kaba ve küfürlü bi konuşma eğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda bu kontrolü sizi taklit ederek öğrenecektir.
2-Dürtülerini ifade edebilme:Eğer çocuk, size olan kızgınlıklarını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe sahip ise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük kullanacaktır.
3-tartışma:Bu kelimeler bir kağıda yazılarak tanımlanır ve daha sonra tartışılır.
4-önemsememek:Çocuklar kötü sözcükler kullandığında,anne-babalar bu duruma pek fazla üzülüp şaşırmıyorlarsa, çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri kalmayabilir.
5-"Dilsizlik Oyunu":Ana-babalar böyle durumlarda Şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğu yönlendirebilirler. "senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?", "anlamıyorum", denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.
6-Yaratıcı olmaya özendirmek:Yaratıcı uğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Yaratıcılığı artırıp kötü söz kullanımını engeller.
7-Kötü sözcüklerin yıpratılması:Çocuk bu kelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi söylemesini isteyin. Büyük olasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek istemediği zaman, ancak kötü sözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı uyguladıktan sonra, istediğini yapabileceğini söyleyin.
8-Ciddi cezalandırmama:Eğer çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bu bu kelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.
Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine, uygun kabul edilebilir sözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek gerekir.Çocuk olumlu sözcük kullandığında, çocuğun övülmesi teşvik edilmesi gerekir.
Gelecekte kendinizi tutmayı öğrenin.
Kötü sözcüklerin yerini alabilecek daha uygun sözcükler bulmaya çalışın. Örneğin :Hay Allah, Kahretsin,Tüh be!… gibi. Ve kendinizi bu tür sözlere alıştırın.
Kendinize başkalarına kötü söz söylemeyi yasaklayın bu çocuğunuza da bir örnek teşkil edecektir. Örneğin birisi hakkında karar verirken "Ne kötü birisi" ya da "Bu gerçekten kötü birisi" yerine "Ben onu kötü buluyorum" tanımını uygulayın. Çocuğunuz bu şekilde başkaları hakkında kesin bir değerlenmelerde bulunmayacak ve göreceli düşünmeyi öğrenecektir.
__________________

M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır...


Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!!
M@D_VIPer çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
CevaplaCevapla


Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 

Yayınlama Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap gönderemezsiniz
Eklenti ekleyemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

Kodlama is Açık
Smilies are Açık
[IMG] code is Açık
HTML code is Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Psikolojik Tepkime GooD aNd EvıL Felsefe-Psikoloji 0 04-26-2009 01:37 PM
psikolojik bir test WrAtBoY Eskiler (Arşiv) 8 09-06-2008 11:16 PM
Psikolojik Sorunlar.. jockeя Eskiler (Arşiv) 35 02-14-2008 07:21 PM
atsız üstad'tan makaleler Tathar Elanessé Eskiler (Arşiv) 5 03-20-2006 07:39 PM
Psikolojik Terimler Misyoner Eskiler (Arşiv) 1 10-04-2005 03:09 AM

Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:23 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.