![]() |
|
|
|
|
#1 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 58001
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Uyuma
Beni uyutmaya kalkmayın asırlardır ayaklarınızın altında fazlasıyla uyumuşum bunu bildiğimdendir ki bugün uyumuyorum ne sözünüz sözdür sizin ne de yüzünüz yüzdür asırlardır değişmeyen bir çehrenin sahibisiniz beni uyutmaya kalkmayın ayağa kalkmışlığım yeni sayılır daha dün gibi belki de bugün, az önce uyanmışımdır beni uyutmaya kalkışmayın bir uyursam sizin o kanlı ellerinizde bin yıl da geçse üzerinden topunuz da gelse kendiniz için bile olsa bir daha da uyandıramazsınız beni duydunuz durmayın, vuracaksanız vurun bir uyanmışım ki bugün uyuyacak yüreğim yok artık yakacaksanız yakın diri diri ister gaz odalarına tıkın tıpkı atalarınız gibi ister köy evlerinde yapın bütün silahlarınız bunun üzerine ölüme, değil mi... vurun, öldürün beni her defasında yüzünüze tükürüyor olacağım... Ercan Cengiz |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 58001
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Uzadıkça Uzayan *******imde
Gözüm kapalı olurdu, gözüm kapalı, yorgun Giderdim bilmediğim adreslere doğru Ömrümün gel-gitlerinden koparcasına. Ekilmemiş tarlalardan geçerdim Dönüp onları ektiğimde, zaman akıp giderdi üstümden Yeşerip boyumu geçerdi ellerimle serptiğim o tohumlar Saniye saniye akarken zaman, yetişemezdim Ve ben onların, serptiğim tohumların arasından giderdim Zor bela değiştirirken adımlarımı Toprağa, kendi toprağıma batardım. Batardı ayağım toprağa, yürüyemezdim. Açılmazdı gözlerim kuytu karanlıklarda Açılsa da gözlerim yıldızları göremezdim, seçemezdim Bir karanlık içinden, rengarenk kuşaklardan Işıklar gelirdi gözbebeğime Kalkardım ayağa, o ışıkların ardından Yoksul insanlar görürdüm yol boyu harebelerde İnsanlar yoksulluk içinde ve hala umutları yükseklerde En çok aradıkları evse başını koyacakları Evler yapardım onlara renklerine bakmaksızın İşse istedikleri çalışmak için kendi topraklarında Üretmek, birşeyler var etmek içinse asıl Doyurmak içinse kendi kendilerini, diğerleri gibi Kendi işlerini kurardım onlara kendi efendileri gibi. Uzadıkça uzayan *******imde yalnızdım Çoğunlukla da öfkeli, çılgındım En yükseğinden dağları arardım İhanetler görürdüm en alçağından Teslim alınmalar en korkağından Teslim olmalar kendini bilmezlerden Diri diri ölürdüm o uzadıkça uzayan *******imde Ölürdüm de Yüzüm gülsün isterdim inatla bu karmaşada Yüzümün ifadesi anlatmalıydı yaşanılanı Her şeyi ama, herşeyi taşırmalıydı yarınlara Sonra yumruğum, ezgilerimin dili olmuş yumruğum Hep tetikte olmalıydı bu havalarda Öyle ki, bir çok insan toplanmalıydı üzerime Çözmek için yumruğun gücünü... Uzadıkça uzayan *******imde yalnızdım Dağda da öyle, köyde de, şehirde de Kimsenin duyamayacağı kadar yapayalnız Çabuk öfkelenirken hem karanlığın bu hükmüne Öfkem içimde kalırdı ve tüm dünya, Tüm insanlığın gözleri üzerimde gibi Gidip ağlayanların ellerinden tutardım. Uzadıkça uzayan o *******imde, yaşlılar Bu toprağın açları Ve çocuklar çoğunlukla ellerinden tuttuğum Bu çileli toprağın umutları Desem erkenden yaşlanmışlar bu ak saçlılara Daha doğru ya... Yolum bitmezdi ömrümün tümünde Ömrümün tümü, tüm renkleriyle gelirdi Bir kaç saniyeden kısa bir zaman diliminde, Yorgun düşerdim doğrulamayacak kadar yorgun Dünyanın tüm derdi sanki dünden bugüne Sanki omuzlarımda yükselmiş sıra sıra dağları Oysa habersizdi dünya varlığımdan bile habersiz Yalnızdım uzadıkça uzayan *******imde Yapayalnız bir bilsen sevgili yurdum. Ne evler yapardım köylerde o yıkılmış köy evlerinden O terk edili taşlardan, ağaçlardan Nice havuzlar o sahipsiz tarlaların üstünde Ne ağaçlar dikerdim sıra sıra su yolunun ağzına Ve sanki tüm meyvelerini bu dünyanın Öteden beri bu toprakların o kendi cennetinde Sonra kurumasınlar diye o ağaçlar Ne arklar açardım bir bilsen, taş, yamaç demeden Ve o uzadıkça uzayan *******imde ben Ömrümden uzun o yapayalnız *******imde Boş kalmazdım sevgili yurdum boş kalmazdım Gözlerimi kapadığımda bir yıldız bulamazdım Aydınlık değildi her yer bu zamanlarda Karanlık ta değildi bilmez misin Bir adım atardım öteden beri Bir adım atardım ki Otobüsün onbeş saatte gittiğini ben bir kaç adımla Hem baka baka yollarına Tadını çıkara çıkara, bu doğanın seyrinde Tüm ayrıntılarıyla hem de o derin virajların Gelmelerin, gitmelerin, akarsuların içinden Kaza - belaların hepsini görürcesine Uzadıkça uzayan *******imde, bir adım atardım. O uzun *******imde yalnızken bir ağaç gibi Yılmazdım o kasırgalar karşısında Hep birşeyler çekerdi beni öteden beri Kolumdan tutup çeker gibi Öyle anlatamayacağım kadar sıcak bir o kadar da soğuk Bir ömür gittiğim - geldiğim yerler Bir ömür çilesini çektiğim sebepli sebepsiz Açlık, yokluk en çokta hasret içinde Saniyelerden kısa zamanlarda giderdim Ölenler, o herşeyi erkenden tadanlar, yitirdiklerim O güler yüzleriyle daima karşımda gülüşürlerdi Gülüşleri sıcak, gözlerinde yıldız, yüzlerinde mavi Yanaklarında çocukluk düşlerinden kalma mimikleri. Uzadıkça uzayan o uzun *******imde Sen habersizken benden Çıkarıp atamazdım içimdekileri O en karanlık zamanların bir olup vuruşlarını bile İşkence tezgahlarında, kemiğimden sökemezdim. Uzadıkça uzayan o uzun *******imde Uzamış beyaz sakalıyla bastonsuz gezerdim diyar diyar O kendi haline kalmış, habersizce kendi yolunda akan Akarsuların üstünden geçerken bitmeyen *******imde. Dönüp bentler kurardım de lo lo lo Çatlamış toprakları Babamın elleri gibi Sürerdim Babamın ellerine melhem sürercesine Ömrümü kısaltan o saniyeler içinde. Uzadıkça uzayan o uzun *******imde Çıkıp dağların başına Yalnız kalmış bir ağacın dibinde oturup Toprağımı süzerdim senden, diğerlerinden uzakta En keskin, en alımlı bakışlarımla Ömrümü kısaltan o saniyeler içinde Ömrüm uzardı bir anlasan, anlayabilsen bir Kimseler duymaz kimseler görmezdi Dikili bir kaç ağaç kol açarken diğerine Ötede topraktan fışkıran bir parmak su Ve gökyüzü mavi öteki iklimlere açılan kuşlarla dolu Nerde olursam olayım oraya giderdi ayağım Uzanırken de hep o ceviz ağacının altında Sararmış otlar üzerine uzanır kuş sürüsüne dalardım Dinlenirdim uzandıkça uzayan o *******imde Bir kaç saniyeden kısa mavilikler içerken O kuşların kanadından Yeniden canlanırdım erkenden doğan bebek gibi. Uzadıkça uzayan o uzun *******imde sen Dinlenir sanırdın beni Oysa ben ömrümce yorulmadığım kadar yorulurdum Bir kaç saniyeden kısa zaman içinde Farkına olmadan geçerken zaman Yiyecekler tükendiğinde anlardım Bir ömür akardı benden uzaklara o saniyeler içinde. Çocukluğumdan hatırladıklarımla En çok ta çocukluğumu severdim, nedendir bilmem Hala da öyledir çocukluk hayellerim, mavi. Hala bıyıklı birini gördüğümde Benden büyük bilirim.. (Kaynak: Ezgilerde Kaldı Yüreğim 2. Kitap) Ercan Cengiz |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 58001
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Uzaklara Gitme
Elin eli mi değdi toprağa Dağları gine sis kaplamış Akan sular bulanmış Kuş sürüsü dağılmış Kuşlar gruplara ayrılmış. Sahte yüzler gözden kaçmış İç çekmeler mi kalır dostlara? Gözler yorgun, sözcükler yorgun Dil dudağın çatlağında gezerken Düşen dişten mi sormuş dişin yerini? Kaç zaman hikayesidir ki bu Cürümünü vurup durur devrana. Kaç kişi mangal yürek taşırdı? ... Bu havalarda toruna kalacak gibi Kırılan yüreğin yazamadığı Diğçiği yanmış bir tüfekte Odasının baş köşesinde asılı... Göze gelirdi. Dil kanmasaydı Bağlanmasaydı Gözü kulağı insanın Bu geçiş zamanlarında Kendinden uzağa mı düşerdi? ... Zifiri karanlık, sular bulanıktır Akmaz mı yüzünün boyası, Düşmez mi maskesi Duman, sis perdesi... Yoksa, elini mi koyardı omzuna Kanına girmezden önce? ... (Ezgilerde Kaldı Yüreğim 2.Kitap) Ercan Cengiz |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 58001
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Üç Günlük Dünya
gün gelir dost, gün gelir fazla uzak değil döneceği yer öyle bir gün gelir ki dost tokmakların sesi de kesilir üç günlük dünya deyip de geçtiğin ayak izlerinin ardından dönüp bakarsın, suya yazmadıysan adını ya da alıp götürmediyse birileri, sen yokken bir gün yaşadıysan ne ala şu üç günlük dünyada, ordan oraya savrulduysan sararmış bir yaprak gibi çileyle geçtiyse ömrün ve hala hasretsen çocukluğun gibi insanca yaşamaya... elinden gelse durdurmak istersin zamanı durdurup sil baştan her şeyi ama her şeye yeniden başlamak için gün gelir dost, öyle bir gün gelir ki her şeyini dökersin ortaya bir gün daha yaşamak pahasına da olsa insanca buğday ekmiştin oysa insanlar doysun diye arpa ekmiştin atların için çayır çimen biçmiştin koyun, keçi, inek için sen onlara bakınca, onlar da sana bakardı ya şimdi ne olmuştu da her şeye hasret kaldın kendi toprağında bir ekmeğe muhtaç... Ercan Cengiz |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 58001
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Var Git Turnam, Var Git
var git turnam, var git toz-duman içinde hava ne atın izi, ne iti sor çemberi yarma zamanı sıra sende oxuro xer, oxuro xer içi çürümüş ağaçtan bil öylesine söylenen sözleri o anlamsız bakışları da bekleme boy verir diye gövdesinden kopan dalların var git turnam, var git teslim olmadan mevsime mevsim ki düşkün mevsim ki kanatır kanadını üşürsün sen üşürsen, ben donarım var git turnam, var git tekrarını kır bu ezberin dağılsın sahte gülüşler, dostluklar da parmak ucundan dokunmalar iki yüzlü, tutmalar elini olmaz olsun var git turnam, var git siyah-beyaz değil dünya burda karanlık sarmış her yanı aşınca bu şehri görünür dağlar ve yıldızlar altında uzanan deniz kucaklar seni, mavi gülüşlü şehir ki köylünün elinde köylü imamın önünde el-pençe imam bildiğini bir ömür kazıtmak için benliğe tekrarlayıp duruyor sözünü var git turnam, var git yeni doğumları muştula yarına yarın iki kanat vuruşun kadar yakındır gözlerine gözlerinde bebek gülüşü gözlerinde ışık, gözlerinde umut bebeğin toprağa düşen bir buğday tanesi gözlerin damarından beslesin başağı var git turnam, var git bekleyip öldürme zamanını bir beyin fermanı ağır gelir burda de ki ayakları üstünde duramayanın yıkımdan öte olmaz ki işi var git turnam, var git bir şafak vaktinde birgün güneşi karşılayan yıldızın altında küt küt atınca yürekler gelir bulurlar izini var git turnam, var git bu şehre büyük geldi kanadın bu şehre ağırsın sen ezikliğim, suskunluğum bundan bilesin turnam, bilesin Ercan Cengiz |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 58001
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Ve Tanrı Ağlamasını Öğretti
birkaç kişi vardı yan yana doğurduklarında tanrıyı önce koruma, sonra elçileri oldular bir edip uçurduklarında henüz keşfedilmemişti gökyüzü emirlerini bıraktıkları yerlerde dönüp paylarını aldılar görünmez görünür olduğunda gür ormanın örttüğü en yüksek dağları seçilirdi sayıları çoğalırken atlıların sınırları ayrılırdı ortadan karışmasın diye çıkarları ve erkin korunması adına ordudan orduya gidildi ordular, karşı orduları beslediğinde boğaz boğaza kılıçları biçildi iktidar adına bezlere semboller çizildiğinde kiminin sınırları daralır kiminin ordusu büyürdü işle ev arasında dönüp duranlar erkin önünde koşulsuz diz çöktüler diz çökmeyenlerin kellesi bir bir tanıtılırdı meydanlarda böyle geliyordu yasalar korkuyla büyürken nesiller kurallara, kuralları bindirdiler daha ince dokunmuş ayrıntılar hesaplanmış olarak ne olduysa asilere kanatlandırıp uçurduklarında uçaklar, füzeler yoktu henüz tanrı, kula ağlamasını öğrettiğinde kul yalvarmasını öğreniyordu güneş, gülmesini öğretirken doğaya su, arınmasını günahlarından ve toprak, bütünleşmesini insanın ve insan, bencilleşiyordu durmadan törelerinden kalma hastalıklarıyla tanrının önünde zenginler boy verirken kıt kanat geçinen yoksullar sınırlarını dinamitliyordu onların Ercan Cengiz |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 58001
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Ve Tanrı Azrail’i Öğretti
Azrail de bir melekti kocaman iri gözleri ve kanatları vardı bembeyaz keskin bilenmiş o ışıldayan tırpanlarıyla ve hançerleri vardı onların resm’edilmiş gözlerini getirdiğinde gözlerine ya son nefesindi senin ya da ona yakın bir yerde ortadan parçalanırken kalbin senin Azrail'in benim diyordu dolmuştu vaden, dolmuştu ne yaşının önemi ne yaşayışın anlamlıydı güçlü parmaklarıyla bedenden koparıp alırken canını arkasında safa duranlar tanrının kulu demekten ve helal etmekten başka hakkını ellerini açıp yüzlerine sürerdi ellerini ve Azrail çekip giderdi o zaman Ercan Cengiz |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 58001
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Ve Tanrı Cehennemi Öğretti
gidenlerin gelmediği demir parmaklı kapısının açık ve büyük kazanların kurulduğu ateşten yerlerdi cehennemin yolunda düşenler düştükleri yerde kaldılar kaldıran olmadı kapısında bir zebani, asırlardır elinde mızrak ve pos bıyıklarıyla dişlerini sıkıyordu son kontrol noktasında ve inceden inceye sorgularken kabaran dosyaya düşüyordu notu ve üst üste yığılan suçlular ateşi gürletirdi durmadan yeri bilinmez, gizli bölmeleri vardı mutlu azınlığın elinde iki metre derin… ve bereketli topraklardan uzak mıydı kim bilir, yoksa yakın mı karanlıkta kalırdı dönüp geleni olmazdı kapısından su görmezdi yoluna döşenen taşları dumanı tütmeyen ateşin… ve büyük, ve alevden çukurları vardı yandıkça dibini eşen zindana benziyordu kapısı ve zindan başının işi tanrıya sadık kalmaktı Ercan Cengiz |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 58001
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Ve Tanrı Cenneti Öğretti
hurilerin dört gözle beklediği çift kanatlı, şifreli kapısı vardı tanrının sadık kullarına açılmış bolluk, bereket içinde türlü türlü meyvenin olduğu tadına doymaya dikilmişti niyet edenleri ılık suda temizlemeye çalışırdı bir mılla gidenler dönmedi Adem ile Havva’nın dışında bol güneşli diyorlardı sarı-yeşil başaklar ve anadan doğma yürürdü insan dünyadakinin aksine kavgasızdı yemişlerin altı uzun sarı saçları ve renk renk gözleri vardı huzura erişenlerin ölüme yakınlaştıkça kulları üst üste binen günahları bir bir indirmek için sırtından keşfedilmemiş yollara girdiler ve huriler içinden mi seçilirdi gidenlerin yerlileri miydi, bilinmez erkenden sıraya girenler çeşit çeşit rüyaları hayra yorar içi buruk, dualarını okurlardı günahlarının farkına varanlar gizli gizli yalvarırlardı ulaşmak için cennetin yoluna Ercan Cengiz |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 58001
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Ve Tanrı Meleği Öğretti
iyi haberlerini versin diye gökyüzünün derinliğinden tanrının eliyle ve melekler kanatlı görünürdü iyi ve kötü huyluydular sağ ve sol omuzlarda ve kanatlarında beyaz ve pürüzsüz yüzleri vardı kimsenin dil uzatamayacağı seslerinde bir doyum her dilden anlaşılan yüceliğin kayıtsız, şartsız tılsımı yola getirmesini bilirlerdi ve melekler bebelerin yüzlerinde mazlumca gezinirdi ki bebek iken ölenler kavuşmak için meleğe günahsız deyip gömülürdü toprağa ve arkasından mavi uçmak için gökyüzünde sel olup akardı gözyaşları annelerinin Ercan Cengiz |
|
|
|
![]() ![]() |
| Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|