![]() |
|
|
#831 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57948
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
ben gercek aşkı yasamak ıstıyorum bu zamankı gıbıı palavra aşkları ıstemıyorum cunku kımse gercekten bırbırlerını sevmıyo ıkı tarafta bırbırınden bıseyler koparmanın amacı ıcınde ve bu bole devam etmekte eskıden aşklarda hem cok zor hemde heyecamlı cunku bırbırlerıne kavusmanın brbırlerıyle konusmanın heyecanı butun zorlukları unutturu bılıyodu onceden sımdıkı gıbı ınternet yok telefon bıle yok nerde sımdıkı gencler gıbı butun saat bırbırlerıyle konusmaları ımkansızzzz eskıden sevgılerını en guzel kagıtlara dusuncelerını aşklarını yazarak bırbırlerıne yollayıp bıde postanın gelecegı gunu bekleyerek gecırıyolardı gunlerını...diyecegim eskı aşklar gıbı bı aşk yasayamıyoruzz o heyecan yok ama gercek aşkı buldunuz mu hıc bı zaman onu bırakmayın ve ne olursa olsun sonuna kadar savasın gercek bı asker gıbı
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#832 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57948
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Deli , kahveye girdiginde soluk solugaydi. Bos bir masaya oturup ocaga
seslendi : - Bana bir çay!.. çay geldi , sekerleri atip karistirdi. Garsonadan yine seker istedi. Onlari da atip karistirdi, yeniden istedi. Garson : - Sekiz seker koydun çaya, dedi saskin saskin, - Koydum ama , iste görüyürsun, hepsi eriyor!..
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#833 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57948
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Maçi çok kötü kötü yöneten orta hakeme seyirciler bagirmaktadirlar :
- I..e hakem, i..e hakem, i..e hakem... Bu çirkin tezahürat üzerine orta hakem, yan hakemlerden birinin yanina kosar ve siddetle çikisir : - Iliskimizden kime söz ettin?...
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#834 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57948
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Genç adam, evinin alt katında marangozluk yapıyordu. Kapı ve pencere konusunda uzmandı. Fakat plâstik pencereler yaygınlaşınca, ahşap olanlara rağbet azaldı. Bu yüzden işler iyi gitmiyordu. Üstelik de çocukları büyümüş, biri hariç okula başlamıştı. Masrafları artınca, yanındaki kalfasına yol verdi. İşe biraz daha erken koyulur, yardımcıya ayırdığı parayı, çocukların harçlığına katardı.
Adam, bir gün çalışırken, elektrik kesildi. Ve uzun süre beklediği halde gelmedi. Aksi gibi, o akşam üzeri teslim etmesi gereken birkaç pencere vardı. Boş kalmayı sevmezdi. Planyayı yağladı, talaşları süpürdü. Biraz dinlenmek için eve çıkarken, sigortaya göz attı. Eğer yanılmıyorsa, bu iş normal değildi. Biri gelip sigortayı kapatmış olmalıydı. Şalteri kaldırınca, atölye aydınlandı. Tahminleri doğru çıkmıştı ama, bu işe bir anlam veremiyordu. Şaka dese, böyle bir şaka yapılmazdı. Kendisini kıskanacak bir düşmanı da yoktu. İşe koyulduğunda, yine aynı şey oldu. Ama bu sefer suçluyu görmüştü. Oğlu, evden atölyeye bağlanan merdiveni sessizce inmiş ve sigortayı kapattığı sırada, babasını karşısında bulmuştu. Adam, on yaşına gelmiş bir çocuğun böyle bir haylazlığını affedemezdi. Bütün günü, onun yüzünden mahvolmuştu. Bir kere yapmış olsa, ses çıkartmazdı. Ama tekrarlaması, hangi yönden bakılırsa bakılsın, büyük hataydı. Saçlarından yakalayıp sıkı bir tokat attı. Her şey onun iyiliği içindi. Belki vurduğu tokat, serseri olmasını engellerdi. Adam, oğlunun gözyaşlarını görmezden geldi ve eve çıktıktan sonra, eşine dert yanarak: - Bu çocuğun, okulda kimlerle düşüp kalktığını bilmemiz lazım!.. dedi. Eğer serbest bırakırsak, başımıza büyük dertler açacak!.. Adam, bir süre düşündü. Sonunda da en kolay yolu buldu. Oğlunun hiç aksatmadan tuttuğu günlüğünde, arkadaşlarına ait ip ucu olmalıydı. Eşi istemese de, ona kulak asmadı ve çocuğunun günlüğünü okumaya başladı. Oğlu, en son sayfada: "Bu gece kötü bir rüya gördüm!.." yazmıştı. "Atölyede çalışırken, babamı elektrik çarpıyordu. Allah'ım onu koru!.. Ben elimden geleni yapacağım!.."
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#835 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57948
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Ben yarını düşünmeyi sevmem. Ne olacaksa hemen şimdi olsun isterim. Seveceksem şimdi, öpeceksem şimdi, susacaksam şimdi, güleceksem şimdi... Zaman bir kez geçer insanın eline, o anın bir daha tekrarı yoktur. Ne yaşarsan bir kere yaşarsın. Bu yüzden sevmem beklemeyi. Bu yüzden bekleyerek geçen zamana acırım. Ama bu kez bir şey oldu, bir şey...
Şimdi yarını beklerken hiç kızmıyorum. Sen yoksun ya, bugece de sensiz geçecek ya, '' olsun'' diyorum, bizi bekleyen çok güzle günler var önümüzde... Nedir beni böylesine değiştiren şey? Nedir geleceğe dair umutlar beslememi sağlayan şey? Aşkın elbette... Başka acıklaması olabilir mi? Sen olmadan da keyif alarak yaşayabiliyorum. Bir yerine iki kadeh rakı içiyorum, biri senin için. Sevdiğimiz şarkıları ard arda iki kez dinliyorum, biri senin için. Sabah uyanınca pencereyi açıp temiz havayı iki kere çekiyorum, biri senin için. Yokluğunda hayatı iki kişilik yaşıyorum. Yokluğunda hayata dair ne varsa yine seninle paylaşıyorum. Özlemekse özlüyorum elbette... Hasret şarkılarını kim benden daha iyi söyleyebilir? Kim gökteki yıldızlara bakıp onları senin gözlerinin yerine koyabilir? Kimin yüzüne seni düşündükçe bir gülümseme yayabilir? Dedim ya değişiyorum diye, eskiden böyle koyu bir özlemin içinde oslaydım. İsyanın sığmazdı içime. Bir siyah hüznün içinde kıvranır dururdum, bitmek bilmezdi *******. Şimdi öyle değil... Şimdi seni özlemek sevdamızın olmazsa olmaz parçasıymış gibi geliyor bana. Son bahardayız ama ben ilk yazın sevinçini taşıyorum içimde ve biliyorum ki, hiç bitmeyecek baharı yaşayacağız birlikte. İşte bunun için hüzünlendirmiyor beni yokluğun.
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#836 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57948
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Şanssızlık beni her yerde izliyor, eminim ki,
doğduğum gün gökyüzünde birkaç kötü yıldız, gezegen ya da herhangi bir gök cismi vardı. Bir süre önce çalışmak için Fransa'da bulunmuş ve dönmüş olan bir teknisyenle tanıştığımı anımsıyorum; o da şanssız olduğunu söylerdi. Bu teknisyen birkaç delikanlıyla el ele vemişti: *******i arabayla dolaşıyorlar dükkanların kepenklerine zincir bağlayarak arabayı çalıştırıyorlar, böylece kepenk fırlayarak sarılıyor, onlar da içeri girip eşyaları çalıyorlardı. Her neyse, bu teknisyenin göğsünde bir giyotin dövmesi vardı. Üzerinde ise fransızca sözcüklerle; İtalyanca'da "hiç şansım yok" anlamına gelen şu yazı yazılıydı: "Pas de chance" göğsünün kaslarını hareket ettirdiği zaman giyotinin bıçağı gibi görünüyor, teknisyen de sonunun böyle biteceğini söylüyordu. Gerçekten de, giyotine gitmedi ama beş yıllık hapis cezasına çarptırılmayı başardı. Şimdi aynı yazıyı benim de göğsüme yazdırtmam gerekiyor. Çünkü herkes benim yaptığımı yapar ama onların işleri iyi giderken benimki ters gider. Demek ki; şanssızım ve birisi kesinlikle kötülüğümü istiyor, ya da dünyanın benimle alıp veremediği var. Başkalarından daha dürüstçe olmasa da her zaman işlerimi dürüst olarak yürütmeye çalıştım. Çünkü, bilindiği gibi hepimiz kusurluyuz yalnızca Tanrı kusursuzdur. Evlendikten hemen sonra karımım parasıyla bir dükkan açarak ayakkabı tamirciliğine başladım ve bir memur mahallesi seçmekle iyi yaptım. Memur olarak çalıştıkları ve işyerinde iyi görünmek zorunda oldukları için, halktan kişiler olan bizim gibi yırtık ayakkabıyla gezemezler. Dükkanım, mahallenin tam ortasında, içinde en az binlerce memurun oturduğu köhne evlerin arasındaydı. Aynı caddede, benim tam karşımda başka bir ayakkabı tamircisi vardı. Yetmiş yaşlarında ve nereydeyse önünü göremeyen yarı kör bir ihtiyardı. Dükkanı açtığım gün benimle kavga etmeye geldi. Baykuş öyle kötü bir adamdı ki, karım bana nazardan korunmam için dikkatli olmamı söyledi. Bense ona kulak asmamakla iyi etmedim. Başlangıçta herşey iyi gitti. Başarılıydım, gençtim, cana yakındım, çalışırken şarkı söylüyor, patronlarının ayakkabılarını getiren hizmetçilere her zaman söyliyecek güzel sözler buluyor ve onlarla şakalaşıyordum. Dükkanım artık mahallenin salonu haline gelmişti ve kısa zamanda o kötü ihtiyarın tüm müşterilerini elinden almıştım. Öfkeleniyordu ama yapacak birşey yoktu çünkü ben aramızdaki rekabeti kızıştırmak için daha düşük fiyata çalışıyordum. Doğal olarak bir de planım vardı; tüm müşterilerimi avucumum içinde hisseder hissetmez onu uyguladım. Bir ayakkabıya kösele taban, diğerine ise kösele taklidi olan işlenmemiş bir taban koyarak sırayla yapmaya başladım. Yani birine koyuyor diğerine koymuyordum. Daha sonra bu işin farkedilmediğini görerek cesaretlendim ve tümüne koymaya başladım. Gerçekte bu tam anlamıyla karton değildi ama savaş boyunca üretilmiş olan sentetik bir üründü ve yemin ederim ki, köseleden daha da iyiydi. Böylece hep neşeli, hep nazik ve keyifli, hevesle çalışarak yeterince kazanmaya başladım. Herkes beni seviyordu. Bilindiği gibi ihtiyar ayakkabı tamircisi dışında. O sıralarda ilk oğlum dünyaya geldi. Aynı günlerde nasıl oldu bilmiyorum, belki de yağmurdan, ne yazık ki pençe yaptığım ayakabılardan biri açıldı. Müşteri itiraz etmek için dükkana geldi. Raslantı eseri tam o günlerde onardığım ayakkabılar açılmaya başladı. Bu gibi şeylerin nasıl yayıldığı bilinir. Tüm mahallede herkes olayı biribirine anlattı ve o günden sonra hiç kimse bana gelmedi. Müşterilerin tümü ihtiyara döndü. O, dükkanın camları ardında kendi kendine gülüyor ve kınnapı batırıp çekmekten başka iş yapmıyordu. Bense toptancının beni dolandırdığını, benim suçum olmadığını açıklayarak bas bas bağrıyordum ama kimse bana inanmıyordu. Sonunda; devralacak birini buldum ve birkaç kuruşla birlikte oradan çekip gittim. Ayakkabıcılıkta ısrar etmenin boş olduğunu anlayınca meslek değiştirmeye karar verdim. Delikanlılığımda bir sıhhi tesisatçının yanında çalışmıştım, onun için bir lehimci dükkanı açmayı tasarladım. Bu kez de herşeyi düşünerek yaptım, kentin merkezinde, su boruları çürük ve tüm tesisatları yıpranmış olan, tümüyle eski evlerden oluşan bir mahalle seçtim. Nemli, güneş görmeyen, tıpkı bir mağaraya benziyen bir sokakta, biri kömürcü diğeri ütücü olan iki dükkan arasında yer buldum. Birkaç demir, birkaç kurşun boru, birkaç lavabo ve musluk aldım ve üzerinde, şu yazıların bulunduğu bir levha yazdırdım: "Sıhhi tesisat ve teknik işler bürosu, evlere sevis yapılır, isteğe göre önceden fiyat bildirilir." İş, çabucak iyi gitmeye başladı. O yıl şiddetli bir kış oldu ve kar bile yağdı. O, çürük ve eski evlerin tümünde patlıyan borular, sayılamayacak kadar çoktu. Öte yandan iyi bir lehimci her zaman kolay bulunmadığı için bir banyo ısıtıcısı ya da bir kahve değirmeni bozulunca halk su tesisatçısına Tanrı'ya güvenir gibi güveniyordu. Suların akmadığı ya da banyolarının su bastığı zaman zengilerin bile ne büyük umutsuzluğa kapıldığını bilemezsiniz. Telefon ederler, yalvarırlar, sizi göklere çıkarırlar ve zamanı gelince de soluk almadan parayı öderler. Su tesisatçısı çok gereklidir ve gerçekten de tümünün kibirinden geçilmez, onlarla iyi geçinmeyenin vay haline! Söylediğim gibi işlerim hemen iyi gitmeye başladı. Dükkan küçüktü, karanlıktı, vitrinine bir düzine musluktan başka bir şey koymuyordum ama bir çok kişi beni çağırıyordu. Kısa zamanda bütün gün çalışmaya başladım. Eğer, benimkinin tam karşısına bir başka tesisatçı dükkanı açmamış olsaydı, bu kez işlerim kesinlikle pürüzsüz gidecekti. Bu sarışın, ufak tefek, sezsiz, büyük kafalı bir gençti. Hemen hemen hiç boynu olmadığı için kafası göğsüne gömülmüştü. İlk iş olarak müşterileri elimden almaya koyuldu. Bana zarar vermeye kararlı göründüğü için; eğer, önlem almazsam başarılı olacağına inandım. Bunu düşünürken, aklıma müşterileri elimde tutmama, hatta işimi arttırmama yarıyacak iyi bir fikir geldi. Diyelim ki, bir banyo ısıtıcısını yerine yerleştiricektim. İngiliz anahtarıyla civata somunlarını sıkıştırarak zaten eski ve yıpranmış olan boruyu duvarın içinde kırılacak biçimde burkuyordum. Gece evi su basıyor, müşteri beni çağrıyor, ben de duvarı yararak boruyu değiştiriyor ve iş yapmış oluyordum. Böylece daha önce onarmış olduğum yerlerde yapmamaya dikkat ederek, bazı bozukluklar yaratıyordum. Sonunda durumu düzelttim. O sıralarda ikinci oğlum doğdu ve derin bir nefes aldım . Bu kez gerçekten şanssızlığın etkisi dışındaydım. Fakat hiç bir zaman büyük söylememek gerek çünkü, yaptığım bozukluklardan biri önüne geçemeyeceğim kadar büyüdü. Bir banyo ısıtıcısı dışarı fırladı. Ateş, bir dolaba, sonra da tüm daireye sıçradı. Şanssızlık eseri, teknik işlere meraklı olduğu anlaşılan bir çocuk, beni izlemişti. Neler çektiğimi anlatamam.Ceza evine girmeme ramak kaldı. Bu kez de dükkanı kapatarak mahalleden çekip, gitmek zorunda kaldım. İnat bu ya, üçüncü kez dükkan açmak istedim. Artık paralar azalmıştı. İki çocuk bir de yoldakiyle durumumuz pek ümit verici değildi. Kent dışında, mezbaha taraflarında fakir halkın otuduğu mahalleye gittim ve ufak bir şilteci dükkanı açtım. Bu kez fikir karımındı çünkü, kayınpederim de şilteciydi. Bir dikiş makinesi, birkaç demir somya, birkaç portatif yatak, birkaç top şilte kumaşı ve yün ile at kılı satın aldım. Zavallı karım, bebek beklemekle birlikte makinede dikiş dikiyor, bense yünü tel tarakla taramak gibi daha ağır işler yapıyordum. Mahalle çok fakirdi, çok seyrek olarak sipariş geliyordu. Yiyecek yemek bile bulamıyorduk. Karıma söylediğim gibi bu kez şanssızlığımı başımızdan savmamız çok güç olacaktı. Fakat ilkbahara doğru işler iyi gitmeye başladı. Fakirler de temiz olmak isterler, fakir aileler de evi temiz tutmak için her türlü özveride bulunurlar. İlkbaharda mahalledeki kadınların çoğu şiltelerini yeniletmek için bana geldiler. Bu işlerin nasıl yürüdüğü bilinir. Bir ay önce kimse gelmiyordu, şimdi ise elimi hangi işe atacağımı bilemiyordum. İşimi yalnız başıma yürütemediğim için yanıma bir çırak aldım. Onyedi yaşında haylaz bir çoçuktu. Aynı Etopya imparatoru Negus'u andıran esmer derisi ve kıvırcık saçları olduğu için ona Negus diyorlardı. O, şilteleri götürmek ya da almak için dolaşıyor, bense çalışmak için dükkanda kalıyordum. Bu Negus, çamaşırcılık yapan annesinin baş belasıydı. Onu bir faturayı ödemesi için gönderdiğim günlerden birinde geri dönmedi. Futbol maçına ve sonra da başka yerlere giderek paraları yemişti. Ama sonunda; dükkana gelerek, cüzdanını çaldırdığını söyleyecek kadar yüzsüzlük etti. Ona hırsız olduğunu söyledim, o da bana kötü sözlerle karşılık verince bir tokat attım ve dükkandan kovmak için zor kullanmak zorunda kaldım. Bu olay yeni şanssızlığımım başlangıcı oldu. Bu serseri, bir süre önce beş şilteyi onarırken, bunların birinde tahta kuruları bulduğumu ve onları yok etmek şöyle dursun diğer dört şiltenin her birine bir çift tahta kurusu koyduğumu, bunu, gelecek mevsim, şilteleri yeniden onarılmaya göndermelerini sağlamak için yaptığımı anlatarak tüm mahalleyi gezdi. Doğruydu ama bir işi becermek için elden gelen yapılmalı. Herkes öyle yapıyor ama benimkinin öğrenilmesi için şanssız olmam gerekiyormuş. Kısacası, neredeyse bir ayaklanma oldu. Kadınlar dükkanda etrafımı çevirerek beni dövmek istediler. Sonunda polis memuru bile geldi ve benden kuşkulandı. Bu kez son oldu. Dikiş makinasını ve birkaç eşyayı sattım. Geceleyin hırsız gibi sessiz sedasız gittim. Şimdi soruyorum: Benden daha şanssızı var mıdır? Dürüst ve huzurlu çalışmak istiyordum. Dahası, birçok kişinin yaptığından çok değil ama işe biraz da ustalığımı katıyordum. Kısacası iyi bir işçi olmak istiyordum oysa, işsizdim işte. Hiç olmazsa biraz param olsaydı meyhane açardım. Madem ki, şaraba su katıldığını herkes biliyor, belki bu işi kıvırırdım. Artık param yok, çırak olmak zorunda kalacağım. Oysa, bilindiği gibi maaşlı çalışan açlıktan ölür. Gerçekten çok şanssız, hatta nazara gelen biriyim. Karım, cüzdanıma bir aziz resmi dikti, üzerimde ise sayısız nazarlık taşıyorum. Sonra evin kapısına da tüm çivileriyle birlikte bir at nalı astım. Ama yine de şanssızım, şanssız yaşadım, şanssız ölüceğim. Kötülüğümü istiyen kişiyi öğrenmek için gittiğim falcı, elimi görür görmez ellerini gökyüzüne kaldırdı ve bağırdı: "Oh! ne görüyorum, ne görüyorum". Beni bir korku aldı ve ne gördüğünü sordum. Yanıtladı: "Oğlum siyah mı siyah bir yıdız... Herkes senin kötülüğünü istiyor". "Eee öyleyse?" diye sordum. "Öyleyse cesur ol ve Tanrı'ya inan" dedi. "Fakat ben" diye itiraz ettim, "Ben her zaman görevimi yaptım". O, "Oğlum çok kişi senin kötülüğünü istiyor...Böyle olunca görevini yapman neye yarar? Yalnızca rahat bir vicdana sahip ol". O zaman yanıtladım: "Vicdanımın şimdiki gibi rahat olması bana yeter. Gerisi beni ilgilendirmez".
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#837 |
|
Geçerken Uğradım
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Yaş: 29
Mesajlar: 125
Teşekkür Etme: 7 Thanked 3 Times in 2 Posts
Üye No: 44138
İtibar Gücü: 1373
Rep Puanı : 160
Rep Derecesi :
![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Nerden ßuluon ßunlari ßen Google'dan Ariyom 50 Tane VİrÜs Çikio ...?
![]()
__________________
| нєяєкєL1 ||| Hacking&Security || |
|
|
|
|
|
#838 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57948
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Küçük çocuk,deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu.Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi.Üstelik de parıl parıl parlamaktaydı.
Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın,birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı.Fakat bunu ona söyleyemedi. Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle, bir de top alacağına inanıyordu.Fakat babası buna yanaşmıyordu. Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatilde simit sattığı çarşıya gitti.Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle. Çocuk,en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi.İçeride, dükkan sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım. Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim! dedi. Eğer isterseniz size satarım. Adam, taşa uzaktan bir göz atıp O sadece basit bir çakmak taşı, dedi. Bütün sahil o taşlarla doludur. Hayır, diye atıldı küçük çocuk. İsterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını göreceksiniz. Dükkan sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu. Kadın, onun niyetini sezmişti.Çocuğun taşına yakından bakıp; Tam istediğim şey! diye gülümsedi. Onu bana satar mısın? Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı. Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi.Belli ki, mücevher gibi taşıyacaktı. Dükkan sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için,kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de "söylemiştim ama tekrar edeyim!"dedi. Satın aldığınız şey basit bir taştır. Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak Zannetmiyorum!.. dedi.O taş bence bunlardan çok değerli.Çünkü küçük bir çocuğun ümidini taşıyor.
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#839 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57948
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Peri Kızıyla Çoban Hikayesi
Çok eski zamanda, Oğuz Han Hükümdarmış İşitmiştim Turan'da Bir peri kızı varmış. Bu nazlı peri kızı, Bu güzellik yıldızı, Her gönülde bir sızı Bırakarak yaşarmış. Issız dağlarda gezer, Yokmuş izinden eser, Bazen göründüğü yer, Bir sihirli pınarmış. Yüzü pembe bir şafak, Gülse güller açacak... Yaşarmış Elden uzak, Dostları çobanlarmış. Bu kız öyle güzel ki: Çıldırtır aşkı belki. O kadar muhayyel ki: Akıllara zararmış. Cefa imiş adeti! Hiç yokmuş merhameti. Sevmeyen bu afeti, Sevenden bahtiyarmış. Vurulurmus kalbinden, Bir kere onu gören, Aşıkları tahminen, Gür saçları kadar mış. Gençlerin yüzü solmuş, Gözleri yasla dolmuş. Aşkı bir afet olmuş, Bütün cihanı sarmış... Ulu Hakan Oğuz Han, Bu kızı merak eder, Görmek ister yakından. Çağırtır yanına.. Der: Sevimli kız, güzel kız! Dağ baslarında yalnız Yaşıyorsun, bu neden? Bu güzelliğinle sen Bir sihirli güneşsin! Sevimli kız, güzel kız! Tek yaratmaz, Tanrımız Kimseyi tabiatta. Var bir esin elbette, Sen de birine essin! Kız, böyle tek yasamak Yaraşır mı -hele bak! Senin gibi güzele? Gel, karış artık 'El'e; Neslimiz güzelleşsin! Kız der ki: Ulu Hakan, Ben de sevdim bir zaman. Vaktile genç bir çoban Sevgilimdi, esimdi; Yalnızım fakat simdi. Dağlarda bahtiyar, sen, Sevişerek yaşarken Bir söz onu incitti; Bana darıldı gitti. Ne kendi geldi geri; Ne duyuldu haberi.. İşte o günden beri Hissizim, kayıtsızım; Tek yaşayan bir kızım. Hakan -düşünür biraz Der: Bu doğru olamaz! Senin gibi güzel kız, Daima böyle yalnız, Dağ başında yasar mi? Kız der ki: Çare var mi? Ben bir essiz güneşim, Gösterin nerde eşim? .. Sevenler beni belki, şu geniş göklerdeki Yıldızlardan daha çok, Fakat istediğim yok. İnanın buna siz de; Bulunmaz içinizde. Hakan der ki: Ne zarar, Bulunmasa da, arar; Şüpheden kurtuluruz. Sen cevap ver, buluruz İstediğini belki... Kız der: O halde peki! Kimlerse beni seven, - Haber verin şimdiden - Deneyim onları ben Bir sihirli oyunla. İçlerinden bana kim Cevap verirse.. benim O, olacak sevdiğim; Ben yaşarım onunla! Bu haber, dalga dalga Dağılır ortalığa. Aşıklar; uzak, yakın Yollardan akın akın Gelirler.. zavallılar, - Hep birden genç, ihtiyar Kapılıp ümitlere: Toplanırlar bir yere. Peri kızı, güzel kız; Ufka doğan bir yıldız Gibi, yüksek bir gurur İçinde gelir, durur. Silkinince ansızın, Değişir şekli kızın: Kuş olur, çiçek olur, Bazı kelebek olur. Bir gül olur açılır, İnci olur saçılır... Bir buluta bürünür; Bin şekilde görünür.. Aşıkları hep birden, Şaşırıp kalır buna.. Bulunmaz cevap veren Bu sihirli oyuna. Kız: 'Artık ne çare! ' der; Hakana veda eder. Ayrılacağı zaman; Ta uzaktan bir çoban -Gözleri dolu yaşla Helecanla, telaşla Koşar; huzura girer: 'Ruhsat olursa eğer, 'Talihimi deneyim! 'Sormayın; kimim, neyim.. 'Bir sevda havasile, 'Bir hicranın yasile, 'Aşarak yüce dağlar, 'Gezerken diyar; 'Ansızın bu haberi 'Duyunca döndüm geri. 'Bir sevinçli duyguya 'Kapıldım.. gönül bu ya! Hakan der ki o zaman: Küstahlık etme çoban! Bu kız senin ufkuna Doğacak güneş değil. Bir zavallı çobana Layık olan eş değil. Doğrusu şu teklifin Bu peri kızı için Bir lekedir, bir zuldür. Kız der: O da gönüldür, İncitmeyiniz sakın, Ben razıyım bırakın. Dururlar kızla çoban Karşılıklı o zaman. Silkinince ansızın, Değişir sekli kızın: Kuş olur; uçup konar Hakanın otağına. Çoban bakar, ah eder; O da bu sihri meğer Biliyormuş eskiden. Bir kafes olur hemen, Bu güzel kuşu alır, O anda kucağına. - Bu birinci imtihan. Bunu kazandın çoban! Kuş silkinir ansızın, Değişir şekli kızın: İnci olur bu sefer. Saçılır birer birer Hakanın ayağına. Kafes te her yerinden Dağılıp düşer hemen; Bir sedef olur, alır İnciyi kucağına. - Bu ikinci imtihan. Adıiin ne senin çoban! İnci yanar ansızın, Değişir şekli kızın: Her inci bu sefer de Bir başka çiçek olur. Canlanır hemen, yerde Boş kalan sedefler de Birer kelebek olur. Bir yanda, öyle renk Açılırken çiçekler; Bir yanda, titreşerek Dolaşır kelebekler.. - Bu sonuncu imtihan. Tanıdım seni çoban, Anladım şimdi kimsin! Sen, beni ta eskiden Sevip sonra terk eden Vefasız sevdiğimsin. Bunu artık iyi bil: Eş olmam mümkün değil Sen gibi vefasıza. Çoban; gözünde yaşlar, O zaman nakle başlar Macerasını kıza: 'Sevda, o bir peridir, 'Karar etmez yerinde. 'Gönül ki serseridir, 'Dolaşır izlerinde. 'Sevda, o gizli bir ok, 'Görünmez kanatmadan. 'Kavuşmanın tadı yok, 'Ayrılığı tatmadan. 'Ben ki, pek çok ağladım, 'Gezdim hicrana giden 'Yolları adım. 'Beni artık yeniden 'Hicrana atma, güzel, 'Yeter ağlatma, güzel! 'O her derde tahammül 'Gösteren deli gönül; 'Kah eder dünyaya naz, 'Her dakika bulunmaz 'Bir halde, bir kararda. 'Sevdiği zamanlarda 'Gül yaprağından ince! .. 'Bir sitem işitince 'Yaralanır derinden, 'İncinir her yerinden. 'Bir gündü.. yandı içim; 'Dağıldı hep sevincim... 'Elveda artık! ..' Dedim. 'Tahammül edemedim 'Bir söze, bir siteme. 'Düşün ki: Terk etmeme, 'Yine aşkımdı sebep. 'Serseri, dünyayı hep 'Dolaştım adım; 'Bir teselli aradım. 'Bulamadım kimsede. 'Bir günah ettimse de, 'şimdi işit ahımı 'Bağışla günahımı 'Düştüğüm aşka, güzel! 'Sebep yok başka, güzel! 'Deniz geçtim, dağ aştım; 'Hayli sene dolaştım, 'Bahtım kara, saçım ak, 'Ne şekle girmişim bak! 'Başımın tacı güzel, 'Halime acı güzel! Oğuz Han: Artık yeter; Bu gamlı sözlerle, der, Beni ağlatacaksın! Şüphe etme ki çoban, Sevdiğinin her zaman Affına müstahaksın! Var mi kızım, sen de bak, Bir başka eş olacak Senin gibi güzele! Elverir bu ayrılık! Gelin birleşin artık! Haydi verin elele! Geçsin neşe, eğlence İçinde hep gününüz! Tamam kırk gün, kırk gece Yapılsın düğününüz. İşte hemen o günü Başlayan bu düğünü 'Felek' dedikleri pir Görünce, girmiş denir Yeniden bir yaşıma! Bu düğün öyle uzun, Sevinçli bir düğün ki; Bu, o şerefli gün ki: Darısı yurdumuzun Güzelleri başına! Orhan Seyfi Orhon
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#840 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57948
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Julia Dixon, kazayla anahtarını evde unutmuş ve sokakta kaldığı sırada postacı ona doğru yaklastı.?
-Bayan Dixon! Üzgün görünüyorsunuz, bir sorun mu var? -Ne yapacağımı bilmiyorum. Kapıda kaldım. Anahtar evde ve yedeğini bıraktığım komşum şehir dışında. Kocamda anahtar var, fakat o da şehir merkezinde bir otelde konferansa katıldı. Ona ulaşabileceğimi sanmıyorum. Eve nasıl gireceğim?? Postacı kadını sakinleştirmeye çalıştı ve ona bir çilingir çağırmasını tavsiye etti. -Sanırım yapabileceğim tek şey bu, fakat doğruyu söylemek gerekirse, çilingirler dünya kadar para alıyorlar. Oysa şu anda üzerimde bir kuruş bile yok.? Postacı kadının derdine ortak oldu. Kadının başka çaresi yoktu.? -Gitmem gerekiyor, buyrun mektubunuzu. Kim bilir,içinde belki sizi neşelendirecek güzel haberler vardır.? Julia zarflara baktı. Kardeşi Jonathan'dan bir mektup vardı. Geçen hafta onları ziyaret etmiş ve birkaç gün kalmıştı. ? Neden bu kadar çabuk mektup yazdı acaba?? diye mırıldandı Julia. Zarfı yırtıp açtığında, avucuna bir anahtar düştü. Mektupta şunlar yazılıydı: -Sevgili Julia. Geçen hafta sizde kalırken, siz alışverişe gittiğinizde kazayla kapıda kaldım.Komşunuzdan yedeğini istedim ama geri vermeyi unuttum. Bu mektupta onu da gönderiyorum.? Kapalı bir kapıyla yüz yüze gelmiş ve kendinizi ümitsiz hissediyorsanız, bilin ki tüm kapılar zamanı gelince içeri girmeniz için ardına kadar açılacaktır.
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
![]() ![]() |
| Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|