![]() |
Sadık Altınkaynak
Acılar
Her yürekte yan yanadır Sevinçler ve acılar Büyük doğumların habercisidir Büyük sancılar Acıların en beteri İçi yanarken susmakmış Acı çekebilmenin şartı Cesur olmakmış Büyük iş yapanlar Büyük acı çekerler Acılar davetsiz gelirler Acı çekenin halini Acı çekenler bilirler Acı bazen ustadır eğitir insanı Bazen değirmendir öğütür insanı Tatlı bir yanı da var bazı acının Genelde korkutur ürkütür insanı Çeşit çeşittir acılar Acıların en tatlısı isot acısıdır En acısı –Allah vermesin- Evlat acısı En unutulmazı kuyruk acısı En asili aşk acısı En yakıcısı hasret acısı En zora gideni ihanet acısı... Acının zevali lezzet Lezzetin zevali acıdır Sevmek tüm acıların ilacıdır. Sadık Altınkaynak |
Af Et Ya Rab
Günahlarım dağ misali Bu mücrimin nola hali Şahit olur ağzı dili Sen Rahimsin affet Ya Rab Günahlarım bini aştı Kulun azdı yoldan şaştı Göz yaşlarım akıp taştı Sen Ğafursun affet Ya Rab Günahım çok sevabım az Günahı sil sevaba yaz Gece gündüz etsem niyaz Sen Rahmansın affet ya Rab Boynumda yük günahlarım Huzurunda utanırım Af etmezsen ben yanarım Sen Settarsın affet Ya Rab Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Akil
Akıl altın bir taçtır Herkes akla muhtaçtır Akılsız dosttan akıllı düşman evladır Akılsız dost her zaman başa beladır Akıllı her söylediğini düşünür Amma her düşündüğünü söylemez Akılsız konuşmuş olmak için konuşur Nerede susup nerede konuşacağını bilemez Akıllı güzel bakar güzel düşünür hoş görür Akılsız dolu bardağı bile boş görür Akıllı affedicidir her kusuru görmez Köprü kurar etrafına duvar örmez Güneş gibi ışığını istenmeden verir Sevgi havuzunda sudaki buz gibi erir Akılsız inatçıdır pireyi deve yapar Güzelliği görmemek için gözünü kapar Gece gibi güzellikleri örter gizler Paylaşmayı bilmez hep nefsini izler Akıllı güzelliği dışta değil içte arar Her işinde mutedildir orta karar Akılsız mazrufa değil zarfa bakar Fevridir hırsla herkese verir zarar Şöyle derdi bizim rahmetli nine: “Akıl tace zerine, sere herkesi nine” Yani; “Akıl altın taçtır” onsuz olmaz Allah vergisidir “Her kafada bulunmaz” Sadık Altınkaynak |
Ana Yurt
Anayurt Yaradan Adem’ i Yoktan var etti O’ na ilminden Esmayı öğretti O’ na secde etsinler diye Meleklere emretti Sonra eş olarak Havva’ yı halk etti İşte Bu noktadan başladı İnsanlık tarihi İşte Bu noktada ters döndü Beşerin talihi Lain iblis Kandırınca Havva'yı Yedirdi O'na Nehy-edilmiş ayvayı Adem de Yalnız bırakmamak için O'nu Isırdı yasak meyvayı İşte O anda kaybetti davayı Veda ettiler Anayurt Cennet' e Sürüldüler Dünya denen gurbete Kaçarsak nehî-den Uyarsak emir-e Tekrar kavuşabiliriz O kutlu ve mutlu yere Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Arzuhal
Cumhurbaşkanlığı yüce katına Sayın Ahmet Necdet SEZER’ in âli zatına Mağduriyetimi bildirir arzuhalimdir Haksızlığa uğramak yargısız ölümdür Bendeniz Van Erciş’ ten bir garibanım Ne evim var ne arabam ne de hânım Otuz yıl çalıştım devlete sadakatle Korudum devlet malını pür dikkatle Bunca yıl kaymakamlık müfettişlik yaptım Kula kul olmadım sadece Hakka taptım Kimse kötü demedi ne yüzüme ne arkamdan Şoke oldum kararnamem dönünce makamdan Nihayet Genel Müdür olacaktım Arsa Ofisine Ömrümce karışmadım kimsenin etlisine sütlüsüne O yüzden beklemiyordum “Uygun Görülmemeyi” O yüzden sindiremiyorum içime bu muameleyi Sonunda dayanamayıp sordum sebebini Makam-ı Âliden Gelen cevapla bir kere daha şaşırdım sahiden Buyurmuşlar “Ofisin yaptığınız görevlerle ilgisi yok” O halde Vali olabilirim zira görevimle ilgisi çok Sonra talip oldum Denizcilik Müsteşar Yardımcılığına Maalesef yine uğradım “adeta” ırk ayrımcılığına Bir kere daha atanmam uygun görülmedi Vekâletten asalete geçmeme izin verilmedi Yoksa bunca atananlar “Beyaz Türk” ben zenci miyim Onlar efendi de ben Çankaya kapısında dilenci miyim İstirham ediyorum dosyama bir daha bakınız Hangi görevlere uygunsam bir yeşil ışık yakınız Bir bülbülü nâlanım çektiğim hep dilimdendir Sürçü lisan eylediysem uğradığım zulümdendir Hatalıysam bağışlayın lütfen bakmayın kusuruma Bir cevap bahşedin şu kısacık basit soruma Arşı âlaya dayandı feryadım figanım ahım Lütfedip söyleyin nedir hatam noksanım günahım Sadık Altınkaynak |
Asrın Depremi
Hırsızlık yolsuzluk zulüm dizboyuydu Heryerde ahlaksızlık fuhuş...işte sonuç buydu Şarkılarda türkülerde bile ahlaksızlık hakimdi Bu ülke bu insanlar bizim olamaz... bunlar kimdi Burası Türkiye mi Sodom mu Gomore mi? Şarkılar söylüyorduk milletçe 'Neremi neremi' Neden yaşadık biz bu afeti boş yere mi? Hayır... adım adım davet ettik biz bu depremi Sene doksan dokuz on yedi Ağustos saat üç tü Ülkeyi sarsan yedi onda dört şiddetinde bir güçtü Yerle bir olmaya yetti kırkbeş saniye Milletçe yenildik deprem denen caniye Kur'an dyor ki; 'Öyle bir musibetten sakının ki Gelince sadec zalimleri vurmaz' Onlar da müstehak olur o masumlar ki Zulme karşı ahlaksızlığa karşı durmaz Fetva verdirdik kadere bir gece vurdu bizi deprem Ne yangın ona benzer ne sel ne veba ne verem Tutar bir damarından yeri yerinden oynatır Burkar yürekleri ta derinden hoplatır Bir anda altını üstüne getirir yerin Artık bini bir paradır acının kederin Yıkıldı memleket Eskişehir'den ta İstanbul'a Böyle acı göstermesin Rabbim hiçbir kula Her yerde enkaz feryat her can pazarı Yerle yeksan oldu Yalova İzmit Adapazarı Ölü sayısı on bini yaralı kırk bini aştı Sanki atom bombaları atılmış bir savaştı Analar yavrusunu yitirmiş yavrular ana-babasını Sarmak için bize güç ver Rabbim bu deprem yarasını Esirge ülkemizi böyle bir afetin tekrarından Ayırma bizi doğruluk dürüstlük insanlık ikrarından Sadık ALTINKAYNAK Ağustos-1999 Sadık Altınkaynak |
Aşk Çeşitleri
Aşk Çeşitleri Çok çeşidi vardır aşkın Ben deyim on sen de on’u aşkın Hepsi de deli divane eder Dolandırır şaşkın şaşkın En basit aşk klasiktir Taraflar karşılıklı ilan-ı aşk eder Bu aşkta bir şey eksiktir Heyecan aranmaz herşey tek düze gider Bir de platonik aşk var Aşığı tek taraflı yakar Bir taraf cayır cayır yanar Diğeri olmaz bundan haberdar Bir çeşidi de psikopatiktir Aşığı adeta çıldırtır Kırmızı görmüş boğa gibi Sağa sola saldırtır Bir de kara sevda vardır Akıllara ziyandır Sevenin hayatını karartır Melankolik yapıp yüreğini kanatır Realist aşıklara gelince Hiçbir şey gizlemezler birbirlerinden Dobra dobra söylerler sevince Romantik aşıklar hep el ele göz gözedir Dillerinde şarkılar baş başa diz dizedir Sembolik aşkta göz görmez dünyayı Her neye baksa onda yari görür O’nunla oturur onunla kalkar onunla yürür Elektronik aşk elektrik gibi çarpar İnsanı telefon bilgisayar manyağı yapar Saatlerce mesajlaşır çetleşir Birbirini görmeden haberleşir dertleşir Yıldırım aşk ilk görüşte vurulmaktır Tez zamanda kavuşup durulmaktır Otantik aşk ise tarihte kaldı Leyla ile Mecnunun Kerem ile Aslının Ferhat ile Şirinin aşkları birer masaldı Çeşidi çok olsa da her aşk kişiye özeldir Hele mevsim baharsa sevmek güzeldir Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Ayrılık Ateşi
Ayrılık ateşi yaktı gönlümü Bu ateş sönmez hasret bitmeden Zaman zaman aratıyor ölümü İflah olmam sevda baştan gitmeden Vuslattır ancak ayrılığın ilacı Ayrılık sızısı ölümden acı Üç vakte kadar gelecek dedi falcı Geleceksen gel ecel yetmeden Bilirim gurbette ben yanarım sılada sen Ya ben sana gelsem ya da sen gelsen Yollara çıksan pencerede beklesen Gelirim bir sabah horozlar ötmeden Sadık Altınkaynak |
Bakışın Ok Gibi
Bakışın Ok Gibi Bakışın ok gibi deldi sinemi Hançere hiç lüzum yok vurman için Ben deva beklerken geldi sitemi Yar sende merhamet yok derman için Beni benden alır fettan gözlerin Başımı döndürür o şuh sözlerin Gülüşün fevkinde bütün hazların Söz demeye yüzüm yok kalman için Dudaklar gülerken içim kan ağlar Simsiyah saçların yolumu bağlar Hasretin ateşi kalbimi dağlar Fayda etmez gerek yok sarman için Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Bakışların
Bakışların Aklımı başımdan aldı gözlerin Vurdu yüreğime ok bakışların Divane eyledi şirin sözlerin Alemde emsali yok bakışların Sensiz tadı yok yaz bahar kışların Haline düştüm yuvasız kuşların Gösterme başkası bilmez kadrini Yanımda kıymeti çok bakışların Fevkindesin övgünün alkışların Kül etti beni içten yakışların Hançer gibi deler kor gibi yakar Yaşatır şok üste şok bakışların Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Bir Daha
Akdeniz kıyısındayım garip tenha Dalgaları dinliyorum akşamdan sabaha Kıyıya hışımla vuran her deli dalga Beynimde yankılanır bir daha bir daha Ne uyku kaldı bende ne iştaha Ne tebessüm kaldı ne kahkaha Sabaha dek dua ettim Allah'a Gurbette yalnız koyma bir daha Neyleyim kaderim bu müfettişim Hep evimden barkımdan uzakta işim Daim gözümde tüter çocuklarım eşim Hasretle yanarım bir daha bir daha Gazipaşa demişler bu gurbet diyarına Gurbet bu biter mi bu günden yarına Can mı dayanır şu gurbet efkârına Her gün yeniden ölürüm bir daha bir daha Sadık Altınkaynak |
Bir Ömür Böyle Geçti
Bir Ömür Böyle Geçti Bunca senedir olmadı kârım Ömrümün baharı yel gibi geçti Bir selam bile vermedi yarim Geldi yanımdan el gibi geçti Yedi kat göklere çıktı feryadım Boşandı göz yaşım sel gibi geçti Bu fani dünyadan bir tat almadım Koskoca bir ömür yıl gibi geçti Seni bulmak ümidiyle zalim Ömrüm kapılarda kul gibi geçti Nihayet karıştı toprağa tenim Her gelen üstümden yol gibi geçti Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Bülbülden Güle
Bülbülden Güle Duydum ki hastalanmış nazlı yarim Başım döndü bulutlandı gözlerim Bir geçmiş olsun bile diyemedim Boğazımda düğümlendi sözlerim Dilerim Mevlâ’dan ciddi olmasın Hep gülen yüzün sararıp solmasın Mutluluk diyarı şen yuvamıza Acı keder hüzün hiç uğramasın Haktan gelene diyemeyiz niçin Hastalık da sağlık da bizim için Dualarımız her zaman seninle Devasız dert yok rahat olsun için Daha yaşanacak günlerimiz var Bülbül gül olmadan sanma ki yaşar Allah’ım gülü bülbüle bağışla Gül yurdu gönlümü etme tarumar Sadık ALTINKAYNAK Eylül-2002 Sadık Altınkaynak |
Büyük Davet
Yüce Mevlam sen çağırdın ben geldim Bütün varlığımla dergâhına yöneldim Bağışla günahım lütfu kereminle affet Esirge nâr-ı cehimden Cennetini lutfet Dünyanın dört yanından kopup geldi hacılar Ak sakallı dedeler genç kardeşler bacılar Her biri ayrı renk ayrı ırk ayrı dilden Hepsi bir Allah’a niyazda aynı gönülden Üstlerinde kefen misal ihramlar Geride kalmış masiva günahlar haramlar Terk edip gelmişler işi gücü evi barkı Eşitlenmiş mevki makam zengin fakir farkı Sanki kabirden döküldüler Meydan-ı Mahşere Böyle eşitlik ancak orda nasip beşere Kâbe güneş milyonlarca insan etrafında peyk Tüm dillerde söz tek “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” Tekbirler tehliller tesbihler dualar aminler Kâinat efendisinin nurlu izinde mü’minler Dönüyorlar etrafında tecessüm etmiş nurun O Nur ki Arz’a izdişümüdür Beyt-ül Mamur’un Misafir olmuşuz evinde Yüce Allah’ın Bu duyguyla pervanesi olduk Beytullah’ın Doyulmaz tavafa döndükçe dönmek istersin Unutursun yaşamayı orda ölmek istersin İlahi bu ne saadet ne lütuf ne kerem İzin ver nasip kıl beytinde canım verem Böyle ölüm bulursam yaşamayı istemem Önümde Beytullah başucumda Havz-ı Zemzem Çok şükür çıktık Arafat’a Vakfe’ye durduk Kararmış kalbimizi gözyaşlarıyla yunduk Arınmamız sürdü Müzdelife Vakfesiyle Yer gök inledi hacıların “Lebbeyk” sesiyle Sonra geçip Mina’ya şeytanları taşladık Kurbanları kestik saç sakalı tıraşladık İhramdan çıkıp yaptık Ziyaret Tavafını Yedi defa dolandık Kâbe’nin etrafını Yedi Şavt gidip geldik Safa-Merve arası Nasıl ki gitmiş idi (Hz.) İsmail’in anası Malumdur ki Say denilir bu gidiş gelişe Yaradan bir sebep bir hikmet halk etmiş her işe Hacer Ana su aramış bu yolda (Hz) İsmail’e Rabbimiz Zemzemi buldurmuş Cebrail ile Tahattur et bunu iç zemzemi kana kana Ne niyetle içersen onu verir Allah sana Bu minval üzere tamam olur hac farizası Dökülür günahlar kazanılır Hak Rızası Önce gitmeyen Medine’ye döner yüzünü Ziyaret etmek için ol Resul-ü Güzini Şimdi davet aldık kutlu belde Medine’den Öylesine hafifledim kanatsız kuş gibiyim Adeta gelmiş gibiyim dünyaya yeniden Günah pasından kirinden kurtulmuş gibiyim Göründü tüm ihtişamıyla kubbe-i Hadra Şifadır hasret ateşiyle yanan her sadra Sermest eder Mü’minleri bu nurlu abide Tarifsiz sürur verir ehl-i iman her abde “Sakın terki edepten” anıp Şair Nabi’yi Kemal-i edeple kıl ziyaret Yüce Nebi’yi Titrer insan görünce Ravza-i Mutahhara’yı Çünkü sinesinde saklar Muhammed Mustafa’yı Ayaklar tutmaz nabızlar durur heyecandan Selat-u selamlar edilir yürekten candan “Esselat-u vesselam-u aleyke ya Resulallah Esselat-u vesselam-u aleyke ya Habiballah “ Ya Rabbi önündeyim şimdi Kabr-i Şerifin Tarifi mümkün değil bu emsalsiz şerefin Karşımda dostlarıyla Kâinatın Efendisi İşte Ebubekir işte Ömer işte Kendisi Geçsin tüm ömrüm bir lahza gibi huzurunda Yıkansın günah yüklü kalbim havzı nurunda Huzurundan hiç ayrılmam mümkün olsa tahakkuku Mani buna sıradaki aşıkların hukuku Ayrıldım hüznü keder içinde Efendimden Ateş-i firakla geçmiş gibiyim kendimden Elveda elveda Ey Resul-ü Kibriya Şefaat et mahvetmesin bizi kibir ve riya Gidiyorum ne yazık ki geldi vakti veda Ruhum canım her şeyim olsun yoluna feda Sen Fahr-ı Kâinat ben kapında aciz geda Mahrum etma şefaatinden Dar-ı Ukbada a Sadık Altınkaynak |
Canımsın
Canımsın Çakıp geçme Şimşek gibi Sürekli aydınlat Kara bahtımı Güneşim ol Tamamla eksik yanımı Ortağım ol eşim ol Bir görünüp bir kaybolma Serap gibi Kana kana gider susuzluğumu Pınarım ol Tamamla eksiğimi Diğer yarım ol Eşim ol karım ol Ezelde beraber karılmış Hamurumuz Aynı topraktan yoğrulmuş Çamurumuz Sen ben olmuşsun Ben sen olmuşum Etim kemiğim Kanımsın Kısaca her şeyim Canımsın Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Cenevar
Cenevar Bizim oralarda Canavara derler Cenevar Yıllar önce vardı Şimdi gene var Arada bir şenlendirir Van Gölünü Yakından gören yok Gavurun dölünü Neyin nesidir Kimin fesidir Erkek mi yoksa dişi mi Tek başına mı gezer Yoksa örgüt işi mi Belli değil kabilesi aşireti Kimi der Bırukidir Kimi der Hertoşi Kimi der tekdir kimi der ikidir Bilmem kim kurcalar bu işi Yoksa Bekiranlı mı Ya da Kürhesini Duyan var mı acep sesini Bazısı der Hemoyidir Bazısı der Celoyi, yok Celali Diyorlar onun yüzünden Azaldı İncikefali Doğru mu yalan mı bilmem Söyleyene vebali Bir görünür Bir kaybolur Cenevar Gayet normal Bunda garip olan ne var İster erkek olsun ister dişi Arada bir gezsin Elcevaz Ahlat Erdişi Hangi aşiretten olursa olsun Seviyoruz onu canı sağ olsun Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Çare
Çare Her derde devadır bilirim amma Şifa Şâfi’dedir balda değildir Çeşit çeşit meyveler ikram eder Rızık Rezzak’tadır dalda değildir Tuzlu deryada tuzsuz balık yersin Esrar Halık’tadır balıkta değil Sevenleri sevdiğine götürür Kudret Kâdir’dedir yolda değildir Kişinin kemali kelamda gizli Kemal Kâmil’dedir dilde değildir Her kapıyı açsa da mal ile servet İzzet Malik’tedir malda değildir Bülbülü inletip nâlan ettiren Cemal Cemil’dedir gülde değildir Başımıza gelir bin bir türlü hal Dizgin Mukaddir’de elde değildir Yunus gibi kalsan derya içinde Necat Muin’dedir salda değildir Naçar kalsan boyun eğme kullara Çare Mâbut’tadır kulda değildir Sadık ALTINKAYNAK Eylül-2006 Sadık Altınkaynak |
Çatlasın Eller
Sevda bağında açan gonca gülsün Yüzünde gamze gamze açılsın güller Hiç solmasın yüzün daima gülsün Ben gülü koklarken çatlasın eller Gülü seven anlar dertli bülbülü Aşk derinden yakar görünmez külü Bir kere yanılıp seversen gülü Sen mecnun olursun mekânın çöller Yar yüzünde gamze olur saçılır Sevdalı gönüllerde açan güller O gelince bülbül gibi açılır Yarin gıyabında lâl olan diller Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Çocuklar
Çocuklar Gönül bahçemizin gonca gülleri Mutlu yuvamızın şen bülbülleri Solmasın gül benziniz asla solmasın Şen şakrak gülüşünüz eksik olmasın Hayat ağacının meyvesidir çocuklar Bu günleri yarınlara taşıyacaklar Biz ölünce onlar yaşayacaklar Ömrümüzün devamı can çocuklar Boş ve soğuk kalırdı kucaklar Sürekli tütemezdi ocaklar Öksüz viran olurdu sokaklar Olmasaydı afacan çocuklar Sevinçtir sonsuz neşedir çocuklar Yürekte ılık bir köşedir çocuklar Sakın kırmayın tuzla buz olurlar Kristal birer şişedir çocuklar Sanmayın çocuk küçük bir şahıstır Mevla yadigârı büyük bağıştır Sevgi tarlasına yağan yağıştır Sağnak sağnak bir rahmettir çocuklar Her çocuk ruhunda bir alem gizli Her çocukta nakkaş bir kalem gizli Çocuksuz evlerde bin elem gizli Bir menba-ı saadettir çocuklar Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Dalkavuk
Dalkavuk Bilir misin kime derler kimdir dalkavuk Efendinin her sözüne evet der sallar kavuk Efendi merkebe deve dese hindiye tavuk Hiç itiraz etmez tasdik eder dalkavuk Yerine göre eğriye doğru der doğruya yamuk Efendi isterse pamuğa taş der taşa pamuk Hatır için Aralık’a sıcak der Temmuz’a soğuk Beyaza siyah siyaha beyaz der dalkavuk Dilerdeniz birkaç kısa örnek verelim Nasıl bir adammış dalkavuk görelim Filozofun biri ne derse dalkavuk tasdik edermiş Adam: “Arada bir itiraz et iki kişi olduğumuz bilinsin demiş” Bir bey dalkavuğuna “Sıfır nedir diye sormuş” Dalkavuk: “Sizin huzurunuzda benim durumum” diyormuş Kral ok atmış bir ördeğe ok kayıp gitmiş boşluğa Sonra vurdum mu diye dönüp sormuş dalkavuğa Bakmış yalan olacak eğer dese vurdunuz Demiş: “Ördeği bağışlamak lütfunda bulundunuz” İşte böyle herkesin nabzına göre verir şerbeti İki cihanda rezilliktir dalkavuğun akibeti Sadık ALTINKAYNAK 25.06.2004 Sadık Altınkaynak |
Değişmez Yasa
Değişmez Yasa Aziz dostum ömür bir nefes kadar kısadır “Her nefis mevti tadacak” değişmez yasadır Ötede tek geçer akçe ameli salihtir Ne mal mülk ne makam ne para dolu kasadır Çoğu kimse bu dünyayı kendine dert etti Gün geldi dünyayı da dertleri de terk etti Ölmeyecek gibi gezerken çayır çimende Şimdi üzerinde çayır çimenler bitti Sadık ALTINKAYNAK EKİM-2004 Sadık Altınkaynak |
Deniz Tutkusu
Zaman zaman soruyorlar bendenize Şiir yazdın mı denizcilik üstüne denize Yazayım yazmasına da deniz sığmaz dizelere Ancak konu olur hikâyelere filimlere dizilere Deniz sere serpe uzanmaktır altın sarısı kumlara Deniz “rastgele” demektir sefere çıkan balıkçılara Dalıp uzaklara gitmektir bir martının kanadında Gelecek yolcuyu beklemektir bir iskelenin ucunda Bazen yunustur ya da deniz kızı gemilerle yarışan Bazen duygudur dalgalarla alabora olup karışan Bazen hasret bazen gurbet bazen vuslat demektir Deniz özgürlüktür maceradır uzaklara gitmektir Kimi zaman dönüşü belirsiz hüzünlü bir vedadır Kimi zaman ayrılık sonrası tatlı bir merhabadır Göz alıcı yakamozdur mehtaplı *******de Sonsuzluk duygusudur şiirlerde hecelerde Denizciler için “Dönülmez akşamın ufkudur” Tüm zorluğuna rağmen vazgeçilmez bir tutkudur Evet deniz bir tutkudur anlatılmaz yaşanır Denizci zamanla değil hasretlikten yaşlanır Sadık Altınkaynak |
El-Halim
El-Halim “El-Halim” i sıfat yapmış kendine Mutlak-ı Ezel Kabaran öfkeyi “hilm” de eritmek ne güzel Halim ol yumuşak akan sular gibi Yıkma etrafını azgın akan seller gibi Bağ bahçe sulanmaz sel sularıyla İnsan felakete sürüklenir öfke yularıyla Kalp kırar öfkeyle söylenen her söz Kırılan gönülde bırakır derinden bir iz Öfken kabarınca bunu düşün inceden ince Düşün ki pişman olmayasın öfken geçince Çünkü gönül sarayıdır Rabbi-Rahim’in Gönlüne nüzul eder O Sultan mü’minin Bilmeden kırdıysan bir kalbi helallik dile Kalmasın kırılan kalpte bir çizik bile Hak nazar ettiğinde bir kırık görmesin gönülde Yoksa nazar etmez yüzüne mahşer gününde Öfke denen zaaf unutturur bunları insana Öfkeni “hilm” de erit ki zarar vermesin sana Sadık ALTINKAYNAK Aralık-2006 Sadık Altınkaynak |
Erciş'e Erdiş Derler Ercişte
Neye ne derler Erciş'te? Hele bir SOR. Tatlıya ŞİRİN derler tuzluya ŞOR. Patatese KARTOL, acemiye TOR. Kayısı yemeğiyle yerler ERİŞTE Erciş'e de ERDİŞ derler Erciş'te. Tülbente LEÇEK, sopaya DEĞENEK, Götüre APAR, Böbürlenmeye ŞİŞMEK, Dişi mandaya MADEK,şakaya HENEK, Tandır demirine HEÇİRDEK derler Erciş'te. Elbiseye ESBAP, pantolona PANTOR, kesere KERKİ, satıra SATOR, Miskete ĞAR,topaca ise HOL, Kızınca ihtiyara KEFTOR deler Erciş'te. Demin BAYAK, geçen seneye BILDIR, Çabuk TEZ, evvelkisene İLİŞİR, Çorbaya ŞORBA, Türkiye YIR derler, Bulgur pilavıyla ÇILBIR yerler Erciş'te. Bataklığa ÇILHAN, gömleğe MİNTAN, Kilota TUMAN, entariye FİSTAN, Dam örtüsü kalın ağaca KERAN, Yağmur oluğuna şoratan derler, Erciş'te. Kuyruğa POÇİK, çökeleğe CACIK, Kambura KUZİK,biraza BİKIRTİK, Tay'a KURİK derler kediye PİŞİK, Tekmeye TEPPİK, terliğe ŞİPPİK deler, Erciş'te. Mandaya CAMIŞ, buzağıya BIZAV, Pilice FERİK, BİCINCIK da biraz, Lahanaya KELEM, kız coçuğuna KAZ, Zavallıya ise BELANGAZ derler Erciş'te. Özüm YEKE, kendim demek, Hatırlamaksa YADINA GELEK, Tenezzül etmeye YENDİR ETMEK, Düğüne TOY, şüpheye GÜMAN derler Erciş'te. Maşrapaya ŞERBİK, eşarba ŞARPA, Kendire ÇEDENE,bebeğe KÖRPE, Nasıla NECE, güzele HOŞ derler, Cevizli, çedeneli KELEDOŞ yerler Erciş'te. Kız kardeşe BACİ, dünüre HINAMİ Teyzeye EZZE, halaya BİBİ, Eşiğe ŞIPANA, tepisye SİNİ, Küçük iskemleye de KÜRSİ derler Erciş'te. Çamaşı leğeni TEŞT, basmaya ÇİT Övendire HARAZA, ödeşmek FİT, Kış günlerinde HALİM AŞI yerler, Tuzlu un helvasına MIRTOĞA derler Erciş'te. Merdane KINDIRAK, kovaya SATIL, Küçük soğan KISKA, fideyeyse ŞİTİL, Sabah kahvaltıda CINGIRTMA yerler, Yumurtalı helvaya böyle derler Erciş'te. Köre HAFIZ derler dazlağa KEÇEL, Sağıra KAR derler, aptala AVEL, Dilsize LAL derler hileciye DEĞEL, Bazen KEŞKE, bazen HALİSE yerler Rüyaya DİŞ, Erciş'e ERDİŞ derler Erciş'te. Sadık Altınkaynak |
Erdiş'in Kargışları
Erdişin K´arg´ışlar Eskiden zor geçerdi Erdiş’in kışları Ondan da fenaydı k´arg´ışları Malum Erdişliler bedduaya kargış der Babalardan çok analar kargış eder Derler,”Babanın bedduası arşa gider Ana kargış ederse önüne sütü geçer” İster evlada edilsin ister ele Bu laflar ağza alınır mı bak hele: “Oğul oğul vurucun atlı gele... Kan kusasan, cigerin ağzınnan gele... Makine altında kalasan... Kırti kırti olasan... Kanın içeren dola... Muradın gözünde kala... Toh yedigin bayram günü ola... Yaz gününde ayrana Kış gününde yorgana Ahrette imana Hasret kalasan... Be murad olasan... Gün ekmeğine muhtaç kalasan.. Eyi gün görmeyesen... Torba alıp dilenesen... Bir gün toh yemeyesen... Başın duran yerde ayağın taşa deymeye... Gelesen bin türlü derde kaşığın aşa deymeye... Evin harap ola, ocağın söne...” Şimdi var mı bilmem eskiden böyleydi kargışlar İnşallah son bulsun alsın yerini alkışlar Bırakalım bu fena sözler geçmişte kalsın Bunların yerini iyi dilekler dualar alsın Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Eskimeyen Şehir
Eskimeyen Şehir Sen eski değil eskimeyen şehirsin Sen maziden istikbale akıp gelen nehirsin Frigya’dan bu güne okunan bir şiirsin Sen eski değil eskimeyen şehirsin Pek çok şehirlere sultansın pirsin Bir çay içmek Porsuk kenarında adalarda Gezdirir insanı farklı iklim farklı rüyalarda Adın Es-Es diye çınlar stadyumlarda Sen eski değil eskimeyen şehirsin Pek çok şehirlere sultansın pirsin Antik çağların mirasını omuzlayıp geldin Sade bugün değil sen her çağda güzeldin Bağrında yetişti Yunus, Hoca Nasreddin Sen eski değil eskimeyen şehirsin Pek çok şehirlere sultansın pirsin Kadim olduğundan diyorlar Eskişehir Üstün bor-lüle taşı, altın sıcak sudan bir nehir Sendeki zenginliği güzelliği kıskanır her şehir Sen eski değil eskimeyen şehirsin Pek çok şehirlere sultansın pirsin Kıdemine şahittir Yazılıkaya-Midas Sinende barınır ata yadigârı pek çok miras Seni başkalarıyla edemem kıyas Sen eski değil eskimeyen şehirsin Pek çok şehirlere sultansın pirsin Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Gecenin Rengi
Gecenin Rengi Gece saçlarından almış rengini Arasam dünyada bulamam dengini Gönlüm kin fukarası sevgi zengini Her yana bu sevgiyi yaysam diyorum Gündüz gözlerinin parıltısıyla ışır Bakışın mecnun eder aklım karışır Gülüşünde dünya sulh olur küsler barışır Her yüreğe barışı koysam diyorum Varlığınla ısınır yaz olur kışlar Teker teker döner göç eden kuşlar Seni taltife yetmez bütün alkışlar Yüreğimi buket yapıp sunsam diyorum Duruşunda bir efsun gülüşünde bir sihir Sevgi dudaklarından süzülen bir nehir Az gelir dünyayı versem sana mehir Yıldızları ayağına sersem diyorum Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Gemileri Yakmadan
Dönüş yok artık demiştim bir şiirde Çünkü yakmıştım tüm gemileri Sanki buna cevap buldum başka bir şairde Diyor ki; “Endülüs’e varılmadan gemiler yakılmaz.” Şair duygularla konuşur kusuruna bakılmaz Hale göre söz sadır olur şairden yazardan Biz başka gözle bakmışız, O bakmış başka nazardan O’ da haklı gemiler yakılmaz hedefe varmadan Aksine şişirip yelkenleri kürek çekmeli durmadan Deniz azgın yol uzak tekne küçük olsa da Azmetmeli varmak için menzili maksuda Zira düşman uyumaz su uyusa da Her an alesta bekler bir pusuda Gevşemek yok kardeşler dayılar emmiler Henüz Endülüs görünmedi ufukta Yakmayalım daha bize lazım bu gemiler Varacağız hedefe belki akşama belki kuşlukta Sadık Altınkaynak |
Gönlüme Yasak Bıraktım
Gönlüme Yasak Bıraktım Gözlerine gönül gözüyle baktım Gönlümü gözünde tutsak bıraktım Aslında sevdadan aşktan uzaktım Aşkı gözlerinde tutsak bıraktım Takılıp sevdanın silik izine Bilmeden dalmışım aşk denizine Melül mahzun bakıp güzel yüzüne Gönlümü gönlünde tutsak bıraktım Sevda değil sanki aşk oyunuydu Güya seviyordun sevgin bu muydu Habersiz gidişin bağrımı oydu Sevdanı beynimde tutsak bıraktım Aşık azat kabul etmez tutsaktır Mutluluk aşığa sanki yasaktır Arada gelse de ağır aksaktır Bu yüzden gönlüme yasak bıraktım Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Haberin Var mı?
Haberin Var mı? İşçim köylüm vatandaşım diyenler Vatandaş kan ağlar haberin var mı? Şampanya patlatıp havyar yiyenler Vatandaş aç gezer haberin var mı? Memur işçi bulamaz ay başını Aldığı gün tüketir maaşını Utanır gösteremez göz yaşını İçine akıtır haberin var mı? Maaş yedi milyon kira beş milyon Kalanı çoktan yuttu enflasyon Yama tutmaz oldu üstündeki don Şimdi çıplak gezer haberin var mı? Ekmeğine katık eder soğanı Bulamaz yanında bir tas ayranı Çoktan unuttu düğünü bayramı Yüzü gülmez oldu haberin var mı? Yapıştınız sırtına kene gibi Kemeri sıktınız mengene gibi Çadırlarda yaşar çingene gibi Evi yok barkı yok haberin var mı? Epeydir sofradan eti kaldırdı Ekmeğini haramiye çaldırdı Sonunda dayanamadı çıldırdı Artık her gün bayram haberin var mı? Sadık ALTINKAYNAK Ağustos-1995 Sadık Altınkaynak |
Hasret
Hasret Senden uzaktayım başka diyarda Ya sen gel sevdiğim ya ben geleyim Mutluluk aramam başka bir yarda Ya sen gel sevdiğim ya ben geleyim Gönen’i geçtim şimdi Manyas’tayım Hasretin derdiyle her gün hastayım El güler oynar sanki ben yastayım Ya sen gel sevdiğim ya ben geleyim Bu ayrılık artık canıma yetti Üç haftada ömürden üç sene gitti Çoğu geçti amma sanma ki bitti Ya sen gel sevdiğim ya ben geleyim Öyle bir hasret ki tarife gelmez Gurbete düşmeyen hasreti bilmez Boşuna bekleme ayrılık bitmez Ya sen gel sevdiğim ya ben geleyim Her akşam ah çekip seni ararım Hayalinle hülyalara dalarım Hasretinden cayır cayır yanarım Ya sen gel sevdiğim ya ben geleyim Senden ayrı yaşamayı neyleyim Bir name yaz meramını bileyim İstemezsen bu hasretle öleyim Ya sen gel sevdiğim ya ben geleyim Sılaya kavuşmak her şeye değer Vuslatın zevkine biçilmez değer Sen de hasret yetti diyorsan eğer Ya sen gel sevdiğim ya ben geleyim Sadık ALTINKAYNAK Ağustos-1995 Sadık Altınkaynak |
Hasret Türküsü
Hasret Türküsü Ne güzeldir Can Erdiş’im Kaç yıl oldu görmemişim Harda menim can yoldaşım Senelerdir görmemişim Ayran aşi helim aşi Yandi yüreğimin başi Heliseyi keledoşi Ne zamandır yememişim Kara üzüm şor balığı Vurdun yüreğime dağı Unuttum kengeri cağı Çok zamandır yememişim Ağyolunnan Zırnekola Yürüseydik biz kol kola Zalim gurbeti yok ola Senelerdir görmemişim İskele Yekmal Hergini Unuttum gölün rengini Oldum dertlerin zengini Kaç yıl oldu görmemişim Örene İrşat Purulmak Ne zor imiş ayrı kalmak Ölümden farksız ayrılmak Senelerdir görmemişim Çelebibağ Kasımbağı Yüreğimde gurbet dağı Oldum dertlerin yumağı Kaç yıl oldu görmemişim Heyderbeye Zortula bak Gül tökülür yarpak yarpak Burnumda tütüyor torpak Senelerdir görmemişim Hani cılbırnan keledoş Yalan dünya sonu bomboş Hasretlikten içim bir hoş Kaç yıl oldu görmemişim Sadık ALTINKAYNAK Sadık Altınkaynak |
Hasret Yanığı
Bakmayın rengimin karalığına Tenim denizde değil hasretten yandı Bakın ki şu bahtımın karalığına Herkes beni zevk-u sefada sandı Rengim bronz ben doğuştan yanığım Her türlü derde mihnete tanığım Bakın ki şu işin maskaralığına Herkes beni zevk-u sefada sandı Bakmayın yüzümün güleç olduğuna Lokman çare olmaz feleğin vurduğuna Kulak asıp müzevirlerin uydurduğuna Herkes beni zevk-u sefada sandı Eylül-2001 Sadık Altınkaynak |
Hayali Ellinci Yıl
Hayali Ellinci Yıl Senin en çok gülüşünü severdim Gülünce gamzelerin güller gibi açardı Doyamazdım gül yüzünün seyrine İhtiyar elden gider akıl baştan kaçardı Senin bir de yürü-şünü severdim Bir selvi dalı gibi salınarak gezerdin Doyamazdım endamının seyrine Bastığın yeri değil yüreğimi ezerdin Şimdi derin çizgiler gamzelerin yerinde O tatlı gülüşten artık eser yok Hüzün bulutları dolaşıyor gül yüzünde Sevdam aynı sevda onda hasar yok Biraz aheste mi yürüyüşün ne Selvi dalı biraz bükülmüş sanki Hiç azaltmamış geçen elli sene Sevdam hala aynı sevda inan ki Sadık ALTINKAYNAK Eylül-2006 Sadık Altınkaynak |
Hayat Koşusu
Her sabah yeni bir güneş doğar Afrika’da Bir ceylan koşmaya başlar Aslana yem olmamak için Her sabah yeni bir güneş doğar Afrika’da Bir aslan koşmaya başlar Ceylanı yakalamak için İster ceylan ol ister aslan Herhangi bir canlı ya da insan Sürekli koşman gerek yaşamak için Her gün güneş yeniden doğar Dünyada Bir koşuşturma başlar Bütün canlılar böyle yaşar Yanlış anlama “Hayat cidal değil muavenettir” Aksini düşünmek Yaradan’a ihanettir Bazen sen rızkına koşarsın Bazen rızık sana koşar Ceylan bir aslandan kaçar Diğerinin sofrasına konar. Sadık Altınkaynak |
Hırant'ın Ardından
Hırant’ın Ardından Güpe gündüz vurdular gazeteci Hırant’ı Bakmak lazım kime yarıyor bu ölümün rantı Trabzon kaynaklı infaz olabilir mi rastlantı Rahip Santaro’ nun kanı da burada aktı Katil Ogün Samast henüz çocuk yaşta Bu kanlı vahşetle memleket yasta Suratından belli katil psikopat bir hasta Birileri azmettirdi o zavallı kurşunu sıktı Daha önce de yaşandı bu tür cinayetler Gözler açıldı artık sırıtıyor art niyetler Sindiremez milleti bu derin faaliyetler Millet tekrar tekrar gördüğü filimden bıktı Ayakkabısı delik fakat yüreği zengindi Belli ki bir güvercin kadar tedirgindi Türklerin güvercin vurmayacağından emindi Ne yazık ki bu güveni sarsan birileri çıktı Bu yurdun çocuğudur Türk Kürt Ermeni Çerkez Kardeştir vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Aksini düşünenin kursağında kalsın bu heves Hırant ardında bir kardeşlik meşalesi bıraktı Sadık ALTINKAYNAK Ocak-2007 Sadık Altınkaynak |
Huzur Adası
Huzur Adası Göçmen kuşlar uzun göç yollarında Durup dinlenirler bazı huzur adalarında Olmasaydı yol üstünde sığınacak adalar Aşılamazdı uçsuz bucaksız okyanuslar İnsan oğlu konar göçer bu dünyadan ötekine Uzun hayat yollarında hep muhtaçtır birbirine Huzur adsı dostlar lazım sıkıntılı demlerde Sığınacak limanlar lazım fırtınalı günlerde Var mı yanında huzur bulacağınız dostlarınız Var mı dar günlerde sığınacak limanlarınız İhtiyaç duyduğunuzda gece vakti dost bir sese Var mı çat kapı gidip içinizi dökeceğiniz bir kimse Kaç dost huzur adsı selamet limanı buldu sizleri Yanlarında oldunuz mu iyi günde kötü günde Paylaştınız mı acıları mutluluk ve sevinçleri Var mıydınız hastalıkta cenazede düğünde Biliniz ki gerçek dostluk zor zamanda sınanır Açık bulmak isterseniz siz de açın kapıları Dosta kapanan kapılar kendi yüzünüze kapanır Ötede iş görmez bu dünyanın makamları tapuları Sadık ALTINKAYNAK 23.06.2004 Sadık Altınkaynak |
Huzuru Yakalar
Huzuru Yakalar Her işin başına bismillah gelirse Başına geleni kaderi bilirse Bismillah dedikçe inşirah bulursa Bir kişi o zaman huzuru yakalar Geleni kaderi bilip de şükreden Kaderi rızayla karşılar fikreden Bilip de Halık’ı daima zikreden Er kişi her zaman huzuru yakalar Rızayı isteyen Mevla’ya yalvarsın İsteyen duaya niyaza baş vursun Mevla’ya inanan ümitsiz olmasın Her kişi bir zaman huzuru yakalar Sadık ALTINKAYNAK 08.11.2005 Sadık Altınkaynak |
IRAK
Başında savaş kuşları dönüyor Irak'ın Ey Londra Ey Waşington Irak size çok ırak Amma bize çok yakın Petrol sizin olsun; Saddam sizin olsun Masum halkın yakasını bırakın Kan akmasın akmasın gözyaşı Ey ehli iman ey ehli vicdan kalkın Durdurun bu manasız sebepsiz savaşı Kalkan olun bu belaya 'Siper edin gövdenizi Dursun bu hayasızca akın' Yönetenler mazeret uydurmayı bırakın Zalimin yanında olmayın sakın ha sakın Savaşın ayak sesleri geliyor; tak..tak..tak Öyle kanlı bir savaş ki evlerden ırak Liderlerin kimisi diktatör kimi manyak kimi korkak Kadınlar dul, çocuklar öksüz- yetim kalacak Yuvalar yıkılacak; binlerce ölü binlerce sakat Bütün dünya karşı, kimse istemiyor bu savaşı...Fakat Yine de durduramıyorlar buş oğlu Buş'u Ne doluya sığıyor ne dolduruyor boşu Nerede bitecek bu galibi olmayan koşu Savaşın kartalı olmayın güvercini olun barışın Bir yolu olmalı durdurmanın bu kanlı savaşın Gelin ey liderler kini inadı bırakın Çocukları yetim kalmasın Irak'ın Sadık Altınkaynak |
İçme Kardeşim
Sayılmakla bitmez çoktur zararı Söyle bana varsa bir tek yararı Yakın eder uzak iken mezarı Sigara muzurdur içme kardeşim Bütün bedeninde yapar hasarı Ciğerin kararır dişler sapsarı Ömrünü törpüler ölüm hızarı Hayatta ölümü seçme kardeşim İçersen yalnız iç gelme yanıma Sen canına kıydın kıyma canıma Dumanın kokun siner her yanıma Buralardan gelip geçme kardeşim Sakın sözlerime gücenme e mi? Hafife alıp ta bu sözlerimi 'İçen öldü, içmeyen ölmedi mi? ' Derler... Sen yine de içme kardeşim Sadık sadakatle söyler sözünü Sen sen ol zehirleme öz özünü Ecel gelip kapatmadan gözünü Kefeni elinle biçme kardeşim Sadık Altınkaynak |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 06:09 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.