|
Guest
Mesajlar: n/a
Üye No:
Cinsiyet :
|
BÖLÜM 17 - İki Yüzlü Adam
Quirrel'dı.
Şaşkınlıkla, "Sen ha!" dedi Harry.
Quirrell gülümsedi. Yüzü hiç de seğirmiyordu.
"Evet, ben," dedi sakin bir sesle. "Seninle burada karşılaşıp karşılaşmayacağımı düşünüyordum, Potter."
“Ama ben sanmıştım ki - Snape -"
"Severas mu?"Quirrell güldü, öyle sarsak sarsak gülmüyordu şimdi, soğuk ve kesindi. "Evet, Severus öyle birine benziyor, değil mi? Besili bir yarasa gibi ortalarda dolaşması öyle yararlı oldu ki. Onun yanında, ke-ke-kekeleyip duran za-zavallı P-Profesör Quir-rell'dan kim kuşkulanabilirdi?"
Harry inanamıyordu. Doğru olamazdı bu, olamazdı.
"Ama Snape beni öldürmek istedi!"
"Hayır, hayır, hayır. Seni öldürmek isteyen bendim. Arkadaşın Miss Granger, Quidditch maçında Snape'i ateşe vermek için koşarken bana çarptı. Seninle göz ilişkimi yitirdim. Birkaç saniye daha sürseydi, o süpürgeden atacaktım seni. Bunu daha önce de başarabilirdim, ama Snape seni kurtarmak için karşı-büyü yapıyordu."
"Snape beni kurtarmaya mı çalışıyordu?" Quirrell, soğuk bir sesle, "Tabii," dedi. "Bir sonraki maçta neden hakemlik etmek istedi, bilmiyor musun? Yine büyü yapmama engel olacaktı. Boşuna... hiç zahmet etmeseydi... Dumbledore oradayken zaten bir şey yapamazdım. Bütün öteki öğretmenler, onun Gryffindor'un kazanmasını engellemek istediğini düşündüler, kendini bilerek sevimsizleştirdi... Dedim ya, boşuna... seni bu gece öldüreceğim."
Parmaklarını şaklattı. Birdenbire ipler sarktı havadan. Harry'yi sımsıkı bağladılar.
"Her şeye burnunu sokuyorsun, Potter, yaşaman doğru değil. Cadılar Bayramı'nda okulda dört döndün; Taş'ı neyin koruduğunu anlamak için gelmiştim, sen de beni gördün."
"İfriti içeriye sen mi aldın?”
"Tabii. İfritlerle başa çıkmakta ustayım - arkadaki ifritin halini görmedin mi? Herkes deli gibi ifriti ararken, benden kuşkulanan Snape dosdoğru üçüncü kata gitti, beni bulmak için - ifritim seni öldüremedi o gece, üç başlı köpek de Snape'in bacağını doğru dürüst ısırıp koparamadı.
"Şimdi sessizce bekle bakalım, Potter. Şu ilginç aynayı incelemem gerek."
İşte o zaman Quirrell'ın arkasında duran şeyi fark etti Harry. Kelid Aynası'ydı bu.
Quirrell, çerçevesine dokunarak, "Taş'ı bulmanın anahtarıdır bu ayna," diye mırıldandı. "Dumbledore gelip de seni kurtarır mı sanıyorsun?.. Londra'da... O dönünce ben çok uzaklarda olacağım..."
Harry'nin bütün çabası Quirrell'ı konuşturmak, onun düşüncelerini Ayna'da yoğunlaştırmasını engellemekti.
"Snape'le seni Orman'da gördüm -" dedi.
"Evet," diye mırıldandı Quirrell, bakmak için Ay-na'nın arkasına geçti. "Neler çevirdiğimi iyice anlamak istiyordu. Benden hep kuşkulanmıştı zaten. Aklınca beni korkutacaktı - sanki korkutabilirmiş gibi... Benim yanımda Lord Voldemort var..."
Quirrell, arkasından çıkıp gözlerini Ayna'ya dikti.
"Taş'ı görüyorum... onu efendime sunacağım... ama nerede?"
Harry kendisini sımsıkı saran iplerden kurtulmak için çırpındı, ama hiçbiri gevşemiyordu bile Quirrell'ın dikkatini Ayna'ya vermesine mutlaka engellelmeliydi.
"Ama Snape de benden nefret ediyor gibi görünüyordu."
Quirrell, olağan bir sesle, "Orası öyle," dedi, "doğru. Babanla birlikte Hogwarrs'taydı bilmiyor musun? O zaman da birbirlerini hiç sevmezlerdi. Ama senin ölmeni hiç istemedi."
"Ama daha birkaç gün önce ağlayıp duruyordun -Snape'in seni tehdit ettiğini sanmıştım..."
Quirrell'ın yüzünde ilk kere bir korku belirtisi görüldü.
"Bazen," dedi, "efendimin söylediklerini yerine getirmekte zorlanıyorum - o büyük bir büyücü, bense zayıfım -"
Harry'nin soluğu kesildi sanki. "Yani o da seninle sınıfta mıydı?"
Quirrell, sakin sakin, "Ben nereye gidersem gideyim, o hep yanmadadır," dedi. "Dünyayı dolaşırken tanışmıştım onunla. Sersem delikanlının tekiydim, iyi nedir, kötü nedir, kafamın içi saçmasapan düşüncelerle doluydu. Lord Voldemort ne kadar yanıldığımı gösterdi bana. İyiyle kötü diye bir şey yoktur, güç vardır sadece, bir de o gücü elde edemeyecek kadar zayıf olanlar... O günden beri buyruğundayım, ama birçok kere yüzünü kara çıkardım. Beni ağır biçimde cezalandırmak zorunda kaldı." Quirrell ansızın titredi. "Yanlışları kolay kolay bağışlamaz. Taş'ı Gringotts'tan çalmayı başaramadığımda, çok öfkelenmişti. Beni cezalandırdı... gözünün hep üstümde olacağım söyledi..."
Quirrell'ın sesi gittikçe uzaklaşıyordu sanki. Harry, Diagon Yolu'nu hatırladı - ne büyük aptallık ermişti. Quirrell'ı ilk orada görmüş, Çatlak Kazan'da elini sıkmıştı.
Quirrell fısıltıyla küfretti.
"Anlamıyorum... Taş, Ayna'nın içinde mi? Onu kırmam mı gerekiyor?"
Harry hızlı hızlı düşünmeye çalışıyordu.
Şu anda dünyada en çok istediğim şey, diye düşünüyordu, Taş'ı Quirrell'dan önce bulmak. Ayna'ya bakarsam kendimi Taş'ı alırken görürüm - yani Taş'ın nerede olduğunu anlarım! Ama Quirrell'a fark ettirmeden nasıl bakarım?
Ona belli etmeden hafifçe sola kaymaya, aynanın karşısına geçmeye çalıştı, ama ayak bileklerindeki ipler çok sıkıydı: Sendeleyip düştü. Qııirrell, Harry'ye aldırmadı. Hâlâ kendi kendine konuşuyordu.
"Bu ayna ne yapar? Nasıl çalışır? Bana yardım edin, Efendimiz!"
Harry, dehşet içinde, bir sesin yanıt verdiğini duydu; ses Quirrell'ın kendisinden geliyordu üstelik.
"Çocuğu kullan... Çocuğu kullan..."
Quirrell, Harry'ye döndü.
"Evet - Potter - gel buraya."
Ellerini çırptı; çırpar çırpmaz da Harry'yi bağlayan ipler çözüldü. Ağır ağır ayağa kalktı Harry.
Quirrell, "Gel buraya," dedi yine. "Ayna'ya bak, ne gördüğünü söyle."
Harry ona doğru yürüdü.
"Yalan söylemeliyim," diye düşünüyordu. "Bakıp bir yalan kıvırmalıyım, başka çare yok."
Quirrell tam arkasına yaklaştı. Harry, onun sarığından gelen garip kokuyu duydu. Gözlerini yumdu, Ayna'nın tam karşısına geçti, gözlerini yeniden açtı.
Kendi görüntüsüyle karşılaştı; bembeyaz kesilmişti, korkmuş görünüyordu. Ama bir an sonra görüntü gülümsedi ona. Elini cebine sokup kan rengi bir taş çıkardı. Göz kırptı, Taş'ı yeniden cebine koydu - bunu yaparken de Harry kendi cebinde bir ağırlık duydu. Nasıl olduysa - inanılmaz bir biçimde - Taş'ı almıştı.
Quirrell, "Eee?" dedi sabırsızlıkla. "Ne görüyorsun?" Harry bütün cesaretini topladı.
"Dumbledore'la tokalaştığunı görüyorum," diye attı. "Gryffindor, Okul Kupası'nı kazanmış."
Quirrell yine küfretti.
"Çekil önümden," dedi. Harry kenara çekilirken Felsefe Taşı'nın bacağına değdiğini duydu. Kaçabilir miydi acaba?
Ama beş adım bile atmadan o ince sesi işitti yine, Quirrell'ın dudakları bile kıpırdamıyordu.
"Yalan söylüyor... Yalan söylüyor..."
"Potter, gel buraya!" diye bağırdı Quirrell. "Bana doğruyu söyle! Biraz önce ne gördün?"
İnce ses yine yükseldi.
"Ben konuşayım onunla... yüz yüze..."
"O kadar gücünüz yok, Efendimiz!"
"Yeteri kadar gücüm var... bu iş için..."
Harry sanki Şeytan Kapanı'na yakalanmış gibiydi. Tek kasını bile kımıldatamıyordu. Taş kesilmişti sanki, Ouirrell'm sarığına uzanıp onu çözmeye başladığını gördü dehşetle. Ne oluyordu? Sarık çözüldü. O olmayınca Quirrell'ın başı çok küçük duruyordu. Sonra ağır ağır döndü Quirrell. -
Harry çığlık atabilirdi, ama sesi çıkmıyordu. Quir-rell'ın başının arkasında bir yüz vardı, o güne kadar gördüğü en korkunç yüz. Kıpkırmızı gözleri olan tebeşir beyazı bir yüz. Burun deliklerinin yerinde de, yılanınkiler gibi daracık yarıklar.
"Harry Potter..." diye fısıldadı.
Harry bir adım gerilemek istedi, ama bacakları kımıldamıyordu.
"Ne hale geldiğimi gördün mü?" dedi yüz. "Gölgeden, buhardan başka bir şey değilim... Ancak bir başkasının bedenini paylaşırsam bir biçim alabiliyorum... ama beni yüreklerine, kafalarına almak isteyenler olmuştur hep... Tek boynuzlu kanı şu son birkaç hafta güç sağladı bana... bana bağlı Quirrell'ın Orman'da benim için kan içtiğini gördün... Yaşam İksiri'ni elime geçirince kendi bedenimi de yaratabileceğim... Şimdi... cebindeki Taş'ı ver bakalım!"
Demek biliyordu. Bacaklarına ansızın bir dirilik gelen Harry hafifçe geriledi.
"Aptallık etme," diye homurdandı yüz. "Kendi canım kurtar, benden yana olmaya bak... yoksa sonun annenle babanın sonu gibi olur... Kendilerine acımam için yalvararak öldüler..."
Ansızın, "YALAN!" diye bağırdı Harry.
Quirrell, Voldemort Harry'yi görebilsin diye, arka arka yürüyordu. Hain yüz gülümsüyordu şimdi.
"Ne kadar dokunaklı..." diye tısladı. "Cesarete her zaman saygım var... Evet, yavrum, annenle baban yürekliydi... Önce babanı öldürdüm, kıyasıya dövüşmüştü benimle... ama annenin ölmesi gerekmezdi... seni korumak istiyordu... Şimdi ver şu Taş'ı, yoksa annen de boşu boşuna ölmüş olacak."
"HİÇBİR ZAMAN!"
Alevli kapıya fırladı Harry, ama Voldemort, "YAKALA ONU!" diye bağırdı, Harry de o anda Quirrell'ın elinin bileğine yapıştığını duydu. Alnına o bıçak gibi sancı saplandı yine; kafası sanki ikiye ayrılacaktı; bütün gücüyle direnerek bağırdı, Quirrell'ın kendisini bıraktığını şaşkınlıkla gördü. Başındaki ağrı hafifledi - Quir-rell'ın nereye gittiğini anlamak için çılgınca bakındı çevresine; onun ellerine bakarak acı içinde kıvrandığını gördü - parmaklarında kabarcıklar beliriyordu.
Voldemort, "Yakala onu! YAKALA ONU!" diye bağırdı yine; Quirrell atlayıp yere yıktı Harry'yi, üstüne çullandı, iki elini onun boynuna doladı - Harry'nin yara izi artık dayanılmaz bir acı veriyordu, ama Quirrell da sancılar içinde uluyordu.
"Efendimiz, onu tutamıyorum - ellerim - ellerim!"
Quirrell dizlerini dayadı Harry'ye, boynunu bırakıp şaşkınlık içinde kendi avuçlarına bakmaya başladı -Harry onun ellerinin kıpkırmızı kesildiğini gördü, yanmıştı sanki, derileri soyulmuştu, pırıl pırıl parlıyordu.
Voldemort, "Öyleyse öldür onu, sersem, öldürsene!" diye haykırdı.
Ouirrell bir ölüm laneti yağdırmak için elini kaldırdı, ama Harry içgüdüyle uzanıp Quirrell'ın yüzüne yapıştı.
"AAAAHH!"
Yere yuvarlandı Quirrell, yüzünde de kabarcıklar belirmişti, Harry anladı: Quirrell'ın cildine dokunmak korkunç bir acı veriyordu ona - şimdi tek şansı vardı: lanetlemesini önlemek için onu acı içinde kıvrandırmak.
Ayağa fırladı Harry, Quirrell'in koluna yapışıp bütün gücüyle sıktı. Quirrell çığlık atarak Harry'yi itmek istedi - Harry'nin başındaki ağrı daha da artıyordu, gözleri de göremiyordu artık - sadece Quirrell'ın korkunç çığlıklarını, Voldemort'un "ÖLDÜR ONU! ÖLDÜR ONU!" diye haykırmasını işitebiliyordu - başka sesleri de - belki kendi kafasında yaratıyordu o sesleri... "Harry! Harry!"
Quirrell'ın kolunun burkulduğunu duydu, her şeyin bittiğini anladı, bir karanlığa düştü... düştü... düştü...
Tepesinde altın rengi bir şey uçuyordu. Snitch! Yakalamak istedi onu, ama kolları havaya kalkamayacak kadar ağırdı.
Gözlerini kırpıştırdı. Snitch değildi bu. Gözlüktü. Ne kadar garip.
Gözlerini kırpıştırdı yine. Albus Dumbledore'un gülümseyen yüzüyle karşılaştı.
"İyi günler, Harry," dedi Dumbledore.
Harry ona baktı bir süre. Sonra hatırladı. "Efendim! Taş! Quirrell'dı! Taş onda! Efendim, çabuk -"
"Sakin ol, sevgili yavrum, sen olayların biraz gerisinde kalmışsın," dedi Dumbledore. "Taş Quirrell'da değil."
"Kimde öyleyse? Efendim, ben -" "Harry, sakin ol lütfen, yoksa Madam Pomfrey beni dışarı atar,"
Harry yutkunarak çevresine bakındı. Hastane kanadında olduğunu anladı. Beyaz çarşaflı bir yatakta yatıyordu, yanındaki sehpanın üstü de şekerci dükkânına dönmüştü.
Dumbledore, ışıl ışıl, "Arkadaşlarının, hayranlarının armağanları," dedi. "Mahzenlerde seninle Profesör Quirrell arasında geçenler sır, ama nasılsa bütün okul öğrenmiş. Arkadaşların Fred'le George Weasley sana bir oturak göndermeye kalkmışlar. Bundan hoşlanacağını düşünmüşler. Ama Madam Pomfrey bunun pek sağlıklı bir şey olmadığına inandığı için oturağa el koymuş."
"Ne kadar zamandır buradayım?"
"Üç gündür. Mr Ronald Weasley'le Miss Granger çıktığında pek sevinecekler, inanılmaz derecede üzülüyorlardı."
"Ama efendim, Taş"
"Görüyorum ki, dikkatini başka yere veremiyorsun. Peki öyleyse... Taş... Profesör Quirrell onu senden alamadı. Buna engel olmak için tam zamanında yetiştim, ama doğrusunu istersen, sen de tek başına zaten başarılıydın."
"Siz de mi geldiniz? Hermione'nin baykuşunu mu aldınız?"
"Yolda karşılaştık onlarla. Londra'ya vanr varmaz, bulunmam gereken yerin ayrıldığım yer olduğunu anlamıştım. Quirrell'i senin elinden almak için tam zamanında yetiştim -"
"Sizdiniz demek..."
"Gecikeceğim diye korkmuştum."
"Az kalsın gecikecektiniz. Taş'ı ona karşı artık daha fazla koruyamazdım -"
"Taş'ı değil, yavrum, kendini - gösterdiğin çaba seni öldürecekti neredeyse. Bir an öldüğünü düşünüp korktum. Taş'a gelince, yok edildi."
Harry, boş boş, "Yok mu edildi?" diye sordu. "Ama arkadaşınız - Nicolas Flamel"
"Ooo, demek Nicolas'ı da biliyorsun." Dumbledore keyiflenmişti sanki. "Her şeyi uygun biçimde yaptın, değil mi? Nicolas'la ben oturup konuştuk, Taş'ı yok etmenin doğru olacağına karar verdik."
"Yani o da, karısı da ölecekler, öyle mi?"
"İşlerini düzenlemeye yetecek kadar İksir var ellerinde. İşlerini düzene koyduktan sonra da, evet, ölecekler."
Dumbledore, Harry'nin gözlerindeki şaşkın bakışı görünce gülümsedi.
"Senin kadar genç biri için inanılmaz bir şey bu, ama Nicolas'la Perenelle için uzun, çok uzun bir günden sonra yatağına çekilip uyumaya benziyor. Düzenli bir kafa için ölüm de büyük bir serüvenden başka bir şey değildir. Biliyor musun, pek de öyle harika bir şey değildi Taş. Dilediğin kadar para, dilediğin kadar yaşam! Birçok insanın hemen isteyeceği iki şey - asıl sorun, insanların kendileri için en kötü şeyleri isteme tutkuları." Harry, kafası iyice karışmış, yatıyordu. Dumbledore Küçük bir ezgi mırıldandı, tavana bakarak gülümsedi.
"Efendim," dedi Harry. "Düşünüyordum da... Efendim - Taş yok olsa bile, Vol- yani, Kim-Olduğunu-Bilir-sin-Sen-"
"Voldemort de, Harry. Her şeyin gerçek adını söyle.
Bir şeyin adından korkarsan, kendisinden daha çok korkmaya başlarsın."
"Evet, efendim. Şey, Voldemort dönmenin başka yollarını arayacak, öyle değil mi? Demek istiyorum ki...
gitmedi mi?"
"Hayır, Harry, gitmedi. Hâlâ bir yerlerdedir, belki de paylaşacağı bir beden arıyordur.. gerçekten canlı olmadığı için, öldürülemez de. Quirrell’ı ölüme terk etti, dostlarına da düşmanları kadar acımasız davranıyor. Yine de, Harry, onun güce kavuşmasını geciktirdin, ileride bir başkası da savaşabilir onun ama, bu gecikmeler gücünü bütün bütüne yitirmesini sağlayabilir."
Başını salladı Harry, ama hemen kesti bunu, çünkü öyle yapınca kafası ağrımıştı. Sonra, "Efendim," dedi, "öğrenmek istediğim başka şeyler de var, eğer bana anlatırsanız... gerçeği öğrenmek istiyorum..."
"Gerçeği." İç çekti Dumbledore. "Hem güzel, hem korkunç bir şeydir gerçek, çok özen ister. Yine de sorunu yanıtlarım, yanıtlamamak için geçerli bir nedenim olursa beni bağışlarsın. Tabii yalan söylemeyeceğim."
"Şey... Voldemort annemi öldürmüş, beni öldürmesine engel olduğu için. Beni neden öldürmek istiyordu acaba?"
Dumbledore derin derin iç çekti bu kere.
"Yazık, sorunu yanıtlayamam. Söyleyemem sana. Bugün olmaz. Şimdi olmaz. Günün birinde öğreneceksin... şimdilik bunu düşünme, Harry. Büyüyünce... Biliyorum, bunu duymaktan hoşlanmayacaksın, günü gelince öğreneceksin."
Harry üstelemenin bir yarar sağlamayacağını biliyordu.
"Peki, Quirrell neden dokunamadı bana?" "Annen seni kurtarmak için öldü. Voldemort'un anlayamayacağı bir şey varsa, o da sevgidir. Annenin sana olan sevgisi kadar güçlü bir sevgi ne derin izler bırakır, bunu anlayamaz. Yara izine benzemez bu, gözle görülmez... böylesine yürekten sevilmek, seven insan gitse bile, bizi sonsuza kadar korur. Tenine işlemiştir bu. Quirrell'ın içi nefret, hırs, türkü doluydu, ruhunu Voldemort'la paylaşmıştı o; sana bu yüzden dokunamadı. Güzelliklerle yaratılmış birine dokunmak onun gibilere acı verir."
Dumbledore pencereye konmuş bir kuşla ilgileniyordu şimdi; bu da Harry'ye gözlerini çarşafa silme olanağını sağladı. Kendini toparlayınca, "Ya Görünmezlik Pelerini?" dedi. "Onu bana kimin yolladığını biliyor musunuz?"
"Haa - onu baban bırakmıştı bana, hoşuna gider diye düşündüm." Dumbledore'un gözleri parladı "Yararlı şey'er... baban buradayken onu sırtına geçirir, mutfağa gidip yiyecek bir şeyler aşırırdı."
"Bir şey daha var..."
"Bakalım bu neymiş?"
"Quirrell'ın söylediğine göre, Snape -"
"Profesör Snape, Harry."
"Evet, o. Quirrell'in söylediğine göre, babamdan nefret ettiği için benden de nefret ediyormuş. Doğru mu bu?"
"Doğrusu ikisi de birbirlerinden pek hoşlanmazlardı. Seninle Mr Malfoy gibi. Günün birinde baban öyle bir şey yaptı ki, Snape onu hiç bağışlamadı."
"Ne yaptı?"
"Onun hayatını kurtardı."
"Ne?"
Düşlere dalmış gibi, "Evet..." dedi Dumbledore. "Garip değil mi, insanların kafası nasıl çalışıyor? Profesör Snape babana borçlu kalmayı kaldıramadı... O borcu ödemek için de bütün bir yıl seni korumaktan perişan oldu. Babana nefretini artık huzur içinde hatırlayabilir..."
Harry anlamaya çalıştı bunu, ama kafası zonkluyordu, vazgeçti.
"Efendim, bir şey daha var..."
"Bir tek şey mi?"
"Taş'ı Ayna'dan nasıl çıkardım?"
"Hah, bak işte, bunu sorduğuna sevindim. Bu da benim parlak düşüncelerimden biriydi, ikimizin arasında kalsın, sakın kimseye söyleme. Taş'ı bulmak isteyen kişi - kullanmak isteyen değil, bulmak isteyen kişi -onu ele geçirebilirdi ancak; başkaları altın yapmakla ilgilenirdi sadece, bir yandan da lıkır lıkır Yaşam iksiri içerdi. Beynim bazen şaşırtıyor beni... Hadi artık, bu kadar soru yeter. Şekerlerim yemeye başla. Ah! Bertie Botts'un Bin Bir Çeşit Fasulye Şekerlemesi! Yazık, gençliğimde insanın içini bulandıranlardan biri çıkmıştı kısmetime, o günden sonra da ağzıma koymadım - ama şu herhalde güvenlidir, ne dersin?"
Gülümseyerek açık kahverengi bir fasulye şekerlemesi attı ağzına. "Tüh!" dedi boğulurca sına, "Kuhık ki-riymiş!"
Yönetici Madam Pomfrey şirin bir kadındı, ama çok düzenliydi.
"Beş dakikacık," diye yalvardı Harry. "Kesinlikle olmaz." "Profesör Dumbledore'u aldınız..." "Elbette, o Okul Müdürü, ayrıcalığı var. Dinlenmen gerek."
"Dinleniyorum, bakın, yatıyorum iste. N'olursu-nuz, Madam Pomfrey..."
"Ne yapalım, öyle olsun," dedi Madam Pomfrey. "Ama sadece beş dakika."
Ron'la Hermione'yi içeri aldı.
"Harry!"
Hermione ona sarılmaya hazırdı yine, ama kendini tuttu, başı hâlâ ağrıdığı için de Harry memnun oldu buna.
"Ah, Harry, biz senin öleceğini - Profesör Dumbledore öyle üzülmüştü ki -"
"Bütün okul bundan söz ediyor," dedi Ron. "Ne oldu, şunun doğrusunu anlatsana."
Gerçek öykünün inanılmaz söylentilerden çok daha garip, çok daha heyecanlı olduğu ender durumlardan biriydi bu. Harry her şeyi anlattı: Quirrell'ı, Ayna'yı,Taş'ı, Voldemort'u. Ron'la Hermione iyi dinleyicilerdi doğrusu; uygun yerlerde soluklarını tuttular, Harry Quirrell'in sarığının altında ne olduğunu söyleyince, Hermione çığlık atmaktan kendini alamadı.
Sonunda, "Demek Taş yok artık," dedi Ron. "Flamel öyle ölüp gidecek mi?"
"Ben de bunu sordum Dumbledore'a; dedi ki - ne demişti? - 'Düzenli bir kafa için ölüm de büyük bir serüvenden başka bir şey değildir'."
"Söylemiştim, kaçığın tekidir diye," dedi Ron. Kahramanının ne kadar çılgın olduğundan etkilenmişe benziyordu.
"Sizin ikinize ne oldu?" dedi Harry.
"Ben rahatça döndüm," dedi Hermione. "Ron'u götürdüm - biraz zaman aldı bu - tam bay kuşhaneye gidiyorduk ki, Giriş Salonu'nda Dumbledore'la karşılaştık. Zaten biliyordu - 'Harry onun peşinde, öyle değil mi?' dedi, üçüncü kata fırladı."
Ron, "Bu işi senin yapmanı mı istemişti yoksa?" dedi. "Babanın Pelerinini yollaması filan?"
"Ooo," diye patladı Hermione, "öyle düşündüyse eğer - yani, demek istiyorum ki - korkunç bir şey bu -ölebilirdin."
Harry, düşünceli düşünceli, "Hayır," dedi. "Tuhaf bir adam Dumbledore. Bana bir olanak sağlamak istedi galiba. Burada olup biten her şeyi biliyor, bu işe kalkışacağımızın farkındaydı, bizi durduracağına gerekli şeyleri öğretti, ipuçları verdi. Ayna'nın nasıl işlediğini öğrenmem rastlantı değildi bana kalırsa. Eğer becerebilirsem, Voldemort'la yüz yüze gelmemin hakkım olduğunu düşünüyordu..."
Ron, "Anlaşıldı, Dumbledore'un üstüne yok," dedi keyifle. "Bana bak, yarın yıl sonu şöleni var, ayağa kalkmalısın. Puanlar toplandı, Slytherin kazandı elbet -son Quidditch maçını kaçırdın, sen olmayınca Ravenclaw bizi duman etti - ama yemekler harikadır."
O anda Madam Pomfrey daldı odaya.
"Neredeyse on beş dakika oldu," dedi kesin bir sesle. "DIŞARI!"
Deliksiz bir uykudan sonra, Harry neredeyse bütün bütüne iyileşti.
Dünya kadar şeker kurusunu sıralamakla uğraşan Madam Pomfrey'e, "Şölene gitmek istiyorum," dedi. "Gidebilirim, değil mi?"
"Profesör Dumbledore gidebileceğini söyledi." Madam Pomfrey'e bakılırsa, Profesör Dumbledore bu işlerin şakaya gelmeyeceğinden habersizdi. "Bir başka ziyaretçin daha var."
"Güzel," dedi Harry. "Kim?"
Daha "Kim?" diye sorarken Hagrid süzüldü kapıdan. Ne zaman bir odaya girse, olduğundan da büyük görünüyordu. Harry'nin yanına olurdu, ona şöyle bir baktı, sonra gözyaşlarına boğuldu.
Yüzünü ellerine gömüp, "Bütün - bunlar - benim -yüzümden!" diye hıçkırdı. "Fluffy'yi nasıl atlatacağını ben söyledim o alçağa! Ben söyledim! Bir tek bunu bilmiyordu, onu da ben söyledim! Ölebilirdin! Bir ejderha yumurtası uğruna! Bir daha ağzıma içki koymayacağım! En iyisi, atsınlar beni buradan, bir Muggle olarak yaşayayım!"
Hagrid'in, sakalından yaşlar süzülerek acı ve pişmanlıkla böylesine sarsıldığını görünce şaşırmıştı Harry. "Hagrid!" dedi. "Hagrid, nasıl olsa bir yolunu bulup öğrenecekti, burada Voldemort'dan söz ediyoruz, sen söylemesen bile nasıl olsa öğrenecekti."
"Ölebilirdin!" diye hıçkırdı Hagrid. "Onun adım da sakın söyleme!"
"VOLDEMORT!" diye bağırdı Harry; Hagrid öyle korktu ki, ağlamayı kesti hemen. "Karşı karşıya geldim onunla, adını da söylüyorum işte. Keyfin yerine gelsin, Hagrid, Taş'ı kurtardık, yok oldu, artık onu kullanamaz. Bir Çikolatalı Kurbağa al, bende dünya kadar var..."
Hagrid, elinin tersiyle burnunu silerek, "Şimdi hatırladım," dedi. "Sana bir armağanım var."
Harry, "Senin o ünlü sandviçlerden mi yoksa?" dedi korkuyla. Hagrid belli belirsiz kıkırdadı.
"Değil. Onarmam için Dumbledore dün izin veedi bana. İzin vereceğine sepetleyebilirdi de - neyse, bunu getirdim..."
Deri ciltli, güzel bir kitaba benziyordu bu. Harry merakla açtı kapağını, içi büyücü fotoğraflarıyla doluydu. Annesiyle babası her sayfadan gülümseyerek el sallıyorlardı ona.
"Annenle babanın bütün eski okul arkadaşlarına baykuşlar yolladım, onlardan fotoğraf istedim... Sende hiç olmadığını biliyordum... Beğendin mi?"
Konuşamıyordu Harry, ama Hagrid anlıyordu.
Harry yıl sonu şölenine tek başına indi o gece. Madam Pomfrey, bütün titizliğiyle, onu tepeden tırnağa bir daha incelemiş, Harry de biraz gecikmişti; Büyük Salon çoktan dolmuştu. Yedi yıl üst üste Okul Kupası'nı kazandığı için, Slytherin'in yeşil gümüş renkleriyle donatılmıştı. Yüce Masa'nın arkasındaki duvara üstünde yılan resmi olan koca bir bayrak asılmıştı boydan boya.
Harry girince önce bir sessizlik çöktü ortaya, sonra herkes bir ağızdan konuşmaya başladı. Harry, Gryffindor masasında Ron'la Hermione'nin arasına oturdu, herkesin ayağa kalkarak kendisine bakmasına aldırmıyormuş gibi görünmeye çalıştı.
Neyse ki, Dumbledore'un da gelmesi uzun sürmedi. Mırıltılar kesildi.
Dumbledore, "Bir yıl daha geçti!" dedi neşeyle. "Şimdi bu güzel yemekleri yemeye başlamadan önce ihtiyar bir adamın gevezelikleriyle sıkacağım sizi. Ne yıldı ama! Dilerim kafalarınızın içi geçen yıla göre biraz daha dolmuştur... gelecek ders yılı başlamadan önce onları boşaltmak, yenilemek için önünüzde koca bir yaz var...
"Şimdi, anladığım kadarıyla, Okul Kupası verilecek. Puanlar şöyle: Dördüncü sırada, üç yüz on iki puanla Gryffindor; üçüncü sırada, üç yüz elli iki puanla Hufflepuff; ikinci sırada, dört yüz yirmi altı puanla Ravenclaw; Slytherin'in de dört yüz yetmiş iki puanı var."
Slytherin masasından bir çığlık ve alkış kasırgası koptu. Harry, Draco Malfoy'un elindeki saplı kadehi masaya vurduğunu görebiliyordu, iç bulandırıcı bir görünümdü bu.
"Evet, evet, Slytherin başarılıydı," dedi Dumbledore. "Ama son olayları da göz önüne almamız gerekiyor."
Odaya sessizlik çöktü birdenbire. Slytherin'lerin gülümsemeleri dudaklarında donar gibi oldu.
"Öhö öhö," dedi Dumbledore. "Şimdi son puanları da ekleyelim. Bakalım... Evet...
"Önce - Mr Ronald Weasley'ye..."
Ron mosmor kesildi; güneşte perişan olmuş bir patlıcana benziyordu şimdi.
"... Hogwarts'ın uzun yıllardır tanık olduğu en başarılı satranç oyunu için, Gryffindor'a elli puan veriyorum."
Büyülü tavan Gryffindor'ların çığlıklarından az kalbin havalanacaktı; tepelerindeki yıldızlar bile titriyordu sanki. Percy'nin öteki Sınıf Başkanları'na, "Benim kardeşim o!" diye böbürlenmesi işitilebiliyordu. "En küçük kardeşim! McGonagall'ın dev satrancını boydan boya geçti!"
Sonunda yine sessizliğe büründü salon.
"Sonra - Miss Hermione Granger'a... alevlerle karşı karşıya kaldığı anda bile soğukkanlılığını yitirmeden mantığını kullandığı için, Gryffindor'a elli puan daha veriyorum."
Hermione kollarına gömdü yüzünü. Harry onun hüngür hüngür ağlamakta olduğunu düşünüyordu. Masadaki Gryffindor'lar kendilerinden geçmişlerdi -yüz puan birden kazanmışlardı
"Daha sonra - Mr Harry Potter'a..." dedi Dumbledore. Odada çıt çıkmıyordu şimdi. "... kararlılığı ve olağanüstü cesareti için, Gryffindor'a altmış puan veriyorum.
Kopan şamata kulakları sağır edecek türdendi. Toplama yapmayı becerenler Gryffindor'un puanlarının şimdi dört yüz yetmiş ikiye yükseldiğini fark etmişlerdi - Slytherin'in puanlarına eşitti bu. Okul Kupası için berabere kalmışlardı - Dumbledore Harry'ye bir puan daha verseydi...
Elini kaldırdı Dumbledore. Oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Dumbledore, gülümseyerek. "Türlü türlü cesaret vardır," dedi. "Düşmanlarımıza karşı koymak yürek ister, ama dostlarımıza karşı koymak da yürek ister. Bu yüzden Mr Neville Longbottom'a da on puan veriyorum."
Gryffindor masasından yükselen gürültü öylesine yüksekti ki, o anda dışarıdan geçen biri, Büyük Salon'da patlama olduğunu sanabilirdi. Harry, Ron ve Hermione ayağa kalkıp çığlıklar atmaya başladılar; Neville ise, şoktan bembeyaz kesilmiş, kendisini kucaklayanların arasında kaybolmuştu. Gryffindor'a hiç bu kadar puan kazandırmamıştı daha Önce. Harry, çığlık çığlığa, Ron'un böğrünü dürterek Malfoy'u gösterdi; Malfoy, sanki kendisine Beden-Kilitleme büyüsü yapılmış gibi, dehşet içinde kaskatı kesilmişti.
Ravenclawla Hufflepuff öğrencileri de Slytherin'in geçilmesini kutluyorlardı; alkışlar arasında, "Bu demektir ki," diye seslendi Dumbledore, "salonun süslemelerinde değişiklik yapmamız gerek."
Ellerini çırptı. Bir anda yeşiller kızıla, gümüşler altına dönüştü; büyük yılan resmi ortadan yok oldu, onun yerini aslan aldı. Snape, zoraki bir gülümsemeyle Profesör McGonagall'ın elini sıkıyordu. Harry'yle göz göze geldiler, Harry onun duygularında en ufak bir değişiklik bile olmadığını hemen anladı. Buna aldırmadı bile. Gelecek yıl yaşam sıradan bir yaşam olacaktı - artık Hogwarts'ta ne kadar sıradan olabilirse...
Harry'nin yaşamındaki en güzel geceydi bu, Quidditch'te kazandıkları geceden de, Noel gecesinden de, dağ ifritini yere serdikleri geceden de güzeldi... bu geceyi hiç, ama hiç unutmayacaktı.
Harry daha sınav sonuçlarının açıklanacağını unutmuştu; sonuçlar açıklanınca hatırladı bunu. O da, Ron da iyi notlarla sınıf geçtiklerini öğrenince çok şaşırdılar. Hermione, elbette, sınıf birincisi olmuştu. Neville bile kupayı kurtarmıştı durumu, İksir'den aldığı kötü notu Bitkibilim'deki başarısıyla dengelemişti. Kötü olduğu kadar da ahmak biri olan Goyle'un okuldan atılacağını sanıyorlardı, ama o da geçmişti. Buna üzüldüler, ama Ron'un dediği gibi, yaşamdı bu, insanın her dileği gerçekleşmiyordu.
Dolaplar bir anda boşaltıldı, sandıklar, bavullar hazırlandı; Neville'in kurbağası tuvaletlerin bir köşesinde bulundu; tatilde büyü yapılmamasını belirten yazılı uyarılar dağıtıldı bütün çocuklara (Fred Weasley, üzüntüyle, "Bunu vermeyi de hiçbir yıl sektirmiyorlar," dedi); Hagrid onları gölün karşı kıyısına geçirecek kayıklar filosuna götürdü; Hogwarts Ekspresi'ne bindiler; yolculuk boyunca, çevrelerindeki görünüm yeşerip daha düzenli bir biçime girdikçe, konuştular, güldüler; Muggle kentlerinden hızla geçerken Bertie Botts'un Bin Bir Çeşit Fasulye Şekerlemesi'nden yediler; büyücü cüppelerini çıkarıp yeleklerini, ceketlerini giydiler; sonunda King's Cross İstasyonu'nda Peron Dokuz Üç Çeyrek'e girdiler.
Perondan ayrılmaları epey uzun sürdü. İhtiyar bir bekçi duruyordu turnikenin başında, duvardan hep birlikte güm diye fırlayıp çıkmasınlar, Muggle'ları korkutmasınlar diye onları ikişer üçer geçirdi.
"Bu yaz gelip biraz bizde kalın," dedi Ron, "ikiniz de - size baykuş yollarım."
"Sağol," dedi Harry. "Böyle bir şey benim de hoşuma gider."
Ana kapıdan, itiş kakışlar arasında, Muggle'lar dünyasına yeniden adım attılar. Şöyle bağıranlar oldu:
"Hoşça kal, Harry!"
"Görüşürüz, Potter!"
Ron, sırıtarak, "Hâlâ ünlüsün," dedi.
"Gideceğim yerde ün mün para etmiyor," dedi
Harry.
Ana kapıdan üçü birlikte çıktılar - Harry, Ron, Hermione.
"İşte orada, anne, işte orada, bak!"
Ginny Weasley'ydi bu, Ron'un kız kardeşi; ama Ron'u göstermiyordu.
"Harry Pooter!" diye cıyakladı. "Bak, anne, görebiliyorum -"
"Kapa çeneni, Ginny, parmakla göstermek ayıptır."
Mrs Weasley onlara gülümsedi.
"Yoğun bir yıl mıydı?" diye sordu.
"Çok!" dedi Harry. 'Tatlıyla kazağa teşekkürler, Mrs Weasley."
"Bir şey değil, yavrum."
"Hazır mısın?"
Vernon Enişte'ydi bu, hâlâ mosmordu yüzü, hâlâ bıyıklıydı; sıradan insanlarla dolu bir istasyonda Harry'nin kafes içinde bir baykuş taşıyacak kadar umursamaz olmasına kızmıştı. Arkasında Petunia Teyze'yle Dudley duruyordu, ikisi de Harry'yi görmekten dehşete kapılmışa benziyorlardı.
"Siz Harry'nin ailesi olmalısınız!" dedi Mrs Weasley.
"Öyle sayılabilir," dedi Vernon Enişte. "Çabuk ol, çocuk, bütün gün seni bekleyecek değiliz." Yürüdü gitti.
Harry, Ron'la Hermione'ye son bir söz söylemek için durdu.
"Yaz sonunda görüşürüz öyleyse."
Hermione, Vernon Enişte'nin arkasından kararsızca bakarak, "Dilerim. . şey -güzel bir tatil geçirirsin," dedi- bir insanın nasıl bu kadar sevimsiz olabileceğine akıl erdiremiyordu.
"Geçireceğim” dedi Harry; yüzüne yayılan sırıtma arkadaşlarını şaşırttı. "Evde büyü yapmamızın yasak olduğunu onlar bilmiyor ki. Bu yaz Dudley'yle çok, ama çok eğleneceğim..."
................THE END...............
|