![]() |
|
|
#11 |
|
Forum Kalfası
![]() Üyelik Tarihi: Dec 2005
Konum: BeyCoast
Mesajlar: 7,003
Teşekkür Etme: 26 Thanked 333 Times in 269 Posts
Üye No: 4853
İtibar Gücü: 3052
Rep Puanı : 16800
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
5. Bireysel Gelişim
Burada genç yetişkinliğin önce fiziksel, sonra zihinsel gelişim boyutları söz konusu edilecektir. a) Fiziksel değişimler. Genç yetişkinler fiziksel gelişimlerinin doruğundadırlar. Aşağı yukarı 25 yaş ile 50 yaş arasındaki fiziksel- biyolojik gerileme derece derece ortaya çıkar ve çok yavaştır. Birçok erkek yetişkin en yüksek boya aşağı yukarı 21 yaşlarında ulaşır. 25-30 yaşlarında yetişkinler kas gücü'nün en üst düzeyine ulaşırlar, 30-60 yaşlarında da güçlerinin % 10'unu yitirirler. 60-70 yaşları arasındaki en üst güç 20'lerdeki gücün ancak % 80'i kadardır. Fiziksel dayanma ya da uzun süre çalışma gücü de yaşla birlikte azalmaktadır; ancak, çok zorlu olmayan işlerdeki fiziksel dayanma düşüşü kas gücü azalmasından daha yavaş olmaktadır; öte yandan, fiziksel dayanma gücündeki düşüş hareketli insanlarda durgun ve uyuşuk olanlara göre daha azdır. Yetişkin insanlar çevrelerini örgütlemede ve uyum sağlamada duyusal yeteneklerine bağımlıdırlar. İnsan etkileşiminde etkili bir iletişim kurma yetisi büyük ölçüde duyulara (görme, işitme, dokunma, tat alma, koklama) bağlıdır. Yaşlı yetişkinler uyaranların yoğunluğunun az olduğu (hafif ses, hafif koku, az ışık) durumlarda güçlük çekerler. Görme ve görme uyumu 20 yaşında en üst düzeydedir; bu yaş aynı zamanda ilk özürlerin ve kalıtsal bozuklukların ortaya çıktığı yaştır. 1) Sinir sisteminin işleyişinde ileri yaşlara kadar belirgin olarak ortaya çıkmayan yavaş bir düşüş vardır; bu düşüş görme de içinde olmak üzere bütün davranışı etkiler ve hemen hemen bütün işleyiş ve süreçlerde bir yavaşlamaya neden olur. 2) Ayrıca gözbebeği çapında yaşla ortaya çıkan daralma nedeniyle göze giren ışık miktarı da azalır, bu yüzden yaşlılar iyi aydınlatılmamış yerlerde görme güçlüğü çekerler. 3) Yaşlı yetişkinin ışığa uyum sağlaması da genç yetişkinden daha fazla zaman alır. 4) Göz karanlığa uyum sağladığında (yaşlılarda daha fazla zaman alır) görülebilen en az ışık yoğunluğunda yaşla birlikte bir düşüş vardır. Bu en az ışık yoğunluğunun yetişkin tarafından görülebilmesi için 20 yaşından sonra her on üç yılda iki kat artması gerekmektedir. 5) Görme keskinliği çocukluk ve ergenlikte artar, 20-50 yaşlar arasında kararlılık gösterir, elli yaşmdan sonra yavaş fakat artan bir düşüş gösterir. 6) Göz merceğinin kas hareketi ve esnekliği imgenin retinaya düşmesini sağlar. Ergenlikte mercek uyumunda çok az değişiklik vardır. 20-50 yaşları arasında mercek esnekliğinde azalma başlar, 50 yaşından sonraki mercek uyumunda düşüş daha yavaştır. 7) Yaş ilerledikçe yetişkinler gördükleri nesne ile arka planı arasında daha fazla zıtlığa (kontrast) gereksinme duyarlar. Sonuç olarak, görmeyle ilgili özelliklerde genç yetişkinlikte çok az değişim vardır. Genç yetişkinlikle yaşlılık arasında tepki süresi'nde dereceli bir artış vardır. Çocuklukta bu süre çok kısadır, genç yetişkinlikte bir platoya ulaşılır. Tepki süresi yirmi yaşın hemen öncesinde en üst düzeye çıkar, orta yetişkinlikte ve yaşlılıkta gittikçe artar. Genç yetişkinlikte etkinlik kısıtlanması, yetersizlik, ölüm gibi olgular öncelikle ani (akut) koşullardan doğar. Yaşam döngüsünde, genç yetişkinliğin ani ya da işlevsel koşullarından, orta yetişkinliğin ve yaşlılığın müzmin (kronik) ya da dejeneratif (geri çevrilemez) koşullarına doğru bir değişim söz konusudur. Kırk yaşından önce ölümlerin çoğu bulaşıcı hastalıklardan ve kazalardan, kırk yaşından sonra ise kronik koşullardan kaynaklanır (Schiamberg ve Smith, 1982). b) Zihinsel yetenekler. Yetişkinlerin öğrenme yeteneğini değerlendirmek için henüz elimizde gerçekten yeterli araçların ya da testlerin olmadığı kabul edilmektedir. Knox'a göre bunun en azından üç nedeni vardır: Geniş bir biçimde kullanılan yetişkin zeka testleri (örneğin WAIS), yetişkinin yaşantısını gerçekten anlamaya çalışmaktan çok, çocuk ve ergen testleriyle karşılaştırma yoluyla elde edilmişlerdir; çocuk ve yetişkin zeka testleri birtakım tartışmalı sayıltılara dayanmaktadır (çocuklar, ergenler ve yetişkinler aynı bilgi ve deneyim olanağına sahiptirler, daha zeki insanlar daha etkin ve yeterli öğrenirler ve yetenek testlerinde daha başarılıdırlar gibi); çok az sayıda zeka testi maddesi yetişkinlerin edindiği ve gerçek yaşam koşullarında kullandığı beceri ve uzmanlığa uygun düşmektedir. Öğrenme yeteneği testleri ve diğer değerlendimme yolları bireyin "tavan" kapasitesini ölçmeye yöneliktir, oysa günlük yaşamda bu tavanın altında da sorunsuz yaşanabilmektedir. Dolayısıyla, testlerde puanlar yaşla düşse bile bunun günlük yaşama hiçbir etkisi olmayabilir. Boylamsal araştırmalar, 20-40 yaşlar arasında ve ötesinde zihinsel becerilerde yüksek derecede bir kararlılık olduğunu göstermektedir. Kesitsel araştırmalar ise yetişkinlik sırasında yeteneklerde dereceli bir düşüş olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu bulgu, yaşa bağlı olmaktan çok, genç yetişkinler vc yaşlılar arasındaki eğitim, sağlık, ilgi ve değer farklılıklarına bağlı olabilir. Araştırmalar, zihinsel bakımdan çok yetenekli bireylerin çocukluk ve ergenlikte öğrenmede çok hızlı olduklarını ve sonra genç yetişkinlikte bir platoya ulaştıklarını göstermektedir. Öte yandan, daha az yetenekli bireyler öğrenmede çok daha yavaştırlar, platoya daha erkenden ulaşıyorlar ve sonra daha hızlı bir düşüş gösteriyorlar (Schiamberg ve Smith, 1982). Öte yandan, yetişkinlikte pratik zekanın başarılı bir yaşam sürdürmede ne denli önemli olduğu da dikkati çekmektedir. Araştırmacılar, bir kişinin zekice seçimler yapma yeteneği ile (süpermarkette benzer maddelerin boyutlarıyla fiyatlarını kıyaslamak gibi), aritmetik işlemler içeren soyut testlerdeki puanları arasında ilişki olmadığını bulmuşlardır. P.B. Baltes'in (1987) zekayı iki genel süreç olarak gören yaklaşımı bu sorunu çözmektedir. Baltes'in iki sürekli model kuramında zekanın işleyişi mekanik ve pragmatik süreçlerden ibarettir. Mekanik zeka, bilgi işlemede ve sorun çözmede kullanılan temel düşünce işlemlerini içerir. Bu tür zeka tam gelişimine büyük olasılıkla ergenliğin sonlarında ulaşmakta ve bundan sonra görece sabit kalmaktadır. Zekanın bu boyutu ZB testlerindeki ölçeklerle ölçülebilmektedir. Pragmatik zeka ise, biriken bilgilerle, uzmanlıkla, gündelik yaşamdaki temel bilişsel becerilerle (mekanik zeka) ilgili yöntemleri içerir. Bu işlevler ve yetenekler yetişkinlik dönemi boyunca gelişmeyi sürdürmektedir. ZB testlerinin sözel ölçekleri ya da birikimli zeka testleri pragmatik zekanın bazı yönlerini ölçebilmektedir. Pragmatik zeka birikimli zekaya üstbilişi, uzmanlığı, yorumsal bilgiyi (bilgeliği) eklemektedir. Cattel'in akıcı ve birikimli zeka kuramından da söz etmekte yarar var. Akıcı zeka (fluid intelligence) insan fizyolojisi ile insanın ilk deneyimlerinin etkileşiminin sonucu olan temel bir yetenektir. Bu zeka biçimi, kavramlar oluşturma, soyut usavurmalar yapma ve karmaşık ilişkileri kavrama yeteneğinden ibarettir. Akıcı zeka, eğitimden ve deneyimden bağımsızdır; geniş bir zihinsel etkinlikler alanına uygulanabilir oluşuda buradan gelir. Bu zeka türünü ölçmede kullanılan testler, harfleri ya da sayıları gruplama, benzer sözcükleri eşleme, sayı dizilerini anmısama gibi etkinlikleri içerir. Birikimli zeka (crystallized intelligence) ise, soyut usavurmanın, soyutlamanın ve karmaşık ilişkiler kavramının öğrenilmiş görevlere uygulanmasını içerir. Birikimli zeka, eğitime ve deneyime bağımlıdır; genel bilgi, sözcük dağarcığı, aritmetik usavurma ya da toplumsal durum testleriyle ölçülür. Her iki zeka türü de yetişkinlerin düşünmede ve sorun çözmede kullandıkları yeteneklerdir. Bir birey yaşam süresi boyunca "bilişsel bir üslup" geliştirir ve sorunları zeka parlaklığı (akıcı zeka) ya da bilgelik (birikimli zeka) yoluyla çözer. Her iki zeka türü de çocukluk ve ergenlikte artış gösterir. Akıcı zeka yetişkinlikte derece derece azalmaya başlar, buna karşılık birikimli zeka yetişkinlikte derece derece artmayı sürdürür. Ancak, birikimli zekanın sürekli artışı eğitim, bilgi edinme, düşünme, kültürel katılma etkinliklerinin sürmesine bağlıdır (Schiamberng ve Smith, 1982). Zihin gelişiminin evrelerinin ergenlikte tamamlandığı bilinmektedir. Ancak, yetişkinin düşüncesi ergenin düşüncesinden bir çok açıdan farklı görünmektedir. Yetişkin düşüncesinin daha az kendine dönük, daha akılcı, daha pratik olduğu kabul edilir. Bu değişikliğin kaynağı nedir? Yetişkinlikte ortaya çıkan bilişsel örüntülerin bireyin yetişkin yaşamında üstlendiği sorumlulukların ve bağlantıların sonucu olduğu düşünülmektedir. Bu görüş özellikle K. Warner Schaie (1982) tarafından savunulmaktadır. Schaie yetişkin bilişinde toplumsal vurgulara ve bağlantılara denk düşen dört evrenin varlığından söz etmektedir (Tablo 12). Tablo 12 Schaie'ye Göre Bilişsel Gelişim Evreleri Çocukluk ve ergenlik: Kazanım (Piaget'in dört evresi) Genç yetişkinlik: Başarma (amaca yönelik öğrenme) Orta Yetişkinlik: Sorumlu (başkalarına ilgi) Yapıcı (toplumsal sisteme ilgi) İleri yetişkinlik: Yeniden bütünleştirici (bilgelik) Kaynak: Aktaran K.S. Berger, 1988 Warner Schaie'nin yetişkin zekasına yaklaşımı biliş ile gelişim görevleri arasında bağlantı kurmaktadır. Bu kuramda yetişkinlikten önceki bilişsel değişimler gitgide daha etkili olan yeni bilgi edinme yollarını yansıtır; yetişkinlik sırasındaki değişimler ise bilgiyi kullanmadaki farklı yolları yansıtır. Bu nedenle Schaie'ye göre çocukluk ve ergenlik tek bir evrede yer alır: Kazanım evresi (acquisitive stage). Bu evrede genç insanlar yeni beceriler öğrenmeye ve bilgi biriktirmeye çalışırlar. Genç yetişkinlikte ikinci evre gelişir: Başarma evresi (achieving stage). Bu evre yıllar içinde toplanmış bilginin uygulanması evresidir. Genç yetişkinler bilgilerini hem mesleki amaçları doğrultusunda, hem de özel yaşamlarında uygulamaya başlarlar. Orta yetişkinliğin bilişsel evreleri şunlardır: Sorumlu evre (responsible stage) ve yapıcı evre (executive stage). Bu iki evre zekayı toplumsal olarak sorumlu biçimde uygulama özelliğini getirir. Sorumlu evrede kişiler aile üyelerine ve birlikte çalıştıkları insanlara karşı yükümlülüklerini tanırlar; yapıcı evrede ise sorumluluk aileden ve iş çevresinden topluma doğru genişler. İleri yetişkinlikte yeniden bütünleştirici evre (reintegrative stage) gelir. İleri yaşlardaki yetişkinler meslek, aile, toplum ya da ulus sorunlarına yönelmek yerine tek bir alana odaklanırlar. Aşağıda ayrıntıları açıklanan bu evrelerden geçişi belirleyen nokta, yaş değil gelişim görevleridir. Schaie, bilişsel açıdan çocukluğun ve ergenliğin bir kazanım evresi oluşturduğuna inanmaktadır; bu evrede bilgi kazanılmakta ve sorun çözme teknikleri öğrenilmektedir, bunların genç kişinin yaşamındaki güncel önemine çok az bakılmaktadır. Genç insan bir konuyu "öğrenmek için öğrenir". Yirmili yılların başlarında bilginin bir ayırım gözetmeden kazanılması evresi aşılır ve başarma evresi'ne girilir; bu evrede kişi bilgiyi kendini dünyaya yerleştirmek için "kullanır". Orta yetişkinlikte bir sorumlu evre gelir; bu üçüncü evrede kişisel amaçların ailesel amaçlara uygunluğu sağlanır; artık zengin ve güçlü olmak, iyi yetişmiş, mutlu çocukları olmak kadar önemli görünmez. Yine bu evrede bazı yetişkinler yapıcı evre denilen yeni bir özel evreye girebilirler: Bu evredeki kişi geniş toplumsal sistemle ilgilidir. Firma, okul ya da kent yöneticisi olarak aldığı yükümlülükler sorumlu evredeki kişininkinden çok daha fazla ve derindir. İleri yetişkinlikte yeniden bütünleştirici evre gelir, burada yaşama bir bütün olarak anlam vermek söz konusudur. Bu evrede kişi, içe doğru dönerek kendi yaşamı üzerine ya da dışa doğru dönerek evren üzerine odaklanır. Schaie'nin yetişkin düşüncesi betimlemesi genç insanın somut ya da soyut işlemsel düşüncesini aşan özellikler taşımaktadır. Günümüzde, soyut-sonrası düşünme (postformal thinking) diye adlandırılan bir düşünce yapısının varlığı tartışılmaktadır. Kimi kuramcılar bu düşünme biçimini yeni bir evre olarak görmektedirler. Kimileri de bunu Piagetci anlamda bir evre olarak kabul etmemektedirler. Çünkü bu evre yaşa dayalı değildir, evrensel değildir, önceki evreden tümüyle farklı değildir. Onlara göre soyut-sonrası düşünceyi düşüncenin bir üslubu olarak görmek daha doğru olur; bu düşünce üslubu bir insanın yaşam deneyimlerinin karmaşıklığıyla, eğitimin derecesiyle ilişkili olabilir. Bütün bu eleştirilere karşın, burada bu yeni yaklaşıma kısaca yer vermekte yarar görüyoruz. Bu yaklaşıma göre Piaget'in geleneksel kuramı yüksek düzeyde bilişsel yeteneğe sahip ayrıksı kişileri dikkate almamaktadır; bunun nedeni de, Piaget'in öncelikle çocukluktaki ve ilk ergenlikteki düşünme süreçleriyle ilgilenmesidir. Patricia Arlin (1975) yeni ve daha ileri bir evre olarak soyut-sonrası işlemlerin var olup olmadığını araştırdı. Arlin'e göre bir evre "üretici sorular" sorarak yeni çözümler geliştirme evresidir. Arlin'in niyeti Piaget'in kuramını reddetmek değil, yeni bir evre katarak bu kuramı genişletmektedir. Arlin'e göre Piaget'in soyut işlem dönemi kişiden bir sorunu çözmesini istemektedir; oysa yeni bir sorun bulmak ya da yeni sorular keşfetmek de bilişsel açıdan önemlidir. Arlin'in "soru bulma evresi" olarak adlandırdığı beşinci evre yetişkinin zihin yapısında yaratıcı düşünme, yeni sorular görme, yeni keşifler yapma evresidir. Günümüzde zeka konusunda gereksinme duyulan bütünleştirici bir model Marion Perlmutter tarafından ortaya atılmıştır. Zekanın üç ayrı düzeyinin birleştirildiği bu yaklaşıma Perlmutter üç katlı model (three-tier model) adını vermekedir (bk. Tablo 13). Bu modelde birinci kat "işleme" (processing), ikinci kat "bilme" (knoving), üçüncü kat "düşünme"dir (thinking). Piaget'in kuramı üçüncü kat üzerinde odaklaştığı halde, faktör analizine dayanan yaklaşımlar ilk iki kat üzerinde yoğunlaşırlar. Birinci kat işlev görmeye doğumda başlar, ikinci kat çocukluk sırasında ortaya çıkar, üçüncü kat daha sonra belirir ve yetişkinlik boyunca gelişimini sürdürür. Her yeni kat eklendikçe sistem daha güçlü ve etkili olur. Ayrıca bu model zekada yetişkinlik boyunca ortaya çıkan değişimleri daha iyi anlamamızı da sağlamaktadır. Biyolojik temelli olan birinci kattaki işlemler yaşamın ileri yıllarında ya bozulan sağlık ya da biyolojik yaşlanma nedeniyle bozulabilir. Psikolojik temelli olan ikinci ve üçüncü katlar ise yaşlanmadan pek etkilenmezler. Çünkü akıcı zekanın temelini oluşturan biliş mekanizmaları ileri yetişkinlikte, çocukluk, ergenlik ve genç yetişkinliktekinden çok daha az önemli olmaktadır. Tablo 13 Üç Katlı Biliş Modeli Kat İ (Mekanik beceriler) Temel mekanizmalar; birincil zihinsel işlevler; akıcı yetenekler Kat İİ (Birikimli beceriler) Sözcük bilgisi; birikimli yetenekler Kat İİİ (Bileşimli beceriler) Mantıksal-matematiksel yapılar; stratejiler; yüksek zihin işlevleri Kaynak: Perlmutter, 1989. Aktaran Perlmutter ve Hall, 1992. Açıklama: Mekanik beceriler = mechanized skills, birikimli yetenekler = crystallized abilities, birikimli beceriler = crystallized skills, bileşimli beceriler = synthesized skills, akıcı yetenekler = fluid abilities karşılığıdır (B.O.). Perlmutter'e göre Kat İ (işleme), dikkat, algı hızı, bellek ve akılyürütme gibi temel bilişsel süreçlerden oluşur (Baltes'in mekanik zekası); bunlar aynı zamanda akıcı zekayı yaratan yeteneklerdir. Bu katta bebeklikte ve ilk çocuklukta gelişim olur, daha sonra bilişsel süreçlerde kararlılık görülür. Kat İİ (bilme) dünyaya ilişkin bilginin birikmesinden oluşur (Baltes'in pragmatik zekası). Bilme dış deneyimlerle gelişir ve uyum göstermeye olanak veren temel bilgiyi sağlar; bunlar aynı zamanda birikimli zekayı yaratan yeteneklerdir. Bu kat dışsal deneyimlere bağlı olarak yaşam boyunca gelişir (kimi yazarlar, orta ve ileri yetişkinlikte yavaşlamasına karşın, bu kattaki gelişimi yetişkin zekasının başat özelliği sayarlar). Kat İİİ (düşünme) yalnızca üstbilişin ortaya çıkmasından sonra gelişir. Bu kat bilgiyle uğraşma stratejilerinden ve yüksek düzeyde uyum göstermeye olanak veren yüksek zihinsel işlevlerden oluşur. Bu kat Piaget'in soyut işlemlerinin özelliği olan mantıksal-matematiksel düşünceyi, aynı zamanda G. Labouvie-Viefin önerdiği soyut-sonrası düşünceyi içerir (Perlmutter ve Hall, 1992). Piaget'in bilişsel gelişim evreleri soyut düşünce ile son bulmaktadır: Soyut işlem evresinde kişi varsayımlı-tümdengelimli akıl yürütmeyi başarabilmektedir. Ancak bu evreye ulaşabilmesi için ergenin olgunlaşması ve eğitim deneyimini tamamlaması gerekmektedir. Soyut düşünme yeteneği ortaya çıktıktan sonra kişi mantıksal kanıtlar üzerinde düşünebilir ve mantık süreçlerini çeşitli sorunlara (özellikle matematik ve fizik ilkelerini içeren problemlere) uygulayabilir. Soyut düşünme yeteneği tam anlamıyla geliştiğinde kişiyi mantıksal ilişkileri kurmaya, belirli bir mantıksal sistemin bütün varsayımlı olasılıklarını görmeye yetenekli kılar. Ancak bu noktada önemli bazı sorular ortaya çıkmaktadır. Yetişkinlerin gündelik yaşamlarında kullandıkları düşünce türü bu mudur? Bununla gerçek yaşam sorunları çözülebilir mi? Soyut düşünce kapalı bir sistemdeki sorunları çözebilir- Böyle bir sistemde bütün değişkenler arasındaki ilişkiler önce tek tek, sonra bir bütün içinde ele alınıp çözümlenebilir- Oysa yetişkin yaşamının gündelik sorunlarının çoğu açık sistemlerin (aile, iş, arkadaşlar, toplum) birbiri içine girmiş çok yünlülüğü içinde ortaya çıkar. Kapalı sistemde tek, kesin bir doğruya ulaşıldığı halde, açık sistemlerde bulanık, kısmi doğrular, çoğu bilinmeyen sayısız değişkenler söz konusudur. Kimi araştırmacılara göre soyut düşünce açık sistemlerle başetme konusunda çok soyut ve katı kalmaktadır; böylece soyut düşüncenin ötesinde dinamik bir düşünce türü saptamanın gereği ortaya çıkmaktadır. Soyut-sonrası düşünce soyut düşünceden daha az soyut (abstract), daha az mutlaktır; yaşamın bağdaştırılamayacak yönlerine uyum sağlayabilir, diyalektiktir, bir düşüncenin ya da durumun çelişik ögelerini daha kavranılır bir bütün içinde bağdaştırmaya elverişlidir. G. Labouvie-Viefe (1985) göre, geleneksel olgun düşünce modelleri nesnel, mantıksal düşünceyi vurgulamakta, buna karşılık öznel duygulara ve kişisel yaşantıya daha az önem vermektedirler. Oysa gerçek olgun, uyumlu düşünce, soyut, nesnel düşünme biçimleri ile duruma duyarlılıktan doğan öznel, anlatımcı biçimler arasındaki etkileşimi içerir. Yetişkinin bu bileşimi gerçekleştiren düşünce biçimine uyumsal düşünce (adaptive thought) adı verilmektedir. Kimi kuramcılar da bilişin en ileri biçimi olarak diyalektik düşünce'yi (dialectical thought) önermektedirler. Felsefi bir kavram olarak diyalektik sözcüğü her düşüncenin, her doğrunun karşıtını da içerdiği ilkesine dayanmaktadır. Her fikir ya da tez, karşı fikri ya da antitezi de içerir. Diyalektik düşünce, bir fikrin iki kutbunu da aynı anda düşünmeyi ve sonra bunları bir bileşim içinde birleştirmeyi, böylece özgün düşünce ile onun karşıtını bütünleştirmeyi sağlar. Dünyada yaşanan sistemler kapalı olmaktan çok açık oldukları ve sürekli değişimler kaçınılmaz olduğu için diyalektik süreç de süreklidir. Gündelik yaşamda diyalektik düşünce bir insanın inançlarının ve yaşantılarının, karşılaştığı bütün çelişkilerle ve bağdaşmazlıklarla sürekli bütünleşmesi demektir. M. Basseches (1984) diyalektik düşünce araştırmasında deneklere "eğitimin özü nedir?" gibi düşünceyi kışkırtıcı sorular sormakta, sonra yanıtları diyalektik düşüncenin yirmi dört temel özelliğine göre puanlamaktadır. Hem yaşam deneyimleri hem de eğitim diyalektik düşüncenin ilerlemesini teşvik etmekte, ama ikisi de gelişmesini garanti edememektedir. Gerçekte, uyumsal düşünce ve diyalektik düşünce normatif olmaktan çok ideal olarak görülmesi gereken düşünce biçimleridir. İnsanların çoğu soyut-sonrası düşünceyi hiçbir zaman kullanamayacağı gibi, çoğu da düzensiz olarak ya da yalnızca özel alanlarda kullanabilecektir. (K.S. Berger, 1988) Zihin gelişiminde soyut işlem yeteneği kişiyi yetişkinlerin dünyasına girmeye hazırlayan en önemli etkendir. Ancak soyut işlem yeteneği gelişirken bireyin kişilik yapısını da geliştiğini unutmamak gerekir; bu bağlamda, kişinin kendini algılayışından ahlak anlayışına kadar pek çok şey de değişmektedir. Yetişkinlikte, hem çocukluğun tümevarımcı usavurma (inductive reasoning) biçimi, hem de ergenlikten itibaren kazanılan tümdengelimci usavurma (deductive reasoning) biçimi kullanılır. Ama bütün yetişkinlerin soyut işlemlere tam anlamıyla ulaşamadıkları da bir gerçektir. Başka bir deyişle, en gelişmiş toplumlarda bile bireylerin hepsinin soyut düşüncenin en ileri düzeylerine ulaşamadıkları görülmektedir. Bunun temel nedeni, belki bireyin toplum tarafından yeterince uyarılmaması, toplumdan yabancılaşma nedeniyle bu düşünme biçiminden isteyerek ya da istemeyerek uzaklaşmasıdır. Öte yandan, özellikle günümüzde yoğun çevre sorunları kimi bireyleri kent ve sanayi yaşamından uzaklaştırırken, doğal ve somut olana yaklaşma bağlamında, soyut düşünme biçimlerinden de kaçmaya yol açabilmektedir.
__________________
M@D_VIPer Nickten Öte..Bir Markadır... Her Gidişin Bir Dönüşü,Her Bitişin Bir Başlangıcı Vardır..!!! |
|
|
|
| Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Uyku ve Yaşlılık | BeatLes | Revir | 0 | 04-05-2010 01:05 AM |
| Ölüm | GooD aNd EvıL | Eskiler (Arşiv) | 0 | 10-07-2007 07:40 AM |
| 'Yaşlılık aylığı yükseltilmeli' / 1 ekim | M@D_VIPer | Eskiler (Arşiv) | 0 | 10-01-2006 03:30 PM |
| 'Yaşlılık aylığı yükseltilmeli' / 1 ekim | M@D_VIPer | Eskiler (Arşiv) | 0 | 10-01-2006 03:24 PM |
| Romatizma yaşlılık hastalığı değil | Karizmatix | Eskiler (Arşiv) | 1 | 03-19-2006 03:20 AM |